DEMİR-10

1491 Words
Doktorun sıkı tembihleri sonrası taburcu olan Şenay Hanım eve getirildiğinde odasında dinlenmek istediği için kızların yardımı ile üst kata çıktı. Gonca da yanındaydı ve özel bir yemek listesi ellerindeydi. Başının altındaki yastığı düzelten Safir “İyi misin annem rahatsın değil mi?” diye sorunca ona gülümseyen kadın “İyiyim kızım. Hadi siz çıkın da bizi Gonca kızımla baş başa bırakın.” dedi. Aysun saçlarını omuzunun üzerinden geri savurup “Ay şimdi kıskanmam lazımdı ama ben yengesini çok seven minnoş bir stajyer doktorum” dediğinde Gonca kıkırdadı. Şenay Hanım da gülerken Safir göz devirdi ama “İlk defa seninle aynı fikirdeyim. Gonca değil de başkası olsa galiba görümcelik damarım horon teperdi” demeyi de eksik etmedi. Kızlar odadan çıkarken ikisine de öpücük atmayı ihmal etmediğinde Gonca iç çekip kadının yatağının kıyısına oturdu. “Şenay Anne iyisin değil mi?” “İyiyim kızım merak etme.” “Çok korktum. Ödüm patladı sana bir şey olacak diye. Üstelik yarı yarıya benim yüzümden de böyle hasta olmuş oldun. Çok canım acıdı.” Elini kaldırıp kızın yanağına koyan kadın “Senin ne günahın var kızım. Oğlumu evlendirmek için asıl ben seni biraz zorlar gibi oldum. Üstelik onun ters tavırlarına seni mahkûm ettim. Bak, aslında benim oğlum çok iyi bir kalbe sahip. Bana kardeşlerine ailesine bağlı, düşünceli, pamuk gibi ama ondan habersiz hayatı hakkında karar verince celallendi. Haklı da ama benim de mürüvvetini görmek hakkım. Sırf mesleğinden dolayı evlenmeyi asla düşünmedi. Daha önce çok samimi olduğu ona mesleğinin ilk yıllarında yardımı dokunmuş bir komutanı vardı ruhu şad olsun. Evli iki de yeni doğmuş bebeği varken şehit oldu. O törende hanımı Ahsen’in kucağında ikizleri kocasının tabutu başında hem dimdik durup hem de içten içe yıkılışını izledik. Allah sabrını versin hala da gider geliriz birbirimize bağlantımızı hiç koparmadık ama o yıkılışı gözlerinde görürüz. Diyorum o törenden sonra Demir kesinkes kararını verdi. Ardımda gözü yaşlı bir eş babasız çocuk bırakamam dedi.” Derken gözünden akan yaş yanağından süzüldü. Gonca’nın da gözleri dolmuştu. Omuz silkti. “Seni de onu da anlıyorum ben Şenay Anne. O yüzden hiç canını sıkma. Oğlun için de merak etme. Hani derler ya dinsizin hakkından imasız diye bizdeki de o mevzu olacak. Sana sözüm olsun. Dayanabildiğim yere kadar dayanacağım.” Uzanıp kadına sarıldığında iç çekti. Anlaşılan bu tatlı kadın için oğlunu biraz daha çekecekti. Aklı da almıyordu böylesine naif ve sakin bir anne babanın odundan hallice bir oğlu nasıl olurdu. Odadan çıktığında ilaçlarını alan kadın uykuya dalmıştı. Kendi odasına geçip üzerini değiştirmek istediğinde yatağın üzerinde uzanan adamla duraksadı. “Senin burada ne işin var?” “Aynı soruyu ben soracaktım sana kül kedisi. Senin bu odada ne işin var?” “Burası benim odam ben burada kalıyorum.” “Hadi ya. Kim verdi sana burayı bakayım.” Burnundan aldığı soluğu bırakan genç kız başını yana eğip “Sultan Sülüman. Dedi var git kal o odada. İtiraz ederisen tiz kellen vurula da diye ekledi.” Derken gayet ciddiydi. Demir istifini bozmadı ama “Sen benimle dalga mı geçiyorsun?” dedi. “Anladın mı?” “Anladım anladım da bu cesareti sen nereden buluyorsun onu anlamadım.” Kollarını göğsünde birleştiren kız omuz silkip “Sana cevap vermek için cesarete ihtiyacım yok. Malum deli deliyi görünce sopa saklar. Eh ben de o sopayı saklayacak göz olmayınca senin saklamanı bekliyorum.” Dediğinde yüzünde beliren gülümseme adamın sinirine dokunuyordu. Ayağa kalkan adam kızın önüne kadar yürüyüp dikilirken tepeden bakıyordu. Kaşları çatılmış yüzü kaskatı kesilmişti. Gonca’nın geri adım atmak yerine tek kaşı havada başını kaldırmış ona bakması da ayrı bir sinir konusuydu. Korkmuyordu. Ya da korkuyor ama iyi saklıyordu. “Kızım, ben sana bir sopa saklarım aklın şaşar.” “Edepsiz.” Demir çatık kaşlarını düzeltti. Ardından eğlenen bir şekilde ellerini cebine sokarken başını öne doğru eğdi ve kızın yüzüne doğru “Neden edepsiz dedin karıcım? Sonuçta sen benim karımsın. Karı koca arasında böyle muhabbetler olur. Yanlış mıyım?” değince Gonca bir adım geri çekildi. Muzip bir bakışla konuşurken oldukça eğleniyor gibi görünüyordu. “Doğrusun kocam aşk olsun sana yanlış der miyim ben hiç. Bu arada senin tarihin iyiymiş. Hayrına bana ders çalıştır da şu konuları atlatayım. Kızlar demişti bizi abim hazırladı yks ye diye. Eee madem karınım bana da bir el atarsın artık ama önce üzerimi değiştireyim malum bacaklarım hep yara.” Sözleri bittiğinde sevimlice sırıtıp adamın yanından geçip giyinme odasına girdi. Arkasından şaşkınca bakan adam “Manyak” diye homurdandı. Çalışma masasına baktığında kaşları havalandı. Gonca ise evin içi sıcak olduğu ve rahat hissettiği için dizlerinde olan elbiselerinden birini giydi. Mavi elbisenin üzerinde küçük beyaz kır çiçekleri bezeliydi. v yaka olması biraz olsun gerdanını ve göğüs oluğunu göze gösterişli yapsa da sorun etmiyordu. Sonuçta kocam dediği adam belli ki ondan nefret ediyordu. Bakmazdı. Yanıklarına merhem sürdü. Kesiğin ise bandını değiştirdi. Sonunda giyinme odasından çıktığında Demir kitapları inceliyordu. Arkasına kadar gelip iri adamı izlemeye başladığında bazı şeylerin zorla ya da mecburi değil de isteyerek olsa nasıl olurdu diye düşündü. Sonra onun davranışları aklına geldiğinde güzel olan tüm ihtimaller yerini tırmık süpürge kavgaya döndü. Hafifçe öksürüp “Eee bakabildin mi?” diyerek geldiğini belli etti. Saçlarını omuzlarından salmıştı ve dolgun bukleler kendini belli ediyordu. Yeşilleri parlaktı. Teni ise bebek teni gibi yumuşak ve lekesizdi. Aslında Gonca güzel kızdı. Demir ona döndüğünde bir an baştan ayağa süzdü. Sonunda gözlerinde durduğunda başı ile masadaki kitapları işaret etti. “Bunlar ne?” Gonca şaşkınca elini ağzına kapadı ve “Aaa senin haberin yok mu? Buna kitap diyorlar. Hatta bazıları test bazıları ders kitabı. Hatta şunlar ajanda diğerleri de kalem silgi falan.” Dedi. Ona ters ters bakan adam eliyle sinek kovalar gibi kıza hareket yapıp “Zekâ seviyem seninle eşit değil kül kedisi o yüzden zırvalıklarını kendine sakla da ne halt ettiğini söyle.” Derken Gonca koltuğuna oturdu ve kızların ona hediye aldığı hukuk kitaplarını gösterip konuştu. “Üniversiteye hazırlanıyorum. Hukuk okuyacağım da. Karşında geleceğin hakimi duruyor.” Gonca bunu gururla söylemişti ama Demir durup durup öyle bir kahkaha patlattı ki genç kız komik bir şey söylediğini düşündü. Gülüşleri arasında “Sen. Ahahahahah. Hukuk. Ahaahhahaah. Hâkim. Ahahahahahahahah” dediğinde kaşları çatılan kız sinirle soludu. Alay eden adam “Kızım senden olsa olsa adliyede çaycı olur. O yüzden fazla uğraşma istersen. Bu evde de günlerin sayılıyken saçma hayallerin peşinden koşma derim. Ne o sevgilin sana böyle bir hayat sağlayamıyor mu?” deyip başını sağa sola sallayarak “Sağlayamaz tabi. Amcanlardan korkup seni koruyamayan adam bunlara mı imkan sunacak.” Dedi ve odadan çıktı. Arkasından bakan Gonca yüzünü buruşturup “Ne sevgilisi be? Her kızı kafasında nasıl bir noktaya koymuşsa otomatik sevgilisi var zannediyor herhalde sığ öküz” diye homurdandı. O sırada aralık kalan kapıdan Mıstık girip bacaklarına sürtününce canı yansa da kucağına aldığı büyük kedinin tüylerini sevdi. “Ya Mıstık sizde olmasanız derdimi anlayan yok. Biliyor musun benim de Haydar’ım var. Nasıl iyi gelir insana var ya. Benim diyenden daha merhametli, sadık, huzur veren, masum. Şu an burada olsa kafasını omzuma yaslar sarılayım diye beklerdi.” Gonca kedi ile konuşuyordu ama kapının aralık kısmından bir şey almak için geri gelmek üzere olan ve kızı dinleyen Demir iyice bileniyordu. O sırada yanına gelen Olcay “Hayırdır lan kapı mı dinliyorsun?” dediğinde istemsiz irkildi. Dişleri arasından söven adam “Kapı benim oğlum ne dinlemesi” dese de arkadaşının “Yav he he” lafına maruz kaldı. Sonra “Boşver şimdi onu bunu abicim Mustafa amca bizimle konuşmak istiyor. Hadi” değince ikisi de alt kata indiler. Safir ile Aysun ise mutfaktaydı. Liste de olanlardan annelerine yemek hazırlıyorlardı. Bayram, su almak için mutfağa girdiğinde Aysun elindeki çöp poşetini mutfak kapısından dışarı çıkarıyordu. Safir ise yaptığı çorbayı karıştırıyordu. “Kolay gelsin.” “Teşekkür ederim.” “Eee nasıl gidiyor?” “Ne nasıl gidiyor?” “Hayat işte. Staja da başlamışsınız?” “Hee onu diyorsun. İyi geçiyor. Sevdik valla bu işi yani en azından ben sevdim.” “Mesleğini sevmen güzel tabi.” Bayram sırtını tezgâha yaslamış biraz ötesinde çorba karıştıran kıza bakıyordu. Elinde ise masanın üzerindeki sürahiden doldurduğu su vardı. Safir konuşmaya başladığında Bayram içtiği suyu püskürtmeden duramadı. “Ya mesleğimi seviyorum elbette ama mevzu o değil. Hastaneyi bir görsen resmen mankenlik ajansı gibi. Öyle yakışıklı doktorlar var ki cennete düşmüşüz de haberimiz yokmuş.” Püskürttüğü su yüzünden öksürmeye başladığında gözlüğünün arkasından adama göz ucu bakan Safir içten içe kıkırdayıp oh çekti. “Yakışıklı derken?” “Hıhı yakışıklı. Böyle görsen uzun boylu renkli gözlü resmen özene bezene yaratılmışlar ki sorma gitsin. Hani onlar erkekse dışarıdakiler ne dersin.” Bayram kaşlarını çatarken bardağı elinde sıkmaya başlamıştı. O ara tam bir şey diyecekti ki Olcay kapı eşiğinden ona da seslendi ve gelmesini istedi. Tüm lafları ağzının içinde kalan adam son kez kıza bakıp mutfaktan çıktığında iç çeken Safir burnunun ucuna inen gözlüğünü düzeltip “Eee hoca efendi. Kızmaca gücenmece yok ama şeytan da azapta gerek. Bu daha iyi günlerin benden demesi.” Derken omuz silkmişti. Üç koca adamı ise salona çeken Mustafa Bey komutanlarından gelen telefonun açıklamasını bekliyordu. “Demir, oğlum siz ceza mı aldınız?” Aynı anda birbirlerine bakan adamlar resmen okuldan uzaklaştırma alan liseli ergenler gibiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD