Ender Karahan hayatı ⚔️

1097 Words
Barın kadınlar tarafı. Loş ışık, kadehler yarıda, bakışlar keskin. Kız 1 bardağını yavaşça çevirerek konuştu: “Ender Karahan… İnsan bakmamasına bu kadar sinir olur mu?” Kız 2 dudak büktü. “Çünkü bakmamak da bir tavır. Herkese yetmeyen bir özgüven.” Kız 3 hafifçe güldü. “Zuhal’i fark ettiniz mi? Adam her gelişinde biraz daha sertleşiyor.” Zuhal birkaç masa ötede, duyuyor. Ama dönüp bakmıyor. Sadece dişlerini sıkıyor. Kız 1: “Bence mesele aşk falan değil. Bu adam kontrol edilmeyi sevmiyor.” Kız 2: “Zuhal’in sevdiği tip tam tersi zaten. Ulaşamadıkça tutku zannediyor.” Zuhal sonunda dayanamayıp masaya döndü. Sesi sakin ama zehirli. Zuhal: “Benim adımı ağzınıza alırken biraz dikkat edin.” Kız 3 kaşını kaldırdı. “Yanlış bir şey mi söyledik?” Kız 1: “Ender Karahan hakkında konuşmak yasak mı artık?” Zuhal yaklaştı. Gülümsemeye çalıştı ama beceremedi. Zuhal: “O adamın kimlere nasıl davrandığını bilmiyorsunuz.” Kız 2 hafifçe omuz silkti. “Bildiğimiz tek şey, kimseye ait olmadığı.” Bu cümle Zuhal’i tam kalbinden vurdu. Barın erkek tarafı. Ender masada, Caner–Cenk–Selim içkide. Caner: “Abi bak şu kızların bakışa… Sen yine ortalığı karıştırdın amına koyayım.” Cenk: “Zuhal seni yedi bitirdi zaten. Kız barın elektriğini kesiyor sinirden.” Selim: “Abi sen ne yaptın bu kıza ya? Kadın resmen kafayı sıyırdı.” Ender bardağı masaya koydu. Sesi düşük ama net. Ender: “Ben bir şey yapmadım. O kendi kendine büyütüyor.” Caner: “Abi bazı kadınlar için bu daha kötü. Bakmaman küfürden ağır geliyor.” Cenk: “Valla biri sana bu kadar takılsa ben korkarım lan.” Ender gözlerini kısarak bara baktı. Zuhal hâlâ kadınların masasındaydı. Ender: “Bu işin sonu iyi değil.” Kadınlar masası. Zuhal geri döndü, içkisini tek dikişte bitirdi. Zuhal (soğuk bir sesle): “Siz konuşmaya devam edin. Ben konuşmamı yüzüne yaparım.” Kız 1 sakince cevap verdi: “Umarım duyulmak istediğin gibi duyulursun.” Zuhal masadan uzaklaştı. Topuk sesleri barın içinde yankılandı. O gece barda herkes şunu hissetti: Bu artık sadece bir hoşlanma değildi. Zuhal için Ender Karahan, bir takıntıya dönüşüyordu.Barın arka tarafı. Masada şişeler boşalmış, duman ağırlaşmış. Caner Ender’e eğildi, sesi alçak ama net: “Abi bak dalga geçmiyorum… Bu Zuhal var ya, bela. Hem de bildiğin bela.” Cenk hemen girdi lafa: “Lan kızın bakışları normal değil. Takıntı bu. Yarın öbür gün saçma sapan işlere girer, başını ağrıtır.” Selim sigarayı söndürdü. “Abi biz sokak çocuğu değiliz, kokusunu alıyoruz. Bu kız seni kafasında büyütmüş, sevgi falan değil bu.” Ender bardağını kaldırdı, yavaşça içti. Sonra arkasına yaslandı. Sırıttı. Ender: “Bela olsa ne yazar?” Üçü birden sustu. Caner: “Abi sen harbi umursamıyorsun lan.” Ender omzunu silkti. “Benim hayatım zaten bela dolu. Bir tane daha eklenmiş, ne değişir?” Cenk: “Lan senin rahatlığını sikeyim. Herkes korkuyor, sen keyif yapıyorsun.” Selim: “Abi bak ciddi söylüyoruz. Bu kız bir noktadan sonra durmaz.” Ender hafifçe öne eğildi. Gözleri karanlık, sesi sakin ama sert. Ender: “Beni durdurabilen oldu mu şimdiye kadar?” Sessizlik. Caner dişlerini sıktı. “Yok da… Bela bazen silahla gelmez abi.” Ender güldü. Ama bu gülüş eğlenceli değildi. Ender: “Gelsin. Kim neyle gelirse gelsin.” Cenk: “Valla sen böyle devam edersen bir gün bu kız yüzünden ortalık karışır.” Ender ayağa kalktı. Ceketini düzeltti. Ender: “Ortalık zaten karışık. Ben düzenli bir hayat vaat etmedim kimseye.” Bara doğru yürürken arkasından son bir laf geldi. Selim: “Abi biz uyardık, bak.” Ender durdu, dönmeden cevap verdi: Ender: “Uyarılar korkan adamlar içindir.” Ve yürüdü. O an ekip şunu anladı: Ender Karahan için bela, kaçılacak bir şey değil… hoşuna giden bir riskti.Ender ayakta, omuzları kapıyı kapatır gibi geniş. Bardağı elinde, bakışı boş ama tetikte. Masada Selim… Telefonu avucunun içinde kayıyor. Ekran bir anlığına açılıyor. Bir kızın fotoğrafı. Temiz gülüş, ışık yüzünde. Selim farkında olmadan bir saniye fazla bakıyor. Caner yakalıyor o bakışı. Gözleri kısılıyor. Sandalyeyi gıcırdatarak Selim’e yanaşıyor. Caner (dişlerinin arasından): “Oğlum… kafanı mı yedin sen?” Selim irkiliyor, telefonu kapatıyor. “Ne var lan?” Caner eğiliyor, sesi alçak ama zehirli: “Lan sikecem aşkını… Abi görecek lan. Burada romantik trip yok.” Cenk birayı masaya bırakıyor, köpük taşıyor. “Şaka yapma Selim. Bu kız Ender’in kardeşi. Bilen biziz, tamam mı?” Selim bir an donuyor. Sonra dudak büküyor. Selim: “Ne yapayım lan, kalbim mi soruyor bana?” Caner: “Kalbini de sikeyim şu an. Aklını kullan. Bu masada duygusal takılanı gömerler.” Selim cebine tıkıyor telefonu. Ama parmakları titriyor. Tam o sırada Ender dönüyor. Bakışı kısa, delici. Ender: “Ne fısıldaşıyorsunuz lan? Dedikodu mu çıktı yine?” Üçü birden susuyor. Müzik daha da yükseliyor sanki. Cenk hemen araya giriyor: “Boş muhabbet abi.” Ender Selim’e bir saniye fazla bakıyor. Sırıtmıyor. Sormuyor. Ender: “Bu masada gizli iş sevmem. Ayağınızı denk alın.” Ender tekrar bara yöneliyor. Omzu dönerken Selim’in içi cız ediyor. Caner bir kez daha eğiliyor, son uyarı: Caner: “Oğlum bak… Bu sevda seni yakar. Biz söndüremeyiz.” Selim cevap vermiyor. Bardağı kaldırıyor, tek dikiş içiyor. Cebindeki telefon kurşun gibi ağır. Ve Selim şunu anlıyor: Ender Karahan’ın olduğu yerde bir bakış bile fazla kaçarsa… bedeli olur.Gece bitimi hepsi lüks arabalarının içine binip dağıldı ... Araba villanın önünde durduğunda saat çoktan geceyi geçmişti. Ender kontağı kapattı ama inmedi hemen. Bir an öylece kaldı. Sonra gördü. Annesi kapının önündeydi. Şalı omzuna düşmüş, ellerini birbirine dolamış. Bekler gibi değil de… alışkanlıkla duruyordu orada. Ender kapıyı kapatırken içinden bir şey yumuşadı. “Anam…” dedi, sesi fark etmeden alçalmıştı. “Güzel anam.” Yanına geldi, karşısında durdu. “Babamı bekledin senelerce,” dedi. “Şimdi de beni mi bekliyorsun?” Başını iki yana salladı. “Alış be anacım… bizim gibi adamlar geç gelir eve.” Annesi ona baktı. O bakışta sitem yoktu. Yorgunluk vardı, alışmışlık vardı. “Baban yaşlandı artık,” dedi. “Odada horul horul uyuyor.” Bir an durdu. Sonra ekledi: “Ama sen benim canımın içi oğlumsun. Seni beklemez miyim?” Ender gözlerini kaçırdı. Bu laflar ona ağır gelirdi. Annesi devam etti: “Yarın bir gün karın olunca…” Sesi biraz yavaşladı. “O bekler seni.” Ender hafifçe güldü, ama gülüşü yarımdı. “Evlilik?” dedi. “Zor…” Bir nefes verdi. “Çok zor be anacım.” Annesinin elini tuttu. Elinin üstüne kısa bir öpücük kondurdu. Sonra yanağından öptü. “Üşüme,” dedi. “Geç içeri.” Merdivenlere yöneldi. Arkasına bakmadı. Annesi olduğu yerde kaldı. Oğlu kapıdan girene kadar bekledi. Sonra içeri döndü. Ender odasına çıktığında üstündeki gecenin ağırlığı biraz azalmıştı. Çünkü bilirdi… Bu evde onu bekleyen biri vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD