~Işıl~
İkisi dövüşmeye başladı , Ömere gidip onu durduruyordum ki Gamze saçımdan tuttu ve "sen nereye acaba" dedi.
İşte şimdi elimden çekeceği vardı.
Döndüm ve ellerini saçımdan çekip yüzüne güzel bir yumruk geçirdim o da o darbeyle yere yığıldı "eğer birdaha bana dokunmayan kalkarsan yemin ederim o elini kırarım" dedim sinirle. Ömere baktığımda yerde olduğunu ve Ateş tarafından yumruklandığını gördüm. Hemen onlara koşup " hemen bırak onu!" diye bağırdım. Ateş nefes nefese durdu ve bana baktı, onu Ömerin üstünden çektim ve Ömerin yanına eğilip kanlı yüzün baktım.
"Ömer bana bak!" dedim yüzünü tutarak. Acıdan bayılmak üzereydi. "İ-iyiyim" dedi gözlerini açık tutmaya çalışarak. İç çekip "birazdan bayılacaksın, merak ettme ben bunları hallederim, sen bana pulları ver" diye fısıldadım. Yandan Gamzenin kalktığını ve Ateşten yardım aldığını gördüm.
Ömer zorlukla "c-cebimde" dedi. Beklemeden cebindeki pulları aldım ve göğüsümün arasına sıkıştırdım. Hemen ayağa kalkıp ikisine baktım. Gamzenin burnu kanıyordu Ateş de onun burnunu siliyordu.
Gamze sinirle bana baktı ve "vahşi resmen!" dedi sinirle. "Öyleyimdir , helle ki damarıma basıldığı zaman" dedim soğukça. Ateş iç çekti ve "uzatma ve pulları ver" dedi. İki kaşımı havaya kaldırarak "çok beklersin" dedim. "Sen bi bana baksana" diyip üstüme gelmeye başladı Gamze.
Önüme geldiğinde beni omuzumdan itti ve "o pulları vereceksin" dedi sinirle. Hemen elini yakalayıp sertçe ters çevirdim. Gamze çığlık atarak yere düştü ve elini tutmaya başladı "kırıcağımı söylemiştim" dedim ifadesizce.
Bağırarak ağlamaya başladı.
Ateş yanına gitti ve Gamzenin kırık elini tutup "hemen adamlara söyle doktora gittsinler, gerisiyle ben ilgineceğim" dedi. Bunu demesiyle birlikte ayağa kalktı ve devam ağlayarak depodan çıktı.
Hak ettmişti, uyarımı dinleseydi böyle olmayacaktı.
Ateş bıkkınca nefes aldı ve "uğraştırma beni ve ver şu pulları" dedi. "Gerçekten yazık, şerefsiz bir pislik çıkıcağını düşünmezdim" dedim ona iğrenerek bakarak. Pisçe güldü ve üstüme gelmeye başladı. "Anla, diğer kızlarla aynısın, onlarla eş değersin. Neden hâlâ bunu kabullenmiyorsun?" dedi.
Gülmeye başladım "evet senin gibi bir erkek orospu için bu böyle görülebilir" dedim. Sinirle kaşlarını çattı ve önümde durup "zorla almak istemiyorum, ver!" dedi. Ona yaklaşıp "kolaysa gelde al" dedim. Çenemi eline alıp sıkmaya başladı ve yüzüne yaklaştırıp "sabrımı zorlama" dedi. Güldüm ve zorla olsa da "çok korktum ne yaparsın?" dedim.
Çenemi bırakıp bu sefer o gülmeye başladı "neden seni kimsenin sevmediğini anlıyorum" dedi birden bire.
Hayır, ne diyecekse söylemesindi! Bilmek istemiyordum!
Hemen araya girip "sus!" dedim. Alayla bana bakıp "yalan mı? kim sevdi bu zaman kadar seni Işıl? Sen sadece kullanılmak için varsın, kullanılıp atılmak için" dedi.
Yumruğumu sıkıp yutkundum.
Aklına birşey gelmiş gibi yapıp "ah doğru , babanda vardı tabi ama o sana en baştan katlanamayıp gitti" dedi acımadan.
Ve yine gözümden bir yaş aktı ve kalbimden bir parça kırıldı.
Gülüp "ne oldu? Gerçekleri duymak acıttı mı güzelim?" dedi. "Yeter artık sus!" diyip yüzüne bir tokat attım ve yakasından tutup "sizin gibi şerefsizler yüzünden ben kimseye güvenemez oldum! Anladın mı? O babam denen şerefsizden sonra ilk defa bir adama güvendim ben ama sağol senin sayende o adamdan da nefret ettim! Beni yıkamayacaksın duydun mu? Sana acımadan seni bittireceğim Ateş Arslanoğlu!" diyip kasıklarına tekme attım.
Sert attığım için dişlerini sıkıp bir bacağını yere dayadı, o sırada bende çantamdaki parfümümü çıkardım. "Işıl seni öyle bir siki-" diyemeden parfümü yüzüne sıktım ve "kimin kimi sikeceği belli olmaz" dedim. Ateş kokuyu alır almaz baygın bir şekilde yeri boyladı.
Bu daha hiçbirşey, birgün gelip bana yalvarıcaksın Ateş Arslanoğlu.
Hemen gözüm Sinana gitti, onun yanına gidip nefes alıyor mu diye baktım. Gördüğüm kadarıyla almıyordu koca göbeği yukarı çıkıp inmiyordu en azından.
Ömere doğru gidiyordum ki aklımdaki fikirle durdum ve Ateşe döndüm. Beklemeden hemen Sinana sapladığım iğneyi yerden aldım ve cebimdeki eldivenleri takıp Sinanın arabasına geçtim. Arabasında gözlük kutusundaki mendili alıp iğneyi sildim ve Ateşin yanına gidip, elini alıp iğneyi ona tuturdum. Bütün parmaklarını tek tek iğneye değdirdim ve iğneyi alıp Sinanın yanına geri attım.
Hemen Sinanın arabasına gidip o mendille Ömerin dokunabileceği heryeri sildim ve mendili gözlük kutusuna geri koydum.
Telefonumu çıkarıp polisi aradım ve burayı ihbar ettim.
Bir insanın kalbini kırmakta bir suçtu.
Hemen Ömere koşup koltuk altlarından tuttum ve onu yakınımdaki arabama götürüp yatırdım, ardından arabamı çalıştırıp ordan ayrıldım. Buna ben zafer derim işte.
???????
Karanlık olmaya başlıyordu ve bende herzamanki gibi balkonumdaydım.
Onu suçsuz yere suçlamış olduğumdan hiç rahatsız değildim, aksine içim çok rahattı. Bir ara yanlış mı yaptım diye soruyordum kendime ama sonra onun söyledikleri aklıma gelince bunun daha fazlasını hak ettiğin düşünüyordum.
"yalan mı? kim sevdi bu zaman kadar seni Işıl? Sen sadece kullanılmak için varsın, kullanılıp atılmak için"
"ah doğru , babanda vardı tabi ama o sana en baştan katlanamayıp gitti"
Söyledikleri beynimin içinde yankı yapıp duruyordu. Bunu söylerken o sesinin tonu, alaylı yüzü, hepsi gözümün önüne gelip duruyordu. Gamze'den ne farkı kalmıştı ki?
Umarım hapse girer ve orda çürürdü ama maalesef böyle birşey olmayacaktı. Zengindi, ve aileside varlıklıydı sizce böyle bir insan hapiste çürürmüydü?
Bir şekilde sıyrılırdı işin içinden.
Birini öldürmüştüm, bu benim ilkimdi. Ama garip bir şekilde pişman değildim. O pislik ölümü hak ettmişti. Bir ay sonra dergilerde onun şirkenin battığının haberini alırdık.
Evet şerefsiz pisliğin en önde gideniydi ama şirketini iyi idare ediyordu.
Doğruya doğru.
"Işıl?" dedi birden Ömer. Ona baktığımda gözlerini hâlâ açmaya çalıştığını gördüm. Önümdeki sandalyeye oturdu. Yüzünü temizleyip bandladığımdan çoğu yerinde yara bandı vardı. Bir gözü mosmordu , güzel bir yumruk yediği belli oluyordu.
"Ne oldu ben yokken?" diye sordu birden. Manzaraya bakıp "uzun hikaye" dedim. "Işıl anlatır mısın artık?" dedi sinirle. Oflayıp "çok meraklısın, pullar bende bukadar bilmen yeter" dedim göz devirerek. "Meraklıysam meraklıyım anlat artık" dedi. Ona bakıp "neyi duymak istiyorsun Ömer? Hm?" dedim.
"Ne ol-" diyemeden lafını kestim ve "Ateşle aramda ne geçtiğini değil mi?" dedim ifadesizce. Susup iç çekti sadece.
Ona yaklaşıp "eğer çok bilmek istiyorsan anlatayım. Nekadar sevgisiz olduğumu, kullanılmak için yaratıldığımı , babamın bile beni bıraktığını ve başka kızlardan bir farkım olmadığını söyledi." dedim hepsini sayarak.
Şok olmuş bir vaziyette bana bakıyordu.
Birden yumruğunu sıktı ve "onu geberteceğim!" dedi. "Bulabilirsen gebertirsin" dedim bende. "Nasıl yani?" dedi anlamayarak. "Elini iğneye değdirdim ve polisi arayıp onu ihbar ettim, şuan karakoldaki polislerle uğraşıyordur" dedim. Ömer gözlerini pörtletip "ne yaptın?" dedi.
Ardından "bunu harbi yaptın mı?" diye sordu inanmazca. "Sence?" dedim bir kaşımı havaya kaldırarak. "Oha lan sen ciddisin" dedi gülümseyerek, ama ardından gülümsemesi yok oldu ve "ama onun orda kalacağını sanmıyorum, sonuçta kendisi Ateş Aslanoğlu" dedi. "Öyle ama en azından polislerle uğraşmış ve o kıymetli saatlerini orda harcamış olur" dedim omuz silkerek.
İç çekip "hak ettmiş şerefsiz ama keşke uğraşmasaydın , ordan çıkıp buraya gelirse ne olucak?" diye sordu. "Gelsin , kimseden korktuğum yok" dedim umursamazca.
Saçlarını geriye atıp "en azından pullar bizde , ee ne yapmayı düşünüyorsun o pullarla?" diye sordu. Bunu pek düşünmemiştim açıkçası. O pulları Ateşin ellinden almayı düşünmüştüm sadece ama bu pullarla ne yapıcaktım?
İç çekip "ortalık bir sakinleşsin, pulları hak ettikleri yere veririz" dedim. "Ya gelip çalarlarsa? Büyük bir risk bu Işıl. Bence gidip satalım artık şunları" dedi. Kaşlarımı çatıp "hâlâ bu pulları satma peşindesin. Söylesene doğru dürüst bir işin varmı senin Ömer?" dedim. Gözlerini kaçırıp "nerden çıktı bu şimdi?" diye sordu.
"Soruma cevap ver Ömer" dedim gözlerimi bir kaç saniye kapatıp açarak. "Arıyorum hâlâ" dedi. "İşte ne senin bir işin var nede benim. Okuduğum bölümden işçi aramıyorlar ve sen zaten bir bölüm okumadın , yani anlayacağın böyle devam ederse ikimizde soluğumuzu sokakta alacağız" dedim düşünceli bir şekilde.
Elbette almayacaktık, okadar düşmemişim ama yinede Ömeri bir şekilde korkutmam gerekiyordu.
Ömer birden bana bakıp "bir fikrim var!" dedi.
Ona bakıp bir kaşımı havaya kaldırdım ve "ne fikri?" diye sordum. "Biliyorsun ki şu internetten ağrı iş ayarlamak felan benim işim, ee sende bir bölümün mezunusun , yani küçük işlere başlayıp yavaş yavaş yüksele biliriz" dedi. Kaşlarımı çatıp "nasıl?" dedim.
Ömer bana fikrini sakince anlatmaya başladı.
Ömer fikrini anlattığında fikri ilk başta çok saçma gelmişti ama ardından bana laptopan nasıl yapacağını gösterdiğine mantıklı gelmeye başlamıştı. Özel davetlerde herzaman güvenlik uzmanı gerekiyordur , Ömer'de interneten nezaman davet olucağını çıkarıp onları arayacaktı ve çok iyi bir güvenlik uzmanı olarak beni sunucaktı.
Böyle devam edip internetten bize bir sayfa oluşturup bizi tanınmış hale getirecekti ve böyle böyle yavaşça yükselip kendi firmamısı bile açabilecektik.
Bence güzel bir plandı.
"İyi ozaman ben eve gidip laptopumdan ağrı sayfayı şimdiden oluşturayım" diyip kalktı. Bende kalkıp "iyi , bir gelişme olursa haber veririsin" dedim bende ve önden gidip kapıyı açtım. "Veririm, sende o şerefsiz gelirse haber ver" dedi. Göz devirmekle yetindim.
"Görüşürüz" diyip kapıyı yavaştan kapatıyordum ki Ömer konuşmaya başladı "Işıl" ona bakıp "ne oldu?" dedim. "Şey.." diyip kafasının arkasını kaşıdı. "Ne oldu Ömer söylesene" dedim bıkkınca. Gözlerimin içine bakıp "onunla barışmayacaksın değil mi?" diye sordu. Kimi kastettiğini anladığımda istemsizce yumruğumu sıktım.
Ona bakıp "bunca olanlardan sonra bırak barışmayı yüzüne bile bakmam. Ona karşı nefretim aramızdaki herşeyi bittirdi. Bundan sonra o benim , bende onun düşmanıyım" dedim ciddiyetle. Ömer bana bakıp "o seni hiç
bir zaman hak ettmemişti, o yalancının en önde gideni" dedi Ömer sinirle.
"Neyse tamam sen öyle diyorsan bize de inanmak düşer. Bir şey olursa hemen ara lütfen" diyip beni birden kendisine çekti ve bana sarıldı. Onu bozmak istemediğim için sarılmasına izin verdim.
"Umarım birgün bana da bir şans verirsin" diye fısıldayıp benden ayrıldı ve "iyi geceler Işıl" diyip gittmeye başladı.
Keşke verebilseydim , ama kalbim izin vermiyor...
İç çekip kapıyı kapattım ve oturma odasına dönüp telefonumu elime alıp annemi aradım. Tam annemi aramak için parmağımı onun ismine değdiriyordum ki kapı çaldı. Off Ömer neyini unutun acaba!
Kapıya gidip bıkkınlıkla kapıyı açtım ama beklediğim kişi yoktu kapının önünde.
Gelen kalbimi 100 parçaya bölen, ve acımadan bana arkasını dönen Ateş Arslanoğlu'ydu