Yağmur

1316 Words
İlhan Bey elinde Aylin`in çok sevdiği bademli çikolatayla merdivenleri çıkıyordu. Bir yanı onu buradan çıkarıp ait olduğu yere evine götürmek istiyordu. Hiçbir zaman Aylin`i kısıtlamamıştı. Ebeveynlerin çocuklarına uyguladıkları saçma salak baskıları da yapmamıştı. Kısıtlamanın baskı yapmanın anlamsız olduğunu hiçbir halta yaramadığını biliyordu. Aylin aklı başında bir kızdı. Şimdilik aklı birazcık karışmıştı. Aşık olmuştu. Aşk kimlerin aklını karıştırmıyordu ki? Ozan devrinin kapanmasına öyle sevinmişti ki.. Nihayet kurtulmuşlardı. Eğer onun gerçek yüzünü erken fark etmeseydi Aylin`in evliliği cehennem gibi geçerdi. Şimdi Sinan vardı. İlhan Bey şimdi ölse bile gözünün arkada kalmayacağını biliyordu. Aylin ondan bahsetmemişti hiçbir zaman. Sinan`ı Ozan`dan öğrenmişti. Herif kafası güzelken evlerine gelmiş "Torunun benim yerine taksi şoförünü seçti." Demişti tükürür gibi. "Aylin hep böyle ucuzlukların peşinde olur zaten" diye haykırmıştı. Güvenlik Ozan'ın koluna yapışınca daha da kinlenmiş Aylin'e ağzı alınmayacak küfürler savurmuştu. İlhan Bey o zaman yıllar sonra ilk kez birine el kaldırmıştı. Ozan'ın yüzüne sert yumruğunu sallamış burnunun kanamasına yol açmıştı. Çenesini sıkıca tutup "Kızıma benim canıma nasıl dil uzatırsın?" Diye tıslayıp ikinci yumruğunu kaşına indirip "Aylin'e yaklaşma bir daha. Beni de insanlıktan çıkarma" demişti. Zile bastı. Torunu kapıyı içten gülümseyerek açtı ona. Yüreğinden sıcacık bir duygu akarken "Ay yüzlüm" diye mırıldandı İlhan Bey. Onu sevgiyle kucakladı. Ayrıldıklarında gözleri parlayıp "Bademli çikolata en sevdiğim" dedi Aylin dedesinin elinden çikolata pakedini alıp. Yanağına bir öpücük kondurup "Hoş geldin" dedi. "Evin ferahmış. Sade ve şık" dedi İlhan Bey ayakkabılarını çıkarıp. Dedesinin paltosunu çıkarmasına yardım ederken "Teşekkür ederim." Dedi Aylin. Salona geçtiklerinde cebinden flaş belleği çıkarıp "Anılarımızı seyredelim mi?" Diye sordu İlhan Bey yakışıklı yüzünde müşfik bir ifade belirip. Dedesinin elinden flaş bellleği alırken "Tabiki" dedi Aylin. Led televizyonun kenar kısmındaki yere yerleştirdi flaş belleği. Dedesinin yanına gidip oturdu. Dizlerinin üstüne çikolata kutusunu indirip iki tane çikolata çıkarıp birini dedesine uzattı. Kendi çikolatasını iştahla yiyerken orta sehpanın üstündeki kumandayı alıp televizyonu açtı. Çocukluğunu görünce içten gülümsedi. Denizde ıslak kumsalda oturmuş kumdan kaleler yapıyordu. Güneşin kızgın ışınları yüzüne çarpınca yüzü ekşiyordu. Dedesi "El salla Aylin yıllar sonra kendini izleyeceksin" deyince yüzünü kameraya kaldırıyor. O kadar masum bir o kadar savunmasız. Daha sonra dedesi kadraja giriyor. Elinden tutup birlikte denize giriyorlar. Ona yüzmeyi dedesi öğretiyor. Bir başka videoda Aylin kırmızı çiçekli bir tulum giymiş dedesiyle birlikte göl kıyısında oturmuş ellerindeki oltayı göle fırlatmış sabırla balığın oltaya takılmasını bekliyorlar. Bir diğer başka görüntüde mavi renkli bir uçurtma uçuruyorlar. Sonra lunaparka gidiyorlar, daha sonra birlikte ilk kez kurabiye yapıyorlar ve bunun gibi daha bir sürü güzel anılar biriktirmişti Aylin. "Ben kısır olduğumu öğrenmeden önce kendime hep diyordum ki ilerde bu güzel anılarımı çocuğuma izleteceğim" ağzından çıkan sözler kendisine ok gibi batıyordu. Acıdan yüreği kabararak torunun elini dostane bir tavırla okşayıp avuçlarının içine alıp öptü İlhan Bey "Kaybın için üzgünüm" dedi sesi kısılarak. "Keşke.. keşke bir şey yapabilsem Aylin." "Dünyada doğdu an anneleri tarafından öldürülen bir sürü bebek var. Anne olmayı hak etmeyen bir sürü kadın var. Onlar düzinelerce çok yapabiliyorlar. Benim bir şansım bile yok. Ama yalnız olmadığımı biliyorum. Dünyadaki tek kısır ben değilim ve sonda değilim. Ve bunun için mutluyum. Belki böyle hissetmem kötülüktür ama umurumda bile değil." Yüreği kederle dalganırken "Dışarı çıkalım biraz hava alırız" dedi İlhan Bey. Torununun az da olsa kafası dağılsın istiyordu. Mutlu sesiyle "Ketçaplı pilav yiyelim mi?" dedi Aylin ayağa kalkıp dedesinin elinden tutarken. "Pilava neden ketçap sıkılır ki? Güzelim yemeği mahvediyorsunuz" Muziplik edip "Mayonezde sıkacağım pilava. Yanında acı biber turşusu da olacak tabii bir de ayran" deyip dedesinin koluna girdi Aylin. Evden çıktıkları zaman üç beş tane genç adamların kendi aralarında küfürleşerek merdivenleri çıktıklarını gördüler. Hararetle konuşuyor her lafın sonu küfürle bitiyordu. İlhan Bey kaygılı bir sesle "Sen böyle tiplerin olduğu yerde mi oturuyorsun. Böyle belalı heriflerin içinde ne işin var?" dedi yüzü acıdan kasılıp. Umursamaz bir tavırla omuz silkti Aylin. "Benim evim ayrı onların ki ayrı. Benim onlarla bir alakam yok ki. Hem niye bu kadar tedirgin oldun dede?" İlhan Bey torunun yüzünü avuçlayıp şefkatle okşarken "Ruhumun güzelliğisin sen. İncinmeni istemem" dedi sesi titreyip. Birlikte yürüyerek deniz kenarına gittiler. Seyyar satıcıdan pilav alıp banklardan birine oturdurdular. Pilavını yiyerken "Dede, babaannemden sonra hiç aşık oldun mu?" diye sordu Aylin. İlhan Beyin yakışıklı yüzünde buruk bir tebessüm oluştu "Kalbim karımla doluyken başka birine nasıl aşık olurum?" "Babaaannem çok şanslı. Onu ölürken bile seven bir kocaya sahip." dedi Aylin. Ve ekledi "Sence torununun aldatıldığını görseydi ne yapardı? İlhan Bey ciddileşerek "Ozan'ı tüm dünyaya rezil ederdi." dedi. Başını dedesinin koluna yaslayıp durgun denizi izledi Aylin. İnsanlar önlerinden geçmeye başlamıştı. Kimi sevgilisiyle şakalaşıyor, kimi çift bebek arabasından bebeklerini çıkarıp havaya uzatıp sevgi dolu sözleri sıralıyordu. Yalnızca bir görüntü Aylin'i rahatsız etti. Karnı burnunda genç hamile bir kadın... İçi acıdan kasıldı. Çenesi kilitlenmiş gibi oldu. Hiçbir zaman böyle olamayacaktı. Aniden kalkıp "Biraz dolaşıcam." dedi. İlhan Bey nasıl davranacağını şaşırdı "Ama.." diye mırıldandı. "Sonra da kendi evime gideceğim. Üstüme gelme lütfen yalnız kalmaya ihtiyacım var dede" deyip hızla oradan uzaklaştı Aylin. Kalabalık caddede yürürken gök gürültüsünü duydu. Puslu bir öğlendi.Yağmur yağacaktı. Hızlıca yürüdü. Seyyar satıcıdan fırında pişirmek için kestane aldı. İç çamaşır mağazasını görünce kendini tutamayıp hevesle mağazaya doğru gitti. Askıda siyah renkli, kalça kısmında çapraz şeriti olan külotu görünce yüzü ışıdı. Külotun ön kısmında minik fiyonklar vardı. Pahalı marka olan iç çamaşırlarına karşı her zaman bir zaafı vardı. İçine en çekici çamaşırları giymeyi on dört yaşından beri seviyordu. En göz alıcı olanları bulmak için reyonların arasına girdi. Askıları biraz karıştırdı. Önden klipsli lacivert renkli sutyeni görünce nefesi tutuldu. Onu da sepetine koydu. Biraz daha ilerledi bordo dantelli sutyen takımını da sepetine attı. Kasaya geçip ödemesini yaptı. Dışarı çıktığında şidetli bir yağmurun yağdığını gördü. Yağmur altında ıslanmaktan nefret ediyordu. Önünden bir sürü taksi gelip geçiyordu. Yola atlayıp rast gele bir taksiye bindi. "İn hemen" Sinan'ın sert sesini duyunca irkildi birden. Kendini toparlayıp dik dik bakarak "Yolcuyum ben sende şoförsün. Beni indiremezsin" dedi. Gece onu hayal kırıklığına ugrattığı için kendisine kinlenmişti belliki. "Aylin senden önce bir yolcu bindi herifin bankadan çıkmasını bekliyorum" "Yalancı" diye tısladı Aylin. Baskın bir sesle "İn diyorum sana" dedi Sinan. Aylin büzüldü tortop olurken "Yağmurda ıslanmak istemiyorum" dedi çökmüş bir sesle. "Saçların mı bozulur yoksa?" diye zalimce konuştu Sinan. Israrla "Aslında benden başka yolcun yok" dedi Aylin. "Niye yalan söylüyorsun ki?" Hışımla başını çevirip "Bir yabancıya ne diye yalan söyleyeyim. Kimsin sen? Neyimsin benim? Yalan söylüyormuşum demek. Kendini nerde görüyorsun sen? Sandığın kadar önemli değilsin. Kibirlisin. Küstahsın. Etrafında yalnızca dedenin olmasına şaşmamalı. Adamcağız öldükten sonra yapayalnız kalacaksın. Sahi senin anne baban nerede Aylin?" diye acımasızca konuştu Sinan Sinan'ın ağzından çıkan her söz boğazını düğüm düğüm etti. Gözlerinin ardı yaş dökmek için yandı. Onun karşısında ağlamayacaktı. Kapıyı yavaşça açarken "Yemin ederim benimle böyle konuştuğuna bin pişman edeceğim seni. Geceki halinden daha beter edeceğim. Sabrına tahammülüne eziyetlerin en büyüğünü yapacağım." diye gergince konuşup arabadan indi. Sinan'a nefretle bakıp "Umarım tırın altında kalırsın." diye tısladı. Yoldayken tuttuğu gözyaşlarını serbest bıraktı. İç çamaşırına kadar ıslanmıştı. Sinan onu yüzleşmekten kaçındığı korkunun kucağına itmişti.Hemde acımadan. Dişleri takırdadı. Evine kadar yürüdü. Her adımında geçmişe yolculuk yapıyordu. Evine gittiğinde kapının önünde tartışan iki kadını gördü. Ayşem, kızıl saçlı bir kadınla hararetle konuşuyordu. Onları boşverip kocaman çantasının içine attığı anahtarı aramaya koyuldu. "Meral gelmen hiç iyi olmadı." diye isyan etti Ayşem Meral "Boşanmış bir kadınım ben baba evinden gidecek başka yerim mi var?" diye üvey kardeşine çıkıştı birden Ayşem gergin bir sesle "Sinan abi duysa hiç iyi olmaz. Yine onu yaralamaya geldiysen boşana geldin" Sinan adını duyunca kaşları çatıldı birden. Göğsü sıkışıp kaldı. Başka bir Sinan olabilir miydi? "Neden evlendi mi o?" Ayşem kaşıyla Aylin'i işaret edip "Daha kötü. Sinan abiye sevmeyi öğreten biri var artık" Meral şuh bir kahkaha atıp "Herkes herkesi sever kızım. Ama herkesi arzulayamaz insan değil mi" Ayşem hiddetlenip "Sinan abiyi aldattın. Aldattığın adamla evlendin yetmedi sonra kocanı da aldattın. Sen iflah olmazsın Meral. Sinan abiyi geçtim. Lamia teyze seni görse parça pinçik eder ve tabii Feride'yle Meryem'de seni doğduğuna pişman ederler" Aylin dondu kaldı. Sinan evlenmek istediği kadının onu aldatıp başka biriyle evlendiğini açıklamıştı. Başına şimşekler çakıldı sanki. Refleksle arkasını döndü. Meral'in siyah nefret dolu kana susamış gözleriyle karşılaştı. Devam edecek...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD