9. Bölüm

1367 Words
Pembe sultan şoka girmiş Toprak abime ve yeni müstakbel gelinine bakıyordu. Çınar gürültülü bir şekilde masadan kalktı. "Ne diyorsun lan sen?!" Olanları gülerek izliyordum. Aynı zamanda kahvaltıma devam ediyordum. Çınar abimin üstüne yürüyordu. Babaannem ayılıp bayılıyordu. Kızlar ve Gönül abla ayılıp bayılan pembe sultanla ilgileniyordu. Abimler Çınar'ı tutmaya çalışıyordu. Çınar, abime vuruyordu ama abim karşılık vermiyordu. Sude ağlamaya başlamıştı. Ben hala bir yandan gülüyor bir yandan çayımı yudumluyordum. Ay, kavga izlemeyi özlemişim! "Kumsal, ne oturuyorsun? Ayırsanız şunları!"~Derin "Hala çay içiyor! Kalksana!"~Elçin "İyi be, kalktım!" Çayımı kafaya dikip bitirdim. Ayırmaya çalıştım ama Çınar'ın gözü dönmüştü. Allah'ım sen beni koru! Abimin önüne geçtim. Çınar tam yumruk atacaktı ki beni görüp elini indirdi. Ben yüzüme sert bir darbe beklerken o darbe gelmedi. Yavaşça gözlerimi açtım. Çınar öyle garip bakıyordu ki... İçim acımıştı. Sanki.. Biz iki aşıktık da artık aramızda hiçbir şey olamayacak der gibiydi. Gözleri veda ediyordu sanki. Bakışlarına karşı kaşlarım çatıldı. İçimdeki ses bir şeyler söylemeye başlayacakken hemen susturdum. İç sesim susmalıydı, hiçbir zaman konuşmamalıydı. Çınar anlamlandıramadığım bir bakış attı. Bu bakışını gerçekten anlamamıştım. "Kumsal. Çekil." "Bu ara ben bu 'çekil' kelimesini çok duyuyorum. Sen de fark ettin mi?" Bıkkınca nefes verdi. Kendini sıkıyordu. Dayanamayarak gülümsedi. Kafasını geriye attı. Gökyüzüne baktı. "Sinirini attıysan artık konuşalım mı?" Çınar öfkeyle abime bakıyordu. Gözleri gözlerimi bulunca belirli belirsiz destek vermek için gülümsedim. Çınar abime başını salladı. Toprak abim gülümsedi. Birlikte bahçeden çıktılar. Elimi belime koydum. Sıra öbüründeydi. Babaannemin yanına gittim. "Pembe Sultan, gittiler. Kalk." diyerek dürtükledim. Tek gözünü açıp bana baktı. "Gittuler mi?" "He babaanne. Gittuler." Gözlerini açtı. Keşanını düzeltti. Elçin ona gülerken kızlar şaşkınlıkla babaanneme bakıyordu. Sude bile ağlamayı kesmişti. "Kiz pulli! Otur şuraya." Herkes birbirine bakıyordu. Ben anlamıştım ama gülmekten konuşamıyordum. Elçin gülmesini durdurdu. "Sude, sana söylüyor." Sude şaşırdı. İşaret parmağıyla kendisini gösterdi. "Ben mi? Pulli mi?" Dalgayla "İki kilo makyaj, kıyafetler falan.. Alış yenge hanım alış." dedim. Sude gülerek oturdu. Kızlarla birlikte ayakta onları izliyorduk. Abimler de oturmuştu. Onlar da gülüyordu. "Sen kaç yaşindasun?" "25." "Eh. Elçin'um. Kizum bu kız evde kalmuş." "Ne diyorsun Pembe Sultan? Gencecik kız." Gönül ablanın kaşları çatılmıştı. Gönül ablanın kulağına fısıldadım. "Kusura bakma Gönül abla. Babaannem sivri dillidir." Kocamam bir gülümsemeyle bana baktı. "Sorun değil kızım." Gülümsedim. Babaannem Sude'yi süzmeye devam ediyordu. "Yemek yapay misun?" "Evet." "Kumsal, sen ne diysun?" "Banane Pembe Sultan. Sanki bana alıyorsun kızı. Toprak abim beğenmiş işte." "Uy! Çok konuşma, dillu. Elçin'um? Usli kizum?" "Kumsal, kalk biz kahve yapalım." Gülerek ayağa kalktım. "Sude ben yaparım dersen anlarım." Sude utanıp renkten renge girdi. Bu hâline kahkaha attım. Gönül abla, kızlar ve abimler de gülmeye başladı. Elçin beni çekiştirerek mutfağa götürdü. Kahveyi bana yaptırdı, kendisi oturup telefonla oynadı. Hanım efendinin çok önemli işleri varmış(!). Elimde tepsiyle bahçeye çıktım. Kahveleri içtikten sonra Gönül ablalar kalkmıştı. Birkaç saat sonra abim geldi. Kapıyı açtım. Sarıldım. "Hoşgeldin." "Hoşbuldum, finduk." "Keyfin yerinde olduğuna göre konuşmanız iyi geçti?" "İyi geçti, iyi. Salona geçelim. Senin bana vereceğin bir hesap var." Ne? Ne hesabı? Salona geçtik. Koltuğa oturdum. Salonun ortasında dolanan abim en sonunda durmaya karar verdi. Sinirle bana baktı. Ama bu yumuşak bir sinirdi. Sanırım yine salakça bir şey yapmıştım. Ciddi bir şey değildi yani. Bu bakış 'çok önemli değil ama atlayamam' bakışıydı. "Kızım sen manyak mısın?! Kavganın ortasına atlanır mı öyle? Ya O yumruk sana gelseydi?" "Abi." dedim i'yi uzatarak. Bana baktı. Abimler ve Elçin de salondaydı. Pembe Sultan yatmıştı. Şirince "Ne konuştunuz?" dedim. "Ya sabır." diyip gülmeye başladı. Ellerini beline koydu. Gülerken yana döndürdüğü kafasını yine bana çevirdi. "İyi geceler dillu." Gülerek yanağına sulu bir öpücük kondurdum. Bana kötü bakışlar atan önce Elçin'e sonra diğer abilerime öpücük verdim. Odama çıktım. Pijamalarımı giyindim. Pencerenin önündeki koltuğa oturdum. Çınar da orada oturuyor, penceremi izliyordu. Tebessüm ettim. Onun da dudakları yana kıvrıldı. Başımı hafifçe eğdim. İyi geceler demek istemiştim. O da aynısını yaptı. Işıkları söndürüp yattım. ? Alarmın sesiyle uyandım. Hızlıca beyaz kısa kollu gömlek ve kahverengi, üstünde siyah ve beyaz çizgilerden oluşan ekoseli mini bir etek giyindim. Gömleği eteğimin içine soktum. Bugün sunumumuz vardı. Abimler kahvaltıda olmalıydı. Kıyafetime kimse karışmadan evden sessizce çıktım. Koşarak arabama bindim. Şirkete gittim. Girişte içeri girmek için kartını okutan Sude'yi gördüm. "Sude!" Arkasını döndü. Gözleri beni buldu. Kocaman gülümsedi. "Günaydın." "Günaydın. Naber?" "İyi, sen?" "İyi. Çınarla aran nasıl?" "İlk başta çok kızdı ama yavaş yavaş kabulleniyor sanırım." Gülümsedim. Konuşmasına devam etti. "O gün abimleri ayırdığın için teşekkür ederim." "Önemli değil. Neyse, kodlara bakalım mı?" "Olur. Benim odama gel?" "Tamam. Bilgisayarımı alıp geliyorum." Üç ay sonra... Alperen abim artık sıkıldığını belli eden bir sesle "Abi ara artık." dedi. Toprak abim derin nefes alıp verdi. Babaannemi aradı. Yoğun ısrarlar üzerine hopörlere aldı. "Alo. Pembe Sultan, nasılsın?" "İyiyim, Toprak'um. Sen nasilsun?" "İyiyim." "Polat'um nasildur?" "İyidur." "Uslu duray mi?" "Duray. " "Alperen'um nasildur? O da uslu duray mi?" "Duray duray. " "Elçin'um nasildur? O da uslu duray mi?" "Duray. O da duray." "Tabi duracaktur. Benum usli kizum. Kumsal nasildur? O da uslu duray mi?" "Duray." "Nah duray! Dillu yine ne yaramazluklar yapmiştur Allah bilur." Abimler güldü. Kaşlarımı çatıp dudağımı sinirle hafifçe büzdüm. Ellerimi göğsümde birleştirip arkama yaslandım. "Pembe Sultan, ben sağa bir şey diyecektum." Şefkatli bir sesle "Söyle Toprak'um." dedi. "Senun İstanbul'a gelmen lazimdur. Kiz isteyeceğuz." "Ula ben sağa ne dedum?! O pulliden bize gelun melun olmaz!" "Babaanne geleyi misun, gelmey misun?" "Tuttu yina damaru. Geleyrum Toprak'um. Sen istersun da ben gelmez miyum ha oraya?" "İyi. Hadi görüşürüz." "Görüşürüz Toprak'um. Hadi Allah'a emanet." Babaannemin Toprak tutkusunu arada bir kıskanmıyor değildim. Ay şaka maka abime kız istiyoruz! Bir hafta sonra... "Elçi!" "Efendim Kum?" "Saçım olmuş mu?" "Olmuş canımın içi, olmuş. Elbiseni giyin, geç kalacağız." "Tamam." Elçin'in odasından çıktım. Koşarak odama gittim. Saç ve makyajım hazırdı. Elçin'le kız günü yaptığımız gün istemeye özel aldığım elbiseyi elime aldım. Sırtı açık bir elbiseydi. İpler sırtında ince ince çapraz çakışıyordu. Gerdanı açık, hafif göğüs dekoltesi vardı. Kalın askısı vardı ancak arka tarafta bu askı da ince bir ipe dönüşüyordu. Belden oturmalı, üstü dardı. Bel çizgisi itibariyle bol devam ediyordu. Dizimin birkaç parmak yukarısında bitiyordu. Aşağı indik. Toprak abim ellerini takım elbisesinin cebine atmış, gergince salonda bir oraya bir buraya gidiyordu. Pembe Sultan memnuniyetsizce oturuyoruyordu. Polat abim ve Alperen abim bizi bekliyorlardı. "Hele şükür gelebildiniz." Elçin "Tamam Toprak abi. Hadi çıkalım." dedi. Alperen abim "Ula!" diye bağırdı. Herkes ona döndü. Pembe sultan sesinde merak kırıntılarıyla "Noldi?" dedi. Alperen abim ciddi ciddi "Abim senin elbisenin arkasını kesmişler." dedi. Toprak abim kolumdan tutup ona arkamı dönmemi sağladı. "Ula bu ne?!" "Abi değişecek zaman yok ama yine de istersen değişeyim." Elçin bana alttan alttan gülüyordu. "Üstüne ceket al." Yakışıklı olduğu kadar da zeki abim.. Niye yakışıklısın?! Homurdanarak üstüme ceket aldım. Evden çıkıp yan eve girdik. Kapıyı kızlar açtı. Abim çiçek ve çikolatayı Sude'ye verdi. El öpme, hoşgeldin, hoşbulduk faslından sonra salona girdik. Koltuklara oturduk. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Ciddi ortamlarda hep gülesim gelmiştir. Olamaz mı? Elçin "Kumsal, gülersen abim seni mermiye dizer." diye fısıldadı. Birden kıkırdadım. Hayır! Abimin ters bakışları bana döndü. Bakışlar adam öldürebilseydi, abim beni diriltip diriltip yeniden öldürürdü. Gönül teyze sonunda sessizliği bozarak "Nasılsınız, Pembe hanım?" dedi. "İyiyum. Siz nasilsunuz?" "Biz de iyiyiz." Çınar'ın bana attığı öküz gibi bakışlar yüzünden yerimde rahatsızca kıpırdandım. Vallahi Abimler görecekti! "Kahveleri nasıl içersiniz?" Herkes kahveyi nasıl içeceğini söyledi. Kızlar, Sude, Elçin ve ben mutfağa gittik. Rahat rahat gülmeye başladım. Ben gülünce kızlar da güldü. Sude kahveleri yapmıştı. Abimkine tuz atıyordu. "Fazla koy."~Elçin "Karabiber falan da at. Yılların intikamı." "Kıyamam. Olmaz." Elçinle birbirimize dönüp onu taklit ettik aynı anda. "Kiyimim. İlmiz." Kahveleri alıp içeri geçtik. Sude ve abim birbirlerine öyle bir aşkla bakıyordu ki kıskanmadım desem yalan olurdu. Abim Sude'ye bakarak bütün kahveyi tek içinde bitirdi. Gülerek alkışladık. "Gelelum sebebu ziyaretumuze. Allah'un emru, peygamberun kavriyle kızinuz pulli Sude'yi, oğlum Toprak'a istiyrum." Çınar oturuşunu dikleştirdi. Sude'ye baktı. "Senin gönlün var mı güzelim? İstiyor musun?" Yok. O yüzden her Allah'ın günü abimle birlikteler. Çınar sen salak mısın? Kısık sesiyle "Var, abi. İstiyorum." dedi. Kız ben senin çirkef halini gördüm. Ne şimdi hanım kız ayaklarına yatıyorsun? Gören de hanım hanımcık bir şey sanar! Sessizce kıkırdadım. Çınar gülümseyerek bana baktı. "Verdim." Toprak abimle Sude sarılınca kendimi tutamayıp gülmeye başladım. Herkesin tek tek eli öpüldü. Tebrikleşildi falan... Elçin elindeki tepsiyi bana verdi. "Elçi, sen ver." "Çok konuşma. Git Çınar'ın yanına." Çınar'ın yanına gittim. Babaannem, Gönül abla, Çınar ve benim karşımda abim ve Sude vardı. Uzattığım tepsiden yüzükleri alıp taktılar. Kurdeleyi kestiler. "Hayırlı olsun."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD