1. BÖLÜM: TUVALDEKİ GÜNAH

2267 Words
Akademinin yüksek tavanlı amfisine sinen yoğun yağlı boya ve tiner kokusu, Yasemin için her zaman bir kaçış noktası olmuştu. Ancak bugün, o kokunun bile bastıramadığı tuhaf, boğucu bir sıcaklık vardı odada. Sıraların en arkasında, pencerenden sızan solgun ışığın altında oturmuş, önündeki devasa çizim defterine bakıyordu. Parmaklarının arasındaki kömür kalem, onun iradesinden bağımsız bir şekilde kağıdın üzerinde ritmik sesler çıkararak geziniyordu. Kürsüde ise o vardı. Profesör Aras. Aras, sadece akademinin değil, ülkenin parmakla gösterilen en ünlü, en gizemli ressamlarından biriydi. Duruşu, her zaman mesafeli olan o keskin yüz hatları ve sanata dair konuşurken sesinde yankılanan o derin otorite, amfideki herkesi büyülüyordu. Bugün de anatomi ve gölge üzerine bir ders anlatıyordu. Sesi, duvarlara çarpıp Yasemin’in zihnine ulaşıyor ama genç kız kelimeleri duymuyordu. O, sadece adamın hareketlerini, tebeşiri tutan güçlü parmaklarını, gömleğinin altından belli olan o dik omuzlarını izliyordu. "Işık, nesneyi var eder," diyordu Aras, siyah tahtanın önünde yavaşça dönerek. "Ama gölge, onun ruhunu gizler. Çizdiğiniz şey sadece gözünüzün gördüğü bir vazo ya da bir figür olmamalı. Onun altındaki gizli arzuyu, bastırılmış duyguyu yakalamalısınız." Yasemin yutkundu. Gözleri Aras’ın dudaklarına, oradan gömleğinin ilk iki düğmesi açık olan boynuna kaydı. Tam o anda, genç kızın zihni gerçeklikten koptu. Etraftaki öğrencilerin fısıltıları, fırça sesleri silindi. Yasemin, amfinin ortasında sadece ikisinin kaldığını hayal etmeye başladı. Zihninin yarattığı o tehlikeli illüzyonda Aras, kürsüden inip ağır adımlarla ona doğru yürüyordu. Adamın üzerindeki o koyu renk gömlek yavaşça omuzlarından dökülüyor, kusursuzca şekillenmiş esmer ve güçlü göğsü açığa çıkıyordu. Aras, Yasemin’in oturduğu sıranın önünde duruyor, o yoğun, kömür karası gözlerini genç kızın gözlerine dikiyordu. Yasemin nefes almayı unutmuş gibiydi. Hayalinde Aras, uzun ve kemikli parmaklarını uzatıyor, Yasemin’in omzuna dokunuyordu. Parmak uçları, genç kızın kırmızı elbisesinin ince askısına takılıyor, büyük bir yavaşlıkla, tenini yakarak o askıyı aşağı doğru indiriyordu. Askı omzundan düşerken Aras’ın erkeksi, büyüleyici kokusu tüm odayı sarıyordu. "Güzel..." diye fısıldıyordu hayalindeki Aras. "Beni tam olarak böyle çizmelisin." Yasemin, bu ağır ve sıcak hayalin etkisiyle titreyen elindeki kalemi sertçe bastırdı. Kömür kalem kağıda gömüldü. Kendine geldiğinde, kalbinin göğüs kafesini yoracak kadar hızlı çarptığını hissetti. Alnında ince bir ter tabakası birikmişti. Başını kaldırıp kürsüye baktığında, Aras’ın dersi anlatmaya devam ettiğini gördü. Derin bir nefes alarak önündeki deftere döndü. Profesörün anlattığı vazo kompozisyonunu tamamen reddetmişti. Sayfada, az önce hayal ettiği o çıplak, heybetli, tüm kas hatları ve erkeksi hatlarıyla kusursuz duran Aras’ın resmi vardı. Kömür kalemin bıraktığı koyu gölgeler, adama gizemli ve vahşi bir çekicilik katmıştı. Yasemin, farkında olmadan onun çıplak bedenini en ince ayrıntısına kadar resmetmişti. Tam o sırada odadaki hava aniden ağırlaştı. Yasemin, üzerinde hissettiği o tanıdık ağırlıkla başını kaldırdı. Aras, amfideki sıraların arasında yürüyordu ve adımları doğrudan Yasemin’in sırasına doğru geliyordu. Genç kız panikle defteri kapatmak istedi ama parmakları kaskatı kesilmişti. Aras, Yasemin’in masasının başında durdu. Bakışları önce kızın kızarmış yüzüne, ardından masanın üzerindeki deftere kaydı. Aras’ın gözleri hafifçe kısıldı. Defter tam olarak kapanmamıştı ve altından o çıplak figürün çizgileri açıkça görünüyordu. Adam hiçbir şey söylemedi, sadece derin, anlamlı bir bakış fırlattı ve arkasını dönüp kürsüye yürüdü. "Bugünlük bu kadar arkadaşlar. Çizimlerinizi masama bırakıp çıkabilirsiniz," dedi. Öğrenciler toparlanıp amfiyi hızlıca terk etmeye başladı. Yasemin de çantasını alıp bir an önce bu odadan kaçmak için ayağa kalktı. Tam kapıya doğru yönelecekken, arkasından o buz gibi, emredici ses yükseldi: "Yasemin. Sen kal." Odanın kapısı son öğrencinin de çıkmasıyla kapandığında, içeride sadece ikisinin nefes sesleri kalmıştı. Aras, yavaş adımlarla Yasemin’e doğru yürüdü. Aralarındaki mesafe kapandığında, adam elini uzattı ve Yasemin’in göğsüne bastırarak tuttuğu çizim defterini tek bir hamlede elinden aldı. Yasemin’in kalbi ağzında atıyordu. "Profesör, ben... açıklayabilirim," diye mırıldandı sesi titreyerek. Aras onu duymuyordu bile. Defterin kapağını açtı, sayfayı çevirdi. Karşılaştığı çizim, odadaki tüm oksijeni tüketmiş gibiydi. Kendi çıplak bedeni, bir kadının en mahrem, en tutkulu hayalleriyle harmanlanarak bu sayfalara dökülmüştü. Aras’ın gözlerinde ne öfke ne de şaşkınlık vardı; sadece çözülmesi imkansız, karanlık bir merak parıldıyordu. Defteri yavaşça kapattı. "Demek beni böyle görüyorsun," dedi, sesi o kadar alçak ve derindi ki Yasemin’in tenini ürpertti. "Bu çizim... sadece bir anatomi dersi değil. Bu bir itiraf." Yasemin konuşamıyordu. Dudakları birbirine kenetlenmişti. Aras defteri kendi ceketinin cebine koyarken, "Bu defter bende kalacak. Şimdi gidebilirsin," dedi. Yasemin arkasına bile bakmadan amfiden kaçtı. Dışarı çıktığında hava kararmaya yüz tutmuştu. Tam o sırada çantasındaki telefonu acı acı çalmaya başladı. Arayan müstakbel kayınvalidesi, Nedret Hanım’dı. Yasemin yutkunarak telefonu açtı. "Yasemin! Neredesin sen kızım?" Nedret Hanım’ın sesi telefondan bile insanı ezen bir otoriteyle geliyordu. "Bütün misafirler toplanmak üzere, senin hâlâ okulda ne işin var? Bugün senin nişanın! Deniz seni bekliyor. Hemen eve gel, çabuk!" Yasemin, bugünün kendi nişan gecesi olduğu gerçeğiyle yüzleşince başından aşağı kaynar sular döküldü. Zihni o kadar Aras’la ve o yasak çizimle doluydu ki, hayatını bağlamak üzere olduğu adamı unutmuştu. "Hemen geliyorum Nedret Hanım," diyerek telefonu kapattı ve bir taksiye atladı. Deniz’in ailesinin o gösterişli, devasa malikanesine vardığında içeriden müzik ve insan sesleri yükseliyordu. Yasemin arka kapıdan sızmaya çalışırken, Nedret Hanım onu koridorda yakaladı. Kadın öfkeyle Yasemin’in kolunu tuttu. "Çok geç kaldın! Herkes seni soruyor," diye sitem etti. Sonra sesini biraz yumuşatarak ekledi: "Neyse ki ailenin en önemli konuğu, Deniz’in çok saygı duyduğu o büyük akrabamız sonunda geldi. Şu an yukarıdaki çalışma odasında dinleniyor. Git ve onunla tanış, ailemize ne kadar değer verdiğimizi görsün. Sonra da hemen odana geçip hazırlan." Yasemin başını sallayarak üst kattaki çalışma odasına doğru yürüdü. Kapıyı hafifçe vurdu ve içeri girdi. Ancak odanın ortasında, elindeki kadehle arkası dönük duran adam yavaşça ona doğru döndüğünde, Yasemin’in dizlerinin bağı çözüldü. Bu oydu. Profesör Aras. Aras, üzerindeki siyah takım elbiseyle o kadar asil ve ulaşılamaz duruyordu ki, Yasemin gözlerine inanamadı. "S-siz..." diye kekeledi genç kız. "Sizin burada ne işiniz var?" Aras, Yasemin’i gördüğünde şaşırmadı. Sadece dudaklarının kenarı alaycı bir tavırla kıvrıldı. "Asıl senin burada ne işin var, küçük ressam?" diye sordu, kadehinden bir yudum alarak. "Beni okulda çıplak hayal edip resmeden bir kızın, ailemin en mahrem davetinde ne işi olabilir?" Yasemin panikle kapıyı kapattı. "Lütfen, yanlış anladınız! O çizim... o sadece bir anlık sanatsal bir yanılsamaydı," diyerek Aras’a doğru bir adım attı. "Defterimi geri istiyorum. Lütfen onu kimseye göstermeyin. Eğer bir intikam almak istiyorsanız, bu çok ağır olur." Aras alaycı bir kahkaha attı. "İntikam mı? Kendini çok önemsiyorsun. Buraya beni takip etmek için gelmediğini nereden bileyim? Bu kadar tesadüf fazla değil mi?" Yasemin’in gözleri doldu, sesi titredi. "Ben kimseyi takip etmedim! Ben... ben Deniz’in nişanlısıyım. Bu gece bizim nişanımız var!" Aras’ın yüzündeki alaycı ifade bir anlığına buz kesti. Gözlerinde karanlık bir şüphe belirdi. "Deniz’in mi?" diye mırıldandı. Tam o sırada Aras’ın masanın üzerindeki telefonu titredi. Ekranda Deniz’den gelen bir mesaj belirdi: "Aras abi, nişanlım Yasemin biraz geç kaldı ama gelmek üzeredir, umarım sıkılmamışsındır. Aşağıda bekliyorum." Aras mesaja baktı, sonra bakışlarını Yasemin’e çevirdi. Gerçek, odadaki havayı bir kez daha ağırlaştırmıştı. Aras, tehlikeli bir adımlarla Yasemin’e yaklaştı. "Demek kuzenimin küçük, masum nişanlısı sensin..." diye fısıldadı. "Ve sen, daha ilk günden nişanlının abisini zihninde çıplak dolaştırıyorsun." Yasemin hiçbir şey diyemeden odadan kaçarcasına çıktı. Aşağıda küçük ama oldukça gösterişli bir nişan partisi başlamıştı. Yüzükler takılmış, tebrikler kabul edilmişti. Ancak Deniz, gecenin başından beri heyecanını ve stresini bastırmak için sürekli içiyordu. Yasemin ise Aras’ın varlığı ve o tehditkar bakışları yüzünden adeta bir robot gibi hareket ediyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde Deniz, alkolün etkisiyle iyice sendelemeye başlamıştı. Koridorda annesi Nedret Hanım ile konuşuyordu. Deniz, annesinin koluna tutunarak, "Anne..." dedi sarhoş bir sesle. "Yasemin... yatakta nasıl olacak acaba? Çok masum duruyor, inşallah iyidir, beni mutlu edebilir değil mi?" Nedret Hanım, oğlunun bu endişeli halini gördüğünde sinsice gülümsedi. "Sen hiç merak etme oğlum," dedi. "Annen her şeyi düşündü. Şüphen olmasın." Kadın, elindeki şarap kadehinin içine cebinden çıkardığı küçük bir ilacı gizlice attı. İlaç şarabın içinde köpürerek erirken, Nedret Hanım o sırada yanlarına gelen Yasemin’i gördü. "Ah, Yasemin kızım," dedi Nedret Hanım yapay bir şefkatle. "Çok yoruldun. Bak, bu şarabı iç, seni rahatlatır. Sonra da yukarı odana çık, Deniz de birazdan gelecek." Yasemin, içindeki o yoğun sıkıntıyı bastırmak ümidiyle kadehi aldı ve tek dikişte bitirdi. Şarabın tadı tuhaf bir şekilde acıydı ama önemsemedi. Hemen yukarıdaki odaya geçti. Üzerindeki ağır elbiseyi çıkarıp, kayınvalidesinin onun için yatağa bıraktığı o beyaz, ipek, ince geceliği giydi. Yatağın kenarına oturduğunda, vücudunda tuhaf bir şeylerin dönmeye başladığını hissetti. Baş dönmesi değildi bu; teni alev alev yanmaya başlamıştı. İçtiği şarap, damarlarındaki kanı adeta kaynatıyordu. Duyguları uç noktalara ulaşıyor, mantığı yavaşça devre dışı kalıyordu. Tam o sırada kapı açıldı ve içeri Nedret Hanım girdi. Elinde bir kadeh daha şarap vardı. Yasemin’in titrediğini görünce yanına yaklaştı. "Nedret Hanım... bana tuhaf şeyler oluyor," diye mırıldandı Yasemin, elleriyle yüzünü yelpazeleyerek. "Vücudum çok sıcak, kendimde değilim..." "Bir şey olmaz güzel kızım, bu çok normal," dedi Nedret Hanım, elindeki ikinci kadehi de Yasemin’in dudaklarına dayayarak. Yasemin, ilacın esiri olmuş zihniyle o kadehi de içti. Nedret Hanım ardından cebinden siyah, ipek bir göz bandı çıkardı. "Nişan geceniz iyi geçsin, bu gecenin büyüsü farklı olsun diye bunu gözlerine bağlayacağız. Sadece hayal et, gerisini Deniz’e bırak," diyerek bandı Yasemin’in gözlerine sıkıca bağladı. Kadın, Yasemin’in uyuşmuş ve kızarmış bedenine bakıp sinsice gülümsedi: "Zaten hazırsın..." dedi ve odadan çıkıp kapıyı kapattı. Yasemin karanlığın içinde yapayalnız kalmıştı. Ama bu karanlık, okulda hayal ettiği o sıcak, şehvetli karanlığa benziyordu. İlacın etkisiyle vücudu tamamen arzunun kontrolüne geçmişti. Nefes alış verişleri hızlanırken, odanın kapısının açıldığını duydu. Ağır, kendinden emin adımlar yatağa doğru yaklaştı. Yasemin, gelenin Deniz olduğunu düşünüyordu. Ama o uyuşmuş zihnine rağmen, odaya yayılan kokunun Deniz’in ucuz parfümü olmadığını, aksine çok tanıdık, erkeksi ve tütün kokulu bir ten kokusu olduğunu fark etti. Bir el, yavaşça Yasemin’in titreyen dizine dokundu. Yasemin, bunun bir hayal olup olmadığını anlamak için elini uzattı, adamın bileğini yakaladı. Parmakları, adamın bileğindeki metal, ağır kol saatine çarptı. Yasemin saatin kayışını çözdü ve saat hafif bir sesle yatağın üzerine düştü. Hayal değildi; orada, teninin hemen yanında biri vardı. Adamın güçlü elleri, Yasemin’in ipek geceliğinin askılarına uzandı. Tıpkı amfide hayal ettiği gibi, büyük bir yavaşlıkla askıları aşağı indirdi. Parmak uçları Yasemin’in çıplak teninde gezinirken, genç kız acı verici bir zevkle inledi. Adamın elleri beline, oradan sırtına doğru kayarken Yasemin de ona karşılık verdi. Elleriyle adamın omuzlarını, sert göğsünü kavradı. Adamın gömleğinin düğmelerini tek tek çözdü, kumaşı omuzlarından sıyırdı. Adam da bu dokunuşlara sert, nefes nefese bir arzuyla karşılık veriyordu. Yasemin, ilacın yarattığı o muazzam cesaretle adamın boynuna sarıldı. Dudaklarını, adamın sıcak ve ıslak dudaklarına bastırdı. Derin, tutkulu bir öpücüğün ardından geri çekilip fısıldadı: "Nişan gecemiz kutlu olsun, sevgilim..." Bu kelimeler odada yankılandığı an, adam durdu. Yasemin’in belindeki elleri sıkılaştı. Adam birden uzandı ve Yasemin’in gözündeki siyah benti tek bir hamlede çekip açtı. Gözleri ışığa alışmaya çalışan Yasemin, birkaç kez kırptıktan sonra karşısındaki yüze baktı. Nefesi boğazında tıkandı, kalbi duracak gibi oldu. Karşısında gömleği tamamen çıkarılmış, çıplak göğsüyle duran kişi nişanlısı Deniz değil, Profesör Aras’tı. Aras’ın gözleri karanlık bir yangın gibi parlıyordu. "Benim fırçamla çizdiğin hayalin içindesin şimdi, Yasemin," dedi Aras, sesi tehlikeli bir fısıltı gibi odaya yayıldı. Yasemin şok içinde geri çekilmeye çalışırken, alt kattan ansızın yüksek sesler geldi. Deniz’in sarhoş, bağırarak konuşan sesi koridorda yankılanıyordu. Elinde bir şarap şişesiyle merdivenleri çıkıyordu. "Yasemiiin! Güzel nişanlım, neredesin?" diye sesleniyordu. Büyü bir anda bozuldu. Aras, çevik bir hareketle yataktan kalktı, yerdeki gömleğini aldı. Deniz kapıya varmadan hemen önce, odanın karanlık balkonuna doğru kaçtı ve gecenin içinde kayboldu. Yasemin ise panik ve korku içinde yataktan fırladı, ne yapacağını bilemeyerek kendini banyoya attı. Küvetin musluğunu sonuna kadar açtı ve üzerindeki ipek gecelikle birlikte soğuk suyun içine girdi. Soğuk su tenine değdikçe hem ilacın uyuşukluğundan kurtulmaya çalışıyor hem de az önce Aras’la yaşadığı o günahkar temasın ürpertisiyle titriyordu. Birkaç saniye sonra Deniz banyonun kapısını açtı. Tamamen sarhoştu, gözleri dönmüştü. "Ah, buradasın demek..." dedi banyonun duvarına yaslanarak. "Ben... ben çok içmişim Yasemin. Ama seni... seni yatakta bekliyorum." Deniz sendeleyerek banyodan çıktı ve kendini yatağa attı. Yatağa uzandığında, eline sert bir metal parçası çarptı. Deniz, kafası dumanlı bir şekilde yatağın üzerindeki o ağır, pahalı kol saatini aldı. Saatin Aras’a ait olduğunu anlamayacak kadar sarhoştu. "Aaa, annem bana hediye mi bırakmış..." diye mırıldanarak saati kendi koluna taktı ve saniyeler içinde yatağın ortasında sızıp kaldı. Yasemin, vücudundaki titremeyi durdurmaya çalışarak küvetten çıktı. Etrafına büyük bir havlu sarıp odaya geri döndüğünde, Deniz’in horlayarak uyuduğunu gördü. Gözleri Deniz’in kolundaki saate kaydı. O saat, az önce teninde dolaşan adamın, Aras’ın saatiydi. Yasemin yatağın kenarına çöktü, kalbindeki o suçluluk duygusu ve Aras’ın teninde bıraktığı o silinmez izle yatağa baktı. "Bir dahakine artık böyle..." diye fısıldadı kendi kendine, sesindeki çaresizlikle. Aras çoktan gitmişti ama arkasında devasa bir enkaz bırakmıştı. Ertesi sabah, malikanenin geniş kahvaltı salonunda ölümcül bir sessizlik vardı. Güneş ışıkları masanın üzerindeki gümüş takımların üzerinde parıldıyordu. Nedret Hanım, neşeyle çayını yudumlarken, Yasemin ve Deniz masaya oturdu. Nedret Hanım, Yasemin’in solgun yüzüne ve boynundaki havlu izlerine bakarak sinsi bir tebrik gülümsemesi sundu. "Günaydın çocuklar," dedi imalı bir sesle. "Dün gece umarım her şey yolunda gitmiştir. Pek bir yorgun görünüyorsun Yasemin, tebrik ederim." Kadın, ilacın işe yaradığını ve oğlunun muradına erdiğini sanıyordu. Deniz ise baş ağrısıyla kahvesini yudumlarken, "Çok iyiydi anne, yani tam hatırlamıyorum ama harikaydı," diye mırıldandı, kolundaki yeni saati düzelterek. O sırada salonun kapısı açıldı ve içeri Aras girdi. Üzerinde dünkü kadar kusursuz, temiz bir gömlek vardı. Masadakilere soğuk bir selam verip Deniz’in tam karşısına, Yasemin’in ise çaprazına oturdu. Yasemin, Aras’ın masaya oturmasıyla birlikte bardağını tutan ellerinin titremesine engel olamadı. Gözlerini tabağına dikti, kafasını kaldıramıyordu. Aras, kahvaltısını ederken bakışlarını bir an bile Yasemin’den ayırmadı. Masanın altından, o uzun bacaklarını yavaşça uzattı. Yasemin, aniden sol bacağında sıcak bir temas hissetti. Aras’ın ayağı, masanın altından Yasemin’in çıplak bacaklarına dokunuyordu. Yasemin irkilerek bacağını geri çekmeye çalıştı ama Aras’ın baskısı daha da sertleşti. Adam, masanın üzerindeki sakin ve asil tavrını bozmadan, masanın altında Yasemin’e bariz bir şekilde hükmediyor, onu teniyle taciz ediyordu. Yasemin’in nefesi kesildi, yanakları alev alev yandı. Tam karşısında oturan nişanlısı Deniz hiçbir şeyden habersiz kahvesini içerken, masanın altında, dün gece tenini yakan o adamın tehlikeli oyunu devam ediyordu. Yasemin, bu karanlık labirentten nasıl çıkacağını bilmiyordu; çünkü yaratılışın adı aşktı ve o, bu aşkın en günahkar sayfasında sıkışıp kalmıştı
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD