bc

YABANCI SIĞINAK

book_age18+
200
FOLLOW
1.4K
READ
family
HE
age gap
friends to lovers
sweet
bxg
campus
city
cheating
musclebear
like
intro-logo
Blurb

"İhanetin ardından kalbi kırılan bir kadın. Geçmişin yükünü tek başına omuzlayan yalnız bir baba. Ve bir kapı aralığında kesişen iki yaralı hayat..."

Yeliz, hayatının en büyük ihanetini en güvendiği iki insandan aldığında dünyası başına yıkılmıştı. Üç yıllık sevgilisini ve dostu olan oda arkadaşını aynı yatakta yakaladığı gün, geçmişe ait ne varsa arkasında bırakıp oradan kaçtı. Kalbi paramparçaydı ama Yeliz Çalışkan’ın dik durmaktan başka çaresi yoktu.

Bursa’da, üniversitesinin son yılında tek başına yeni bir düzen kurmaya çalışırken, yan dairesinin kapısı hiç beklemediği bir dünyaya açıldı.

Aras Koroğlu. Güçlü, korumacı, keskin hatlarının arkasında geçmişin derin yaralarını gizleyen karizmatik bir inşaat mühendisi.

Ve onun dünyalar tatlısı, süper kahraman pelerinli beş yaşındaki oğlu Emre.

Bir market reyonunda başlayan tatlı bir oyun, fırından yeni çıkmış sıcak kurabiyeler, kapı eşiklerinde paylaşılan sıcak anlar ve kaçınılmaz bir çekim... Yeliz, Aras ve Emre’nin hayatına dokundukça kendi kalp kırıklarını sarmaya başladığını fark eder. Aras ise öz annesi tarafından terk edilmiş oğlunu korumak için ördüğü duvarların Yeliz’in şefkati karşısında birer birer yıkılışına engel olamaz.

Ancak geçmiş, hesabını kapatmadan kimseyi serbest bırakmaz.

Geçmişlerinde uğursuz bir olayla kesişen yolları, Aras’ın bu genç ve güzel kadının kalbine girmesini oldukça zorlaştıracaktır.

"Her kalbin bir sınırı, her aşkın bir kanunu vardır. Ancak bazı aşklarlar, yazılmış tüm kuralları yıkıp geçecek kadar güçlüdür."

Aşkın, aile bağlarının, koruma içgüdüsünün ve yaraları birlikte sarmanın sıcak, sürükleyici ve duygu dolu hikayesi...

chap-preview
Free preview
BÖLÜM 1 ''Çifte İhanet''
Bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun altında hızlı adımlarla sokağın ilerisindeki eve doğru yürüyordum. Eylül ayı olmasına rağmen iki saat önce sıcak olan hava birden on derece düşmüş gibiydi. Saat henüz altı olmasına rağmen hava o kadar karanlık olmuştu ki sokak lambaları bile zamansız yanıyordu. Bursa’da hava hep bir garip olurdu zaten. İstanbul’da yaşayan bir insan olarak bunu garipsememiştim. Çünkü aynı şekilde İstanbul’da da ne zaman yağmur yağacak ne zaman hava ısınacak ne zaman kar vuracak anlayamazdınız. Sabah şemsiyesiz çıktığınız eve sırılsıklam dönebilirdiniz yaz günü… Tanıdık sokakta yağmurdan önümü göremesem de düşüp kalkmadan sonunda Can’ın oturduğu apartmanın önüne ulaşabildim. Apartman girişinin saçağına sığındığımda yağmurdan kurtulmuştum. On dakikada ıslanmadık yerim kalmamıştı. Buz gibi olmuş ellerimle zorlukla çantamdan Can'ın evinin anahtarlarını çıkardım. Anahtarları titreyen ellerimle tutmakta zorlanıyordum. Birkaç denemeden sonra sonunda kapıyı açabildim ve sevgilime sürpriz yapmak için asansöre yöneldim. Can ile üç yıldır birlikteydik. O, geçen yıl yurttan ayrılıp bu evi tutmuştu. Birlikte yaşamamamıza rağmen evinin bir yedek anahtarını da bana vermişti. Çünkü sık sık anahtarı evde ya da bir yerlerde unuturdu. Okul için bir hafta erken dönmeye karar verip, ona sürpriz yapmak istemiştim. İki aydır yüz yüze görüşememiştik. Yaz okula dört dersi birden kalmıştı. Ders programı yoğunluğu nedeniyle iletişimiz de hep akşamları kısa konuşmalarla sınırlanmak zorunda kalmıştı. Aramızda bir soğukluk oluşmasından korkmuştum uzun süre ayrı kalınca. İki saat önce attığım mesaja: ''Eve gidiyorum aşkım. Biraz halsiz hissediyorum. Uyuyacağım.'' diye cevap verince yurda valizimi bırakır bırakmaz evine gelmiştim. Asansör dördüncü kata geldiğinde artık donmak üzereydim ve titriyordum. Uyuduğunu düşünerek kapıyı çalmadan anahtarımla içeri girdim. Herhangi bir ışık yanmadığından ben de yakmadım. Su içindeki ayakkabılarımı ve ıslak çoraplarımı çıkardım. Çantamı kapının yanına bırakıp kapısı açık yatak odasına ilerledim. Ses çıkarmadan içeri girip sonra da onu öpücüklere boğarak uyandırmanın hayalini kurup gülümsedim. Yatak odasının eşiğine geldiğimdeyse gördüğüm manzara ile kalakaldım. Yatakta yatan iki beden, örtülerin altında birbirlerine sarılmıştı. Can sırt üstü yatıyordu. Yanında yatan kadınsa ona sarılmış, çıplak sırtı kapıya dönük uyuyordu. Can’ın sağ eli kadının gövdesinin altından omzuna sarılmıştı. Kadının siyah uzun saçları onun göğsüne yayılmıştı. Kadın uykusunda dönünce bir kez daha yıkıldım. Oda arkadaşım, sırdaşım, kardeşim dediğim kız… Özge! Gördüklerimin gerçekliğini sorgulayamıyordum bile. Üç yıldır beraber olduğum, sevdiğim adam en yakın arkadaşımın çırılçıplak bedenine sarılmış uyuyordu. Gözlerimi onlardan çekemiyordum. Can uykusunda keyifle homurdanıp Özge'yi kendine biraz daha yaklaştırdı. Göğsümde tarifsiz bir acı peydah olmuş, soluğum kesilmiş gibiydi. Ne kadar o eşikte durup onları izledim bilmiyorum. Sonsuzluk gibi gelen bir sürenin ardından. Zorlukla durduğum yerden geri çektim. Duvara tutunup destek alarak dış kapıya yöneldim. Islak yüzümden akan yaşların sıcaklığı tenimi dağlıyordu. Islak çoraplarımı giymekle uğraşmayıp direk ayakkabılarımı giydim. Çantamı da alıp evden çıkmadan önce elimdeki anahtarı kapının yanındaki karmakarışık vestiyere bıraktım. Apartmandan çıktıktan sonra kendime dağılmak için izin vermiştim sonunda. Sessiz göz yaşları dökmeyi bırakıp hıçkıra hıçkıra ağladım. Olduğum yere çöküp dertop olmuştu vücudum. Beni aldattığına gözümle görmesem inanmazdım. Daha sabah bana aşk dolu bir günaydın mesajı atmış ve döneceğim zamanı sabırsızlıkla beklediğini yazmıştı. Ne mutlu etmişti beni mesajı. Üşümekten ve ağlamaktan yorgun düştüğümde yakındaki taksi durağından bir taksi istedim. Üç yıl... Tam üç yıl boyunca her sabah uyandığımda mesajını beklediğim, geceleri son konuştuğum, hayatımın neredeyse her kararında varlığını hesaba kattığım adam… Üniversiteye başladığımız günden beri oda arkadaşından çok daha öte olduğum kız... Özge ile birlikte gülüp eğlenmiş, birlikte ağlamıştık biz. Can ihanet etmişti eyvallah da Özge nasıl ihanet ederdi bana? Taksi apartmanın önüne yanaşıp korna çaldığında yerimden doğruldum. Zorlanarak attığım bir kaç adım sonra taksideydim. Taksiciye ''Hanımeli Kız Yurdu.'' dedikten sonra kendi kabuğuma çekildim. Başımı taksinin camına yasladım. Kendi kendime ağlamamam gerektiğini söylesem de durduramıyordum kendimi. Hıçkırarak ağlamaya devam ettim. Taksicinin endişeli sesini duyduğumda başımı ona çevirdim. ''Kardeşim iyi misin? Başına bir iş mi geldi?'' Adamın dikiz aynasından bana bakan gözleri de endişe ile gölgelenmişti. Başımı olumsuz anlamda salladığımda pes etmeyerek ekledi: ''Senin yaşında kız kardeşim var benimde. Eğer başına bir iş geldiyse polise gidelim.'' Bursa da olsa da apayrı bir atmosfere sahip olan Görükle, öğrenci yerleşkesiydi. Çok fazla genç nüfusun olduğu bir yer olduğundan alkol, uyuşturucu, kavga, taciz ve daha fazlası sık sık karşılaşabileceğiniz olumsuzluklardı. Adam neler görmüştü kim bilir ki bunu sormak zorunda hissetmişti kendini. ''Yok abi. Yurda gidelim yeter.'' Sonunda yurdun önüne geldiğimizde taksiciye beklemesini söyledim. Eşyalarımı henüz yerleştirmediğim için yatağımın üstünde duran valizimden kuru giysiler aldım. Üzerimi değiştirdikten sonra da gerisin geri otogarın yolunu tuttum. İstanbul’a dönüp sadece ailemin bana verebileceği şefkate ve güvene sığınacaktım. Hayatımda en güvendiğim dediğim kişilerin ihanetinin acısını onlarla atlatacaktım. Biliyordum tek başıma iyileşemezdim. Sahip olduğum aile kardeşlerimdi. Üç abim vardı. Ben en küçükleri tekne kazıntılarıydım. En küçük abim benden sekiz yaş büyüktü. Henüz hiçbirimiz evlenmediğinden hep birlikte İstanbul’da aile evimizde kalıyorduk. Annem ve babam ben altı yaşımdayken trafik kazasında ölmüşlerdi. Arabada ben de vardım. Edirne’den dedemlerden dönüyorduk. Daha reşit bile olmayan sorumsuz bir ergen aramamıza çarpmış ve takla atmamıza neden olmuştu. Onların anında öldüğü kazada ben de ağır yaralanmış, bir ay hastanede kalmıştım. Doktorlar adeta sağ bacağımı baştan yaratmışlardı. Bir sürü parçalı kırık olan ayağımdan yıllar içinde sayısız ameliyat geçirmiştim. En büyük abim Yağız, o zaman on dokuz yaşında olduğundan kardeşler olarak ayrılmamış onun velayetinde kalmıştık. Dedem ve anneannemin de desteği ile bizim babamız gibi olmuş ailemizden kalan her şeyi idare etmeyi öğrenerek bizi yetiştirmişti. Hiçbir zaman maddi güçlük çekmemiştik. Hali hazırda babamın ailesinden kalan yüklü bir mirası vardı. Onların vefatından sonra Yağız Abim okulundan kalan zamanda bizlerle ilgilenmişti. Şimdi de onlara, bana verecekleri güvene ihtiyacım vardı. En sakin mizaçlı olanımız olduğundan ortanca abim Yiğit’i aradım. İkinci çalışta açtı. ''Güzelim, yerleşebildin mi sonunda?'' Hıçkırıklarımı duyduğundaysa ses tonu tamamen değişerek: ''Yeliz! Abim iyi misin?'' ''A-abi!'' diyerek ağladığımda artık sesine panik hakimdi. ''Abim ne oldu? İyi misin? Bişey söyle!'' ''Abi… Beni aldattılar…'' ''Kim aldattı kızım doğru düzgün anlatsana deli çıkaracaksın beni.'' ''Abi, Can’la Özge’yi yatakta bastım.'' ''Ne'? ' artık bağırıyordu. ''Vay pezevenk, vay or…'' Küfrünü tamamlamadı. ''Tamam ben geliyorum yanına. Sen yurdundan çıkma üç saate yanındayım.'' ''Yok abi ben kalamam burada, geri döneceğim. Size ihtiyacım var.'' Derin bir nefes aldığını duyduğumda, sakinleşmeye çalıştığını anlamıştım. Boşuna demiyorum en aklı başında olanımız diye. Savcı Yiğit Çalışkan’dı o. ''Tamam seni otogardan alacağım. Sen otobüse bindiğinde haber ver bana.'' ''Tamam abi.'' Telefonu kapatmadan bir süre durdum. ''Abi çok canım yanıyor.'' Gözlerimden akan yaşlar, camdan akan yağmur sularından daha hızlı dökülüyordu. ''Biliyorum canım. Ama geçecek. Ağlama. Senin o masum göz yaşlarına değmeyecek insanlar için daha fazla yaş dökme.'' Şefkatli sesi içerisinde gizli bir öfke de barındırıyordu. ''Ta-tamam.’'' ''Seni çok seviyorum güzel kardeşim benim. Otobüse bindiğinde haber vermeyi unutma. Ben de şimdi işlerimi toparlayıp çıkacağım.'' ''Tamam abi. Abimlere sen söyler misin? Ben söylersem şimdi Yağız abimle Yaman abim atlar gelir öldürürler bunu…'' ''Tamam ben ararım onları. Yaman’a ulaşamam ama o göreve gitti sen çıktıktan sonra…'' Yaman abim için hissettiğim endişe diğer her şeyi geri plana atmıştı. ''Ne görevi daha yeni geldi Suriye’den…'' ''Endişelenme güzelim. Acil çağırıldı. Tam detayları bilmiyorum. Anlatamaz zaten genelde biliyorsun.'' Yaman abim özel timdeydi. Yedi kişiden oluşan timiyle sık sık sınır ötesi operasyonlara giderdi. Henüz otuz yaşında olmasına rağmen kritik görevlerdeki üstün başarılarından dolayı binbaşılığa terfi ettirilmişti. Onun görevde geçirdiği süre bizi diken üstünde tutardı. Bir kulağımız telefonda, aklımız onda olurdu. Ömrüm onun için endişelenip, dönüşünü beklemekle geçmişti. ''Allah’ım korusun onu. Ayağına taş, kalbine korku değmesin. Çabucak bize dönsün.'' diye klasik duamı ettim. Yiğit abimin gülümseyen sesi ''Âmin.'' dediğinde kendimi daha iyi hissettiğimi fark ettim. ''Otogara geldim abi, biletimi alınca haber veririm.'' ''Tamam güzelim. Seni seviyorum.'' ''Ben de seni seviyorum abi.'' Can’ın da Özge’nin de canı cehenneme. Abilerim yanımda olsun gerisinin önemi yok diye düşünerek kendimi toplamaya çalıştım. İçimden Yaman abim için bildiğim tüm duaları okuyordum. Sağ salim dönsün başka bir şeyin önemi yoktu. Aşk acımı da ihaneti de unuturdum… Konuşmama kulak misafiri olan taksici abinin de endişesi uçup gitmiş gibiydi. ''Sen kendini üzme kardeşim. Genç, güzel, sağlıklı, pırlanta gibi bir kızsın. Belli. Senin kıymetini bilememiş iki salak için yıpratma kendini. Karşına seni sevecek, gözüne yaş değdirmeyecek birisi çıktığında geriye bakıp 'Çok şükür ki kurtulmuşum o adamdan.' dersin bir gün. Tecrübe ile sabit.'' deyip göz kırptı. Ben de ona samimi bir şekilde gülümsedim. Sonra bana kişisel kartını verdi. ne zaman taksiye ihitiyacım olsa aramamı istedi. Arayacaktım. Dürüst, mert bir abiye benziyordu. On beş dakika sonrası için bir otobüs bileti bulduğumda hızla perona gidip otobüse gidip yerleştim. Yolculuk boyunca göz yaşı dökmüştüm. Ne kadar güçlü olmaya çalışsam da ihanetin acısı boğazımı yakıyordu. Yıllarca birlikte olduğum hayatımın merkezine oturttuğum iki insanın nasıl olup birlikte olabildiklerini anlamıyordum. Yol boyunca düşündüm. Özge’nin daha önce Can’a meyli olup olmadığını, yaşadığımız anlarda bir şeyler kaçırıp kaçırmadığımı bilmiyordum. Can’ın Özge ile onu sinir etmek, uğramak dışında konuşmadığını biliyordum. Sürekli giydikleri, yedikleri, dinledikleri, izledikleri ve hatta yüksek perdeden çıkan komik kahkahasıyla dalga geçmesinin altında kaçırdığım bir şey olup olmadığına baktım. Ben ne zaman Can’la vakit geçirsem Özge’nin ''O çocuk salağın teki ne buluyorsun onda anlamıyorum.'' demesini düşündüm. Can’ın ısrarla ilişkimizi bir üst seviyeye çıkarmaya çalışmasına hep temkinli yaklaşmıştım. Beni istediğini söylediği her seferde bir bahane bulup kaçmıştım. Şimdi, acaba onunla sevişmediğim için mi bu geldi başıma, diye düşünüyordum. Çarpık ve hastalıklı düşüncem geldiği kadar hızla kayboldu. Hayır, seven ve değer veren bir insan hayatındaki kadını bir şeyler yaşamak için zorlamamalıydı. Abilerimin bana ikili ilişkilerimde dikkat etmemi söylediği en önemli nokta buydu. ''Seni seven sana değer veren bir erkek istemediğin hiçbir şeyi sana zorla yaptırmamalı. Artık bizden farklı bir şehirde olacaksın. Seni her zaman korumak için yanında olamayız bunu unutma. Birisi seni istemediğin bir şey yapmaya zorlarsa hemen o kişiden uzaklaş, bu hayatında olan erkek arkadaşın bile olsa.’’ Yaman abim ''Ve nasıl yumruk atıldığını hatırla. Zor durumda kalınca yumruğunu karşındaki kişinin suratına geçirmekten çekinme. O eğitimleri boşuna vermedim sana.'' demişti gururla. Yaman abim Krav Maga öğrenip kendimi korumam konusunda ısrarcıydı. Eğitimimi kullanmak zorunda hiç kalmamıştım ama Özge ve Can’ın suratına yumruğu geçirmek belki içimi biraz soğuturdu. Bana bitmeyecekmiş gibi gelen uzun bir yolculuk olmuştu. Yiğit abim beni otogarda karşılayıp konuşmadan sımsıkı sarıldı. Tanıdık parfümünün kokusu beni sarıp sarmalarken kendimi daha iyi hissedemezdim. Kollarının arasındayken başımın üstünden saçlarımı öptü. Elleri sırtımı sıvazladı. İhtiyacım olan tüm destek buydu. ''Şişşt. Ağlama artık. Kendileri kaybettiler. Hayatlarında bir daha senin gibi ne bir sevgili ne de bir arkadaş bulabilirler. Sen onlardan çok daha iyisini hak ediyorsun.'' Beni göğsünden uzaklaştırıp göz yaşlarımın ıslattığı yanaklarımı sildi. Ağladığımın farkında bile değildim. Benimkinin daha erkeksi olan yüzüne baktım. Yeşil gözleri benim için duyduğu endişe ile buğulamıştı. ''Biliyorum. Yine de canım acıyor. Can’ın beni aldatması mı yoksa o kişinin Özge olmasından mı bilmiyorum ama çok kırgınım ve paramparçayım. Engelleyemiyorum kendimi.'' Başımı yeniden göğsüne bastırdı. ''İlk aşk acın olduğunu bildiğimden üstüne gelmeyeceğim. Yine de şunu bil; üzülmene değmez. Aldatan kişiler kendilerine yapar en büyük kötülüğü senin kaybettiğin bir şey yok aksine hayatından iki çürük elmayı çıkardın.'' Başımla onaylayıp geri çekildiğimde bana izin verdi. Valizimi bir eline alıp bir koluyla beni sarmaya devam ederken arabasına yürüdük. Yağız abim eve bizden önce dönmüş olmalıydı. Evi mis gibi fırından çıkan kurabiye kokusu sarmıştı. Mutfağa ilerledik. Fırından taze çıkmış çikolatalı kurabiyeler ve çeşitli kekler ve pastalar mutfak masasındaydı. En sevdiğim pastaneden alınmış pastalar ağzımı sulandırmıştı. ''Bunlar ne?'' dedim hevesle çantamı bırakıp masaya yerleşmiştim bile. Yağız abim mutfağa girip kapı pervazına yaslandı. ''Yasemin’e sordum aşk acısına ne iyi gelir diye 'Çikolatalı her şey' dedi. Ben de vardır bir bildiği dedim. Anlaşılan doğruymuş.'' Neşeyle kıkırdayarak durduğu yere koşup üstüne atladım. Beni kucaklarken gülümsüyordu. ''Teşekkür ederim abim.'' Yiğit abimin somurttuğunu fark ettim. Onu da çağırır gibi kolumu uzattım. ''Sizi çok seviyorum iyi ki varsınız. İyi ki benimsiniz.'' O da yanımıza gelip sarıldığında üçümüzün de kolları birbirine dolandı. Aşk acısını bir iki çikolatalı pasta geçirmiyordu belki ama gerçek ve koşulsuz aile sevgisi her şeyin ilacıydı. Mutfakta onlara olanları anlattığımda her ikisi de bir daha onları görmemem konusunda hem fikirdi. Bursa’da bana okula yakın bir ev tutmaya karar verdiler. Yağız abimin Bursa’daki arkadaşları da bir gün gibi kısa sürede okula yakın bir semt olan FSM’de bir daire ayarladılar. Okul açılmadan önceki cumartesi günü ikisinin de izini olduğundan üçümüz de daireyi görmeye ve eksik eşyaları tamamlamaya gittik. Bu sürede Can ve Özge beni sayısız kez aramış ve mesaj atmışlardı. Onlara cevap vermeyip ikisini de engellemiştim. İkisini de bir daha görmek istemiyordum. Madem benim varlığıma rağmen beraber olmuşlardı artık ben yoktum istedikleri gibi yatakta tepinebilirlerdi. İğrenç solucanlar. Yeni evim eşyalıydı ama yatak odasını değiştirmek istediğimde abimler itiraz etmediler. Bir mobilya mağazasından yeni baza, dolap ve masa aldık. Evimdeki yatağımın aynısını istediğimdeyse bulmak zor olmuştu ama onu da almıştık. Varlık Sitesi on bir numara artık yeni evimdi. Yağız ve Yiğit abim yerleşmeme yardım ettikten sonra birlikte geç bir akşam yemeği yedik. Beni eve geri bıraktıktan, her ikisi de bana sıkı sıkı sarıldıktan sonra da İstanbul’a döndüler. İlk kez kendime ait olan kocaman bir evde yalnızdım. Evde zaten var olan çamaşır kurutma makinesine şükür ederek yeni aldığımız nevresim takımlarını yıkamış ve kurutmuştum. Yeni yıkanmış mis gibi yumuşatıcı kokan çiçekli nevresim takımlarını serdikten sonra şortlu gecelik takımımı giydim ve yumuşacık yatağıma uzandım. Gözlerim yorgunluktan ağırlaşmıştı ve başımı yastığa koyar koymaz tatlı ve uzun bir uykuya daldım.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

AKIL ve TUTKU

read
12.5K
bc

AĞA'NIN GÜNÂHSIZ GELİNİ (+21)

read
203.5K
bc

SESSİZ YANGIN

read
1.9K
bc

ÇAKIRBEY

read
46.3K
bc

Pars

read
472.6K
bc

Ay Işığının Gölgelerinde

read
1.7K
bc

SENİNLE BİR ÖMÜR

read
5.2K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook