Kızlarla duvarın üstünde oturmuş çekirdek çıtlıyorduk. Mahalleden başka kızlar da vardı yanımızda. Onları -Damla, Nevra ve Ela'yı- takmadan aramızda mesafe bırakarak oturuyorduk.
"Burdan aşağısı kaç metre vardır?"~Sude
"Beş metre falan herhalde."~Bade
"Senin rekorun 3.5 metreydi değil mi Kumsal?"~Aylin
"Evet."
"Burdan atlayabilir misin?"~Merve
Elçin hemen korumacı bir tavırla "Saçmalamayın. Bir yerini kıracak." dedi.
"Bir şey olmaz."~Derin
"Aynen. Hem o hep atlıyor, tırmanıyor."~Merve
Damla alayla "Atlayamaz diyorsan bilemeyiz tabii." dedi.
"Ben mi atlayamayacağım?!"
"Atlayamaz."~Nevra
"Atlar."~Sude
"Atlayamaz."~Ela
Elçin de gaza gelip hırsla "Atlar. Atla kız!" dedi.
"Atlarum ula!" diyip kalktım yerimden. Özgüvenle aşağı atladım.
"Ah!"
?
Koltukta uzanıyordum. Sargıda olan ayağımı Elçin'in dizlerine uzatmıştım. Sude, Elçin, Bade ve Derin de aynı koltukta oturuyordu. Abimler ve Çınar da öfkeyle salonda dolaşıyordu. Hepsinin eli belinde, azar çekiyorlardı.
"Duvardan atlamak ne Kumsal?! Kanguru musun sen!"~Toprak
"Neden atlıyorsun kızım? Salak mısın sen?"~Çınar
"Atlayamazsın dediler."
"Böyle işe mişe de gelemezsin. Otur bir hafta evde aklın başına gelsin."~Çınar
"Sen de gaza geldin. Öyle mi?"~Alperen
"Evet."
Polat abim "Kumsal sen yarım akıllı mısın?!" diye gürledi.
"Hadi bu kız deli. Bunu bilmeyen yok. Elçin, sen ne halt yemeye uyuyorsun buna?!"~Alperen
Çınar kardeşlerini göstererek "Alperen, şu üçünü unutma." dedi.
"Ben gaza geldim. Yaptım. Deliyim ben. Raporum var. Delilerin cezaya ehli yoktur. Bunu biliyorsunuz heralde. Elçin'e gelirsek, onu da kendime uydurdum. Deli değil miyim? Uydururum! Derin, benim canım arkadaşım ablasının görümcesini tabii ki kollayacaktı. O yüzden yorum yapmadı. Haklı. Ben de olsam ben de ablamın görümcesini korurum yani. Bade de aynı durumdan şey etti. Benim canım yengeme gelirsek o da abimin aşkından gözünün önünü göremiyor. Aşkı aklını başından aldı. Kızın mantıklı düşünememesinin tek sebebi de benim çok sevgili büyük abim, Toprak. Yani benim delirmemin, delirdiğim için bana uyan Elçin'in, ablasının görümcesini koruyan Bade ve Derin'in ve aklını başından aldığı için bana uyan Sude'nin bütün suçlusu abim!"
Hepsi ağzı açık bana bakıyordu. Çınar ve abimler birbirine bakıp başlarını 'Geçmiş olsun' dercesine salladılar.
"Abiciğim, yine Toprak abimi suçlu çıkarttın ya, aferin sana." diyip alnını öptü Polat abim.
"Kumsal, Allah ağına zeval vermesin."~Toprak
Başımı sallayarak gözümü kırpıp güldüm.
"Amin cümlemizin."
?
Bir haftadır evde oturuyordum. Herkesi bezdirmiştim. Hem çenemden kurtulmak için hem de kaçmamam için beni odama kilitlediler. Bir haftadır Sude ve Çınar her gün bizdeydi. Çınar Sude'yi bahane ederek yanıma geliyordu. Bana ilgili davranması çok hoşuma gidiyordu. Yıllardır olan o malum boşluk sanki dolmuştu.
Kilit açılma sesi geldi. Gözlerimi kapıya çevirdim. Çınar ve Sude gülümseyerek içeri girdi.
"Geçmiş olsun. Nasılsın?"~Sude
"İyiyim ya. Geçti."
"Hah! Çok güzel. Ben bir gidip Toprak'a bakayım." diyip çıktı odadan. Çınar gülümseyerek yatakta ayak ucuma oturdu.
"İyi misin?"
"Gören de ölümden döndüm sanar. Ama değilim. Üç öküz, hödük, nalet abim beni odama kilitledi. Ne kadar iyi olabilirim değil mi? Olamam. Nolur çıkar beni buradan. Ben boğuldum burada. Hiç düşünmüyorlar bu kız o odada sıkılır mı diye. Zaten Kumsal kim ki? Kumsal ölsün! Kumsal hiç! Kimse de takmıyor beni. Seni takarlar. Sonuçta abimin nişanlısının abisisin. Sen çıkar beni lütfen."
"Çenen durmadığına göre baya iyisin."
Yastığı alıp ona fırlattım.
"Çık odamdan!"
"Sakin."
"Çık!" diye sesimi yükselttim.
"Bahçeye çıkmak istemiyor musun yani?"
Gözlerimi büyüterek ona baktım.
"Çıkaracak mısın?"
"Ama sen en son çıkmamı istemiştin değil mi?" diyip ayağa kalktı. Elini tuttum. Birden bana döndü. Bir bana bir tuttuğum eline baktı. Hemen elimi çektim. Sırıttı. Beni kucağına aldı.
"Gel başımım belası gel."
Bahçeye çıktık. Beni hamağa bıraktı. O da yanıma oturdu.
"Oha ağaç!"
Tepkime güldü. Ben de uzaylı görmüş gibi etrafa bakan gözlerimi Çınar'a çevirdim.
"Ne? Ben bir haftadır odamdan çıkmıyorum!"
Sessizce bir süre sallandık. Gelen sesle yerimizde doğrulduk. Çınar'la birbirimize baktık.
"Yeter! Kıskançlıklarından da tavırlarından da bıktım!"
Koşarak -ayağımdan ne kadar koşabilirsem- içeri girdik. Toprak abim ve Sude yine birbirine girmişti. Sürekli kavga ediyorlardı. Sude çok süslüydü. Güzeldi. Anlayacağınız herkesin isteyeceği bir kızdı. Toprak abim de bunu görüyordu. Birbirlerine aşktan ölecekmiş gibi bakıyorlardı ama her Allah'ın günü kavga ediyorlardı.
"O etekle nasıl dışarı çıkarsın Sude?!"
"Ne var eteğimde ya!"
"Toprak, kardeşime bağırma!"
"Ula kardeşinin eteğine bak. Öyle konuş!"
"Sen Sude'nin böyle giyindiğini bile bile nişanlandın onunla! Bir daha sakın kardeşime sesini yükseltme!"
"Çınar, sakin ol. Gel biz bahçeye çıkalım."
Çınar'ı zar zor bahçeye çıkardım. İçeriden hala bağırış sesleri geliyordu.
"Birbirlerini yıpratmaktan başka hiçbir şey yapmıyorlar."
"Haklısın ama karışmamız doğru değil."
"Senin abinin benim kardeşime bağırması çok doğru!"
"Sen de şuan bana bağırıyorsun!"
"Evet! Bağırıyorum!"
"Bağırma!"
"Sen de bana bağırıyorsun!"
Biraz durduk. Yüzümü sıvazladım. Ellerimi saçlarımdan geçirdim.
"Siz Demirler.. Kılıçlara sadece zarar veriyorsunuz."
Şaşkınca "Anlamadım?" dedim.
"Hadi onlar nişanlı. Birbirlerine bağırmak, kavga etmek için sebepleri var. Sen bana ne hakla bağırıyorsun?!"
"Çınar, sen ba-.."
"Sen kimsin ki bana bağırıyorsun?!"
Ne?
Gözlerim doluyordu. Ama o sinirden kızarmıştı. Damarlar alnında iyice belirginleşmişti.
Ben niye her sevdiğim tarafından acı çekiyordum?
"Ağlayacak mısın?!" diye resmen gürledi.
Toprak abim ve Sude bahçeye girdi. Sude de ağlıyordu.
"Ne bağırıyorsun lan?!"
"Sen benim kardeşime neden bağırıyorsun ben de o yüzden bağırıyorum!"
"Ben senin kardeşini seviyorum. Onunla ilgili olan şeyler beni ilgilendirdiği için kızıyorum ona. Sen kimsin lan?!"
"Toprak, abime bağırmayı kes!"
Dayanamayarak "Sen bağırırken iyiydi, Sude!" diye araya girdim.
"Demirler siz.. Kılıçlara sadece zarar veriyorsunuz!"
Toprak abim "Öyle mi? Defol git lan o zaman!" diyip kapıyı gösterdi. Çınar hafifçe başını salladı. Bana baktı.
"Gidiyoruz."
Sude nişan yüzüğünü çıkarttı. Sadece "Sude yapma." diyebildim.
Küçücük bir tartışma nasıl bir hal almıştı!
"Bir daha kardeşime yaklaşma Toprak Demir."
Sude çıkardığı yüzüğü abimin avcunun içine bıraktı.
"Hoşçakal."
Çınar ve Sude bahçeden çıktı. Abim ve ben de ağlayarak arkalarından bakıyorduk. Bana döndü. Gözlerinden yaş akıyordu.
"Gitti."
Dudaklarım titredi. Bu ne saçma bir ayrılık sebebiydi?!
"Abim.. Gitti. " diyip sıkıca sarıldı bana. Birbirimize sarılmış bahçenin ortasında duruyorduk. Gözyaşlarım boynunu ıslatıyordu. Benden ayrıldı. Büyük adımlarla içeri girdi. Peşinden gittim. Odasına girdi. Kapıyı kilitledi. Kapının dışında kaldım.
"Abi?"
İçeriden kırılma sesleri geliyordu.
"Abi?"
"Abi.. Lütfen aç kapıyı. Korkuyorum."
"Abim.."
"Abi lütfen."
"Korkuyorum."
"Abi, ben çok korkuyorum." dedim titreyen sesimle. Dizlerim beni artık taşıyamıyordu. Duvarda sürünerek yere çöktüm. Kapı hızla açıldı. Abim yanıma geldi. Önümde diz çöktü. Yüzümü avuçları arasına aldı. Gözyaşlarımı sildi. Dış kapı açılma sesi geldi. Abimler ve Elçin koşarak yanımıza geldiler. Abim sadece bana bakıyordu.
"Değmez abiciğim. Ağlamana değmez. Ağlamayacağız. Korkmak yok. Ben hep yanındayım. Biz hep yanındayız."
Aklıma yıllar önceki görüntüler doluşurken beni elimden tutarak ayağa kaldırdı. Abimlere ve Elçin'e döndük. Hepsinin gözlerinde, bakışlarında burukluk vardı. Elçin de ağlıyordu.
"Trabzon'a dönüyoruz."