Ender odasına geçtiğinde kapıyı kapattı.
Oda loştu, sadece masa lambasının ışığı yüzüne vuruyordu.
Ceketini koltuğa attı, çoraplarını çıkardı, ayağına hafifçe yayıldı.
Bir an durdu, gözleri tavanda.
Gece sessiz, şehir uzaklarda, ama aklı hâlâ barda, Zuhal’de ve annesinin bekleyişinde takılıydı.
“Evlilik…” dedi kendi kendine, alaylı bir gülümsemeyle.
“Çok zor… çok uzak.”
Bir yudum su aldı, elleri hâlâ hafif titriyordu, ama fark etmedi.
Sabah villaya sessizce süzüldü.
Güneş pencereden zar zor giriyor, mutfakta hafif loş bir ışık vardı.
Kahvaltı masası hazırlanmış; ekmek, peynir, zeytin, çay… her şey yerli yerindeydi.Baba, kahvaltının ortasında sessizliği bozuyor.
Gözleri hâlâ keskin, masadaki herkesi tarıyor.
Baba:
“Ender, geçen geceki işten bahset. Her şey yolunda mı?”
Ender gözlerini babasına çevirdi, omuzlarını dik tuttu.
“Evet baba, her şey kontrol altında.”
Caner ve Cenk hafifçe gülümsediler, Selim göz ucuyla Mine’ye baktı ama Mine hâlâ dikkatini yemeğine vermişti.
Baba kaşını kaldırdı, sesinde hafif bir uyarı:
“Kontrol altında demek yetmez, adam gibi sonuç istiyorum. Bu iş bizim adımızı temsil ediyor.”
Ender hafifçe başını salladı, sessizce bir yudum çay aldı.
Sesi alaylı ama saygılıydı:
“Anladım baba. Her zaman olduğu gibi, işi bitiririz.”
Baba kısa bir sessizlik yaptı, sonra hafifçe başını salladı.
“İyi. Ama unutma, benim yanımda kimse rahat olamaz. Her adım hesapta olmalı.”
Selim, Mine’ye bakarken fark etti ki babanın otoritesi, ortamı nasıl kontrol altında tuttu.
Mine ise kendi halinde, farkında olmadan Selim’in bakışlarını görmezden geliyordu.
Kahvaltı masasında kısa bir sessizlik sürdü.
Ama Ender bilirdi ki, babasının bu sessizliği, her zaman bir sınav gibiydi.
Ve bugün de farklı olmayacaktı.Selim göz ucuyla Mine’ye bakıyordu.
Ama Mine hâlâ kendi halinde, çayına, ekmeğine dalmış, Selim’in bakışını hiç fark etmiyordu.
Her seferinde göz göze gelmek yerine, başını hafifçe çevirdi, selam gibi bile bakmadı.Selim sinirleniyordu artık .
“Lan… hâlâ umursamıyor!” diye içinden geçirdi.
Cenk ve Caner bunu fark etti, birbirlerine baktılar, hafifçe gülümsediler. Ama Ender anlamasin diye adamlar Ender'e
- Abi kalkalım hadi diye konuştular . Selim sinirle ayağa kalktı " afiyet olsun" diyerek hızla çıktı . Söylendi kendi kendine
- Bir dönüp bak lan bir dönüp bak ! ne var o telefonunda senin çözecem kızım . Adımlarını hızlandırdı, koridorun sonunda kısa bir duraksama…
Mine hâlâ masada, umursamaz, kendi kahvaltısını bitiriyordu.
Selim’in parmakları cebindeki telefonun kenarında titriyordu; bakışlarıyla bir türlü Mine’yi yakalayamıyordu.
Caner hafifçe omuz silkti, Cenk dudak büktü.
“Abi, sakin ol… kadın umursamıyor, boşuna kafanı yorma,” dedi Caner, ama sesi biraz titriyordu.
Selim gözlerini devirdi, kafasını salladı:
“Umursamıyor mu? Umursasın ya… bir bakış, bir lanet olsun yeter!”
Koridor sessizdi, villada sadece kahvaltının ve dışarıdaki hafif rüzgârın sesi vardı.
Ama Selim’in içinde bir fırtına kopuyordu.
“Bu kadının umurunda olmadığını görmek… sinirlerimi bozuyor lan,” diye homurdandı.
Bir adım daha attı, derin bir nefes aldı.
“Amına koyayım… bu iş burada bitmez.”
Masada Ender hâlâ çayını içiyor, sessiz, tetikte…
Selim’in çıkışını fark etmedi, ama gözlerinin ucuyla, sanki her şeyi fark eden bir gölge gibi izliyordu.
Selim koridordan uzaklaşırken kendi kendine fısıldadı:
“Bir gün bakışlarını yakalayacağım… o zaman görecek, kim kontrol ediyor kim değil.”
Koridor tekrar sessizleşti, villa sabahın ışığında ağır ama canlıydı.
Ve Ender’in yanındaki masada oturan eski mafya babası…
Her şeyin hâlâ kontrolünde olduğunu biliyordu.
Her bakış, her sessizlik, her nefes… hesapta, sınavda.
Selim villadan çıkar çıkmaz anahtarı avucunda sıktı.
Yüzü asık, çenesi kilitliydi.
Ender’lerin arabasına yönelmedi bile.
Otoparkın diğer ucundaki siyah sedana yürüdü.
Kapıyı sertçe açtı, bindi.
Motoru çalıştırırken dişlerinin arasından fısıldadı:
“Bakacağız bakalım Mine Hanım…
Bu kadar saklanacak neyin var.”
Arabayı yola attı.
Direksiyonu bir eliyle tutuyor, diğer eliyle telefonu açıyordu.
Gözleri karanlık, sabrı sıfırdı.
Kısa bir süre sonra şehirden uzak, sessiz bir yerde durdu.
Laptopu açtı, sigarayı yaktı.
Ekranın ışığı yüzüne vurdu, gözleri daraldı.
“Bir dönüp bakmıyorsun ha…” dedi kendi kendine.
“Şimdi ben bakacağım.”
Parmakları hızlıydı, bu işlere yabancı değildi.
Telefon hattı, yedek hesaplar, gizli klasörler…
Tek tek düşmeye başladı.
Mesajlar…
Aramalar…
Fotoğraflar…
Bir şey gördü.
Çok büyük değil belki ama yeterince sinir bozucu.
Selim sigarayı küllüğe bastırdı.
Dudakları gerildi.
“Demek mesele bu…”
“Güzel… çok güzel.”
Sandalyeye yaslandı, başını geriye attı.
Öfke ağır ağır yükseliyordu içinde.
Bu öfke patlamazdı.
Birikir, beklerdi.
—
Aynı saatlerde Ender, Cenk ve Caner başka bir araçla şehre doğru ilerliyordu.
Arabanın içinde ağır bir sessizlik vardı.
Ender camdan dışarı bakıyordu.
Bir süre sonra kaşlarını çattı.
“Selim nerede?” dedi aniden.
Cenk bir an duraksadı, Caner’le göz göze geldi.
Caner lafı hızlıca aldı, hiç düşünmeden:
“Abi… annesi sabah aradı.
Kadın yine fenalaşmış, hastaneye gitmişler.”
Ender kısa bir süre sustu.
Sonra başını salladı.
“İyi, doğru yapmış.” dedi.
“Aile işi beklemez.”
Cenk rahat bir nefes aldı.
Caner direksiyona daha sıkı tutundu.
Ender içinden bir şeylerin eksik olduğunu hissetti ama üzerinde durmadı.
Zihni zaten doluydu.
İş… baba… evlilik lafı…
“Bu akşam konuşuruz Selim’le.” dedi sadece.
Ama Selim’in o akşam konuşacak hâli yoktu.
Onun kafasında artık tek bir şey vardı.MİNE Mine’nin bir adamla mesajlaştığını görmüştü. Yüzü kıpkırmızı oldu, parmakları titredi.
“Amına koyayım…” diye fısıldadı kendi kendine.
“Bu adam kim? Ne işi var seninle lan?”.
Adamın peşine birini takacaktı. Her hareketini izleyecekti.
Bu iş, sessiz ve dikkatli olmayı gerektiriyordu.
Evine gittiğinde biraz içti.
Sigarayı bitirdi, koltuğa yaslandı.
Zihni hâlâ karışıktı, ama bir yandan da kontrolü elinde tutuyordu.
Kafasında hesap yapıyordu; öfke birikirken, sabır da vardı.
O sırada telefonu çaldı.
Arayan Ender’di.
Ender:
“Oğlum, neredesin? Annen nasıl?”
Selim derin bir nefes aldı, sigarayı küllüğe bastırdı.
Kafasını salladı, sesini olabildiğince sakin tuttu:
“İyi abi… durumu biraz daha topladı. Her şey yolunda. Bugün gelemem, yarına görüşürüz.”
Ender kısa bir sessizlik yaptı, sonra başını salladı.
“Tamam oğlum, dikkat et.”
Selim telefonu kapattı, koltuğa yaslandı.
Bir yandan öfke içindeydi, bir yandan rahatlamıştı.
Her şey kontrolündeydi… şimdilik.
Ama aklı hâlâ tek bir noktada:
Mine ve o adam.
Ve Selim, içinden fısıldadı:
“Yarın… her şey netleşecek.”
Kaç senedir aşıktı bu kıza şimdi kolay kolay birine kaptırmak olmazdı . Mine'nin yüzü geldi gözünün önüne yutkundu
" Haksızlık lan bu kızım ! ben seni deli gibi severken bir kere bakmaman haksızlık lan " !!!!