8 yıl sonra Liya Peşinden koştum. Miran hastanenin önünde duruyordu. Yüzü karanlıktı… omuzları da öyle. Gecenin sessizliği bile onun nefesinden ürküyordu sanki. Bir an tereddüt ettim. Ne söyleyeceğimi bilemeden, sadece baktım. O döndü. Göz göze geldik. Ve o anda, yıllar bir anlığına durdu. “Gitme,” dedim. Sesim kısık, yorgun, ama kararlıydı. “Gitme, Miran. Pişman olursun.” Gülümsedi, ama o gülümseme yorgun bir yara gibiydi. “Sen mi söylüyorsun bunu, Liya? Senin gibi mi olayım?” dedi. “Sen mi diyorsun bana pişman olma diye?” Gözlerindeki sızı bir anlığına kıpırdadı. “Sen sevmedin mi Aras’ı? Nerdesin yıllardır, ha Liya?” Cevap veremedim. Dilim kurudu, kelimeler içimde boğuldu. Sadece gözlerim doldu, yutkundum. “Sen de yoktun Miran,” dedim sonunda. “Ben Aras’ın yanındaydım. Kopmadık.

