Beynimi yeme

772 Words
“Efsun…” dedim kararlı bir sesle. O da derin bir nefes alıp, “Tamam be, peki,” dedi. Sonra sarışına dönüp şaka yollu, “Numaran bende, kaçışın yok,” diye göz kırptı. Biz toparlanıp ayağa kalkarken Aras yanıma eğildi. “Bir daha görüşmek istemiyor musun, Liya?” Gözlerimi kaçırdım. “Hayır… sanmıyorum.” Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi. “Sanmıyorsun…” Cevap vermedim. Çantamı omzuma asıp Efsun’la birlikte yürümeye başladım. Arkama dönüp bakmadım ama bakışlarının hâlâ üzerimde olduğunu iliklerime kadar hissediyordum. Çeşme’nin akşam rüzgârı tenimize değiyordu. Yazlık eve doğru yürürken sokak lambalarının altından geçtik. Burası Efsun’un ailesinin yazlığıydı; geniş bahçeli, beyaz boyalı, begonvillerin sardığı tipik bir Ege evi. Onlar yoktu, ev bize kalmıştı. Eve döner dönmez Efsun çenesini açtı. “Off Liya! Şu sarışını var ya… hâlâ yazmadı. Adını bile öğrenemedim ya, delireceğim. Sırf bu yüzden elim ayağım titriyor kızım.” Ayakkabılarımı çıkarıp içeri geçtim. “Titreme. Düşüp bayılırsan uğraşmam. Karnım aç, başka bir şey düşünemem şu an.” Efsun gözlerini devirdi. “Allah belanı versin Liya, sen romantizmin katilisin. Şurada aşk filizlenecek, sen yemek derdindesin.” Mutfakta dolabı açtım. “Aşk filizlenecekmiş… Senin aşk dediğin en fazla üç gün sulanmayan fesleğen gibi kurur.” Efsun kahkaha attı. “Hah! İşte bu cümle, senin aşk hayatını özetliyor. Neyse ben odamda takılayım, sarışın bey lütfedip yazarsa haber veririm.” Odasına çekildi. Ben makarnayı süzüyordum. Buhar yüzüme vururken derin bir nefes aldım. Kendime fısıldadım: Unut Liya… unut gitsin. O sahilde olanlar sadece bir yaz çılgınlığıydı. Hepsi bu. Ama kelimeler zihnimi susturamıyordu. Kollarındaki sertliği, ensemde hissettiğim sıcak nefesi zihnimden gitmiyordu. İçimdeki ürpertiyi bastırmak için ellerimi musluğun altına tuttum. Soğuk suyun şokunu hissetmek istedim. Yok. Düşünmeyeceksin. Tam o sırada Efsun kapıdan kafasını uzattı. “Yemeğin kokusu beni benden aldı. Var ya, o sarışın yazsa şimdi… ben direkt düğün pastası hayaline girerim.” Kaşığı tencereye bıraktım, ona dik dik baktım. “Sen hayal kurmaya devam et. Benim işim hayallerle değil, gerçeklerle.” Ama içimde bir ses acımasızca fısıldıyordu: Gerçekten mi? Başımı çevirdim, suratım asıktı. “Allah aşkına Efsun. Karnımı doyurayım, beynimi yeme.” Efsun kahkaha attı, yanıma gelip tencereye baktı. “Aşk perisiyle aynı evde yaşayıp hâlâ makarna ha? Neyse… Sen öyle odun gibi takıl, ben aşkımı yaşayacağım.” Ben tabağıma yemek koyarken kafamdan “Aras” ismi bir türlü gitmiyordu. Sarışının bakışları masumdu. Ama Aras… O başka bir şeydi. Onu istemiyordum. Ama aynı zamanda istememek için kendimi zorlamam gerekiyordu. Efsun birden telefonu kaldırıp bağırdı: “Liyaaa! Yazdı! Adı Denizmiş vallahi, bak görüyor musun!” Omuz silktim, tabağımı aldım. “Hayırlı olsun. Sen Deniz’le oyalan, bana bulaşma.” Efsun bana göz kırptı. “Merak etme, sana bulaşmam. Zaten senin kafan çoktan başka yerde…” Ben irkildim. Kaşığımı elimde sıkıca tuttum. “Ne demek istiyorsun?” “Hiç,” dedi kahkaha atarak. “Sadece bazen gözlerinin arasından Aras çıkıyor gibi geliyor bana.” Karnımı doyurduktan sonra tabakları hızlıca toparladım. Efsun çoktan odasına kapanmış, Deniz muhabbetine gömülmüştü. Ben ise odama geçtim. Pencereyi hafif araladım; dışarıdan yaz akşamının o ılık rüzgârı içeri doldu. Bahçedeki begonvillerden gelen hafif koku, yazlığın sessizliğiyle birleşmişti. Yatağa uzandım, tavanın beyazlığına dalıp gitmiştim ki telefonum titredi. Arayan annemdi. Ekranda ismini görünce içimde hafif bir huzur yayıldı. Ne olursa olsun onun sesi bana her zaman güven verirdi. “Anne?” dedim telefonu açar açmaz. “Liya, kızım! Ne yapıyorsun bakalım, tatil keyfi nasıl gidiyor?” Sesindeki o tanıdık sevecenlik içimi ısıttı. Başımı yastığa yasladım. “İyiyim anne. Deniz güzeldi, biraz yoruldum bugün. Efsun sağ olsun başımı şişiriyor ama idare ediyorum. Yazlıktayız işte, güzel havası var.” Annem güldü. “O kızla sen nasıl anlaşıyorsun hâlâ anlamıyorum. Sen uslu, sessiz; o fırlama… Ama işte, senin hayatına renk katıyor belli ki.” Gözlerim dalgınca pencereye kaydı. “Evet… öyle sayılır.” Annem aniden ciddileşti. “Okul açıldığında sıkıntı çekmeyesin. Şimdi tatil yapıyorsun ama dönüşte toparlanman gerek.” İçimde hafif bir huzursuzluk kıpırdadı. “Merak etme anne, hallederim. Zaten biraz erken çıktık tatile ki dönüşte rahatlayalım.” Annem bu defa daha yumuşak bir sesle, “Sen benim gurur kaynağımsın kızım,” dedi. “Baban da hep söylüyor, Liya çalışkandır, akıllıdır. Bizim soyadımızı daha da yüceltecek. Sen bize yetiyorsun.” Onları düşündüğümde boğazıma bir düğüm oturdu. Babam her zaman daha suskun bir adam olmuştu ama disiplininin ardında sakladığı gururunu gözlerinden anlayabilirdim. Annemse duygularını gizlemez, sürekli sevgisini dile getirirdi. Evimizin o düzenli ama sıcak havasını özlemiştim. “İyi ki varsınız,” dedim fısıldar gibi. “Sen de iyi ki varsın yavrum. Tamam, çok tutmayayım. Efsun’a da selam söyle. O da bizim kızımız sayılır, biliyorsun. Annesiyle babası da gururludur şimdi; kızlarını Kara Harp Okulu’na gönderiyorlar.” “Başüstüne anne. Seni seviyorum.” “Ben de seni daha çok seviyorum, kızım.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD