~Işıl~
Gözlerimi bir kaç saniyeliğine kapatıp yine açtım ve doktora bakıp "aldıracağım, istemiyorum bu bebeği" dedim.
Olan annemin akan göz yaşlarına oldu...
O zamanlar inat edip kimseyi dinlemeyip kendi doğru bildiğim şeyi yapmıştım. Bir hafta sonraya doktor aldırabileceğimi söylemişti, tabi o bir hafta içinde annem bana resmen yalvarmıştı aldırma diye.
Gerçek şuydu ki o bebeği aslında çok istiyordum, ama kabullenemiyordum.
Bir hafta sonra aldırma tarihi gelmişti. O yatağa yattığımda kendimi sorgulamaya başlamıştım. Ben bununla yaşaya bilecek miydim? Ben masum bir canın canını alıyordum bu benim haddime miydi?
İçim rahat olmadan girdim o ameliyata, doktor beni bayıltıcağını söylediğinde kararımı değiştirmek istediğimi anlamıştım ama iş işten geçmişti. Doktor beni çoktan bayılmıştı.
Uyandığımda sersem gibiydim ama daha kendime gelemeden doktora 'aldınız mı' diye sormuştum. O an şansın benim tarafımda olmasını dileyip almaması için dua ettim.
Doktorun bakışından birşey çıkaramamıştım , bana sadece üzgünce bakıyordu. O an aldığını düşünüp kendime lanet ettmiştim.
Ama doktorun bana almadığını söylediği an dünyalar benim olmuştu. Açıklaması benim ameliyat esnasında ağlayıp 'onu çok istiyorum' demem olmuş. Demek okadar istiyormuşum ki baygınken bile onu sayıklamışım.
O haberi aldığımda gülerek ağlamaya başlayıp doktoruma çok teşekkür ettmiştim. İşte ondan sonra ne olduysa olmuştu.
Ömer ve annemle geçirmiştim bütün hamileliğimi. Annemde kalmıştık bir süre, Ömer yanımdan ayrılmadığı için o da kalmıştı.
O zamanlar çok çaresizdim, hamileydim ve evime gidemiyordum o tehditler yüzünden. Ne yapıcağımı düşünüp duruyordum aynı zamanda kendimi anneliğe hazırlıyordum.
Birgün Ömer gelip bana bir fikir sunmuştu, başka bir şehre taşınıp ev almamısı önermişti aynı zamanda firmamızı açmayı da istemişti. Ona bunu nasıl yapacağımızı sorduğumda bana pulları satarak demişti.
Düşünüp durmuştum ama karnımdaki çocuk için bunu yapmayı göze alıp pulları ünlü bir müzeye satmıştık. Elimizdeki pullar okadar değerli olduğu için parası da iyidi, evimizi ilk önce sadece kiralamıştık, ağırlığı daha çok firmaya vermiştik. Firmayı büyüttüğümüzde evi satın almıştık ve çok geçmeden de Yiğit doğmuştu. Üçümüz birlikte şimdiki yaşadığımız evde yaşayıp büyümüştük.
Ömerin bana karşı hisslerini hâlâ farkındayım, ona şans vermeyi okadar istiyorum ki ama maalesef kalbim istemiyordu. Annem Ömere bir şans verme taraftarıydı , mantık olarak Ömer alınacak bir çocuktu. Yiğit'e okadar güzel bakıyordu ki dışardakiler gerçek babası bile sanabilirdi. Yiğit'in onu babası olarak görmesini ben istememiştim, büyüdüğü zaman birşekilde gerçekleri öğrendiğinde beni suçlamasını istemiyordum.
Ömer bu konuları pek açmıyordu bana son lafı 'seni bekleyeceğim' olmuştu. O günden beride sabırla bekliyordu. Ona şans veremiyordum işte, benim elimde olan birşey değildi.
Kalbim istemiyordu ama sebebini bilmiyordum. Kalbim kimseyi istemiyordu. İlk aşkım o olmuş olabilirdi ama yinede bu son olucağı anlamına gelmezdi. Ona uzun zamandan beri aşık değildim, ona hissettiğim tek şey vardı o da nefret.
Beni düşüncelerimden çıkaran Yiğitin sesi oldu "anne anne" diyip bana koşmaya başladı. Bana vardığında iki elini bacaklarımın üstüne koyup "öydeklere gidelim mii?" dedi nehirin ordaki ördekleri göstererek. "Olur gidelim" diyip şapkasını düzelttim ve ayağa kalkıp istediği yere gittim. Nehire vardığımızda Yiğit ördeklere doğru gittmeye başladı.
"Bugün baya formunda" dedi Ömer ona bakarak. "Yordu mu seni?" diye sordum. Yiğit bir iki metre önümüzdeydi ve ördeklerle oynuyordu. "Hayır" dedi ardından "çocuk işte , uzun zaman sonra ikimizle birlikte çıktığından baya heyecanlı" dedi Ömer.
Haklıydı.
Ona minnettarca bakıp "sağol Ömer, herşey için" diyip gülümsedim. Bana bakıp o da gülümsedi ve "ikiniz mutlu olun yeter" dedi. Birden Ömerin telefonu çaldı, telefonunu çıkarıp ekrana baktığında kaşları çatıldı "firma arıyor , aslında izinli olduğumuzu biliyorlar aramamaları gerekiyor" dedi düşünceli bir şekilde. Kaşlarımı çatıp "önemli olabilir, aç" dedim. Başıyla onaylayıp telefonu açtı ve konuşmaya başladı.
Yiğite baktığımda nehire çok yakın olduğunu gördüm ve "Yiğit nehire çok yakınsın" diyip yanına gittmeye başladım. Yanına vardığımda yanına çöktüm ve ördeklere baktım.
"Bak anne bu öydek anne öydek" dedi büyüğünü göstererek. "Evet birtanem o anne-" diyemeden Ömer beni çağırdı. Ona dönüp "ne oldu?" dedim. "Bir gelir misin" dedi Yiğiti göstererek. Yiğiti bırakıp Ömere gittim ve ne olduğunu sordum. Bana bakıp "sanırım çat kapı önemli iş adamları gelmiş firmaya, çalışanlar geleceklerinden haberi olmadıklarını söylüyorlar. Bir gittsek mi?" dedi.
"Yiğiti eve bırakmamız gerekecek o zaman" dedim. "Zaman yok adamlar önemli insanlarmış, hemen gidip karşılayalım. Yiğiti ben alırım zaten adamların dosyasına bakmam gerekecek" dedi. "Bu iyi bir fikir mi sence?" dedim düşünceli birşekilde. "Bizim firmamız olduğunu hatırlatmam mı gerekiyor? Kim ne yapabilir ki? Hem ben yanındayım onun" dedi beni sakinleştirmeye çalışarak.
Oflayıp "iyi, Yiğiti kandırmak senin görevin" dedim iki elimi havaya kaldırarak. Sırıtıp "anlaştık" dedi ve Yiğite doğru gittmeye başladı.
İçim rahat değildi, Yiğiti firmamıza götürmek istemiyordum ama niye bilmiyordum.
Firmaya vardığımızda endişeyle Ömere bakıp "sakın Yiğiti gözümden ayırayım deme, zaten çok uzun sürmez işim" dedim. "Tamam, hadi artık Işıl geç kaldık zaten" diyip arabadan inip Yiğiti çıkardı. Bende arabadan indim ve Yiğite bakıp "annecim Ömer abinin yanından ayrılma sakın tamam mı? Ben en kısa sürede yanına geleceğim" dedim. Yiğit üzgün bir şekilde "çabuk gell ama.." dedi. "Tamam" diyip önden firmaya girmeye başladım.
Nerden çıkmıştı ki şimdi bu adamlar! Başlarım ben böyle işe! Birgün kendime izin ayıramayacak mıydım ben?
Hemen asansöre binip en üst katın düğmesine bastım ve beklemeye başladım. Katıma vardığımda asistanım Tuana'nın masasına gidiyordum ki sinirli bir ses duymamla olduğum yerde kalıp sesin oraya baktım.
Tuana'da içinde olmak üzere çoğu çalışan üç yada dört takım elbiseli adamın önünde durmuş mahçupça onlara bakıyorlardı.
Hemen o tarafa gidip ne olduğuna baktım. "Beyfendi , bakın patronumuz şimdi gelece-" diyemeden olgun bir ses onu böldü ve "yarım saattir bekliyoruz benimle dalga mı geçiyorsunuz?" dedi. Yanlarına gidip sert sesimle "ne oluyor burda?" dedim.
Herkesin bakışı bana döndüğünde konuşan adama baktım. Kendisi 55 yaşlarında gibi duruyordu ama yaşına göre baya güzel görünüyordu. Yapılı , beyaz saçlı, yeşil gözlü, esmer,geniş omuzlu biriydi. Önünde durduğumda "neden bağırdınızı öğrenebilir miyim?" dedim çatık kaşlarımla.
Araya Tuana girerek "efendim, bunlar haber vermeden gelen iş adamları" dedi. "Patronları sen misin?" diye sordu adam bana küçümseyici bakışlar atarak. Bir kaşımı havaya kaldırıp "öyleyim, bir sorun mu var?" dedim. "Ne biçim bir patronsun sen? Firmanda niye yoksun bir patron olarak? Bu nasıl bir sorumsuzluktur?" dedi sinirli bir şekilde.
Sinirle "beyfendi buraya habersiz gelen siziniz o yüzden kızmaya hakkınız olmadığını düşünüyorum ayrınca firmamın başında olup olmadığım sizi ilgilendirmez. Eğer iş konuşmak için geldiyseniz buyrun toplantı odasına geçelim, ama eğer burda durup kızmaya devam ettmek istiyorsanız buyrun devam edin ama ondan sonra firmamı lütfen terk edin" dedim.
"Dişli çıktı" dedi birden yanındaki genç adam sırıtarak. Onu süzdüğümde onun da baya yakışıklı olduğunu gördüm, kahve gözleri ve esmer teni vardı aynı zamanda yapılı ve geniş omuzluyu. Sol taraftakine baktığımda onunda sırıttığını gördüm. Kahve gözleri, siyah saçları, açık teni vardı aynı zamanda da bir küpesi. O da diğerleri gibi yapılı ve geniş omuzluydu. Sanırım ortadaki yaşlı adam babalarıydı.
Sonuncusuna baktığımda şok geçirdim.
Ama nasıl? Bu nasıl olabilirdi? Hayır kesinlikle yanlış görmüştüm. Gözlerimi açıp kapatıp yine ona baktım ama aynı görüntüydü.
Tanıdık iki yeşil göz mavilerime bakıyordu. Ateş Arslanoğlu tam karşımdaydı. Hiç değişmemişti...
Siyah saçları, yeşil gözleri, yapılı vücudu, ruhsuz bakışları...
Hapsi aynıydı. Tek fark artık iki günlük bir sakalı vardı. Yumruğumu sıkmaya başladım.
Bu şerefsizin burda ne işi vardı?
"Dikilip bizi mi inceleyeceksin yoksa girmemize izin gerecek misin güzel hanım?" dedi esmer olan. Kendime gelip boğazımı temizledim ve toplantı odasını gösterip "buyrun" dedim. Tuana önden gidip toplantı odasının kapısı açtı, onlarda sırayla girmeye başladı. O yanımdan geçtiğinde tanıdık erkeksi kokusunu almıştım, gerçekten değişmemişti..
Derince iç çekip toplantı odasına girdim ve Tuana'yla karşılarına oturdum. "İçicek birşey ister misiniz?" diye sordu Tuana. Hiç biri birşey istemediğinden konuşmaya başlamıştık.
Ona bakmamaya çalışıyordum, çünkü ona bakarsam konsantre olamazdım. Boğazımı temizleyip "adım Işıl Yenilmez, bu şirketin sahibi ve yöneticisiyim" dedim kendimi tanıtarak. "Küçük bir hanımla birlikte çalışacağımı bilseydim bu işe hiç kalkışmazdım" dedi yaşlı adam. Masanın altındaki elimi sıkıp "neden bukadar ön yargılısınız? Ya işimi beğenirseniz?" dedim zoraki olarak gülümseyerek. Adam bana memnuniyetsizce bir bakış atıp "hiç sanmıyorum" dedi.
Sakin kalmaya çalışıp "isminizle başlamaya ne dersiniz?" dedim. "İsmim Cüneyt küçük hanım, Cüneyt Arslanoğlu. Bunlarda oğullarım" dedi oğularını göstererek.
Hepsi mi? Demek o zamanlar kardeşim yok diye bana yalan söylemişti. Ne bekliyordum ki?
Esmeri sırıtarak " ismim Emre Arslanoğlu , en küçükleriyim. Senin için ama sadece Emre" diyip göz kırptı. "Emre, kes şu flörtöz hallerini" dedi küpeli. Ardından bana bakıp "ismim Ege Arslanoğlu, ortancılarıyım. Memnun oldum" dedi gülümseyerek.
Sıcak kanlıydı , kendisini sevmiştim.
Sıra ona geldiğinde zoraki olarak ona baktım. Bana imalı bir bakış atıp "ismimi bilmiyor musunuz Işıl hanım?" dedi. İsmimi söylemesindi, rahatsız oluyordum.
Boğazımı temizleyip "efendim?" dedim. Yumruğumu okadar sıkıyordum ki birazdan parmaklarım kırılacaktı. "Diyorum ki biz gelmeden önce hiç mi dosyaya felan bakmadınız?" dedi ruhsuz bakışlarıyla.
Nefretle ona bakıp "söylediğim gibi geleceğinizi bilmiyordum yoksa emin olun bakardım" dedim. Alayla sırıtıp geri yaslandı ve "Ateş Arslanoğlu, en büyükleriyim" dedi.
Gerçekten davranışları midemi bulandırıyordu. Yıllar sonra utanmada karşıma geçmiş alayla konuşabiliyordu. Karektersiz pislik!
"Gösterin bakalım marifetlerinizi küçük hanım" dedi Cüneyt bey.
Bu adamı etkileyeceğime yemin edip ayağa kalktım ve konuşmaya başladım.
???????
Sanırım 1 saat geçmişti , ve sonunda toplantı da bittmişti. Bütün toplantı boyunca sadece Cüneyt beye adapte oldum ve ondan başka kimseye bakmamaya çalıştım. Ara sıra gözüm ona kaymıştı, aralıksız bir şekilde sadece o soğuk bakışlarıyla beni izliyordu.
Cüneyt beyin yüzünden anlaşıldığı kadarıyla onu etkilemeyi başarmıştım. Dudağını memnunca büzüp "beklentimin üstünde bir performanstı, tebrik ederim" dedi ama o sert yüzünde bir mimik bile oynanmamıştı.
Dışardan gören herkes onun sert ve kaba bir adam olduğunu anlardı, çünkü yüz ifadesi ve duruşu bunu gösteriyordu.
Diğerlerine baktığımda Emrenin bakışlarının üstümde olduğu gördüm. Ona baktığımda göz kırptı. İçimden göz devirip Ege denen adama baktım. Kalemini kafasına yaslamış konsantreli bir şekilde önündeki dosyaya bakıyordu.
Son olarak ona baktım, kendisi hâlâ tepkisizce bana bakıyordu. Bakışları, duruşu hepsi babası gibiydi. Soğuk ve sert.
Nefretle ona baktım , ona baktığımı gördüğünde bir kaşını havaya kaldırdı. Nefret dolu bakışımı beklemiyordu anlaşılan.
Gözlerimi ondan çektim ve Cüneyt beye bakıp "anlaştığımızı varsayıyorum o zaman?" dedim. "Bana göre koşular ve anlaşma uygun" dedi dosyaya bakarak. "Aynı fikirdeyim, bu arada gerçekten çok yeteneklisiniz" dedi Ege gülümseyerek. Geri gülümseyip "teşekkür ederim" dedim.
"Bence de hem yetenekli hemde güzel" dedi Emre sırıtarak. "Çok erken karar veriyorsunuz" dedi birden adını anmak istemediğim şerefsiz. Bir kaşımı havaya kaldırıp bana bakan yeşillerine baktım.
"Birkere gösterdiğiniz cihazların fiyatı cihaza göre çok fazla, aynı zamanda burda çalışanlarınızın sadece 10/2 görevlendireceğiniz yazıyor. Bu güvenlik için çok düşük bir rakam" dedi eleştirerek.
Derince iç çekip "cihazlarımızın kendi yapımımız olduğunu okumuşsunuzdur, doğal olarak fiyatı da daha yüksek. Bunun haricinde cihazlarımız güvenlik için en iyi cihazlardan biri, kendi işlerini kendi görüyorlar. Çalışanlarımızın yaptığı tek şey herşeyi kontrol edip cihazlarda bir sıkıntı var mı diye bakmak ve bunun için 10/2 çalışanım yeter de artar bile" dedim nefretle ona bakarak.
Cüneyt bey ayağa kalkıp ona baktı ve "bunu sonra konuşacağız evlat" diyip bana döndü ve elini uzatıp "güzel bir iş birliği olucağını umuyorum küçük hanım" dedi. Elini tutup sıktım ve "bende öyle , umarım gelecek sefere ön yargılı yaklaşmazsınız " dedim ve elimi çektim. Ege elini uzatıp "güzel işbirliği olma dileğiyle" dedi nazikçe gülümseyerek.
Geri gülümseyip elini sıktım ve "umarım" dedim. Emre gelip birden elimi eline aldı ve "büyüleyici bir kadınsınız" diyip elimi öptü. Zoraki olarak gülümseyip elimi çektim. "Emre, zevzekliği kes" dedi Ege. Sıranın ona geldiğini anladığımda yutkundum.
Ona dokunmak istemiyordum.
Önüme gelip yine o soğuk bakışlarıyla bana baktı ve elini uzatıp "çok umutlanmamanızı öneririm, kim bilir gözünüzü açıp kapatıncaya kadar bu işbirliği iptal edilmiş olur" dedi o profesyonel ama sert sesiyle. O anki gelen hırsla elini sertçe tuttum ve "büyük konuşmamanızı öneririm, kim bilir gözünüzü açıp kapayıncaya kadar bu iş birliği çoktan bittmiş ve herkes kendi yoluna gittmiş olur" dedim dişlerimi sıkarak.
Ne yaptığımı idrak edip ellerimize baktım.
Elektrik çarpmış gibi hemen elimi onun büyük elinden çektim ve ona baktım. Sanki bir an bakışlarının yumuşadığını gördüm, ama bu okadar kısaydı ki yanlış görmüş bile olabilirdim.
Kendime gelip kapıya gittim ve kapıyı açıp "buyrun" dedim. Hepsi kapıdan çıkmaya başlıyordu , ama Eren önümde durup "numaramı vermek istiyorum, sonuçta iş ortağıyız artık değil mi?" diyip sırıttı. Birden "seni öldürmeden dön önüne" dedi adını anmak istemediğim.
Neden müdahale ettmişti ki? Ona neydi?
Eren somurtarak çıktı ama o bana bakıp sessizce "kardeşimin abisiyle birşeyler yaşamış bir kadınla işi olsun istemiyorum, o yüzden ondan uzak dur" dedi o soğuk yeşilleriyle ardından bakışlarını benden çekip odadan çıktı. Ona olan nefretimi ve sinirimi sözlerle anlatamazdım!
Hayatımdaki en nefret ettiğim insanlardan biriydi o!
Sakinleşip salona,yani yanlarına gittim ve "o zaman tekrar görüşmek dileğiyle" dedim. Onu hariç, onu ömrü hayatımda birdaha görmek istemiyordum. Cüneyt bey birşey demek için ağzını açıyordu ki beklenmedik bir ses duyuldu.
"Anneğ" diye bağırıp üstüme koşmaya başladı Yiğit. Hayır onun burda ne işi vardı!
Ömer tam arkasında buraya geliyordu. Yiğit birden bacaklarıma sarılıp "annecim hadi giydelim artıkkk" dedi yalvarırcasına bana bakıp.
Panikle bakışlarım ona döndü, kendisi bir kaşını havaya kaldırmış Yiğite bakıyordu.
Ben şimdi ne diyecektim?