3 yıl sonra
Akşam olmuştu, ve ben hâlâ çalışıyordum. Aslında istesem şimdi çıkabilirdim ama işimi yarım bırakmayı sevmiyordum. Neyse az kalmıştı zaten.
Kapıma vurulmasıyla otomatikmen "gel" dedim. Giren Tuana'ydı kendisi asistanımdı.
Ona bakıp "birşey mi oldu?" dedim. Kendisini severdim iyi akıllı bir kadındı. Açık kahve saçları omuzuna geliyordu, gözleri açık kahveydi aynı saçı gibi. Balık etliydi dar giyindiğinden belli oluyordu. Biraz karnı vardı o da doğum yaptığından kaynaklanıyordu. Evli, iki çocuk annesi 29 yaşında bir kadındı. Benden yaş olarak büyüktü.
"Işıl hanım rica etsem bugün sizden önce çıkabilir miyim? Çocuklarımdan biri durmuyormuşta gidip onunla ilgilenmem gerekiyor" dedi mahçupca. "Elbette, git çocuğuna bak. Bu arada her gün benden sonra çıkmak zorunda değilsin , işini bittirdikten sonra çıkabilirsin" diyip bilgisayarıma geri döndüm.
"Siz nasıl isterseniz efendim" diyip kapıdan çıktı. Saate baktığımda saatin 10 olduğunu gördüm, hemen son işlerimide hal edip odamdan çıktım ve asansöre gidip Firmadan da çıktım. Hemen arabama binip evimin yolunu tuttum.
10 dakikada iki katlı villama varmıştım. Arabamı park edip hemen eve girdim. Çalışanların evde olmadığını bildiğim için anahtarımı çıkarıp kapıyı açtım ve ardımdan da kilitledim. Oturma odasının ışığını açık olduğunu gördüğümde hemen oraya gittim, ve beklediğim manzaraylada karşılaşmıştım.
"Bu saate yine televizyon mu izliyorsun?" dedim alayla. Bana bakıp "seni beklerken sıkılmamak adına yapıyorum" diyip televizyonu kapattı. "Uyudu mu?" diye sordum. "Evet , saatinde yatırdım" diyip yorgunca doğruldu ve "sen ne yaptın?" diye sordu. İç çekip "herzaman ki işler işte" dedim ve "onunla bu aralar pek ilgilenemedim, işler okadar yoğun ki kendime bile doğru dürüst zaman ayıramıyorum" diyede ekledim.
"Seni sayıklayıp duruyordu zor uyutabildim" dedi. Ona bakıp "çok sağol Ömer, sen olmasan ne yapardım bilmiyorum" dedim gülümseyerek. O da gülümsedi ve "ne demek, işlerimiz yoğun. Eğer anladığım bir bölüm olsaydı seve seve yardım ederdim ama işte sadece sözleşme gibi şeylerde yardım edebiliyorum" dedi.
O şirket ikimizin şirketiydi. Birlikte yapıp yükseltmiştik orayı. İşleriyle ben ilgileniyordum Ömerde sözleşmelerle, yatırımlarla, maddi şeylerle ilgileniyordu. Öyle böyle şirketi götürüyorduk, başarılı bir şirketti.
"Neyse ben ona bir bakayım sonra yatacağım zaten" diyip ayağa kalktım. O da doğrulup "iyi geceler o zaman" dedi. "İyi geceler" diyip merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım, Ömer ise kendi odasına çekildi.
Onun odasına vardığımda sessizce içeri girdim ve yatağına doğru yürümeye başladım. Yatağında mışıl mışıl uyuyordu. Yatağının kenarına oturup saçlarını okşamaya başlayıp kokusunu içime çektim ve yanağını öptüm.
Hayattaki en değerli varlığımdı.
Onu rahat bırakmak adına gittmeye hareketleniyordum ki birden elini elimin üstünde hissettim ve sonra o yorgun sesini duydum. "Gittmeğ" dedi yalvarırcasına. Ona baktığımda gözlerini ovaladığını ve uyanmaya çalıştığını gördüm. "Burdayım birtanem, uyu sen" diye fısıldayıp saçını okşadım. "Benimle uyhu anne lütfeğn" dedi harfleri tam olarak doğru söylemeyerek. Daha küçük olduğu için bazı harfleri doğru söyleyemiyordu, bu da onu daha tatlı kılıyordu.
"Tek uyumaya alışman gerekiyor birtanem, hem sen erkeksin korkmak sana hiç yakışıyor mu?" dedim saçını okşayarak. Omuzunu silkip "bananeğ" dedi ve birden ağlamaya başladı.
Kaşlarımı çatıp onu kucağıma aldım ve "oğlum? neden ağlıyorsun? İyi değil misin yoksa?" diyip elimi alnına koydum, ateşi yoktu. Yaşlı yeşil gözlerini bana dikip "sen artığk beni sevmiyoysun" dedi. "O da nerden çıktı Yiğit?" dedim şaşırarak. "Benimle daha oynamıyoysun" diyip başını göğüsüme yaslayıp devam ağladı.
Haklıydı, ona artık vakit ayıramıyordum. Bunu değiştirmem gerekiyordu.
Hmmleyip "şöyle yapalım, yarın istediğimiz kadar oynayalım ne dersin?" diyip ona baktım. Kafasını göğüsümden kaldırıp "gerçekten mi?" diyip yaşını sildi. Bende onun göz yaşlarını silip "gerçekten ama bunun için güzelce uyuman gerekiyor" diyip yanaklarını öptüm.
"Seninle uyumak istiyoyum anne" diyip boynuma sarıldı. Ona sarılıp ayağa kalktım ve "iyi o halde bizde uyuruz" diyip odama yürümeye başladım. Odama vardığımda Yiğiti koça yatağın üstüne bırakıp dolabıma gittim ve "yat annecim, üstümü çıkarıp geliyorum" der demez Yiğit yorganın altına girdi.
Çok uysal bir çocuktu ama pek sosyal değildi. Çoğu şeyden korkar ve utanırdı bu yüzden de Ömer ve benden başkasına gitmezdi. Tabi ara sıra annemde gelip seviyordu ama utandığı için hemen bana koşuyordu.
Üstümü giyinmiş , elimi yüzümü yıkamış bir şekilde odaya geri döndüm ve yatağa oturup telefonumu aldım. Tuana'ya yarın gelmeyeceğimi bu yüzden de toplantıları başka güne almasını yazıp telefonumu kapattım ve yattım. Yiğite baktığımda gözlerinin kapalı olduğunu gördüm, uyumuyordu numara yapıyordu.
Onu kendime çektim ve saçlarındaki kokuyu içime çektim. Hemen küçük ellerini boynuma doladı ve kafasını göğüs boşluğuma yasladı. Küçüklükten beri kafasını hep oraya gömüp kokumla uyurdu. Hatta yatağına tişörtlerimden biriyle uyuyor , onlarsız uykuya dalamıyordu. "İyi geceler birtanem" diyip yorganı boğazına kadar çektim. "İyi geceler anne"
Çok az bir süre sonra Yiğit uykuya dalmıştı. Saçlarını okşuyor ve ara sıra öpüyordum. Ona hamile olduğumu öğrendiğim zaman gelmişti aklıma, hayatımdaki en zor zamanlardan biriydi...
3 yıl önce
Öylece doktorun yüzüne bakıyordum. Ne demişti o?
"N-ne?" dedim şokun etkisinden çıkamayarak. "Hamilesiniz, tebrikler" dedi yine tekrar ederek. Ben... ben hamilemiydim? Hayır olamazdı!
O caninin çocuğunu taşıyor olamazdım! Beni öldürmeye çalışan birisinin çocuğunu karnımda taşıyamazdım!
"İstemiyorum" dedim yaşlı gözlerimle doktora bakarak. Doktor neye uğradığını şaşırdı ardından "efendim?" dedi. "İstemiyorum , bu çocuğu İstemiyorum!" dedim yaşlarımın akmasına izin vererek.
"Tamam sakin olun, daha komadan yeni çıktınız, bağırmayın lütfen" dedi doktor. Gözyaşlarımı silip "bakın anlamıyorsunuz! Ben bu çocuğu doğuramam! Olmaz!" diyip ayağa kalkmaya çalıştım.
Kolumdakileri kolumdan sertçe çıkardım o sırada doktor "Işıl hanım, bunu yapamazsınız" diyip yanıma gelmeye başladı. Hemşireler öylece durmuş doktorun emrini bekliyorlardı. Doktor kolumu tutup "sakin olun" dedi ama ben kolumu ondan çekip "alın bu çocuğu! Hemen alın!" diyip doktorun üstüne yürüdüm.
"Sakinleştiriciyi hazırlayın" dedi doktor yine beni kolumdan tutarak. Birden hemşireler gelip beni yatağa bastırdı. "Bırakın! Bırak!" dedim kolumu onlardan çekmeye çalışarak. Koluma giren iğneyle neye uğradığımı şaşırarak bağırdım.
"Bu sadece iyiliğiniz için" dedi doktor. Kendimi birden yorgun hissedip hareket ettmeyi bıraktım ve "anlamıyorsunuz..." dedim ağlayarak. Birden annemi gördüm, telaşlı bir şekilde bana koşuyordu "yavrum, kuzum lütfen kendine gel" diyip ağladı.
Annem elimi tutuyordu ve saçımı okşuyordu. Annemin elini sıkıp "anne beni anlamıyorlar" dedim ağlayarak. Annem göz yaşlarını silip "kendinde değilsin kızım, kendine gel ondan sonra doğru dürüst konuşacağız tamam mı annecim?" diyip yanağımı öptü.
"Hanımefendi sizi dışarıya almamız gerekiyor" dedi doktor annemin omuzunun tutarak. "Hayır, anne gittme" dedim elini bırakmayarak. "Geleceğim birtanem, şimdi uyu" diyip son kes beni öpüp dışarı çıktı.
Heryeri bulanık görmeye başlamıştım, artık dayanamayıp gözlerimi kapattım ve kendimi karanlığa teslim ettim.
Şimdi düşündüğüm zaman ne kadar aptal olduğumu fark ediyorum. Bu sözler benim ağzımdan nasıl çıkmıştı? O benim oğlumdu, benim çocuğumdu, benim kanım canımdandı.
Hayatımdaki en değerli varlığımdı, onu aldırsaydım hayatım asla böyle olmazdı. İyiki onu aldırmamıştım, iyiki şuan burda yanımdaydı. Onsuz bir hayat düşünemiyordum bile.
Ona daha sıkı sarılıp şükür ettim ve kendimi uykunun kollarına teslim ettim.
???????
Üstümdeki ağırlık yüzünden nefes alamayıp gözlerimi açtım. İki yemyeşil göz , gözlerini bana dikmiş gülümsüyordu.
"Uyan anne" diyip yanağımı o küçük dudaklarıyla öptü ve kollarını boynuma daha sıkı sardı. "Yaramasa bak sen, sabah sabah annesini uyandırmayı da bilirmiş" diyip onu yanıma yatırdım ve "bence güzel bir cezayı hak ettin" diyip onu gıdıklamaya başladım.
Bağırarak gülmeye başladı ve "t-tamam" diyip güldü ve "biydaha ya-yapmamm" diyip yine seslice güldü. Gıdıklamayı bırakıp onu kendime çektim ve "bence cezan daha bittmedi" diyip heryerini öpmeye başladım.
Öperkende "ohh" diyip yine öpüyordum. "Bu ceza deyil ki" diyip bana sarıldı. Benden başka kimseye kendisini öptürmezdi, sevmiyordu çünkü. Ama eğer ben onu öpmezsem yine bana küsüyor ve alınıyordu.
Onu kucağıma alıp yataktan çıktım ve "hadi bakalım, kahvaltıya inelim" diyip odamdaki banyoya gittim ve ikimizinde dişlerini fırçalayıp , yüzümüzü yıkayıp odama geri döndüm.
Odamda Yiğit için bir kaç eşya vardı, aralarından siyah bir pantolon ve yeşil kalın bir kazak giydirdim. Hava soğuk olduğu için kalın giydirmem gerekiyordu. Siyaha yakın saçlarını tarağıyla sağ'ya tarayıp güzel durmasını sağladım. Zaten güzel duruyordu , saçları yumuşak ve gür oldukları için her biçime giriyor ve bebeğime yakışıyordu.
Yaşına göre çok göze batan bir çocuktu. Yeşil gözleri, siyaha yakın saçları , ten rengi...
herşeyiyle mükemmel bir çocuktu.
Açıkçası ona çok benziyordu , yüz hatları olsun, kaşları olsun hepsi ona benziyordu. Tabi onun kaşları çoğu zaman çatıktı ve bakışları soğuk ve ruhsuzdu , Yiğit'in ise yumuşak ve uysal bakışları vardı. Benden aldığı birtek ten rengiydi, o adını anmak istemediğim herife nazaran benim ten rengim daha açıktı.
Onun adını anmak bile istemiyorum çünkü bunu hak edecek birisi değildi.
Yiğite baktığımda onu düşünmüyordum. Onu kendi parçam olarak gördüğüm için o aklımın ucundan bile geçmiyordu. Yiğit'i onun olarak görmüyordum, onun bizim hayatımızda yeri yoktu.
Yiğiti onun gibiymiş gibi görmek bile sinirlenmeme neden oluyordu.
Düşüncelerimden çıkıp kendisini aynada inceleyen Yiğite bakıp "annecim hadi sen ağışa in, bekletme Ömer abini" dedim. Kafasını sallayıp "peki annecim" diyip kapıdan çıktı.
Dolabıma yönelip bende üstümü giyinmeye başladım.
(Işılın kıyafeti)
Maşayla saçlarımı dalgalandırıp açık bıraktım. Yüzüme herzaman ki gibi hafif makyajımdan yaptım, ruju kahvaltıdan sonra sürecektim yemek yerken güzel olmuyordu çünkü.
Kendimi aynada incelediğimde güzel göründüğümü gördüm. Doğumdan sonra çok spor yapmıştım, okadar yapmıştım ki bazı günler yerimden bile kalkamıyordum ama buna değmişti.
Eski formuma geri dönebilmiştim.
Şükür hamilelikte karnım çok şişmemişti, tabi şişmişti ama bazılarına nazaran küçük bir karnım vardı hamilelikte. Çatlağım yoktu, sezaryen olduğum için karnımda iz vardı tabi ama o da çok göze batmıyordu. Yakınlaşıp anca görebilirdi herkes , izim belirginsizdi çünkü.
Kısacası 3 yıl önceki Işıla şimdiki Işılın beden olarak pek bir farkı yoktu, bu da beni mutlu ediyordu.
Hemen odamı terk edip ağışa indim. Seslerden anladığım kadarıyla herkes sofraya oturmuştu. İçeri girdiğimde Ömer ve Yiğit gülmekle meşgullerdi. "Sabah sabah bu ne enerji böyle?" diyip Yiğitin yanına oturdum, Ömer tam karşımızda oturuyordu.
"Ömer abi çok komiğk anne" dedi Yiğit ballı sütünden içerek. Tebessüm edip elime bir ekmek alıp süzme sürdüm ve Yiğitin tabağına koydum. Ballı sütü muhtemelen Ömer yapmıştı. "Bugün işe gittmediğini var sayıyorum?" dedi Ömer bir kaşını havaya kaldırarak. Kahvaltılardan bir kaç çeşitini tabağıma koymaya başladı, aynı Yiğite yaptığı gibi.
"Bugün Yiğite biraz vakit ayırmak istedim" diyip kahvemden bir yudum aldım. Çalışanlar kahveyi her sabah nasıl içtiğimi bildikleri için kahvem her sabah tam yerinde dururdu.
"Selma teyze" diye seslendim. Selma teyze koşturarak geldi ve "buyur kızım" dedi. Selma teyzeyi çok severdim ikinci annem gibiydi kendisi. Kızıl saçları vardı , onu da hep arkadan topuz yapardı. 45 yaşlarında bir kadındı, kocası bizim bahçede çalışıyordu. Salim amcayı da çok severdim , çok candan birisiydi. İkisinide ailemden biri olarak görüyordum.
"Salim amcayı da alıp gelsenize birlikte kahvaltı edelim" dedim gülümseyerek. "Evet evet, gelinn" dedi Yiğit hoplayarak. Selma teyze gülümseyip "biz ettik sabah kızım, ama sağol , afiyet olsun size" dedi ve Yiğite bakıp "ballı sütü bitirirsen sana bir şekerleme vereceğim" dedi. "Ahh, gerçekten mii?" dedi Yiğit ellerini çırparak.
Sütü az dana üstüne döküyordu ki elinden sütü alıp masaya koydum ve "yavaş oğlum" diyip sevinçli haline baktım. "Özür dileyim" diyip ballı sütünü yine eline aldı ve "ben bunu hemenn içeyim" diyip sütünü içmeye başladı.
Gülerek ona baktım ardından Selma teyzeye bakıp "Teşekkür ederim" dedim. Başıyla onaylayıp mutfağına geri döndü. Bu işler ona çok fazlaydı, başka birinide yardım olarak almak istediğimi söyleyip duruyordum ama o her defasında istemediğini söylüyordu.
Kızları da vardı, 2 tane. Biri 15 diğer ise 18 yaşındaydı. Naz ve Nil. Okuldan sonra buraya gelip ya ders çalışırlar yada annelerine yardım ederlerdi, tatlı kızlardı severdim ikisinide.
"Işıl" dedi Ömer bana bakarak. "Efendim?" diyip birşeyler yemeye başladım. "Sen bugün gittmeyeceksen ben bugün firmaya gideyim" dedi. "Yağ hayırr sende gell bizimle" dedi Yiğit üzülerek. Kaşımla Yiğiti gösterip "duydun, senide istiyor. Bugün için ikimizde gittmeyelim. Ne olucak? İş bekleyebilir nede olsa" diyip Yiğitin süzmeli ağzını sildim.
İç çekip "iyi madem , öyle olsun" dedi Ömer. "Oleyy" dedi sevinçle Yiğit. "O tabak bittecek" dedim Yiğite bakarak. "Ama anne..."
Yine başlıyorduk.
???????
Parktaydık, ve Yiğiti sallıyorduk. Ömer salıyordu daha doğrusu ben yakındaki bir bankta oturmuş ikisini izliyordum.
Ömere minnettardım. Beni herşeyde destekleyip arkamda durmuştu, aynı annem gibi. O zamanlar ikisininde Yiğit konusunu benimle konuşmalarını harfi harfiyen hatırlıyordum.
Doktor az önce odama gelip benden mantıklı düşünüpte karar vermemi istedi. Boş boş konuşuyordu.
Odama birden annemle Ömer girdi. Annem hiç'te mutlu görünmüyordu. İkiside yanımdaki koltuklara oturdu. Annem elimi tutup "iyimisin kızım?" diye sordu. Ruhsuzca ona bakıp "değilim" dedim. Annem gözlerini kapatıp iç çekti ve "annecim bak" diyip durdu ve konuşmaya devam etti.
"Sevgilin kim, çocuğun babası kim, yanımdaki çocuk kim hiç birşeyi bilmiyorum. Ömere kim olduğu soruyorum ama bana cevap vermiyor senin söylemeni istiyor" diyip yalvarırcasına gözlerime baktı.
"Bana herşeyi anlat artık" dedi. Ömere baktım , Ömer mahçupça gözlerini benden kaçırıp "kendin söylemeni istersin diye düşündüm" dedi. Anneme baktığımda perişan bir halde olduğunu gördüm. Ağladığı okadar belli oluyordu ki, annem bunları hak ettmemişti.
İç çekip "yanındaki Ömer, kendisi arkadaşım olur. Ama anne şuan için sana şu sevgili olayını anlatamam, çocuğun babasını da öyle. Buna şuan için hazır değilim lütfen anla" diyip yorganıma baktım.
Annem derince iç çekti.
"Seni zorlamayacağım. Ama kızım şunu bil, karında bir can taşıyorsun. Sinirli kararlar verme, çocuğun babasından ne kadar nefret edersen et, o seninde bir parçan" dedi yumuşak sesiyle. Ona bakıp "değil, o benim hiç bir şeyim değil! İstemiyorum!" diye bağırdım.
Birden Ömer konuşmaya başladı "annen haklı, bu çok büyük bir karar" dedi. Ona bakıp "Ömer, saçmalamayı kes! Neler yaşadığımı en iyi sen biliyorsun" dedim. Ömer bana bakıp "evet biliyorum ama bu yinede karnındaki canı öldürmek için bir bahane değil" dedi.
Ne saçmalıyordu bunlar!
"Ne derseniz diyin, bu çocuğu aldıracağım" dedim. Ömer saçından geçip perişan anneme baktı ve "bize biraz izin verir misiniz?" dedi. Annem bana bakıp iç çekti ve başını sallayıp odayı terk etti.
Ömer az önce annemin oturduğu yere oturup bana yaklaştı ve "Işıl lütfen iyi düşün bak.." diyip sustu. Ardından "gerekiyorsa ben bu çocuğa babalık yaparım, eğer korkun buysa yaparım" dedi bana yalvararak bakarak. "O da bir can, o şerefsiz yüzünden karnındaki canı cezalandıramazsın" dedi elimi tutarak.
Önüme dönüp duvarı izlemeye başladım.
"Bir düşün, hemen karar verme. Biz senin arkandayız, annen bile arkanda. Kadın perişan oldu haftalardır, ona da böyle davranma lütfen. Git ve herşeyi ona anlat" diyede ekledi.
Birden odaya doktor girdi, arkasından da annem. Doktor bana bakıp "kararınızı öğrenmem gerekiyor Işıl hanım, ona göre tarihi ayarlamalıyım" dedi. Anneme ve Ömere baktığımda resmen bana gözleriyle yalvarıyorlardı.
Gözlerimi bir kaç saniyeliğine kapatıp yine açtım ve doktora bakıp "aldıracağım, istemiyorum bu bebeği" dedim.
Olan annemin akan göz yaşlarına oldu...