34.Bölüm

1190 Words
Sabah şirket binasının cam cephesine vuran güneş ışığı her zamankinden daha parlak görünüyordu. Melis asansörden çıkıp İnsan Kaynakları katına yürürken kendini beklediğinden daha iyi hissediyordu. Gece boyunca birkaç kez uyanmıştı; zihni hâlâ günün yaşadıklarını sindirmeye çalışıyordu. Ama buna rağmen içindeki o ağır düğüm çözülmüş gibiydi. Sanki yıllardır peşinden sürüklediği, omuzlarına ağırlık yapan bir gölgeyi nihayet geride bırakmıştı. Koridorda sabahın tanıdık telaşı vardı. Bilgisayarların açılma sesleri, kahve makinelerinin buharı, çalışanların birbirlerine attığı kısa “günaydın”lar… Ofis, günün ilk saatlerine özgü o düzenli karmaşayla doluydu. Melis cam duvarlı ofisine girip çantasını masasına bıraktı. Sandalyeye oturduğunda birkaç saniye hiçbir şey yapmadan ekrana baktı. Bilgisayarı açılmıştı ama o hâlâ düşüncelerinin içinde dolaşıyordu. Sonra istemsizce gülümsedi. Dün gece aklına gelmişti. Arabanın içindeki o sessiz an. Karan’ın direksiyon başındaki ciddi ama sakin bakışı… Ve arabadan inerken yaptığı o hızlı, neredeyse düşünmeden gelen hareket. Yanağına bıraktığı öpücük. Melis başını hafifçe iki yana salladı. Dudaklarının kenarında istemsiz bir gülümseme belirdi. “Ne yapıyorsun sen…” diye mırıldandı kendi kendine. Tam o sırada kapısı çalındı. Melis başını kaldırdı. Kapı aralandı. Karan içeri girdi. Üzerinde koyu renk bir takım elbise vardı. Her zamanki gibi kusursuz kesimli, düzgün ve kontrollü görünüyordu. Adımları ölçülüydü; sanki bulunduğu her yerde doğal olarak dikkat çeken bir ağırlığı vardı. Ama Melis içeri girdiği anda gözlerinin kısa bir an için onu aradığını fark etti. “Günaydın,” dedi Karan. Melis başını salladı. “Günaydın.” Karan birkaç adım içeri geldi ve masanın önünde durdu. Ellerini pantolonunun ceplerine koymuştu ama duruşunda hafif bir tereddüt vardı. “Dün gece…” Melis kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Evet?” Karan kısa bir an sustu. Sanki söyleyeceği şeyi zihninde tartıyormuş gibiydi. Sonra sakin bir tonla konuştu. “İyi misin?” Melis bu soruya gerçekten gülümsedi. O gülümsemede hem minnettarlık hem de hafif bir rahatlama vardı. “İyiyim.” Bir saniye durdu. “Gerçekten.” Karan başını hafifçe salladı. Sanki bunu duyması önemliymiş gibi. Sonra cebinden telefonunu çıkardı. Ekrana kısa bir an baktı. Ama Melis onun aslında bir mesaj okumadığını fark etti. Bu küçük hareket sadece zaman kazanmak içindi. Melis gülümseyerek sordu. “Bir şey mi söyleyecektin?” Karan telefonu cebine geri koydu. “Evet.” Sesi hâlâ sakindi ama bu kez biraz daha dikkatliydi. “Bu akşam için planın var mı?” Melis soruyu beklemiyordu. Bir an düşündü. “Hayır.” Karan başını hafifçe eğdi. “Güzel.” Melis kaşlarını kaldırdı. “Niye?” Karan’ın dudaklarının kenarında çok küçük bir gülümseme oluştu. “Çünkü seni akşam yemeğine davet edecektim.” Ofisteki sessizlik bir an daha belirgin hale geldi. Melis ona baktı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra başını hafifçe yana eğdi. “Bu bir iş yemeği mi?” Karan hemen cevap verdi. “Hayır.” Bir saniye durdu. “Bu sadece akşam yemeği.” Melis kollarını göğsünde birleştirdi. “CEO’nun İK müdürünü yemeğe çıkarması biraz dikkat çeker.” Karan omuz silkti. “Şirket dışında olacağız.” Melis gözlerini hafifçe daralttı. “Plan yapmışsın.” Karan bu kez biraz daha rahat gülümsedi. “Biraz.” Melis sandalyesine yaslandı. “Peki nereye gideceğiz?” Karan cevap vermedi. “Bu sürpriz.” Melis birkaç saniye onu inceledi. Sanki bu adamın ne düşündüğünü anlamaya çalışıyordu. Sonra başını hafifçe salladı. “Tamam.” Karan kaşlarını kaldırdı. “Tamam mı?” Melis gülümsedi. “Evet.” Bir saniye durdu. “Gelirim.” Karan’ın bakışlarında kısa bir memnuniyet belirdi. Ama bunu açıkça göstermemeye çalıştı. “Mesai bitiminde seni alırım.” Melis hemen başını iki yana salladı. “Hayır.” Karan kaşlarını çattı. “Hayır mı?” “Ofisten birlikte çıkarsak bütün şirket konuşur.” Karan bunu düşünmüş gibiydi. Hak verdi. “Peki.” Melis çantasını kapattı. “Beni evimden alırsın.” Karan başını salladı ve kapıya doğru yürüdü. Tam çıkacakken durdu. Başını çevirip Melis’e baktı. “Bu arada.” Melis başını kaldırdı. “Ne?” Karan’ın bakışlarında kısa bir sıcaklık vardı. “Dün gece…” Bir saniye durdu. “…hiç beklemiyordum.” Melis’in yüzü hafif kızardı ama bunu belli etmemeye çalıştı. “Ben de.” Karan gülümsedi. Sonra kapıyı açıp dışarı çıktı. Melis sandalyede birkaç saniye hareketsiz kaldı. Sonra ellerini yüzüne götürdü ve kendi kendine fısıldadı. “Bu akşam ilginç olacak.” Akşam olduğunda İstanbul başka bir renge bürünmüştü. Melis şirketten çıktığında şehir ışıkları sokakları altın sarısı bir tona boyuyordu. Günün kalabalığı yavaş yavaş geceye dönüşüyordu. Taksiye bindiğinde camdan dışarı baktı. Günün yoğunluğu, ofisin soğuk duvarları ve fısıltılar geride kalmış gibiydi. Arabadan kendi apartmanının önünde indiğinde birkaç saniye olduğu yerde durdu. Derin bir nefes aldı. Bu akşam farklı olacaktı. Asansörden çıkıp dairesine girdiğinde sessizlik onu karşıladı. Perdelerin arasından içeri giren hafif rüzgâr odanın içinde yavaşça dolaşıyordu. Montunu askıya astı. Çantasını masanın üzerine bıraktı. Aynaya baktı. Yüzünde günün yorgunluğu hâlâ vardı ama gözleri canlıydı. Dolabın önünde durdu. Akşam için seçtiği elbise askıda bekliyordu. Derin zümrüt yeşili. Vücudu zarifçe saran ama abartıya kaçmayan bir kesimi vardı. Kolları hafif şifondu, bel kısmı ince bir kemerle vurgulanmıştı. Melis elbiseyi eline aldı. Kumaş parmaklarının arasında kadife gibi kaydı. Kalbinde küçük bir heyecan kıpırdadı. Banyoya geçti. Saçlarını hafif dalgalar halinde şekillendirdi. Fön makinesinin sıcaklığıyla bukleler doğal bir hareket kazandı. Sonra makyajına yöneldi. Gözlerini yumuşak ama hafif dumanlı tonlarla belirginleştirdi. Dudaklarına gül kurusu bir ruj sürdü. Her fırça darbesiyle günün yorgunluğu biraz daha siliniyor gibiydi. Aynanın karşısında bir kez daha durdu. Elbisenin yeşili ışıkta parlıyordu. Saçlarının kızıl ışıltılı dalgaları omuzlarına yumuşak bir şekilde düşüyordu. İnce bir kolye taktı. Zarif bir saat ve küçük bir bilezikle görünümünü tamamladı. Ayakkabılarını giyerken hafifçe gülümsedi. Bu akşam sadece bir yemek değildi. Bir başlangıçtı. Taksi Melis’in apartmanının önünde durduğunda Karan çoktan kapıda bekliyordu. Siyah takım elbisesi kusursuz görünüyordu. Ama yüzündeki ifade alıştığı o mesafeli CEO duruşundan biraz daha farklıydı. Melis arabadan indiğinde birkaç saniyelik bir sessizlik oluştu. Birbirlerini süzdüler. Karan hafifçe başını salladı. “Hazır mısın?” Melis başını salladı ve yanına yürüdü. Arabaya bindiklerinde şehir ışıkları camlardan içeri süzüldü. Karan direksiyona geçti. Motor çalıştı. Boğaz köprüsüne çıktıklarında rüzgâr hafifçe içeri sızdı. Melis saçlarını eliyle topladı. Karan gözlerini yoldan ayırmadan onu izledi. Her detayı fark ediyordu. Saçlarının dalgasını. Elbisesinin ışıkta değişen tonunu. Ve bazen istemeden gerilen ellerini. Restorana vardıklarında Boğaz karanlık suyun üzerinde ışıklarla parlıyordu. Teras manzarası İstanbul’un bütün ihtişamını gözler önüne seriyordu. Masaya oturduklarında şehir sanki onların etrafında akıyordu. Karan manzaraya baktı. Sonra Melis’e döndü. “Burası şehrin karmaşasından uzak ama İstanbul’un en güzel halini gösterir.” Melis gülümsedi. “Anlaşılan iyi bir seçim.” Garson menüleri bıraktı. Ama ikisi de hemen okumadı. Karan’ın eli masanın üzerinde yavaşça Melis’in eline doğru kaydı. Dokunuşu ani değildi. Ama belirgindi. “Biliyor musun,” dedi Karan. “Söyle.” “Bazen korumak değil… yanında durmak daha güçlü hissettiriyor.” Melis gözlerini ondan ayırmadı. “Anlıyorum.” Bir saniye durdu. “Ve sanırım ben de bunu hissetmeye hazırım.” Aralarında kısa bir sessizlik oluştu. Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi. Boğaz’dan gelen hafif rüzgâr, uzak martı sesleri ve şehir ışıkları bu anın etrafında bir sahne kurmuş gibiydi. Karan hafifçe öne eğildi. “Bu akşam…” Bir saniye durdu. “…sadece ikimiz için.” Melis başını hafifçe yana eğdi ve gülümsedi. “Bence iyi bir başlangıç.” Ve o anda Boğaz’ın ışıkları camdan içeri vururken, Karan ve Melis’in arasındaki mesafe biraz daha azaldı. Artık aralarında sadece iş yoktu. Başka bir şey başlamıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD