TANITIM
GÖLGE VE IŞIK: YARATILIŞIN İLK GÜNAHI
Akademinin tozlu havası, taze yağlı boya kokusuyla karışıyordu. Profesör Aras, amfideki devasa tuvalin önünde durmuş, anatomi ve ışık üzerine son dersini veriyordu. "Gördüğünüzü değil, hissettiğinizi çizin," diyordu sesi yankılanarak. Yasemin, en arka sırada, kömür kalemini kağıdın üzerinde adeta bir kırbaç gibi gezdiriyordu. Uzun, kumral saçları omuzlarından dökülürken, gözleri sadece Aras’ın üzerinde, onun her bir hareketindeydi. Yasemin o an Aras’ın anlattığı vazo kompozisyonunu değil, zihnindeki o yasaklı imgeyi; Aras’ın heybetli ve çıplak vücudunu tüm kusursuzluğuyla kağıda döküyordu.
Ders bittiğinde, öğrenciler sessizce dağıldı. Yasemin tam kapıdan çıkacakken Aras’ın otoriter sesi duyuldu: "Yasemin, kal lütfen."
Genç kızın kalbi göğüs kafesini zorlamaya başladı. Aras ağır adımlarla yaklaştı, Yasemin’in titreyen ellerinden defteri çekip aldı. Sayfayı çevirdiğinde karşılaştığı çizim, odadaki havayı bir anda buz kesti. Aras’ın çıplak silüeti, tüm detaylarıyla oradaydı. Aras, bakışlarını defterden ayırmadan alçak bir sesle, "Hayal gücün, gerçeklikten daha tehlikeli," dedi. "Bu defter bende kalacak. Şimdi gidebilirsin." Yasemin tek kelime edemedi; odadan çıktığında üzerinde kalan o yoğun bakışın ağırlığıyla sarsılıyordu.
Haftalar sonra, hayatının en önemli gecesi gelip çatmıştı. Yasemin, ailesinin zoruyla nişanlandığı Selim ile yüzük takacaktı. Ancak o gece, kaderin en büyük şakasını öğrenecekti: Selim’in hayranlıkla bahsettiği, ailenin gururu olan o uzak akrabası, Profesör Aras’tan başkası değildi. Nişan töreni boyunca Aras’ın buz gibi bakışları Yasemin’in üzerinde bir gölge gibi gezindi.
Tören sonrası eve geçildiğinde, Selim kutlamayı abartıp sızacak kadar içmişti. Selim’in annesi, "Gelenek böyledir," diyerek Yasemin’i hazırlamaya başladı. Ona ipek, beyaz bir gecelik giydirdi ve sakinleşmesi için bir kadeh şarap uzattı. Yasemin, şarabın içine atılan ilacın etkisinden habersizce son damlasına kadar içti. Bir süre sonra dünya dönmeye, görüntüler bulanıklaşmaya başladı. Kayınvalidesi, "Sürpriz olsun," diyerek Yasemin’in gözlerini siyah bir bantla sıkıca bağladı ve onu yatak odasında yalnız bıraktı.
Yasemin, ilacın etkisiyle yarı baygın bir halde yatağın kenarında bekliyordu. Kapı açıldı. İçeri giren kişinin ağır adımları halının üzerinde yankılandı. Gelen kişi kol saatini çıkarıp komodinin üzerine sertçe bıraktı; metalin sesi odada çınladı. Yasemin, gelenin Selim olduğunu sanarak geri çekildi ama o tanıdık, erkeksi koku ciğerlerine dolduğunda bedeni bir elektrik akımına kapıldı. Adam, Yasemin’in omuzlarından dökülen geceliğin askılarını yavaşça indirdi. Parmakları tenine değdiğinde Yasemin inledi; bu Selim’in elleri olamazdı.
Tam o anda, adam beklenmedik bir hareketle Yasemin’in göz bağını çözdü. Genç kız, loş ışıkta karşısındaki yüze baktığında nefesi kesildi. Karşısında duran, nişanlısı değil, Profesör Aras’tı. Aras’ın gözlerinde tutku ve öfke harmanlanmıştı. "Benim fırçamla çizdiğin hayalin içindesin şimdi," diye fısıldadı Aras.
Dışarıdan Selim’in sendeleyen ayak sesleri ve mırıldanmaları duyulmaya başladığında büyü bozuldu. Aras, çevik bir hareketle odadaki gizli balkona ya da banyoya doğru yönelirken; Yasemin panik içinde kendini banyoya attı. Küvetin içine dolan soğuk suyun altına girerken hem ilacın etkisinden kurtulmaya çalışıyor hem de az önce yaşadığı o karanlık ve yasaklı temasın ürpertisiyle titriyordu. Hayatının en güvenli olması gereken gecesi, artık geri dönüşü olmayan bir günaha bürünmüştü.