13. Bölüm

1342 Words
"Cafer.." "Ne Cafer'i? Cafer kim lan!" "Gerizekalı indir beni!" Çınar beni yavaşça yere bıraktı. Pembe sultan bastonuyla Çınar'a doğru geliyordu. Alt dudağımı dişledim. "Çınar.. Kaç." "Ne?" demesiyle kafasına bastonu yemesi bir oldu. "Ula cicukci, ne istiysun benum Kumsalumdan!" Hızını kesmeden daha sert darbelerle çocuğun omzunu ve kafasını deşmişti. Yavaş yavaş kayan şivemle "Pembe Sultan bir sakin! Ula öldürecesun çocuğu!" dedim. "Öldürecesun mu? Laz kızı.. Ah! Yavaş babaanne ya!" "Sus cicukcu! Senin ne işun vardı kız ha bunin kucağunda?" diyip bu sefer bana yöneldi. "Çınar kaç. Son şansın." dedim ona bakıp. "Ula gaçma!" Pembe Sultan'ın bağırmasıyla Çınar'ın seke seke kaçtığını gördüm. Kahkaha attım. Koskoca Çınar Kılıç'ı bastonla kovalamak mı.. Pembe Sultan sen kaçıncı seviye alfasın? "Geç kız içeri, dillu!" Pembe Sultan'ın bastonuyla kalçama vurmasıyla koşarak eve girdim. Ve yine o hesap koltuğunda oturuyordum. Karşımda da yine kötü polis Pembe Sultan vardı. Elçin de yanıma oturdu. Oy canım benim. Usli kız. Çok seviyorum kız seni. Durup dururken Elçin'e öpücük atmam onu mutlu etmişti. O da bana attı. "Ula eli dursa ayağu durmay. Ayağu dursa dudağı durmay!" Kıkırdayarak Pembe Sultan'a baktık. "Ne ettu yine bu dillu, Pembe Sultan?" Elçinim.. az önce attığım öpücüğü geri almak isterdim ama bunları söylerken ne kadar tatlı olduğunu göz önünde bulundurarak bunu yapamayacağım. Ay iyi ki doğmuşsun kız sen! Kardeş sevgim arşa çıktı, çaktırmayın. "Cicukcinin kucağundaydi!" "Ne?! Oha! Kız dillu?" "Gitti bunun da kafası. Yav ağaçtan düşüyordum. Tuttu. Elçi sen de.." Elçin kıkırdadı. "E sen usli durmazsun. Ha bu dillunun babaannesusun. Sen ne ettun?" diye sordu. "Uy durur muyum ha ben?!" Elçinle aynı anda "Durmazsun." dedik. "Gittum kirdum kafasuni!" "Ellerune sağluk tontişim." "Ellerume sağluk tabi!" Kıkırdadık. Pembe Sultan gitmeden dolaba yemek bırakmak için mutfağa girdi. Biz de Elçinle dışarı çıktık. Çekirdek almak için bakkala girdi. Ben onu kaldırımda bekliyordum. Yanıma oturan silüete baktım. "Naber?" "Hâlâ yanıma gelebiliyorsan kafana bir şey olmamış." Güldü. "Ne o? Üzüldün mü?" "Tabii üzüldüm aptal." Daha çok gülümsedi. Sinsi bir gülümsemeyle ben de gülümsüyordum. "Sonuçta Pembe Sultan'ın bastonu. Değerli bir baston. Senin kalın kafanda zarar görecek diye kahroldum." Bozulmuş bir ifadeyle gülüşü soldu. Elçin elinde çekirdekle yanıma geldi. "Kum, kalk gidelim." Başımı salladım. Yürürken arkamızdan bağırdı. "Pes etmeyeceğim." Fok balığı. "Pos otmoyocoğom. Orangutan kafalı maymun." Kaldırıma oturduk. Çekirdek çıtladık. Abim ve Pembe Sultan'ın gidiş saati gelince onları uğurlamak için eve döndük. Abim ve babaannemle herkes vedalaştı. En son abim bahçede bana sarılırken kulağıma fısıldadı. "Aşk insana yeminlerini bozdurur, asla yapmam dediği şeyler yaptırır ve en kötüsü insanı darmadağın eder. Ben ant içmiştim. Senin üzülmemen, korkmaman, sahipsiz kalmaman için her şeyi yapacaktım. Ama ben aşık oldum, abim. Küçükken benden korkardın. Hala bazen korkuyorsun, görebiliyorum. Ama ben hepsini iyiliğin için yapıyorum. Seni Trabzon'a götürdüm çünkü yanımda kalmanı istedim. Doğru olan budur belki dedim. Ben sevdiğim kadın yüzünden seni korkuttum. Ağlattım. Sude'ye hala aşığım. Ama artık o benim imkansızım. Biz zaten ayrı dünyaların insanıydık. Ama artık kavuşmamız için olan o küçük ihtimal de yok. Çünkü onun yüzünden ben seni ağlattım. Bu yüzden ne kendimi ne Sude'yi ne de Çınar'ı affederim. Burada artık kalamam. Çünkü sana tekrar zarar vermekten korkuyorum. Ben seni çok seviyorum. Gözünden akan yaşı geri getirmeyecek ama özür dilerim Kumsal. Seni ağlattığım, korkuttuğum için. Özür dilerim abim." İstemsizce dudaklarım büzülmüştü. Gözümden yaşlar akıyordu. Abim gözüme bakmıyordu. Ona değen gözyaşlarımı hissettiğinde geri çekilmişti. Gözüme bakmadan gözyaşlarımı siliyordu. "Ağlama abim. Nolur ağlama. Zaten seni bir kere ağlattım diye acı çekiyorum, şimdi ağlama. O gün o kavgayı ettiğimiz için Sude'nin de kendimin de canını yakmak istiyordum. Ama yapamam, abiciğim. Sude'nin zarar görmesini kaldıramam. Kendimden alayım diyorum hırsımı. Olmuyor. Benim kalbimde artık Sude var. Kalbime zarar veremem. Bu yüzden gidiyorum. Yüzüne bile bakamıyorum." Çenesinden tuttum. Gözlerini kendime çevirmek için direttim. İnatla bakmıyordu. "Bana bak abi." Çenesini daha çok sıktım. Bana baktı. Gözleri dolmuştu. "Ben sana kızgın değilim. Ortada affedilecek bir şey yok. Ben senin ona nasıl aşık olduğunu Sude'nin dünyasına rağmen onu kabul etmenden, hızlıca ilişkinize isim koyup düğünü erkene almanızdan anlamıştım zaten. Benim canımı yakan senin beni ağlatman değil, bunları konuşuyor olmamız. Abi, sen benim olmayan babamsın. Nolur yapma böyle. İçim acıyor." dedim babamdan sonrasında hıçkırarak ağlarken. Araya Polat abim girdi. Onların da gözleri dolmuştu. Duymuşlardı. Polat abim yüzünü yerden kaldırmadan aramıza girdi. "Hadi abi. Geç kalacaksınız." Polat abim onları bırakmak için gitti. Eve girdik. Kısa bir süre sonra Alperen abimin telefonu çaldı. Abim apar topar evden çıktı. Emniyetten arıyorlarmış. Elçinle oturuyorduk. "Elçi, benim canım dondurma çekti." "Bana da getirsene." Başımı salladım. Mutfağa girdim. Dolaba baktım ama yoktu. Salona döndüm. "Kalmamış." "Ya." Koltuğa geri oturdum. "Ben gidip alıp geleyim." Kocaman gülümsememi ona sundum. Yanaklarından kocaman öptüm. Evden çıktı. Yukarı çıktım. Üstüme pijamalarımı giyindim. Saçlarımı dağınık ev topuzu yaptım. Polat abim Alperen abimin yanına gidecekti. Yani gece yarısı gelecekleri için Elçinle tektik. Aşağı indim. Çekirdek ve abur cuburları tabağa dizdim. Çay koydum. Beş dakika sonra zil çaldı. Kapıyı gülümseyerek açtım. Karşımda Çınar'ı görünce gülümsemem yavaş yavaş söndü. "Ne vardı?" "Kumsal yapma. Lütfen konuşalım." "Konuşacak hiçbir şey yok." "Kumsal." derken kapıyı kapatmaya çalıştım. Son anda durdurdu. Kapıyı açıp içeri girdi. "Konuşmak istemiyorum Çınar. Çok dışarı. " "Çıkmayacağım. Sadece konuşmak istiyorum ya, bu kadar zor olmamalı." "Bu kadar zor Çınar! Bu kadar zor. Madem sen gitmiyorsun, ben giderim!" diyip bahçeye çıktım. Arkadaşlar üzerimde pijama var, nereye gitmemi bekliyorsunuz? Peşimden bahçeye geldi. Bileğimden tutup beni kendisine döndürdü. "Bırak Çınar!" "Bırakamam. Beni dinle Kumsal, lütfen. Canım yanıyor. Lütfen dinle." "Sen de benim canımı yaktın Çınar!" diye bağırdım. İçimden sakinleşmek için kendime telkinler veriyordum. Gözümden yaş akıyordu. Az önceki sesime göre sesim o kadar kısık çıkmıştı ki.. Sanki sesim içime kaçmıştı. "Çınar lütfen bırak. Konuşursak kalbini kıracağım." "Kır. Yeter ki öfkeni kus, rahatla. Gerekiyorsa kır beni. Ama benden seni bırakmamı isteme." "Çınar. Bırak.. Lütfen. Kalbini kıracağım. Zorlama. Git." "Gidemem.." Kolumu sertçe geri çekmeye çalıştım. Bırakmadıkça daha sert çekmeye çalışıyordum. Yani yerimde debelenip duruyordum. "Çınar bırak ya bırak! Bırak! Git! O gün nasıl gittiyseniz şimdi de öyle gidin! Ya sizin yüzünüzden abim ne hale geldi! Gidin ya. Çıkın hayatımızdan. Git ya git! Sizin yüzünüzden abim benim yüzüme bakmadı! Omzumda ağladı! Benim olmayan babamın verdiği şefkati veren abim, beni korumaya çalışırken koruyamadığı, gözümden yaş akmasına sebep olduğu için pişmanlıktan ne hale geldi! Çınar.. Siz abimin nişanını değil bizim dengelerimizi; abimin bize karşı takındığı sert, babacan halini de bozdunuz." Çınar ellerini yavaşça bileklerimden çekti. Yavaşça geriye doğru bir adım attı. "Çı-.." "Özür dilerim." diyip bahçeden çıktı. Onların bahçesinde bizi izleyen kızları ve Gönül ablayı gördüm. İstemsizce dudaklarım büzüldü. Gözlerim doldu. Koluma giren kişiye baktım. Elçin burukça bir gülümsüyordu. "Ben.. onları söylemek istemedim. Sinirliydim." "Biliyorum canım. Hadi içeri girelim. Polat abimler gelir birazdan." "Özür dileseydim?" "Yarın dilersin. Hadi." Hafifçe başımı salladım. İçeri geçtik. Odama çıktım. Penceremin önüne oturdum. Dizlerimi kendime çektim. Kulağımı dizime yapıştırdım. Eğik başımla onun odasını izliyordum. Çınar'ın odasının ışığı yandı. Çınar'ın gözleri gözlerimle buluştu. Pencerenin önüne geldi. Sanırım onun da penceresinin önünde koltuk vardı. O da oraya oturdu. Benim yaptığım gibi dizlerini kendine çekip başını dizlerine yasladı. Uzun bir süre birbirimizi izledik. Kapım çaldı. Panikle ayağa kalktım. İçeri Alperen abim girdi. Ben telaşla ellerimin hakimiyetini kaybetmiştim. Abimin garip bakışlarının sonucunda çatılan kaşları sayesinde ellerim sonunda saçımı buldu. "Finduk, napiysun?" "Ben.. hiç. Ben ne ediy olabilurum ki?" "Sen neden panik oldun?" "Ne paniğu?" "Abiciğim, şiveli konuşuyorsun. Napıyordun?" "Çikolata! Çikolata yiyordum. Toprak abimden kalma alışkanlık. Sen birden odaya girince çikolatayı sakladım." "He tamam.. Neyse yat hadi. Saat geç oldu." "Tamam. İyi geceler." Yanağından öptüm. Odadan iteleyerek çıkardım. Kaşlarını çatsa da kapıyı kapattığım için tepkisini daha fazla görmedim. Camın önüne gittim. Gülümsüyordu. Telefonumu kaldırıp salladım bakması için. Mesaj attım. "Özür dilerim. Bir baskın daha yememek için uyuyacağım. Yarın konuşabilir miyiz?" Hemen cevap verdi. "Yarın öğlen, sahildeki kafede? İyi geceler." "Yarın öğlen, sahildeki kafede. İyi geceler." El salladım. Işıkları kapatıp yattım. Çınar'ın anlatımıyla Aşağı indim. Kızlar ve annem salonda oturuyordu. Çay içiyorlardı. Koltuğa oturdum. Annem Kumsal'ın babasına nolduğunu belki biliyor olabilirdi. "Kızlar, bana da şey getirir misiniz?" "Misiniz mi dedi O?"~Derin "Derin bana çay getir." Derin ellerini teslim olur gibi kaldırıp mutfağa gitti. "Kızlar, siz de ona yardım edin." "Abi, altı üstü bir bardak çay getirecek." "Sude mutfağa." Sudeyle birlikte Bade de kalkınca biriyle daha uğraşmak zorunda kalmadım. "Kızlar da olmadığına göre, söyle bakalım ne söyleyeceksin." "Anne, Kumsal'ın babası yok mu?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD