~Işıl~
Ömer tam arkasında buraya geliyordu. Yiğit birden bacaklarıma sarılıp "annecim hadi giydelim artıkkk" dedi yalvarırcasına bana bakıp.
Panikle bakışlarım ona döndü, kendisi bir kaşını havaya kaldırmış Yiğite bakıyordu.
Ben şimdi ne diyecektim?
Ömer tam yanıma gelip çatık kaşlarıyla ona baktı, onun da bakışları Ömere döndü ve ikisi birbirlerine nefretle bakmaya başladılar.
Lütfen anlamasındı, eğer anlarsa nasıl tepki vereceğini kestiremiyordum bile...
Ömer bakışlarını Cüneyt beye çevirip hiç memnun olmamış yüz ifadesiyle elini ona uzatıp "adım Ömer Kaya , bu şirketin sahiblerinden biriyim" dedi.
O sırada yerinde durmayan Yiğiti kucağıma aldım. Hemen kafasını boynuma gömdü ve küçük kollarını boğazıma doladı.
Cüneyt bey ifadesiz yüzünü hiç değiştirmeden elini Ömere uzatıp sıktı ve "Cüneyt Arslanoğlu, bunlarda oğullarım" dedi oğullarını göstererek.
Birden şoktan çıkamamış Emre konuştu "birdakika bu senin çocuğun mu? Az önce sana anne dediğini duydum da. Tabi güzelliğinizden dolayı kendimde olmadığım için bunu yanlış duymuşta olabilirim" dedi hâlâ şok içinde.
Ona baktığımda pür dikkat sadece Yiğite baktığını gördüm. Boğazımı temizleyip "evet, çocuğum" dedim. Yalan söyleme gibi bir hata yapamazdım, zaten çocuğum olmadığını söylesem Yiğit birşey diyebilirdi. Bu riski göze alamazdım.
Cüneyt bey anlandıramadığım bakışlarla Yiğite bakıyordu, bu adamda bir tuhaflık vardı. Birden önüme gelip elini Yiğite uzattı Cüneyt bey ve bu zamana kadar hiç gülümsediğini görmediğim adam gülümsemeye başlayıp "adın ne bakalım küçük adam?" dedi.
Yiğit kafasına boğazımdan çıkardı ve bana baktı. "Söyle birtanem" dedim ona onay vererek. Bakışları Cüneyt beye gitti, küçük elini onun eline uzatıp işaret parmağını tuttu ve "Yiğit" dedi. Cüneyt bey dudaklarını memnunca büzüp "sana yakışır bir isimmiş evlat" dedi ve ardından "yaşın kaç?" diye sorup birden yüzüme baktı.
Yutkunup ona baktım. Kendisi beni çatık kaşlarla izliyordu, bakışları birden Yiğite bakan Ömere gitti ve kaşlarını daha çok çattı.
Anlamış mıydı? O yüzden mi böyle bakıyordu?
"Bukadarr" dedi Yiğit 3 parmağını kaldırarak. Cüneyt bey gülümsedi ve Yiğitin saçlarını karıştırıp "koca adammışsın sen be evlat" dedi ve doğrulup bana baktı. "Oğlunuz size hiç benzemiyor" dedi birden. Bunu neden demişti ki şimdi?
Başımı sallayıp "öyle" dedim. Ege Yiğite yanaşıp "bende Ege memnun oldum ufaklık" dedi göz kırparak. Yiğit gülümsemekle yetindi. Emre gülümseyerek geldi ve "bende Emre abisi, bukadar güzel ve genç bir annen olduğuna şanslısın" dedi. Yiğit başını göğüslerime yasladı ve gülümsedi.
Bukadar ilgiyi aldığı için utanıyordu.
Yiğit ona baktı ve "senin adın neğ?" dedi. Sinirli bakışlarını Ömerin üstünden alıp Yiğite baktı ve sinirle bana bakıp üstüme gelmeye başladı. Ardında tam önümde durdu ve kaşlarını normal haline getirip ifadesiz bakışlarıyla Yiğite bakıp "Ateş" dedi.
Yakınımdaydı, kokusunu burdan ağrı bile alabiliyordum. Yiğite de çok yakındı, ve ona öylece bakıyordu.
"Seğn çok büyükşün Ateşş" dedi Yiğit hayranlıkla ona bakarak. Boyu diğerlerinden biraz daha uzun olduğu için ilgisini çekmişti anlaşılan. "Öyledir" diyip bana baktı ve "senin baban büyük mü peki ?" diye sordu bana bakarak.
Hayır, şüphelenmişti! Kahretsin!
Yiğit ağzını açıp cevap veriyordu ki birden Ömer konuştu "burda böyle dikilecek miyiz? Gelin bir kahve ısmarlayalım" dedi. Cüneyt bey bakışlarını benden çekti ve Ömere bakıp "lüzum yok, işimizi bittirdik artık gittme vakti" diyip oğullarına baktı ve "hadin" diyip bizden son kes vedalaşıp önden gitti.
Hepsi Yiğite ve bana görüşürüz dedikten sonra tek tek gittmeye başladılar, O hariç. Hepsi arkasını dönük olduğu için birden yanıma yaklaştı ve kulağıma "görüşeceğiz" diyip gittmeye başladı.
Yutkundum.
"Anneğ tuvalette gittmem gerek" dedi Yiğit birden. Kendime gelip Yiğite baktım ve "tamam annecim" diyip onu tuvalette götürdüm.
Arabadaydık, ve eve doğru gidiyorduk. Yiğit ne kadar biryerlere gittmek istesede moralim olmadığından eve gideceğimizi söyledim. Şimdide arka koltukta surat yapıp oturuyordu.
Onu görmek bütün moralimi alt üst ettmişti. Bu nasıl boktan bir tesadüftü? Yiğite neden öyle bakmıştı? Anlamış mıydı? Anladıysa Yiğite neden okadar ifadesiz bakmıştı? 'Görüşeceğiz' de ne demekti?
Hiç bir şeyi anlamıyordum! Nasıl davranacağımı da bilmiyordum. Tek bildiğim birşey vardı o da Yiğiti ona asla vermemem olucak. Beni öldürmesi gerekirdi Yiğiti almak için.
"Geldik" dedi Ömer beni kendime getirerek. Saat öğleni geçiyordu, birazdan akşam olurdu. Arabadan indiğimde Yiğitinde indiğini gördüm ama bana bakmadan iki kolunu da birleştirmiş eve doğru gidiyordu.
İç çekip peşinden gittmeye başladım. "O şerefsizi öldürmemek için kendimi zor tutuyorum!" dedi Ömer sinirle. "Şu hale bak! Beyfendi hiç olmadık yere yine karşımıza çıktı, hemde aynı tavırları sergileyerek! İnsan biraz pişmanlık göstermez mi? Göstermiyor piç! Ya gerçekten pişman değil yada sana oyun oynuyor" dedi kapıyı açarak. İç çekip "bunları Yiğit uyuduktan sonra konuşsak? Gönlünü almam lazım" diyip kapıdan girdim ve ceketimi çıkardım.
"Tamam, benim şirkete geri gittmem gerek zaten, bir kaç önemli işim var. Bir iki saate gelirim" dedi. "Tamam, sonra görüşürüz" diyip merdivenlerden çıkmaya başladım. Yiğitin odasına vardığımda aralık duran kapıyı açtım ve odasına girdim. Kendisi yatakta oturmuş , kollarınıda bağlamış, suratsız bir şekilde duvarı izliyordu.
Ceketini felan yine yere attmıştı, bunu küstüğü zaman hep yapardı. İç çekip yerdeki eşyalarını toplamaya başladım ve "küs müyüz?" diye sordum ceketini dolabına asıp.
Omuz silkmekle yetindi.
Yanına gidip atkısını çözmeye başladım ve "beni de anla ama annecim. Bak bende çok yoruluyorum" dedim ve üstünü çıkarmaya başladım. Bana bakmayıp "benn sinamaya gittmek istiyoydum" dedi. Hmmleyip "şöyle yapalım, biz güzelce bir duş alalım, ondan sonra patlamış mısırlarımızı hazırlayıp oturma odasında bir film izleyelim, ne dersin?" dedim yüzünü elime alıp heryerini öperek.
Kollarını çözüp üzülerek bana baktı ve "ama ama Ömer abiğ yokk" dedi. "Onunlada gelecek günlerde gideriz tamam mı?" diyip onu kucağıma aldım ve banyoya götürmeye başladım. "Tamamm" diyip bana sarıldı.
Banyoya vardığımda hemen küveti sıcak suyla doldurdum ve içine Yiğite özel şampuanlarından birini döktüm. İki oyuncak ördeklerinide suya attım ve soyunan Yiğite gidip üstünü çıkarmaya başladım.
"Bugün çok üşüdün mü annecim?" dedim onu soyarken. "Hayır, hiç üşümedim sadece buynum biyaz üşüdüü" diyip küçük burnunu gösterdi. Bu da burnunun neden kırmızı olduğunu açıklıyordu.
Onu soyduktan sonra onu kaldırıp küvete koydum , o da hemen oturup ördekleriyle oynamaya başladı.
Cebimdeki telefona mesaj geldiği için küvetin yanındaki klozete oturdum ve mesaja baktım.
Yiğit birden "anneğ o adam çok güçlü deyil mii?" dedi. Telefona devam bakıp "hangi adam?" diye sordum. "Ateşş" dediğinde hemen bakışlarımı ona çevirdim. Gülümseyerek duvara bakıyordu, hatta biraz hayranlık bakışı gibiydi bakışları.
Onu sevmiş miydi? Ona hayran mıydı?
Boğazımı temizleyip "onu sevdin mi?" diye sordum tereddüt ederek. Bana bakıp "evett, bende oynun gibi olmak istiyoyumm" dedi.
Şok içinde ona baktım.
Hayır buna müsade edemezdim! Resmen ona hayrandı ve onu daha birkere görmüştü! Ya onu severse? Ya onu baba rolü olarak görürse?Oflayıp saçımı geriye attım ve düşünmeye başladım. Korkuyordum, olucaklardan çok korkuyordum. Yiğiti asla vermem diyip duruyordum ama ya Yiğit ona gittmek isterse?
Hayatımdan çıkması için ne yapabilirdim?
Onlarla iş birliği yapamazdım. Eğer onlarla iş birliği yaparsam çoğu zaman onu görecektim. Yine Yiğiti görmesine izin veremezdim. Şüphelenmişti zaten.
İç çekip gülümseyen Yiğite baktım ve bu işin içinden nasıl çıkıcağımızı sorgulamaya başladım.
??????
Saat 9 u geçiyordu, ve ben koltuğun üstünde yatıyordum. Üstümde Yiğit uyuyarak yattıyordu, filmi izlerken uykuya dalmıştı. Daha doğrusu onun saçını okşadığım için mayışıp uykuya dalmıştı.
Mis kokusunu içime çekip yavaşça ayaklandım ve onu odasına götürmeye başladım. Onu dikkatlice yatağına yatırıp son kes öptüm ve kapısını kapatarak oturma odasına geri döndüm.
İkimizde duş almış, yemek yemiş, ve film izlemiştik. Sıcak çikolata yapıp onunla içmiştim, bugün üşüdüğü için sıcak bir içicek iyi gelecekti.
Oturma odasına döndüğümde heryerin toplanmış olduğu gördüm, tabi bunu yapan herzaman ki gibi Selma teyzeydi. Tebessüm edip telefonumu elime aldım ve Ömeri aradım.
Üçüncü çalışta çıkmıştı telefona.
"Ömer nezaman geleceksin?" diye sordum. "Açıkcası işim biraz daha sürer, şu şerefsizin dosyasıya meşgulüm" dedi. "Ne dosyası?" dedim kaşlarımı çatarak. "Bu güvenlik cihazlarını neden istiyorlar gibisinden şeyler işte" dedi. İç çekip "iyi ozaman yarın konuşuruz" dedim. "Tamam, iyi geceler"
"İyi geceler" diyip telefonu kapattım. "Kızım, istediğin birşey var mı?" diye sordu Selma Teyze. Gülümseyip "yok Selma teyze çıkabilirsin herşey için teşekkürler" dedim. "Ne demek kızım olur mu öyle şey. Biz çıkıyoruz o zaman" dedi. "Tamam Selma teyze iyi geceler" diledim, o da dileyip çıktı.
Televizyonu açıp kanaları gezmeye başladım zira boş oturup aklımı onunla doldurmak istemiyordum. Zaten yeterince zamanımı onu düşünmekle harcamıştım.
Bir süre sonra kapı çalmıştı. Kimdi bu saate? Ömer herzaman anahtarıyla girerdi.
Kaşlarımı çatıp televizyonu kapattım ve kapıya gidip kapıyı açtım. İki yeşil gözle karşılaşmayı beklemiyordum.
Daha tepki veremeden sinirli adımlarla içeri geçti. Onun burda ne işi vardı!
Hemen arkasından gittim. Kendisi oturma odasına gidip birden bana döndü. "Burda ne işin var! Hemen defol git!" dedim sinirle.
Elleri cebinde ifadesizce beni izliyordu. Kaşlarımı daha çok çatıp "ne bakıyorsun! defol git evimden!" dedim sinirle. Sesimi biraz alcak tutmaya çalışıyordum çünkü Yiğit uyuyordu.
Birden o sert sesi dudaklarımı doldurdu "hiç değişmemişsin" dedi beni süzerek. "Karakterin olsun , görünüşün olsun tıpa tıp aynısın" dedi hâlâ o rahat duruşuyla.
Yumruğumu sıkıp "bunu söylemek için mi geldin buraya?" dedim. Birden gözlerime bakıp "sana sadece bir soru sorucağım, sende bana doğruyu söyleyeceksin" dedi.
Yüzünden yada gözlerinden ne düşündüğünü yada nasıl hissettiğini göremiyordum, sert bakışlarıyla bana ne demeye çalışıyordu anlamıyordum.
İç çekip nefretle ona baktım ve "ne sorucaksan sor sonrada defol git evimden!" dedim yeşillerine bakarak. Gerçekten gözleri ve saçları aynı Yiğitinki gibiydi...
Tam gözlerimin içine bakıp "o çocuk benim mi?" diye sordu. Kalp atışım hızlandı ve elim terlemeye başladı.
Hayır! Ona Yiğitin ondan olduğunu söyleyemezdim! Bu olmazdı! Ne yapar eder onu intikam için bile elimden alırdı. Ne kadar güçlü olursam olayım onun kadar değildim, o çok varlıklı birisiydi. Yasal olarak bunu yapamasa bile kendi bildiği gibi yapıp yinede Yiğiti alırdı.
"Evet, cevabını bekliyorum" dedi hâlâ aynı duruşta. Yutkunup zor olsada başımı dik tuttum ve "hayır, o senin çocuğun değil" dedim. Ellerini cebinden çıkartıp birden kaşlarını çattı ve "yalan söylüyorsun!" diye bağırdı. Hemen işaret parmağımı dudağıma koyup "bağırmayı kes, çocuk uyuyor!" dedim sinirle.
Bir adım yaklaşıp sinirle bana baktı ve "bana doğruyu söyle! O çocuğun yaşı 3 ne tesadüfki bizde 3 yıl önce sevişmiştik, hemde ilkin bendim! Bu çocuk başka kimden olabilir lan ozaman!" dedi sesini biraz daha kısmayı başararak.
Sinirle ben de bir adım ona yaklaşıp "ilkim olabilirsin ama sonum değildin! Senden sonra neler oldu hiç bir fikrin yok! O yüzden bu olayı daha fazla kurcalamadan kapat!" dedim yumruklarımı sıkarak. Yumruklarımı sıkmamın nedeniyse yalan söylememdi.
O da bir adım yaklaştı ve "kimdi lan benden sonraki!" diye bağırdı. O kadar yakındı ki burunlarımız deyecekti nerdeyse. "Sanane! Sorunu sordun şimdi de siktir git!" dedim bende bağırarak.
Birden çenemin altını tutup beni kendisine çekti ve dudaklarıma yapıştı.
O benim dudaklarımı öpüyordu...