Mecburiyetler insanı zora sokar. Bunu da ekarte etmenin en kolay yolu deliliye vurmaktır. Gonca bir süre işleri deliliğe vuracaktı anlaşılan çünkü aklı selim şekilde Demir ile olmazdı.
Akşam olup da herkes yemek masasına oturduğunda karşı koca yan yanaydı. Tabi Şenay Hanım’ın kedi gibi mazlum bakışlarının etkisi de vardı. Demir ise gün içinde kızın konuşmalarını dinlediği üstüne de babasından fırça yediği için sinirleri iki kat bozuktu.
Tuza uzanacakken kolunun çarpacağı kişinin karısı olması umurunda değildi. Karım demek bile zulümdü onun için. Gonca ise ondan önce tuza uzanıp aheste aheste yemeğine tuz kattı ve karşısında oturan Safir’e uzattı. Herkes yemeği ile ilgilenirken hafifçe eğilen adam “Bana bak kül kedisi damarımın üzerinde fazla oynuyorsun” dediğinde elleriyle sarıp pişirdiği sarmayı ağzına atan kız göz ucu kocasına bakıp “Sabrın sonu selamet derler. Ha gayret aslan parçası olacak olacak.” Diye mırıldandı.
Masanın altında kızın ayağına basan adam dişlerini sıkıp “Sabır benlik değil dilli haberin olsun.” Diyerek yemeğine devam etti. Kız ise “Toynağın yanlış yerlerde kocacım. Dikkat et de nalını sökmeyeyim.” Derken ayağını çekti ve adamın ayağına topuklu terliği ile bastı. Demir elbette erkekliğin şanından değip ses etmedi ama ona dersini odada bildirmeyi de aklının köşesine not etti. Mustafa Bey elinden kaşığını bırakıp ailesine baktığında “Sizinle bir şey konuşmam lazım” dediğinde üçlü gelecek konunun ne olduğunu biliyordu.
Şenay Hanım “Hayır olsun” dediğinde “Aslında hayır ama sakin kalacağına önce sen söz vermelisin” diyen adam karısına baktı. Anında nefesi hızlanan kadın yutkundu.
“Korkutma beni.”
“Korkma. Demir’ler bir süre daha burada bizimle kalacak.”
“Bunun nesi kötü.”
“Kötü değil de üçü de iki yıl görevden uzaklaştırma almış.”
Kadın önce evladına sonra da evlat bildiklerine baktı. Safir ile Aysun aynı anda “Oha” derken Remziye Hanım da iç çekmişti. Gonca ise kaşlarını kaldırmış adamlara bakıyordu. Sonunda tepki veren kadın kocaman gülümsedi.
“Ceza almanız kötü olmuş evlatlarım ama iki sene burada dizimin dibinde olacaksınız. Bundan güzel haber mi olur.”
Şenay gerçekten de sevinmişti. En azından iki yıl içinde belki de oğlu karısına ısınır severdi.
Gece ilerleyip herkes odasına çekildiğinde Gonca giyinme odasında geceliğini giydi. Aslında pijama giyerdi ama bacakları yaraydı. Yatak odası kısmına geri döndüğünde yatağa uzanmış adamla “Eee sen yine buradasın” dedi. Demir ona bakıp göz devirdi.
“Anlamada kıtlık çekiyorsun belli ki. Burası benim odam. Gidecek olan sensin.”
Kollarını göğsünde kavuşturan kız “Gitmiyorum” dedi.
“Gitmiyorsun.”
“Evet gitmiyorum.”
“Sen şimdi bu odadan gitmiyorsun yani.”
Alt dudağını yazık der gibi ısıran kız sonradan “Ay yazık buga girdi” derken çalışma masasına doğru gidiyordu. Demir ayağa kalkıp kolundan tuttuğu gibi kendine çevirdi.
“Kızım yüzsüz müsün sen? Gelmiş odama kurulmuşsun bir de artistlik mi taslıyorsun.”
“Ben yüzsüz değilim de sen fazla agresifsin. Papatya çayı iç iyi gelir. Hoş sen değil bir fincan çay papatya tarlası yesen sende fayda etmez ya neyse.”
“Bana bak.”
Kolunu daha sıkı tutup bedenini eğdiğinde kızla burun buruna kalmıştı.
“Sana dilini topla ağzının içinde tut derken boşa konuşmuyordum. Canını yakarım.”
Yeşillerini adamın elalarına mıh gibi çakan Gonca “Canımı yakarsın öyle mi? Ne yaparsın mesela. Döver misin? Kolumdan tutup kapı dışarı mı edersin. Yoksa keyfine göre mi davranırsın. Hangisini yaparsan beni korkutacağını düşünüyorsun çok merak ettim. Bana bak aslan parçası. Benim babam öldüğünden beri çektiğimi bir ben bir de Allah biliyor. Sırf babamın emeği onu hak etmeyenlere kalacak diye koca evi yakmış kızım ben. Cüsseme gücüme bakmadan sen gibi amcamlara karşı koymuşum. Öleceğimi bilsem de geri durmamışım. Gelmişsin bana öyle havadan havadan konuşma boyuna posuna da güvenme. Devede de boy var ama eşeğin peşinden gidiyor. Kısacası komutan bir süre en azından Şenay anne biraz daha toparlanana kadar sakin sakin geçinelim. Sonrası Allah kerim der geçeriz. Şimdi patini kolumdan çek ders çalışmam lazım.” Dediğinde dik duruşundan ödün vermedi.
Yüzü buruşan adam kolunu bırakıp bir adım geri çekildiğinde “ne konuştun be kızım ya. Car car car. Otuz yaşından sonra karı dırdırı da mı çekecektim ben ah anne ha. Neyse, bak acıların kül kedisi. Bir kadına terörist veya ülke düşmanı değilse el kaldırmam ben onu içi boş kafana sok. Bana posta koyarken iki kere düşün. Aynı yatakta yatmayı ya da ben uyurken ders çalışmayı falan da unut. Çok istiyorsan git giyinme odasında çalış zıbar yat. Umurumda değil. Benle fazladan üç cümle kurma sesine bile tahammülüm yok. Yeterince açık mı?” dedi. Yüzünde gram yumuşama ya da sakinleşme ibaresi yoktu.
Alnını ovan kız onunla aynı yatakta yatamayacağını elbette biliyordu ama giyinme odasındaki pufta da yatmak pek cazip gelmese de saçma bir şekilde mecburdu. Çünkü tüm odalar doluydu. Salonda yatamazdı. E Demir de gitmiyordu salona yani el mahkûm ortada kalmıştı. Bakışlarını adamdan çeken kız sağa sola bakındı. Ardından masanın taşınma ihtimalini hesap etti. Adam dönüp “O zaman aslan parçası hele bir el atta masayı içeri taşıyalım. Malum prensesimiz rahatsız oluyor benimse çalışıp konu yetiştirmem gerekiyor.” Dedi.
Göz deviren adam arkasını dönüp banyoya giderken homurdandı.
“Hamalın yok. Kendin götür.”
“Yeminle kanser edersin adamı.”
“Seçimler ve sonuçlar acıların kül kedisi bana kabahat bulma.”
“Aslında annenin sana neden kendi kız bulmaya çalışıyor daha iyi anladım. Bu şekilde dünyanın en sabırlı kızı olsa çoktan suratına şamarı yapıştırmış seni terk etmişti. Resmen huysuz emekli amcalar gibisin.”
Demir banyonun kapısından kafasını uzatıp “Ben istesem öyle kızlar bulur keyiften delirtirim ki aklın şaşar. Sen kendi derdine yan. Annem seni bana zorla almasa evde kalmıştın. Ama dur ya senin evde kalman imkânsız da nerede ne halde olurdun Allah bilir.” Dedikten sonra kapıyı kapadı.
“Öküz. İma ettiği şeylerin çirkinliğini de göremiyor.”
Masa işi yarına kalmıştı. Belki de Olcay ile Bayram’dan yardım isteyebilirdi. Bilgisayar defter ve kitabını kucakladığı gibi giyinme odasına geçti. Orasının geniş olması işine yaramıştı. Dolaptan kendine bir battaniye aldı ve yere serdi. Eşyalarını koyup bilgisayarını şarja taktı. Su şişesiyle kulaklığını da aldığında hazırdı. Biraz sırtı ağrıyacaktı ve ama en azından onun yüzünü görmezdi.
Demir ise işi bittiğinde yatağın kıyısındaki eşofmanlarını giydi ve yattı. Gece saat üç gibi uyandığında kan ter içindeydi. Gittikleri bazı operasyonların gece rüyasına girmesi ilk değildi. Tişörtü başından çıkarıp yere attığında nefesi yeni düzene giriyordu. Giyinme odasına kızı umursamadan girdiğinde gördüğü görüntü ile duraksadı. Sırtını duvara yaslamış Gonca elinde kitap uyuya kalmıştı. Bilgisayar hala açıktı ve ders videosu sessiz bir şekilde devam ediyordu.
Tişörtünü alıp çıkacaktı ki soluğunu sıkkın bir ifade ile bırakıp pufa yatması için omuzundan dürtecekti ki kızın ekranı karartılmış telefona peş peşe bildirim gelmesi ile vazgeçti. Anlaşılan aşığı konuşmak istiyordu. Yüzü kaskatı kesilirken dişini sıkıp odaya geri döndü. Tişörtü giydiğinde yatağa oturdu ve suratını sıvazladı. Annesi başına resmen bela açmıştı.
Başkasını düşünen belki de başkasına aşık bir kızı karısı olarak layık görmüştü ama o Haydar denen herifi sakladığına emindi. Ya da durumunu kullanıp annesine vicdan yaptırmıştı. Sonuçta çiftlikte havyan boku temizlemektense şehirde yaşamaz daha iyiydi.
Yine de bu işe bir son vermesi gerekiyordu. Sabah babasıyla konuşup annesinin haberi olmadan kızı boşayabilirdi. Sonra da kızların odasına postalar kendi rahat ederdi. Bu düşüncelerle yeniden uykuya daldığında rüyasında Gonca vardı. Yine kavga ediyorlardı. Sabah olup uyandığında bir an önce bu kızdan kurtulması gerektiğine emin olmuştu. Gonca ise tutulmuş olan tüm bedeni ile zorla kalkıp üzerini değiştirdi. Tuvalette işlerini halledip telefonunu eline aldığı gibi odadan çıkarken Demir’in olmaması işine gelmişti. Anlaşılan pek de centilmen olmayan kütük kocası erken uyanıyordu.
Salona indiğinde hemen mutfağa girdi. Kızlar da eş zamanlı gelince kahvaltı hazırlamaya başladılar. Diğer yandan Demir babasını bahçedeki çardağa çekmiş konuyu konuşuyordu.
“Baba bak bu iş böyle olmaz. Ben o kızla nikahlı kalmak istemiyorum. Annemin haberi olmaz. Zamanla da bakar ki anlaşamıyoruz kendi ister ayrılmamızı ama ben bu işin devamına razı değilim.”
“Oğlum iyi hoş diyorsun da” demişti ki babası, bahçeye giren yirmi beş yaşlarında bir delikanlı “Mustafa amca ocağına düştüm” diyerek yanlarına oturdu. Demir çocuğa baktığında tanır gibi oldu ama çıkaramadı.
Adam ise “Hayır olsun Muhsin oğlum ne olur sabah sabah.” Diye sorarak anlamaya çalıştı.
“Yandım ben amca yandım. Hem de marmara çırası gibi yandım.”
“Ne oldu oğlum? Az sakinleş de anlat hele.”
Resmen çocuk gibi ağlamaya başlayan adam omuz silkti.
“Aptallığımın bedelini ödüyorum amca. Ağzıma ettiler de haberim olmadı. Mal olduğumu tescilledim. Salağım da aslında ama çok hafif kalıyor benim yanımda.”
Demir sessizce dinliyordu. Mustafa Bey sonunda “Muhsin, oğlum kendine hakaretlerin bitince bana durumu anlatırsın artık” diyerek çıkıştığında çaresiz bir şekilde adama bakan delikanlı dökülmeye başladı.
“Amca bilirsin bir öncesine kadar evliydim.”
“Biliyorum. Ayrılmıştınız.”
“Eh şimdi işler çok fena sarpa sardı.”
“Neden evladım. Daha kahvaltı yapmadım benim aklımla oynama.”
“Ben bu boşanmadan sonra geçen bir yılda Nehir’e âşık oldum. Karımken gözüme güzel gelmeyen kız boşanınca bir garip oldu. Biliyorsun zaten evler karşı karşıyaydı. Ben bunu izlemeye başladım. Aslında çok sakin naif bir kızmış. Güzel de. Huyu suyu desen bir içim su gibi. İçime öyle bir ateş düştü ki annemlere görücü usulü evlendirdiler diye kızıyordum ya halt etmişim. Şimdi diyorum ki yeniden evlenelim. Ama bana olmaz diyor. Biz dinen de boşanınca aradan da bir yıl geçince yeniden nikah düşmezmiş. Bana dedi ki hülle gerekli. Başka türlü ben sana eş olamam. Sordum araştırdım ne menem bir şeymiş bu hülle.”
Adam resmen ağlıyordu. Mustafa Bey de durumu anlamıştı. Hülle bilinen bir durumdu ama çok fazla bu konu ile ilgili düşünce ve bildiri vardı. Genelde bu niyetle kılınan nikahların neticesinde kadın boşansa dahi ilk eşine haramdı çünkü nikah batıl oluyordu. Karışık bir durumdu.
Demir babasına “Baba bu hülle ne demek?” dediğinde oğlu içinde bu durumun bir ders olabileceğini düşünen adam durumu izah etmeye başladı. Demir ise duyduklarından sonra gözlerini büyütmüş ardından kaşlarını çatmış ve “Nasıl yani? Ben şimdi Gonca’dan boşanacağım. Sonra velev ki oldu da yeniden evlenmek istedim önce başkası ile evlenecek karı koca olacak o koca da boşamak isterse boşayacak sonra Gonca gelecek ben nikah kıyacağım. Gavat mıyım lan ben” demişti. Babasına lan demeyi ya da konuyu Gonca ve kendi ile bağdaştırmayı ise tamamen iç güdüsel olarak yaptığını fark etmemişti.