12. Bölüm

1136 Words
Pembe Sultan, abim ve ben ilk uçakla İstanbul'a gelmiştik. Taksiyle eve gittik. Önemli bir şey değilmiş, psikolojikmiş. Bayılırken merdivenlerin başındaymış. Aşağı inecekmiş. Bayılınca da merdivenlerden düşmüş. Doktor öyle söyledi. Elçin'e dolaylı yoldan da olsa ben zarar vermiştim.. "Kum, üzülme artık. Sen bir şey yapmadın." Saçlarından öptüm. "Özür dilerim." Alperen abim havanı değiştirmek için "Yeter, Kumsal. Kalk çay koy." dedi. Mutfağa gittim. Çay koydum. Elçin için bisküvi açıp tabağa dizdim. Çaylarla birlikte bahçeye çıktık. Abimin gözleri arada bir Sudelerin evine kayıyordu. Ama ben bir kere bile bakmamıştım. "Kum." "Efendim Elçi?" "Bu gece benimle uyur musun?" Gülerek başımı salladım. Elçinle onun odasına gittik. Sarılıp uyuduk. ? Saçlarımın köklerinde hissettiğim elle gülümsedim. "Kum." "Hı." "Uyan hadi." "Hı hı." "Kalkmazsan saçlarını çekerim." "İki dakika insanlık yaptın. Hemen çirkefleş." Kıkırdayarak odadan çıktı. Odama gittim. Burada kalan kıyafetlerimden mavi kot şort tulumumu, içine de siyah kısa kollu tişört giyindim. Aşağı indim. Kahvaltı masasına oturdum. Kuymağa ekmek bandım. Üflemeden ağzıma attım. Yandım! "Yondom!" Gülüyorlardı. Polat abim gülerek "Yavaş ye." dedi. Pembe sultan "Dillunun yandu dilu." diyip gülmeye başladı. Kahvaltıyı şen şakrak bitirmiştik. Bahçeye çıkan Alperen abimin sırtına atladım. "Yavaş kız, düşeceksin!" "Elçi koş!" Elçin koşarak yanıma geldi. Polat abime gülerek baktı. Polat abim anlayıp yere eğildi. Elçin sırtına atladı. Ben Alperen abimin, Elçin Polat abimin omuzlarına çıktı. Pembe Sultan yaramazlık yapan çocuklarını uyaran bir anne gibi "La başıniza iş açacaksuniz. İnin aşağu." dedi. Gülüyorduk. "Bırak eğlensinler Pembe Sultan." Elçinle birbirimizi düşürmeye çalışıyorduk. Kahkahalarımız mahalleyi dolduruyordu. Yüzüm Çınarların bahçesine dönünce istemsizce Çınar'ı gördüm. Gözleri çökmüştü. Bana bakıyordu. Yanında Sude, Bade, Derin ve Gönül abla da vardı. Hepsi ayakta bizi izliyordu. Tepkisiz kaldığımı Elçinler fark etmişlerdi. Hepsinin bakışları onlara döndü. Polat abim Toprak abime "Abi, iyi misin?" dedi. "İyiyim, koçum. Ben içerideyim." Alperen abim yumuşacık sesiyle "Finduğum sen iyi misin?" dedi. "Hı hı." "İndireyim mi seni?" "Hı hı." Abim yavaşça beni döndürüp kucağına aldı. Hamağa bıraktı. Elçin yanıma oturdu. "Ondan hoşlanıyor musun?" Abimlerin duymadığına emin olunca yanıtladım. "Bilmiyorum." "Nasıl hissediyorsun?" "Bilmiyorum. Çözemiyorum. Canım acıyor ama o olaydaki gibi değil,daha hafif." "O zaman büyük ihtimalle hoşlanıyorsun. Zaten bakışların, hareketlerin.. Hepsi bunu işaret ediyor." "Bilmiyorum Elçi. Ama beni çok kırdı." "Biliyorum kuşum." diyip sarıldı. ? "Elçin evde dondurma kalmamış!" "Alsana." "Yemeyecek olsam hayatta çıkmam." Cüzdanımla telefonumu aldım. Ayakkabılarımı giyiniyordum. Alperen abim koltukta oturuyordu. Başını geriye yatırıp benimle göz göze geldi. "Nereye?" "Bakkala." "Bana da kola alsana." "Tamam." Evden çıktım. Paytak adımlarla bakkala girdim. Herkes bir şey istemişti. Ellerim doluydu. Alperen abimin istediği kolayı aldım. Çikolatam yere düşecekken onu tutayım diye kolayı elimden düşürdüm. Ama son anda tutan elle kola düşmekten kurtuldu. Elimdekileri bakkal Mehmet amcanın önüne bıraktım. Çınar'ın yanına gittim. Hiç konuşmadan kolayı almak için elimi uzattım. Kolayı geri çekti. "Konuşabilir miyiz?" "Hayır." Kolayı tekrar almak için uzandım. Geri çekti. Onu orada bıraktım. Kola reyonundan yeni bir kola aldım. Kolayı çekti. Yenisini almak için yeltendiğimde kolumu tuttu. "Özür dilerim. Sadece konuşalım. Lütfen.." Kolumu çektim. Kasaya döndüm. Aldıklarımı poşetledim. Parayı uzattığımda Çınar'ın para uzattığını gördüm. "Napıyorsun?!" "Sonunda konuştun. Dillu dilini yuttun sandım." "Komik misin?! Mehmet amca şu parayı alır mısın?" Mehmet amca parayı aldı. Poşetleri aldıktan sonra bakkaldan çıktım. "Kumsal!" "Kumsal!" Kolumdan tutup kendisine döndürmesiyle artık delirmiştim. "Ne var be ne?!" "Özür dilerim. Sinirle sana patladım. Toprak ve Sude her gün kavga ediyordu. Dayanamadım en sonunda." "Sen de neden Kumsal'a hakaret edip kalbini kırmayayım mı dedin? Kusura bakma Çınar. Bu kırdığın kalp. Ananın porselen takımı değil!" diyip yanından ayrıldım. Sinirle eve girdim. Kapıyı çarptım. Pembe Sultan "Ula noliy?" diye bağırdı. Söylenerek mutfağa girdim. Poşetleri fırlatırcasına attım. "Neymiş sinirle patlamış. Ben şimdi sana bir patlayacağım, uranyuma rakip çıkacağım. Allah'ın hödüğü. Sen kimsin be! Orangutan. Manyak dengesiz komşu patron.-.." Ben söylenmeye devam ederken Elçin mutfağa girdi. "Yok bir şey abi. Yine dellenmiş. Sorun yok yani." Sinirle Elçin'e baktım. "Zaten ne sorunu olacak ki? Altı üstü delirdim. En fazla nolur? Zaten ben kimim ki? Kumsal ölsün. Hödük gıcık dengesiz orangutan kafalı at ağızlı kabak burunlu cin gözlü manyak komşu patron gelsin kalbimi kırsın, ben delireyim. Bunlar gayet normal şeyler çünkü!" "Bitti mi Kum?" Bıkkınca Elçin'e baktım. Ellerimi belime koydum. Başımı salladım. "Anlat bakayım şimdi. Noldu?" "Bakkala Çınar geldi. Özür diledi. Konuşmak istedi." "Sen de inadına sustun. Eve gelince de patladın." "İçimde mi kalsaydı Elçi? Ne demişler, içimde kalıp kanser olacağıma dışımda konser olsun-.. mu neydi kız o?" Gülerek başını iki yana salladı. "Artık dondurma yiyebilir miyiz? Polat ve Alperen abim dondurma bekliyor." Dondurmayla birlikte bahçeye girdik. Çimde bağdaş kurduk. Hep birlikte dondurmayı kaşıklamaya başladık. "Toprak abim ve Pembe Sultan yarın döneceklermiş."~Polat "Sude bütün dengesini bozdu adamın. Abimi ilk defa böyle görüyorum."~Alperen "Ben de."~Elçin "Fındık, olayı biz anlayamadık. Malum ortalık karışıktı. Anlatsana."~Alperen Yerimde rahatsızca kıpırdandım. "Sude ve abim her günkü gibi yine kavga ediyorlardı. Çınarla ben de bahçede oturuyorduk. İçeriden bağrış sesleri geldi. Ama önceki kavgaları gibi değildi. Çınar araya girdi. Abime bağırma falan dedi. Ben de Çınar'ı zorla ikna edip bahçeye çıkardım olayın büyümemesi için. Karışmamalıydın, bu doğru değildi dedim. Abinin kardeşime bağırması doğru muydu tarzında bir şey dedi. Sonra biz birbirimize bağırmaya başladık. Sude ve abim geldi. Kavgaya onlar da dahil oldu. Sonra Çınar siz Demirler Kılıçlara sadece zarar veriyorsunuz dedi. Abim de o zaman defol git dedi. Sude yüzüğü çıkarttı. Sonra çıkıp gittiler. Abim ilk defa benim yanımda ağladı biliyor musunuz? İlk defa bana sarılıp ağladı." Ne zaman ağlamaya başlamıştım bilmiyorum. Yanımda oturan Polat abim gözyaşlarımı silince fark etmiştim. Beni teselli edecek birkaç şey söyledi. Bahçede oturan Gönül abla, Sude ve Çınar'ı gördüm. Üçü de bize bakıyordu. Doğruldum. Yüzümü sildim. "Ben yatsam iyi olacak. Yoruldum." "İyi geceler, finduğum." "İyi geceler, güzelim." "İyi geceler, meleğim." Üçüne de öpücük attım. İstemeden onlara kısaca baktım. İçeri girdim. Pijamalarımı giyip yattım. ? Alarmın lanet sesiyle uyandım. Hazırlanıp aşağı indim. Alperen abim bahçedeydi. Yanına gittim. "Günaydın İstanbulun en yakışıklı emniyet müdürü." Kum torbasını döverken "Günaydın finduk." dedi. "Abi." "He?" "Ben de kickbox öğrenmek istiyorum." "İyi. Odamdan eldiven tak gel." "Gerçekten mi?!" Koşarak odasına çıktım. Eldiven alıp aşağı indim. Saçlarımı yukarıdan dağınık ev topuzu yaptım. Alperen abim nasıl vuracağımı gösteriyordu. "Vur!" Vurmaya başladım. Benim iki katım olan kum torbasına her vurduğumda önce elim sonra bedenim acıyordu. Yerinden milim kıpırdamaması yetmiyormuş gibi bir de gelip bana vuruyordu. Olayı çözdüm arkadaşlar. Vurup kaçıyoruz. Vur, kaç. Vurdum, kaçtım. Vur. Hop kaçamadım! "Kızım kaçmasana torbadan!" "Napayım abi? Kum torbası değil düşman ordusu mübarek." Abimin ya sabırları eşliğinde biraz daha çalıştık. "Alperen, Kumsal! Kuymak pişti." "Geldik Pembe Sultan. Hadi finduk." Kahvaltıdan sonra bahçeye çıktım. Etraf sessizdi. Ağaca tırmandım. Bir süre oturdum. "Laz kızı." Hay sesini eşekler tepesice. Kusura bak Çınar Kılıç, kalbimi kırdın ve seni süründüreceğim. "Senin bu kadar susman iyiye işaret değil. Hadi konuş." "Oldu canım. Sen dedin diye konuşacağım çünkü." Güldü. Ya! Bildiğin o dedi diye konuştum! Eve kaç kızım, eve kaç. Ağaçtan iniyordum. "Dikkat et!" diye bağırmasıyla dengemi kaybettim. Ben düşmeyi beklerken o beni havada yakalamıştı. "Salak, ne bağırıyorsun?!" Ağzını açmış bir şey söyleyecekken sevgili pembe sultanın bağırması olayları farklı bir boyuta taşıdı. "Ula dillu! Ula cicukci!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD