Eflin
Restorant'tan çıkınca kaderime yön vereceklerini asla bilemezdim. Eve geç gidiyordum. Halam ve eniştemin yüzünü bile görmek istemiyordum. Annem, babam trafik kazasında hayatını kaybedip ben ve kardeşim Egemen 'i arkalarında bırakıp gittiler.
Onlara çok kızgınım olar giderken bizi acımasız bir hayatla düello yapabiliriz sandılar, Ama yanıldılar. Daha ben on yaşındayken çocuk yurdu ortamıyla tanıştım. Kirli ve rutubetli duvarları hep sırdaşım bildim.
Yurt müdürü Tahsin şerefsizi Acımasız olsa da çoğu zaman alkol alınca iyimser tarafı ortaya çıkıyordu. Yurtta beş yıl süre zarfında kalıp okudum. Allah var ne kadar acımaz ve vicdansız olsa da bizim okumamıza karışmazdı. 'Tabi tacizlerini saymazsak!' kardeşim ayrı çocuk esirgeme kurumunda kalıyordu. Bir gün Tahsin şerefsizi ayık kafayla odama girip yatağıma doğru gelirken boncuk boncuk terledim.
Çünkü bir kere niyeti bozunca iflah olmazdı. Birdenbire bana saldırmaya kalktı yastığımın altında tuttuğum bıçağı yavaşça çıkartıp rasgele salladım.
Nereye denk geldi, neresine girdi bıçak bilmiyorum ama ortalığı çığlık bastı. Ben Elif, Gülden, ve Aylin, kaçmaya çalışırken görevliler tarafından yakalandık.
"Siz nereye gideceğinizi sanıyorsunuz?"Diyip bizi hırpalayarak, döverek odaya koyup kapıyı kilitledi. Adama bıçak sallamazsaydım Yemin ediyorum o bize sallayacaktı. Daha on beş yaşında ne zorluklarla mücadele ediyordum.
Hedefim burdan kaçmak kardeşimi bulup bu şehirden uzak durmaktı, ama nasıl?
Üç gün boyunca aç ve susuz bir şekilde dört arkadaş odada kilitli kalmıştık. "Elfin, ben toka ile kapıyı açarım ama senin dirayetli olman gerekiyor."Dedi açlıktan bitap düşmüştüm.
"T-tamam Elif, kaçamazsak o adam bizi öldürecek biliyormusun?"Dedim başını sıkıntıya aşağı yukarı hareket etti. "Biliyorum ama dördümüz de kurtulmak zorundayız!"Dedi inatla üstüne basa basa uyarıyordu bizi Elif. Kapı açıldı ve dört kişi adına acımasız hayatın zorlukları başlamıştı! Kimi kötü yola, kimi sokakta, kimi ise zorla acımasız insanların eline düşecektik.
Saatin kaç olduğunu bilmiyorduk ve epeyce geç olmuştu onu biliyorduk. Dördüncü gündü biz o odadaydık! Kaç tane toka kırıldı da benim başımdaki toka açmıştı o kapıyı. Bizi savurmaya, yada iyi şeyler olacak yerlere açmıştı toka o kapıyı!
Gülden, bırakın konuşmayı yürüyecek takati kalmamıştı ki dudakları kurumuş birbirlerine yapışmıştı. Onun kolundan tutarak kızlar tuvaletine götürüp elini yüzünü yıkadım. Su içerdim ona bana bakarak göz yaşları aktı acımasız hayatının üstüne. Ben artık on yedi yaşıma geldim ve lise son dönemindeydim. Ama Gülden, o benim kadar şanslı değildi! O kızın yanında kendi halime şükrettim.
Ben yetimhanede belime ve ayak bileğime de sürekli bıçak taşıdım herkesin kötü niyeti gözlerinden okunuyordu. Gülden, on beş yaşında tanıdı insanların varlığının arkasındaki şeytani niyetini! Bunu en son yapan görevliyi dün bıçakla boynuna vurup kızlar tuvaletine koyup kapıyı kilitledim.
Onlar gibi acımasız ve hissiz olmuştum. Avukat olmaktı hayalim Gülden için kendimi adamıştım okuyordum, yapmıştım. Bu ülkede adalet arıyordum Gülden için, Gülden gibi olan kızlar için adalet arıyordum. Ama bunları yapabilmek için sadece bir sınavım kalmıştı kazanmaya. O sapık yetimhane müdürü biz dört kıza saldırmasaydı bir sene içinde ünvanımı alacaktım.
Kızlar tuvaletine dönüp baktığımda kimse o kapıyı açmamıştı öylece benim kilitkediğim gibiydi, yerde kan vardı ama umursamadan Gülden'in elini yüzünü yıkılarak Gülden'i alıp çıktım içerden. Elif kendimizi savunacak bir şeyler alınca beraber yavaş adımlarla yürümeye başladık. Dış kapıya geldiğimizde yeni görevli baya salak bir şeydi ve biz kızlarla bir birimize bakıp hafifçe gülümsedik.
Değilmi ne kadar güzeldi o an özgürlüğe açılan kapıları aralayıp adım atıp sonra da ölümle tanışmak! Elif aceleci davranarak karşı yola koşarken hızla gelen araba bir şeye çarptı ve ben neye çarptığını görmedim. Gülden başını göğsüme koyup çığlıklarını göğüsüme gömdü. Yere sertçe bir şey düştü ve düşen şeyle büyük bir tramva yaşadım.
Elif ölmüştü! Yoktu artık ve ben Gülden 'in elini tutup var gücümle koştum. Ama diğeri şok içerisinde öylece görevli kulübesinin önünde durmuştu. Onu bırakıp kaçmak zorundaydım. O görüntü gözümün önünden gitmiyordu. Ortalık kıyamet gibi polis, itfaiye, ambulans dolmuştu karşıda inşaata sığınıp oradan herşeyi an ve an izliyordum. O görevliyi götürdüklerini, Elif'in üstünü kapatarak götürdüklerini, her şeyi görmüştüm.
Neydi bunları görecek kadar acımasız olan şey? Neydi o kızın acımasızca ölümü? Mesela neydi benim annemin, babamın günahı ki o kazada can verdiler Elif gibi? Gülden'in elini tutup ağlayarak çıktık o inşaattan. Amacım Egemen'i de bulup bu Sivas'ı terk edip İstanbul'a yerleşmekti. Aradan geçen zaman içerisinde iki ay geçmişti ve Egemen'i bulmuştum. Çocuk yurdundan Egemen'i gizlice kaçırıp Gülden'i alıp İstanbul'a doğru yola çıktık. Bu geçen iki ay içinde Gülden ile restoranta çalışıp bulaşık yıkadık.
Ben garson olarak çalışırken Gülden bulaşık yıkıyordu. Tâbi yorulmasına asla izin vermedim ve Fadime anne, evet bir anne kadar şevkat ve sevgi gösteriyordu. İzin vermezdi Gülden'in yorulmasına. Bizi evinde iki ay boyunca o saklamıştı. Bize biriktirdiği parayı verip "Annenizin ak sütü gibi helal olsun."Dedi ona sarılarak gözyaşlarım akıyordu kendiliğinden.
Fadime anne, çok şey bilmesede bizim sapıklar tarafından kaçtığımızı biliyordu. Beklediğimiz otobüs gelince iki kişi dört bin TL arasında miktar tutmuştu ve otobüs on üç saatte anca varacaktı! Egemen'i kaçak bindirip Fadime anneden, rica etmiştik. Eğer adımıza bilet kesseydik bulurlardı bizi. Fadime anne, iki bilet keseresek bize yardımcı olmuştu ve on üç saatlik yolculuğumuz başlamıştı.
Birde başımıza İstanbul belası çıkıştı. Aradan geçen zaman içerisinde halam ve eniştem bizi bulmuştu, onlarda kalmak çok iyi bir fikirdi ama Gülden 'i asla yalnız bırakmadım. Eniştem bana kafayı takmıştı benimle sürekli uğraşıyordu.
Bende artık ayrı bir ev tutacak kadar adapte olmuştum. Lüks bir restoranda tecrübe ile İşe başladığım ilk zamanlar zorluk çekmeden hedefime ulaşabilmek için kendimi toparlayıp gözlerimi dört açmam gerekiyordu.
Gizlice avukatlık son sınavlarına hazırlık yapıyordum. Aradan geçen bir buçuk, en fazla iki sene içinde avukatlık ünvanımı alacaktım karşıma o Rus mafyası çıkmasaydı. Halam yeğen ayrımı yaparken ben Egemen 'i sevdiği için mutluydum.
****
Gözlerimi açtığımda duman altı olmuş bir oda ve çok az aydınlık veren bir ışıktan başka bir şey yoktu! Bir tane gıcırdayan yaylı yatak odası ve o yataktan başka hiç bir şey yoktu. Yavaşça kalkıp otururken gıcırtı sesi o karanlıkta kulağıma gelen en korkunç sesti. Karanlık bir yerden ama uzak değildi, intikamı andıran ve korkunç bir sesle o yabancı seslenince ben kıpırdamadan önce bir durdum.
O karanlık gölgeyi gördüğümde kalbim hızla artıyor dizlerim titriyordu. Kaçmakla kalmak arasında bocalarken bir cesaret ayağa kalkıp adım attığım da karşımda duranı görmüyordum her taraf karanlık ve korku her geçen dakika ilmek ilmek tenime işliyordu.
Kalbimin sesi korkudan kulaklarımı dolduruyordu. Kalktım yürüdüm ama kapıya doğru vardığımda gördüğüm silüet aklımı başımdan aldı. Evet karşımdaki o gördüğüm Rus mafyasımıyı bilmiyorum ama o karanlıkta seçemiyordum. O an bağırmak istedim! Beyin fonksiyonlarım bedenimi etkisiz hale getirmişti ne kıpırdayabiliyordum, Ne de konuşabiliyordum. "Nereye küçük kız?..." Korku har geçen dakika artarken hata ile hareket etmemeye özen göstermek zorundaydım."L-lütfen bırak beni!... Ben bir şey görmedim."Desemde her kelimemin gerçekçi çıkması gerekiyordu. Aksine ya ölürdüm yada kalırdım ama bedenim cesaret yerine korkuya daha çok teslim olurken benim için imkansızdı.
"Olmaz." Benim için birinci yıkış olan cümleyi kurmuştu o yabancı! Sesimi kontrol etmem gerekiyordu ama beceremiyorum. Kendimi motive edici düşünceler düşünüp, özellikle Egemen'i düşünerek kısa süreliğine düşünceye daldım ama sıcak bir hem yabancı, hem de tuhaf dokunuşla bir dakika bile düşünemeden sert bir şekilde irkildim. "Küçük kız, iyimisin?" Hamle yapıp elimi o karanlık gölgenin koluna atacakken elim bir kapının koluna geldi.
Sesim çıkmadı! Ona çaktırmadan kapıyı açmak zorundaydım. Bu benim ilk kaçışım yahutta ilk olayım değildi! Tecrübe edindim artık pislik insanlardan, kötü varlıklardan kaçmaya. Ona belli etmeden kapının kolunu indirdiğim de kapı çaldı! Açıldı ama dışarıya değil bir eve açıldı.
"Evime hoşgeldin küçüğüm!..." Dönüp yüzüne baktım. Üstünde beyaz gömlek siyah pantolon ve siyah deri omuz askısı, iki tane silahı ile karşımda duruyordu. Elini kapıya dayadı daha çok açtı yüzünü gösterdi. Bu o gördüğüm adam değildi! farklıydı. Türkçe konuşuyordu zaten. "Sen kimsin? Benden ne istiyorsun?"Dedim iki adım geriye doğru çekildim.
"Beni öğrendin." Ani kararlar verip ve hemen kaçma girişinde bulunmamam gerekiyor. Çünkü bu karşımda duran adam düşündüğümdende tehlikeli gibi görünüyordu. "Ama ben seni tanımıyorum! Ve hiç bir şey görmedim. Beni burada tutmanın neyin hakkaniyetine sahipsin?"Dedim gri renk gözlerini kısıp genişçe omuzu, iki metreye yakın boyuyla kulağıma eğilerek " Sen görmemen gereken şeyleri gördün küçük kız. Onun için ya öleceksin, yada_" Dedi aniden hata yapıp elimi silahına attım ama o daha çok temkinli ve kurnazdı. Elimi havada yakalayıp dişlerini sıkarak "Sen kendini ne sanıyorsun?"Dedi elimi sırtıma sabitleyip eliyle belimi tutup beni kendine çekti. Alkol, sigara ve parfüm karışımı kokusu burnuma doldu. Yüzümü çevirdim. O kulağıma yaklaşıp "Daha çok küçüksün, bunun için kendini zorlama küçük kız. Merak etme fazla yaşamayacaksın."Dedi korkunç gri renkli gözlerine baktım. Parmağıyla alnımdan çeneme kadar çizgiler çiziyordu sanki beni ezberine geçiriyordu!"Ne diye bekliyorsun? Öldür o zaman!" Diye bağırdım. Beni bıraktı kolumu tutarak içeriye doğru itti. Beni itince düşmemek için kendimi tuttum.
İçerisi saray gibiydi ve devasa duvarlar, camlar, avizeleri ve dahası! İçeride kocaman merdiven gold işlemler yapılmış ışıklandırma sistemleri cabasıydı. İki tane yardımcı geldi, ellerini önlerinde birleştirip başlarını eğerek emir beklediler. "Отнесите это наверх. Дайте мне знать, если Тайлер приехал.( Alın bunu götürün yukarıya. Tyler geldimi haber verin.)"Dedi Rusça konuşurken yardımcılar başını aşağı yukarı hareket ettiler. O yabancı giderken ben ise kocaman yutkunup o yardımcıların yüzüne baktım.