Şehir akşam ışıklarına hazırlanıyordu. Yalçın Holding’in dev cam cephesi gün batımının kızıl ışığını yakalayıp gökyüzüne geri yansıtıyordu. Binanın yüzeyi sanki yanıyormuş gibi turuncu ve altın tonlarına bürünmüştü. Ama içerideki hava sıcak değildi. Soğuktu. Kontrollüydü. Ve görünmeyen gerilimlerle doluydu. CEO katındaki koridorlar günün diğer saatlerine göre daha sessizdi. Sekreter masalarının çoğu boşalmış, toplantı odalarının ışıkları tek tek sönmeye başlamıştı. Ama Karan Yalçın’ın ofisinin ışığı hâlâ yanıyordu. Kapıyı arkasından kapattığında odadaki sessizlik ağır bir perde gibi üzerine indi. Geniş camların ardında şehir akıyordu. Trafik lambaları kırmızı ve sarı noktalar halinde hareket ediyor, uzaktaki köprü ışıkları ince bir zincir gibi ufka uzanıyordu. Karan birkaç saniye hiç

