Mete
Eve geldiğimde annem o piçin, o şerefsiz adinin evimize geleceğini söyledi. Sanki çok normal birşeymiş gibi!
Gözümde tüm geçmiş canlandı... Kübra'nın silinen gülüşü, cenaze... kendimi kaybettim. Sonrasını hatırlamıyorum, Vera'nın kolundan tutup evime getirdim.
Yarın dedemle görüşüp Vera'nın burada kalacağını söyleyeceğim. Annem ile babamın sık sık gelip ziyaret edeceklerini söyleyeceğim.
Dedem ailede kendinden sonra birtek benim kararlarımın sualsiz ardında durur.
" Oğlum Mete ne dedi ise o!" der.
Birçok ticari durumda babama çaktırmadan bana sorup benden aldığı tüyo ile şirkette yatırımlar yaptırıp gelirimizi 4 e katlamayı başarmıştım.
O günlerden sonra da dedem için doğru adam olmuştum. Kimsenin haberi yok ama dedemin yurtdışında yaşayan danışmanım dediği, babamın çoğu zaman işini baltalama pahasına şirketi birçok zorluktan kurtaran o danışman bendim.
Asker olma isteğime de zaten "bana olan danışmanlığın devam edecekse tamam, etmeyecekse sana iftira atar askerliğini yaktırırım. gelir paşa paşa şirketin başına geçersin" diye de çok masum bir tehdit kullanmış "evet" deyip ancak o şekilde izin kopartabilmiştim.
Evet Vera'ya düşkündü ama dedem için hepimiz aynıydık. Ailem Kübra ve Barış'ın vakasını dedem bilmiyor sanarken Barış'ı öldürmemi son anda engelleyen adamın dedem olduğunu , yaşanan herşeyi bildiğini bilmiyorlardı.
Oğullarının rezilliğini sakladıklarını düşünüyorlardı. Dedem "söyleme bilmesinler" demişti bende zaten o konuları açmaya , o kapıları aralamaya tekrar cesaret edememiştim.
Tabi dedemin de bilmediği Barış'la ilgili başka bir sır daha vardı ama bunu söylemek annemin boynunun borcuydu ve bana söyleyeceğine söz verdiği için bekliyordum.
Göğsümün üstünde uyuyan kadına bakmıştım. "Ne ara uyudun sen?" dediğimde lobiden arandım siparişler gelmişti.
Vera'mın başını yastığa katıp uzattım uyandı ama kalkmadı alnından öpüp "bebeğim sipariş geldi, uyu sen ben hazır olunca söylerim" deyip ecza dolabından ağrıkesci de alıp kapıya yöneldim.
Vera
Uyandığımda karşımda karnını tutan Serra vardı
"salak mısın kızım kalk yemek ye açız" dedi.
Kalkıp etrafa baktım, masayı hazırlıyordu sevgilim. Serra kalktığım yere uzanırken ben mutfakta masayı hazırlayan sevgilimin sırtından sarılıp iki kuluncunun ortasına öpücük kondurmuştum.
Bana dönüp belimden tutup tezgahın üstüne otururken çığlıkla kahkaha karışımı bir gülüş atıp oturdum tezgaha.
"Immm çok güzel görünüyor " dedim salataya bakıp.
"ortaya salata" dedi güldüm çeri domateslerden bir tane yiyip
"a yeniçeri" dedim bardakları alırken omzunun üstünden bakıp suratını ekşitmişti.
"o kadar da kötü değil" dedim
"berbattı" dedi.
Yanıma geldi tam karşıma geçti dudağıma inanılmaz tutkulu bir öpücük kondurup çekilecekken "sikicem ama doymuyorum ki amına koyayım" deyip tekrar öpmeye başladı ki karnımdan yine o ses geldi...
Utanarak bastırdığımda daha da yükseldi "hadi masaya geçelim" dedi ve kucağına alıp beni masaya götürdü.
"Tortellinieeee" diye bağırdım
"sosunu ısıttım döktüm" dedi sıcacıktı enfestiii...
"dolabın üstünde numarası var birçok yerin, hepsinden gönül rahatlığı ile sipariş verebilirsiniz yavrum dedi."
Hüzünlenmiştim. Gidecekti Mete. Ben kalacaktım burada yalnız. Yemek boğazıma düzelmeye başlamıştı bile.
☆☆☆
Akşamdı ama her yer çok aydınlıktı, kaşlarımı çatıp baktığımı fark etmiş olacaktım ki
"neyin var?" diye sordu
"çok fazla ışık var kapatır mısın lambayı?" dedim. Kapattı ve yanıma geldi beni göğsüne çekti
"şuna bak" dedim dışarıyı göstererek" her yer aydınlık! "
"Çoğu sever bu manzarayı ama benim güzel sevgilim kendine has" dedi başımı öperek...
"karanlık iyidir" dedim, çenemden tutup kendine çevirdi yüzümü
"neden seviyorsun karanlığı? "
"her pisliğin üstünü örter. Sır gibi. Kimsenin bilmediği bir sır. Acının, çirkinliğin... "
" çoğu korkar karanlıktan"
"saçma bence asıl gündüzden korkmalı insanlar, biliyor musun ben hiç aydınlıkta yatamam. Çiftlikteki odamın duvarları koyu lacivert hatta siyaha yakın akşam olduğunda ışık geçirmeyen perdemi çekerim tek bir ışık bile giremez"
"aslında kaliteli uyku için çok iyi dediğin"
"evet 13 yaşımdan beridir hep karanlıkta uyuyorum, ondan önce odamın yatağının üstünde yanan yıldızlar vardı."
"13 yaşından beri mi?" diye sordu ama sorusunda garip bir tını vardı.
Anlamadığım bir tını... rahatsız olduğunu hissettim, yüzü asılmış ifadesizleşmişti.
Doğruldu önündeki sehpaya eğilip telefonundan saate baktı.
"Geç olmuş hadi uyuyalım yavrum" dedi ama bacağındaki elimden tüm vücudunun kasıldığını fark etmiştim.
"Yanlış birşey mi dedin sen buna" dedi Serra burnumun dibinde biterek
" ne söylicem be!" diye carladım
" e ne oldu buna baksana suratına"
"bilmiyorum" dedim sesim derinlerden kırılmış üzülmüş bir yerden geliyordu.
☆☆☆
Uyandığımda masanın üstünde bir tepside muazzam bir kahvaltı ve bir tane karanfil gördüm.
Beyaz ama uçları kırmızı inanılmaz güzel kokan bir karanfildi.
"Halletmem gereken işlerim var yavrum, geç geleceğim annem uğrayacak sana. Annem ya da dayım dışında kimseyi kabul etme."
"of birlikte takılalım o zaman Vera sıkılırım ben tek başıma"
"tamam" dedim. Beden kontorlü Serra'ya geçmişti ben karşısında oturuyordum.
Aç olduğumuzu hissediyordum " tamam önce şu çilek reçelinden bir ye de canım çok istedi" dedim
Serra çilek reçelini daldırmıştı ki telefon sesi ile açtığımız ağzımızı kapatmak zorunda kaldık ikinizde aynı anda küfürü bastık "senin zamanlamanı sikeyim!"
Baktığımızda mesaj gelmişti doktorumuzdan.
"Saat 10 da online terapi için uygunmuş"
dedi Serra bıkkın bir sesle
"Hiç sevmiyorum ben bu tipsizi" dedi ben de itiraz ettim
" sen bize iyi gelecek kimseyi sevmiyorsun, adam bize yardım etmeye çalışıyor"
Serra bir taraftan deli gibi reçel yerken diğer taraftan ağzı dolu konuşmaya başlamıştı, elindeki reçel bıcağını uzatarak bana doğru konuşurken ben reçel bıçağında damlamak üzere olan reçele takılmıştım
"sence o kılkuyruk bizi düzeltebilir mi, buna inanıyor musun?"
"bizden bozuk saatten bahseder gibi bahsetme" diye çıkıştığımda Serra "doğru o bile günde 2 defa doğruyu gösteriyor bizde o da yok... "
"ben eminim iyi gelecek, hem terapi yavaş ilerliyorsa bunun nedenine ne dedi adam, hatırlasana... ikimizden birisinin bastırdığı birşeyler varmış"
"he yavrum he" dedi bıkkınlıkla "2 vakte kadar kısmet de göründü mü... kızım bak sakladığın gizlediğim birşey varsa utanıyorum diyip saklama söyle de kurtulalım şu kılkuyruktan, yoksa ben bulucam çaresini" deyince sinirle
"ne düşünüyorsun Serra nasıl çözüm bulacaksın söylesene, böylece tıbba da yardımcı olursun paylaşırız."
"Nısh aramızda" deyip Vera'nın kulağına doğru eğildim "zamk!"
"zamk?"
"Japon!"
" ja - japon?"
"Aaaa!..." diyerek bağırdım "en olmadı aramıza sıcak zift döker üstümüzden rulo ile geçer daha da olmazsa pres makinasına sokarım üst üste ikimizi o da mı olmadı poşetleri vakumla havası alınmış fındık gibi vakumlatırım..."
Birden yüzüm kurnazca gülümsedi "pişt düşünsene Vera, Mete altta ben üstte vakumluyorlar bizi" deyip kahkaha atmama engel olamadım tabi Vera utançtan dışarıyı izliyordu
"ne boktan bir manazra... şehir manzarası diye manzara mı olur lan?" dedi bende
"hııı sanki chicoho ... nehri kıyısı" dedim
Vera sıkılmış şekilde söylendi "biz orayı da sevmemiştik ki hatırlasana ne kadar çok ışık vardı... etrafta o kadar ışık yandığında insan kendi ışığını kaybediyor" dedi hüzünlenmişti yine.
Konuyu dağıtmak istedim
"güzel söz bu, bunu bir yere yaz arada kullanırız.hadi kalk doktorun online olmasına az kaldı" deyip hızlıca gözlerimi gezdirdim sağda solda...
"sıkıntı yok değil mi? Taş gibiyiz taş "deyip sağ göğsümü sıktım Vera " kes şunu!" diye çemkirdi her zamanki utangaçlığı ile. Kendi bedenimize bile dokunmaktan utanıyordu bu kız!
Bir müddet beklerken online oldu sonunda koduğumun psikoloğu. Hiç sevmiyorum şu adamı..bize kırık bardak çanak gibi bakıyor.
Psikolog bana bakarak "sanırım şuan Serra ile muhattabım"
"vera elişme var bunda" dedim kulağına İster istemez gülerek.
Serra "söyle bakalım pis - koloğ nedir bizim sensetiol mix durumumuz?" deyince adam güldü
"sensetiol mix, sevdim bunu kullanırım" dedi... "Bir düşüncemiz var ortak bir düşünce.... "
Vera "ne istiyor bu makas kesmiyor mu yapıyor anlamadım" dedi yine kulağıma fısıldadı
"ay yeter Vera kendin söyle ne söyleyeceksen " dediğimde psikolog
"Vera benimle konuşmak istemiyor mu?" dedi imalı bir sesle baktğımda Vera'nın dehşet içinde kafasını " hayır!" diye çevirdiğini gördüm.
Psikoloğa dönüp "müsait değil dişini fırçalıyor" dedim adam da güldü
"tamam fırçalamasının bitmesini bekleyelim" deyince
"olmaz ordan da oral sexse geçecek ağzı müsait değil bu gün" dediğimde Vera bana vurup "manyak doğru düzgün konuşsana" dedi ben de "ne diyim Vera ' hocam Vera'nın karnı ağrıyor tuvalete gidebilir miyiz?' mi diyeyim" dedim.
Psikolog "peki ama beni dinlesin olur mu, mümkün mü?" dediğinde Vera'ya baktım kafa salladı.
Psikologla konuşmamasını geçtim benle de iletişimi azalmıştı.
"Tamam" diyor dedim.
Gelelim hipotezimize dedi " önceleri sizin durumunu disosiyatif bozukluk diye düşünmüştük ama şimdi bu durumun daha farklı bir boyut olabileceğini düşünüyoruz" deyince
" tey teyyy tımarhaneye kapatacaklar bizi, götüne kına yakarsın artık " dedim fısıldayarak Vera' ya...
"Serra ne zaman doğduğunu hatırlıyor musun?" dediğinde hızla
"19 yıl oldğuna göre...." dediğimde sözümü kesti
"hayır" dedi " Vera ile senin aynı bedende ne zaman doğduğunuzu hatırlıyor musunuz?" dedi
"daha önce de söyledim bir sabah kalktım bu baş ucumdaydı, hatırlamıyor mu bu dediklerimi " diye isyan ederek katıldı terapiye Vera
Psikolog "nedense bu soruya senin cevap vereceğine emindim Vera" dediğinde dikkatim psikologa yoğunlaştı.
Bu hıyar gerçekten sonunda ödenen o kadar paranın hakkını vermiş ve bir bok bulmuştu bu siktiriboktan halimize galiba.
Sonra devam etti doktor "çünkü onu sen var ettin" dediğinde gözümü devirerek
"yanılmışım verdiğimiz bir kuruşu hak etmemiş bok herif..."
Devam ediyordu aslında birbirinizi var ettiniz.
"Bir travma yaşadınız ve bu travma o kadar yoğun bir stres yarattı ki sizde... nasıl örneklendirebilirim... "
Bir mıknatıs çubuk çıkarttı "bu bir mıknatıs bir bütün halinde" deyip masanın kenarına vurdu ve kırılan parçaları aldı kırılma noktalarını bize gösterdi ve konuşmaya devam etti
"hayatınızın olağan seyrinde bütün halinde ilerlediğini düşünün ama bir nedenle bir kırılma yaşandı mıknatıs ikiye ayrıldı ve şimdi ne yaparsak yapalım bu iki ucu kırıldığı yerden birleştiremiyoruz" dedi birleşme yerlerini birbirine iterken araya girdim
"Japon sür" dedim güldü
"Japon onları yapıştırır birleştirmez Serra."
Vera "anlamadım biz mıknatıs mıyız?" deyince ben araya girdim
"yok biz malız onu anlatıyor" dedim psikolog gülüp
"benden hiç hoşlanıyorsun değil mi Serra?" dedi bende
"en sevilenler listemde ilk binde değilsiniz" dedim güldü Vera ise bana kızarak "demesene öyle" dedi
"peki Vera sen, sen bana güveniyor, beni seviyor musun?" dediğinde Vera'ya baktım
Benden korkusundan söyleyemiyordu ama cevabı biliyordum zaten "evet öyle bir salaklığı var" dedim "inanır mısın noel babaya da geçen seneye dek inanıyordu, Antalya'da yaşamış pedofilici bir ihtiyarın gelmesini bekliyordu" dediğimde psikolog
"neden pedofilici olduğunu düşünüyorsun?" dedi konu ilgisini çekmişti.
Ben de devam ettim "dur bakalım bir düşünelim acaba neden; gecenin bir yarısı kırmızı bir kıyafet giyip nedense fakir mahallelerde dolanıp kimsesiz çocuklara özellikle hediyeler verip ağzı yüzü gizli şekilde geziyordu ve bunu ritüel gibi her sene aynı günlerde yapıyordu. Bana nereden bakarsan bak bir sapığın kendini saklaması gibi geldi ama neyse... Tavuk yakaladınız mı hiç?" dedim Psikolog dikkatle beni dinliyordu
"tavuk yakarken önce en uzağa yem atarsın, sonra bir adım yanına ,bir adım yanına.... en son ayak dibine atarsın eğer yabaniyse tavuklar ama sürekli beslediğin tavuksa yine yemi ayak dibine atarsın ki o yem yerken tutabilirsin. Çocuklara yaptığı bu işte. "
"noel babanın sapık oldğunu düşünemezsin, bu çok önyargılı kötü bir düşünce" dediğinde psikolog
"bu düşünceyi hiç aklına getirdin mi Vera, mesela Serra dedikten sonra olabilir mi diye düşündüp kuşkuya kapıldın mı?"
"Hayır!" dedi Vera her zamanki saflığı ya da aptallığı her yerse onla...
"o herşeyi yanlış anlıyor, kesinlikle kötü niyetle yorumluyor, neden noel baba öyle birşey yapsın ki" dedi.
Psikoloğun yüzüne dikkat kesilmiştim..
Vera'ya nasıl desem, canı acıyan yarası kanayan bir çocuğa bakar gibi bakıyordu.
" Tüm bunlar noel babanın sübyancı olduğunu göstermez" dediğinde
"yapma Vera adam çocukları kucağına oturtup kahkaha atıyor " dedim dayanamayarak.
Psikolog "sana tuhaf bir itirafta bulabilir miyim Serra?" dedi bende
"gönder gelsin, kulağına dil sokulmasını seviyorsun değil mi?" deyip Vera'ya döndüm
"sana demiştim" dediğimde psikolog şaşırmış bir ifade ile
"hayır aslında ıslaklığı sevmem ve siz benim kulağıma dil sokturmayı sevdiğimi mi konuşuyorsunuz aranızda?" deyip birkaç duygunun eşlik ettiği bir ifade ile bakıp hızla kendini topladı "hayır aslında bende senin gibi düşünüyorum noel baba için" dedi.
Vera hayal kırıklığına uğramıştı.
"ama bunu birçok kişi kabul edemez" dedi "neden biliyor musun?" konuyu biryerlere bağlamak istiyordu emindim.
"Mesela aile içinde en yakını tarafından tacize uğrayan çocuklar yahut tanıdığı, arkadaşı, akrabası tarafından hatta güvendiği, hayranı olduğu birisi tarafından tacize uğradıklarında onlar bunu anlamlandırmakta sorun yaşarlar" deyince Vera
"tamam hadi yeter işimiz var bitirelim" dedi ekranın önüne geçip
" çekil Vera adam birşey anlatıyor" dedim
" adam saçmalıyor baksana noel baba tacizci diyor"
"yok artık sende ondan manyaksın"
psikolog "lütfen müsade et Vera" dedi
Vera'nın izin vermek istemediğini nerden anlamıştı ki ! Vera benle konuşmuştu iç sesi ile dışarıdan konuşmadı. Vera'yı çekip devam edin dedim.
" Bir hastası olmuş arkadaşımın. Çok acı bir tecrübe yaşamış. O zaman bedeninin kaldıramayacağı bir stres yoğunluğu, acı... çocukmuş çok korkmuş, tacize uğramış bu çocuk. İstismara uğramış, ve diosisif bozukluk gelişmiş. Karakterlerden birisi herşeyden korkarken diğeri çılgınlar gibi hayatı sınır noktasında yaşıyormuş. Hani şu internette gökdelenden sarkan tipler var ya işte onlardan birisi. Adrenalin sporlarında çok başarılı ama günün belli anlarında korkunç korku atakları geçiriyor, diğer karakteri kontrolü ele alınca. İşin kötüsü ne biliyor musun ana kişilik neden kaçtığını bilirken, yarattığı arter kişiliğe nedenini hiç söylememiş. Saklamış. Bir gün kız arkadaşı onu silahlı bir adamın üstüne yürüyüp kendini ölümün kıyısından toplayınca getirmiş zorla yardım almaya. Silahlı bir saldırganın onu öldürmesine bile korkmayınca sorun olduğunu düşünmüşler en sonunda. Uzun süren süreç sonunda durumu öğrenmişler. Bazen bize en yakın kişi en büyük sırrı taşıyabilir" dedi kameraya iyice yaklaşıp gözlerime bakarak.
Bu söz banaydı. Bir sır verir gibi bana fısıldadı, göz kontağı kurarak söylüyordu.
Serrayla benle konuşuyordu yani. Vera ise mutfakta duymamak için şarkı söylüyordu bir an gözüm ona gitti... neden şarkı söylüyordu ki... bir şeyi duymak istemediğinde şarkı söylerdi.
" ne demek istiyor bu... ?" randevuyu çok uzun tutmadı ama aklımda bir sürü soru ile bıraktı beni.