11. Bölüm

865 Words
Çınar'ın anlatımıyla Tam dört gün olmuştu. O kavgadan sonra dört gün. Dört gün boyunca Kumsal'ın perdeleri hep kapalıydı. Işıkları yanmadı. Şirkete de gelmiyordu. Merak ediyordum onu. Pişmandım. Bir an gaza gelmiştim ve Kumsal'a patlamıştım. Sude dört gün boyunca aralıksız ağlamıştı. O da pişmandı. Ama Demirlerde çıt yoktu. Aşağı indim. Kızlar Sude'yi sakinleştirmeye çalışıyordu. Annem onları izliyordu. Koltuğa oturdum. Söylenir gibi "Yeter, ağlama." dedim. "Ağlasın. Salaklığına ağlasın. Otur, sen de ağla. Kumsal'ın hiçbir suçu yokken ona yaptığın muameleye ağla! Oğlum, ne istedin Kumsaldan? Bilmiyor musun abilerinin biriciği o. Sen Kumsal'a bağırınca, olaylar iyice kızışmış. Her günkü kavgalarıydı normalde. Ne halt yemeye karışıyorsun sen?!" Ayağa kalktım. "Nereye?" "Özür dilemeye anne. Özür dilemeye." Kumsal'ın evine gittim. Kapıyı çaldım. Normalde güler yüzlü olan Elçin şimdi somurtuyordu. Beni görünce göz devirdi. Bunu görmezlikten geldim. "Kumsal nerede?" "Kumsal yeni mi aklına geldi?" "Onunla konuşmam gerekiyor. Nerede?" "Gitti." "Nereye?" "Trabzon'a geri döndü." Kumsal'ın anlatımıyla Yatakta ceni pozisyonunda yatıyordum. İçeri abim girdi. Uyumuş numarası yaptım. "Abisinin güzeli, uyumadığını biliyorum. Kalk hadi." Gözlerimi açtım. Ama yerimden kıpırdamadım. Abim yanıma yattı. Bir elini belime koydu. Diğer eliyle saçlarımı okşamaya başladı. "Sen neden bu kadar üzüldün?" Bir bilsem, abi. Bir bilsem... Beni bu kadar kötü hissettiren yıllar önce yaşadıklarımı ilk defa bu kadar net hatırlamam mı, yoksa Çınardan hoşlanmaya başlamam mı, bir bilsem.. "Tamam. Cevap verme Kumsal. Biz yanlış yaptık abim." Tişörtüne bakan gözlerimi ona çevirdim. 'Ne yanlışı' dediğimi anlamış olmalıydı. "Sen buraya hiç gelmemeliydin. Sen orada yaşıyorsun abim. Evet; babaevin, memleketin burası. Ama senin hayatın orada. Burada ne kadar yalnız kaldığını görebiliyorum. Yalnız kalacağından değil, yalnız kalmak istediğinden yalnızsın. Elçin'den, Polat'tan, Alperen'den uzak kalmak sana iyi gelmedi. Sen İstanbul'a geri dön." Başımı göğsüne yasladım. Gözlerimi kapattım. Bir daha konuşmadı. Bir süre sonra uyumuşum. ? Kalktığımda içeriden sesler geliyordu. İçeri Meryem, Nebahat ve Sibel girdi. Hepsi birden üstüme çullandı. "Uy! Kumsal. Ne çok özlemişum seni."~Nebahat "Kiz sen dört gündür haburayasun. Ama yanumuza gelmiysun. Niyedur da?"~Meryem "Yol yorgunuydum." diye mırıldandım. Sibel bir şey olduğunu anladı. "Sağa ne oldi?" diye sordu. "Yok bir şey." Meryem gerçekten bir şey olmadığını düşünerek "Ey. Kalk şimdu." dedi. "Hayır. Kalkmayacağım." "Kalk. Dört gündür yataymişsun. Yeter dinlenduğun."~Nebahat "Ay kalkmayacağım! Gider misiniz odamdan?" Meryem içeriye "Toprak abi! Kalkmay bu." diye bağırdı. "Meryem yolarım seni." İçeri Toprak abim girdi. Yanıma oturdu. Saçlarımı okşamaya başladı. "Abisinin güzeli, kalk artık. Hasta olacaksın yata yata. Kalk biraz dolaş." "Abi iste-.." Otoriter bir sesle "Kumsal. Kalk hadi." dedi. Göz devirerek yataktan kalktım. Dolabımın önüne geçtim. Tavırlı bir sesle konuştum. "Çıkarsanız giyineceğim." Gülerek odadan çıktılar. Toprak abim bir eli kapıda bana baktı gülerek. "Atarını sevsinler." diyip odadan çıktı. Dolaptan açık mavi şort tulumumu çıkardım. Göbekten bağlamalıydı, mide kısmım açıktaydı. Kumaştan yapılmış bol bir tulum olduğu için elbise gibi gözüküyordu. Üstünde beyaz sarı çiçekler, siyah yapraklar vardı. Saçlarımı taradım. Salona geçtim. Hey yavrum hey! Bu kalabalık niye? "Uy geldi benum güzel gelunim!" "Hayriye teyze, ben senin gelinin değilim." "Sus kız dillu. Ben verdum seni Adem'e." "Pembe Sultan ya. Abi!" Abim mutfaktan çıktı. Yanıma geldi. "Abi beni burada Adem'e versinler diye mi odamdan çıkardın? Öyleyse gayet başarılısın, kardeşim gelin gidiyor." dedim kısık sesle. Abimin kaşları çatıldı. Babaanneme döndü. "Babaanne, Kumsal'ı rahat bırakın. Kumsal sen de dışarı çık. Hava al." Başımı salladım. Dışarı çıktım. Sibel, Meryem ve Nebahat bahçede gülüşüyorlardı. Yanlarına gittim. Yokuş aşağı yürüyorduk. Her gören selam veriyordu. Herkesle azar azar konuşarak aşağı indim. Bizim köyden bie çocuk bağırarak koşmaya başladı. "Pembe Sultanun toruni Kumsal geri döndi! Adem abi!" "Hay sizin Adem abinize! Bir bıkmadınız." diye mırıldandım. Kızlarla yürürken Adem koşarak yanıma geldi. "Hoşgeldun Kumsal. Nasilsun?" "İyiyim, Adem. Sen nasılsın?" "Seni gördim, daha iyi oldum." Telefonum çaldı. Adem'i umursamadan Elçin'in aramasını açtım. "Efendim Elçi?" "Napıyorsun Kum?" "Zorla dolaşıyorum." "Neden?" "Toprak abim beni zorla dışarı çıkardırdı. Neyse, sen napıyorsun?" Hıçkırık sesi duydum. Sanırım tutamıyordu artık. Çatallı sesiyle "Kum'um.. Çok özledim seni." dedi. Böyle konuşunca benim de çenem titremeye başlamıştı. "Uzun zamandır bu kadar ayrı kalmamıştık. Garip oldu. Çok özledim seni." "Ben de çok özledim Elçi'm." "Ne zaman döneceksin?" "Bilmem. Toprak abim benim geri dönmem gerektiğini söylüyor." "Kum, bugün Çınar geldi. Seninle konuşmak istiyormuş." "Kalbimi kırdı Elçi. Hiçbir şey yokken kavga çıktı. Herkes yaralandı." "Biliyorum Kum, biliyorum. Seni zorlamak ya da fikrini değiştirmek istemiyorum. Ama çok özledim Kum. Her anım seninle geçiyormuş. Sen gidince garip oldum. Döneceğin zaman haber ver mutlaka. Hazırlık yapacağım." "Hazırlıktan kastın ne? Kıymalı börek? Hayır hayır! Laz böreği!" "Sen gel, tepsi tepsi yaparım ben." "Çınar'la konuşmayacağımı bilsem hemen gelirim Elçi." "Konuşmazsın. Hatta abimlere söyleriz. Bir güzel döverler." Kıkırdadım. "Neyse ben kapatayım." "Gelme işini düşün bebeğim. Görüşürüz ablasının meleği." Donakaldım. Elçin abla kelimesini kullanmazdı. Ben de ona abla demezdim. Benim için ağlamıştı. İçim bir garip olmuştu. Sanki ona zarar veriyormuşum gibi hissetmiştim. O kavgada hiçbir suçum yokken ben de hasar almıştım. Aslında kimsenin suçu yoktu. Herkes sevgisinden birbirine zarar vermişti. Ama şimdi ben kendim için Elçin'i üzüyormuşum, onu yaralıyormuşum gibi hissediyordum. Elçinle aramda çok güçlü bir bağ vardı. O benim ablam, annem, arkadaşım, karar verirken kullandığım aklım, başıma bir şey gelse ilk gideceğim kişiydi. O benim her şeyimdi. Eve gittim. Akşam yemeğini yedik. Abimle birlikte bahçede oturuyorduk. Pembe Sultan çay getirmişti, çay içiyorduk. Abime telefon geldi. Telefonla konuşurken birden ayağa kalktı. Bana döndü. Telefonu kapattı. "Kötü bir şey mi oldu?" Kötü bir şey olmuştu. "Kumsal." Korkuyla "Abi?" dedim. "Elçin'i hastaneye kaldırmışlar."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD