Kaza

2085 Words
~Işıl~ İç çekip kapıyı kapattım ve oturma odasına dönüp telefonumu elime alıp annemi aradım. Tam annemi aramak için parmağımı onun ismine değdiriyordum ki kapı çaldı. Off Ömer neyini unutun acaba! Kapıya gidip bıkkınlıkla kapıyı açtım ama beklediğim kişi yoktu kapının önünde. Gelen kalbimi 100 parçaya bölen, ve acımadan bana arkasını dönen Ateş Arslanoğlu'ydu. "Ne işin var burda?" dedim dişlerimi sıkarak. Birşey demeden evime girdi ve oturma odasına doğru yürümeye başladı. Bu ne cüret? Hemen arkasından gidip "hayırdır? Babanın evimi burası? Ne bu rahatlık?" dedim kaşlarımı çatarak. Resmen koltuğa oturmuş , bir ayağını diğer bacağına atarak oturuyordu. "İsterse benim evim olur" dedi ciddice. "Ne istiyorsun?" dedim dişlerimi sıkarak. "Suçu benim üzerime atman baya etkileyiciydi ama sen şunu unutuyorsun. Senin karşında ben varım yani götünü yırtsanda beni hapse attıramazsın" dedi sırıtarak. "Bunu söylemek için mi geldin mal herif?!" dedim sesimi yükselterek. Ayıplarcasına bana baktı ve "hiç yakışıyor mu bu laflar sana?" dedi. Başıma masaj uygulayıp "ne diyeceksen de sonrada siktir git!" dedim bıkkınca. Ayağa kalktı ve "bencede sana ayırabildiğim vaktimin sonuna geliyoruz çünkü" diyip üstüme gelmeye başladı. Burnumun dibinde bittiğinde yine ifadesizce bana baktı ve "eğer birdaha benimle yada Gamzeyle uğraşmaya kalkarsan ciddi anlamda senin ve o beceriksiz herifin işini bittiririm" dedi sinirle. Alayla ona bakıp "denesene" dedim. Burnundan derince nefes çekti ve "beni zorlama, istesem şimdi gözünün önünde onu öldürttürürüm, hatta bununlada kalmaz seni de öldürürüm. Anla , aramızdaki herşey bitti. Saçma sapan intikam düşüncelerine kapılma sakın çünkü sadece kendine zarar verirsin küçük" dedi. "Sen gerçekten iğrenç bir adamsın" dedim iğrenerek. Birden çenemi sertçe tuttu ve yüzüne yaklaştırdı "sen iğrençliği daha görmemişsin, sana gösterirsem eğer iğrençliği ozaman aradaki farkı görürsün" dedi dişerini sıkarak. Çenemdeki eli tutup sertçe çenemden çektim ve "asıl sen benim sabrımı zorlama. Gelecek sefere o hapsi boylarsın" dedim sinirle. "Defol git evimden! Defol!" diyip kapıyı gösterdim. İşaret parmağını kaldırıp sallamaya başladı "eğer pulların sende olduğunu söylesem, sence hangimiz hapsi boylar Işıl?" dedi yeşilleriyle bana bakarak. "Seni bitirebilmek için bir sürü yolum var, sana önerim uslu durup hayatını devam etmen ve benden uzak durman" dedi. "Senden zaten uzağım, senle ben zaten yokuz ve birdaha asla da olamayız. Senin gibi bir şerefsizin benim hayatımda yeri yok. Sana layık olan Gamze gibi kadınlar , o bile fazla sana" dedim. Ardından işaret parmağımı kaldırıp göğüsüne yasladım ve "pulları istemeye geldiysen boşuna gelmişsin çünkü o pullar bende kalacak. Sana olan bütün duygularımı öldürdün Ateş , sana karşı hissettiğim şey sadece nefret" dedim ciddiyetle. Ardından"seni görmek bile istemiyorum, o yüzden ne seninle nede Gamzeyle uğraşırım anladın mı? İkinizde hayatımdan defolun!" diye ekledim. "Pulları vermiyor musun şimdi?" dedi korkutucu bir tonda. Dik durup "vermiyorum" dedim. İç çekip bana baktı "hayatını tehlikeye sokuyorsun , bilesin" dedi. Alayla güldüm ve "bu sefer beni mi öldüreceksin?" dedim. Yeşillerini mavilerimle buluşturup "seni uyardım Işıl, bundan sonra başına gelecek hiçbirşey için sorumlu değilim" dedi. Göz devirip "tehdit , tehdit , tehdit. Başka birşey yapmayı bilmez misin sen?" dedim. Geri çekilip arkasını döndü ve kapıya doğru gittmeye başladı. Birden durup "eğer canının kıymetini bilip pulları vermeye karar verirsen, bir telefon uzağında olucağım" diyip kapıdan çıktı. "Çok beklersin!" diye bağırdım arkasından ama çıktığı için muhtemelen duymamıştı. Koltuğa oturup düşünmeye başladım. Gerçekten beni öldürür müydü? Benden bukadar nefret ediyor olabilir miydi? Nekadar önünde güçlü durmaya çalışsamda söylediği bütün sözler kalbime bir hançer saplıyordu. Çok acıyordu. Biz nasıl bu hale gelmiştik? Nekadar kendime itiraf edemesemde Ateşi çok özlüyordum. Benim yanımda olan, sıcaklığını hissettiren, yeşillerinde samimiyeti ve aşkı gösteren Ateşi çok özlüyordum. Ama şimdiki Ateşten sadece nefret ediyordum. Ona asla boyun eğmem, ölsem bile eğmem. Cesareti varsa öldürsündü , ölümden korkmuyordum helle ki ondan hiç. Plan yapmalıydım. Ateşin ve Gamzenin aileleri bana ve Ömere karşıydılar. Pulları alabilmek için bizi öldürebilirlerdi bile, bu pulları çabucak halletmeliydim. İşte bu da bir sorundu ne yapıcaktım bu pullarla? Onlara yada başka iş adamlarına asla vermezdim. Bu pulları hak ettikleri yere vermek istiyordum. Onlar özel pullardı , tarihi pullardı. Paraları için değersiz şerefsiz insanların elline geçmemeliydi. Gözlerimi kapatıp başımı koltuğa yasladım. Hayatım nezaman yine normale dönecekti? Çok sıkılmıştım bu oyunlardan, tehditlerden, problemlerden. Artık eski hayatıma dönmek istiyordum, işten eve-evden işe hayatıma. Oflayarak gözümü açtım ve tavanı izlemeye başladım. Kalbimden onu nasıl söküp atabilirdim? Ona nasıl herkes gibi davranabilirdim? Canımı yakabilen nadir kişilerden biriydi, ve her fırsatta kalbimi kırıyordu da. Acaba ben onun kalbini kırıyormuydum? Saçmala Işıl. Adam seni öldürmekten bahsediyor nasıl kalbini kırabilirsin ki? Keşke kırabilsem, ozaman bana yaşattığının iki katını ona yaşatırdım. Telefonumu elime alıp annemi aradım. Ona çok ihtiyacım vardı. Annem ikinci çalışta çıktı telefona. Görüntülü aradığım için onu görebiliyordum. O da benim gibi oturma odasının koltuğunda oturuyordu ve sesten anladığım kadarıyla televizyon izliyordu. "Kızım?" dedi annem telefona bakarken. "Nasılsın anne?" diye sordum. "İyiyim birtanem sen nasılsın bakalım?" dedi gülümseyerek. Gerçeği duymak istiyor musun ki anne? "Bende iyiyim. Seni özledim o yüzden bir arayayım dedim" diyip mavi gözlerine baktım. Saçlarını topuz yapmıştı, üstünde yine o klasik hırkalardan biri vardı. Bu sefer makyajsızdı, neden makyajlı olsun ki? Saat 12'yi geçiyordu. Annem bana iyice bakıp "yok var sende bir haller" dedi. Göz devirdim "o nerden çıktı acaba?" dedim sitem ederek. Bu kadın neden herşeyi anlıyordu? "Yüzünden anlaşılıyor, hadi dökül bakalım" dedi koltuğa yaslanarak. "Gerçekten yok birşeyim" dedim yutkunarak. Annem ciddileşti ve "Işıl bana yalan söylemeyi bırak ve ne olduğunu söyle , meraklandırıyorsun beni annecim" dedi. Ne diyicektim ben? Sevdiğim adamın benimle oynamasını mı? Birini öldürdüğümü mü? İşimi kaybettiğimi mi? Neyi? İç çekip "sadece seni özledim" dedim zorla gülümseyerek. "Biliyorsun çok kişi yok hayatımda, kimseyle doğru dürüst konuşamıyorum bile. Birtek sen varsın güvenip konuşabildiğim ama işte sen de yoksun yanımda" dedim gözyaşlarımı zorla tutarak. "Annesinin gülüne bak sen, bende seni çok özledim birtanem. Gelmemi ister misin? Özlemini gidermiş olurum" dedi gülümseyerek. Hayır kesinlikle gelemezdi , burası onun için güvenli değildi. Ateş daha az önce beni canımla tehdit ettmişti , birde annemi görürse onunlada tehdit edebilirdi işte o zaman gidip bende onu öldürürdüm. "Yok gelme. Yani ben geleceğim zaten, işten bir haftalığına izin aldım. Yarın sana gelmeyi planlıyordum" dedim açıklama yaparak. Annem 32 diş gülümseyerek "süper, hiç bekleme valizini hazırla ve yarın gel hemen. Oh be kızımı görebileceğim sonunda" dedi. Hayretle ona bakıp "anne beni görmeyeli sadece bir kaç ay oldu , abartmasan mı?" dedim. "O birkaç ay bana bir ömür gibi geldi bundan haberin var mı küçük hanım? Neyse hadi annecim valizini hazırla bende yarın için senin en sevdiğin yemekleri hazırlayayım" dedi ardından birşey aklına gelmiş olacak ki "şu bahsettiğin çocuğu da getirsene" dedi. Yutkundum. "Yok, o çalışıyor gelemez" dedim. Annem dikkatle bana bakıp "ayrıldınız mı yoksa?" dedi. Oflayıp "off anne çok soru soruyorsun sen ama. Hadi kapatıyorum ben valizimi hazırlayacağım" dedim geçiştirmeye çalışarak. "İyi hazırla, ama yarın herşeyi konuşacağız" dedi ciddi tonlamasıyla. "Öptüm seni" dedim. "Bende birtanem" Telefonu kapatıp koltuğa bıraktım. Heryer kapkaranlıktı ve o karanlığın içinde sadece ben vardım. Yaşlarım yine kendiliğinde akmaya başlıyordu ama bu sefer anneme söylediğim bütün yalanlar yüzünden akıyordu. Birde yalnızlığım yüzünden... Birden karanlığın içinde bir ışık peydah oldu. Telefonum çalıyordu. Telefonuma baktığımda arayanın Ömer olduğunu gördüm. Yaşlarımı silip telefonu açtım ve "söyle Ömer" dedim. "Işıl az önce Gamze yolumu kapattı" dedi. Sanırım dışardaydı çünkü araba sesleri geliyordu. "Ee ne istiyormuş?" dedim. "Pulları geri vermemizi söyledi aksi taktirde başımız büyük belaya girecekmiş" bu tehdit çok klişe olmaya başlamadı mı? "Bunlar tehditten başka birşey bilmiyorlar mı?" dedim bıkkınlıkla. "O da ne demek? Yoksa o şerefsiz evine mi geldi?" dedi sinirle. "Az önce burdaydı" dedim. "Bunlar kafayı yemiş. Pullar yüzünden ailecek sıyırmışlar" dedi Ömer. "Öyle" diyip ayağa kalktım ve balkona yürümeye başladım. "Işıl ben sadece senin hamleni bekliyorum. Bana bırakmış olsaydın o pulları çoktan satmıştım" dedi Ömer. "Kime mesela Ömer?" dedim manzaraya bakarak. "En çok para verene tabi ki. Eğer böyle devam ederse ikimizide o pullar yüzünden öldürecekler" dedi hiç memnun olmayan bir tonda. İç çekip "onlara pulları geri vermeyeceğiz, bu kesin. Pullarla ne yapıcağımı daha karar vermedim. Yarın anneme gideceğim, 1 hafta onda kalacağım. Ondan döndükten sonra sana kararımı açıklarım. Sende o zamana kadar ortalıklarda pek görünme" dedim. Derince iç çekti. "Öyle olsun, kararını çabuk ver Işıl" dedi. "1 hafta sonra kararımı sana söylemiş olacağım söz" diyip kapatıyordum ki Ömer konuştu "bu arada dikkatli ol" dedi. "Sende" diyip telefonu kapattım. Artık yatma vakti geldiğini anladığımda odama gidip yatağıma girdim ve uyumaya çalıştım. ??????? "Anladım anne, tamam getireceğim" dedim bıkkınca telefona. Sabah erken uyanıp valizimi hazırlayıp duşa girmiştim. Üstümü giyiniyordum ki annem arayıp neyi unutmayacağımı söylemişti. Ama sorun şu ki iki dakikada bir arıyordu! Sonunda telefonu kapatabildiğimde dolabımın karşısına geçip hazırlanmaya başladım. Üstüme siyah dar bir kot ve mavi bir bluz giyinmiştim. Kotumun üstüne dizime kadar gelen bir bot ve siyah deri ceketimi giyinmiştim. Saçlarımı öylece salık bırakıp, hafif makyajımı yapıp parfüm sıktım. İşte hazırdım. Saate baktığımda saatin 13:15 olduğunu gördüm. Hemen valizimi alıp evden çıkmaya başladım. Anneme gittmem iyi bir fikirdi, biraz olsun kafamı dağıtabilecektim. Burda yalnızlıktan sadece olayları ve Ateşi düşünüyordum, böyle devam etseydi delirirdim. Kapıyı ardımdan kapatıp kitledim ve anahtarı çantamın içine koydum. Ardından valizimle birlikte asansöre binip ağışa indim ve arabama doğru yol aldım. Valizimi bagaja atıp sürme koltuğana geçtim ve arabamı çalıştırıp yola koyuldum. Hızlı varmak istediğim için hızlı sürmeye başladım. Bir otobana girdiğimde gaza yüklenip son hız sürmeye başladım. Müthiş bir his. Telefonum çalmaya başladığında hemen telefonumu elime alıp açtım. "Yola çıktın mı?" diye sordu Ömer. "Evet, neden?" dedim bende. "Seni son kes görmeyi umuyordum, kapının önüne gelecektim" dedi. Otobandan çıktığımda hızımı biraz alçaltmaya çalıştım. Birdakika frenler neden olmuyordu? Frene sertçe bastım ama araba durmuyordu. Az önce oluyordu noldu birden? "Işıl orda mısın?" diye sordu Ömer. "Ömer frenler tutmuyor!" dedim paniğe kapılmamaya çalışarak. "Ne? Nasıl?" dedi Ömer. "Tutmuyor işte! Az önce oluyordu şimdi olmuyor!" diyip son güçümle yine frene bastım. Olmuyordu! "T-tamam Işıl bi sakin ol. Frene sertçe vur" dedi. "Yapıyorum ama olmuyor!" önümdeki beyaz araba sağ yola girmek için hızını alçaltmaya başlıyordu. "Işıl beni duyuyor musun!" dedi panikle Ömer. Beyaz arabaya çarpamazdım! Hemen kolu sola çevirip kazayı önledim ama daha sonrasını önleyemedim. Son gördüğüm şey bir ağıca sertçe çarpmam ve son duyduğum şey ise benim çığlığımla Ömerin sesiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD