1. MAFYANIN VELİAHTI
Balgün elindeki telefonla okulun arka kapısından koşarak çıktı. Sıra arkadaşı olacak adam Can Falez telefonunu sıranın üstünde unutup gitmişti. Bugün Balgün'ün okuldaki ilk günüydü ve şimdiden sıra arkadaşını sevmemişti.
Yine de insanlık yapıp telefonunu verecekti. Bir köşeden dönünce Can'ı düşük model bir arabanın kapısını açarken gördü. Adam etrafını kolaçan etti. Sağına soluna tedbirli bir şekilde baktı. Balgün koşmayı bırakıp kaldırımın yanındaki ağacın ardına saklandı.
Gözlerini kısarken onun ne yaptığını anlamaya çalışıyordu. Neden arabasını kameraların bile olmadığı bu kuytu köşeye gizlemişti? Sanki birilerinden kaçıyor gibiydi. Zaten sınıftaki hali de bir tuhaftı.
Birkaç dakika geçti. Balgün nefesini düzene soktuğunda Can gözlüklerini çıkardı. Elini saçına attı ve sarı saçları yerinden çıktı! Balgün gördüğü şey karşısında neredeyse çığlık atacaktı. Ses çıkarmamak için elini ağzına kapattı.
Can'ın gerçek saçları siyahtı! Peruğu ve gözlüğünden sonra mavi renkli lenslerini de çıkardı. Sert bir rüzgar Balgün'ün uzun kızıl saçlarını yüzüne savurduğunda içine girdiği şoktan çıktı. Bu adamın yüzü bir yerden tanıdık geliyordu.
Sanki sosyal medya ve haber sitelerinde bu yüzü görmüştü. Ağzındaki elini çekti, dudaklarını ısırarak birkaç saniye düşündü ve o an beyninden vurulmuşa döndü!
Karşısındaki kişi Can Falez değildi. Aylardır her yerde aranan, kayıp ilanı verilen Metehan Savaş Adancı'ydı. Adancı Mafya Ailesi'nin tek veliahtıydı. Kalbi teklerken başı döndü. Düşmemek için bir elini ağaca yasladı. Ağzına gelen acı safrayı zorlukla yuttu.
Adancı Ailesi bilinen en tehlikeli ailelerden biriydi. Ve sıra arkadaşı bir Mafya Vârisi'ydi. Elleri titrerken aklına gelen tek şey buradan kaçıp gitmesi gerektiğiydi. Gidip abisine her şeyi anlatacak ve akıl danışacaktı. Yutkunup görüş açısını kapatan saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı.
Gitmek için arkasını döndüğünde ayakları birbirine dolanıp tökezledi. Elindeki telefon kayıp düştü ve gürültülü bir ses çıkardı. Balgün panikle olduğu yerde kalırken kendisini duyup duymadığını anlamak için başını Can'a daha doğrusu Metehan Savaş'a çevirdi.
Ve hayatının hatasını yaptı.
Bir mafya oğluyla göz göze geldi.
Balgün korkuyla atan kalbinin sesini dinleyerek koşmaya başladı.
Metehan Savaş arka arkaya küfür ederken kendisini fark eden kızın peşinden koştu. Yakalanmıştı! İfşalanmıştı! Gerçek yüzünü birisi görmüştü!
Aylardır kendini saklıyor, normal bir hayat yaşıyormuş gibi rol yapıyordu. Saklanmak zorundaydı çünkü Adancı ailesinin tek oğluydu. Babasından sonra işler kendisine kalacaktı. Babası Rıza Bey oğlu işlerin başına geçene dek onu tehlikelerden uzak tutmak istemişti. En iyi yol da Metehan Savaş'ı kayıp olarak göstermekti. Bu sayede huzurlu bir hayat yaşayabilirdi.
Fakat aile düşmanları Kesirli Mafyası Metehan Savaş hakkında kayıp ilanları çıkarıp tüm ülkeye yaymıştı. Bu yüzden diğer aileler, dostları ve düşmanları dahil herkes kendisini arıyordu. Savaş'a sahte bir kimlik oluşturmuşlardı.
Dışarı çıkmak için de peruk, gözlük ve lens takıyordu. Bu zamana dek işler iyi gitmişti. Şu anda okuduğu vakıf üniversitesi ailesinin olduğu için de sorun çıkmamıştı. Babası yurtdışına gitmesi gerektiğini söylese de Savaş ülkesini terk etmek istememişti.
Otuz yaşında olmasına rağmen ikinci üniversitesini Matematik bölümü olarak okumak istemişti. Sayılarla uğraşmak, problem çözmek en sevdiği şeydi. Onu bu hayatta rahatlatan tek şey buydu. Birkaç sene içinde babasının işlerini devralacağı için şimdilik canı ne isterse onu yapıyordu.
Her şey güzel gidiyor derken bugün sıra arkadaşı olarak gelen Balgün işine çokmak sokmuştu. Gerçek kimliğini görmesi demek facia demekti. Şimdi kızı yakalamak için arkasından koşarken ipin ucunda olduğunu biliyordu.
Balgün minyon olduğu için adımları çok uzun değildi. Arkasından yaklaşan ayak seslerini duydu. Yakalanacağını anlamıştı. O yüzden ani bir hamle yaparak geriye döndü ve adamın dizine vurdu.
Savaş'ın canı bile yanmazken kızı beline gelen dalgalı saçlarından tuttu. Yumuşak tutamlar parmaklarının arasına dolandığında Balgün inledi. Savaş onu duvara yasladı. Kızın çığlık atacağını anladığında bir eliyle ağzını kapattı.
İkisi de koştuğu için hızla nefes alıp veriyordu. Göğüsleri birbirine değerken Balgün adamın elinden kurtulmak için çırpınıyordu ama o kadar güçlüydü ki bir milim bile hareket edemiyordu.
Gözleri birbirine değdiğinde Balgün irkildi. Mafyanın veliahtı bomboş bakıyordu. Düzgün inen burnu, bir erkeğe göre dolgun olan dudakları, keskin çenesi, kirli sakalı derken sanki karşısında bir heykel vardı.
Öyle ruhsuz, sert ve acımasız duruyordu ki Balgün öleceğini sandı. Merhametsiz birinin ellerine kalmak berbattı. Adamın kahverengi gözlerine yeniden baktığında hipnoz olmuş gibi kalakaldı.
Savaş elinin altındaki küçük kızı incelerken ne diyeceğini düşünüyordu. Tehdit mi etse, ceza mı verse, korkutsa mı ne yapsa bilemedi. Bugün kızın yirmi iki yaşında olduğunu öğrenmişti ama daha küçük duruyordu.
Yeşil gözlerinde değişik hareler vardı. Pembeleşen yanaklarındaki minik çiller dağınıktı. Hokka burnundan zar zor nefes alıyordu. Boyu da çok kısaydı. Saçları ise tam bir alev topuydu. Beline kadar dalga dalga kızıl ipler şeklinde uzanıyordu.
"Bana bak Kızıl bela." Savaş kalın ve iç titreten sesiyle konuşmaya başladığında Balgün yutkundu. Küçük ellerini adamın kollarına koyup sıktırdı. Ağzını oynatmak istedi ama zorlanıyordu. Başını sağa sola hareket ettirince Savaş kaşlarını çattı.
"Yerinde dursana be kızım!" diye söylenirken Balgün çırpınmaya devam etti. İnce parmaklarıyla adamın elini gösterip ses çıkarmaya çalıştı. Savaş kızın boğulduğunu düşünüp elini çekti. Adamın baskısından kurtulup derin bir nefes alan Balgün "Manyak mısın be? Boğacaksın beni!" diye boğazı yanarak konuştu.
Savaş tüm ciddiyetiyle Balgün'e bakarken tek bir mimiği bile oynamamıştı. Adımlarını kıza yaklaştırıp bedeniyle üstünde hakimiyet kurdu. Balgün yutkunurken kalbi hızla çarpmaya başladı. Sırtını duvara iyice bastırdığında Savaş'ın iri ve cüsseli vücudu kendisini kaplıyordu.
"Ne yapıyorsun? Anladık boyun uzun, vücudun kaslı, dev gibi iri bir şeysin. Çekil önümden!" Balgün'ün kafası Savaş'ın anca göğüs kısmına geliyordu. Parmaklarının ucunda dursa bile adamın boynuna yetişemiyordu.
"Beni tanıyor musun?" Savaş sakin bir sesle sorduğunda Balgün korkuyla sindi. Bu sakinliğin altında kendisini felaket korkutan bir taraf vardı. Balgün çenesini dikleştirdi. Yüzünü buruşturup. "Tabii ki tanıyorum. Sen Can Falez'sin." dedi. Bir an önce işin içinden sıyrılmak istiyordu.
Savaş'ın göz kapağı seğirirken dişlerini sıktı. Bir parmağıyla yüzünü gösterdi. "Şu siyah saçlarıma, kahverengi gözlerime bak. Beni kılık değiştirirken gördün. Kimim ben?" dediğinde Balgün kaçışının olmadığını anlamıştı.
Başını önüne eğdi. Kaderini kabullenmiş bir haldeydi. Diliyle dudaklarını ıslatıp "Metehan..." diye mırıldandı. Devamını getirmeye hala korkuyordu. Savaş bir elini kızın çenesine koyup başını yukarı kaldırdı.
Yüzünü kızın yüzüne yaklaştırdığında Balgün bayılacak gibi oldu. Adamın donuk kahverengi gözleri kalbine vururken tüm gücü kesildi. Karşısında son derece tehlikeli bir mafya vârisi vardı ve tam dibindeydi. Gözleri kayarken Savaş "Devam et." diye dişlerinin arasından tısladı.
Balgün fısıltıyla "Metehan Savaş Adancı." derken gözleri karardı. Zayıf bedeni bu kadar korku ve strese dayanamıyordu. Dünyanın sesi kulağına boğukça gelirken Savaş'ın söylediği şeyleri algılayamadı.
Dizlerindeki derman kesilirken bacakları öne doğru kıvrıldı. Gözleri kapanırken bilinci karanlığa doğru çekildi. Savaş'ın kollarına yığıldığında tam anlamıyla bayıldı.
Savaş Balgün'ü zorlanmadan tek eliyle belinden tuttuğunda kızın uzun saçları arkasında sallanıyordu. Bıkkınca iç geçirdi. Kimliğini görmesi yetmemiş gibi bir de bayılmıştı. Kızı tek koluyla kavrayıp omzuna attı ve arabasına götürdü...