29.Bölüm

1165 Words
Öğle güneşi Yalçın Holding’in cam cephesine sert bir açıyla vuruyordu. Binanın devasa cam panelleri ışığı kırıp şehir manzarasının üzerine yansıtıyor, içerideki parlak mermer zeminde uzun ışık çizgileri oluşturuyordu. Dışarıdan bakıldığında her şey olağan görünüyordu. Ama içerideki hava öyle değildi. Gerilim, binanın duvarlarına sinmiş gibiydi. Asansör kapıları açıldığında koridordaki fısıltılar bir anlığına kesildi. İnsanların sesleri bir anda boğazlarında düğümlenmiş gibi sustu. Karan Yalçın yürürken kimse zaten yüksek sesle konuşmazdı. Şirket çalışanları onun varlığının yarattığı ağırlığa alışkındı. Ama bugün farklıydı. Bugün bakışlar farklıydı. Bilen bakışlar. Tahmin eden bakışlar. Yargılayan bakışlar. Dün akşam yönetim toplantısında yaşananlar şirket içinde yıldırım gibi yayılmıştı. “CEO, İnsan Kaynakları müdürüyle birlikte.” “Yönetim kuruluna rağmen.” “Babasına rağmen.” Fısıltılar resmi değildi ama keskin bir gerçek gibi dolaşıyordu. Karan yürümeye devam etti. Durmadı. Bakmadı. Tepki vermedi. Ama hepsini not etti. Her bakışı. Her suskunluğu. Her ihtimali. Yıllardır güç dengeleriyle yönetilen bir dünyada büyümüştü. İnsanların gözlerinden ne düşündüklerini okumayı öğrenmişti. Ve bugün şirket binasının koridorlarında yalnızca merak değil, fırsat kokusu da vardı. Asistanı hızlı adımlarla arkasından yetişti. Elindeki tabletin ekranına bakarken konuştu. “Yönetim kurulundan iki üye sizinle özel görüşmek istiyor.” Karan yürümeye devam etti. “Takvime ekle.” Ses tonu kısaydı. Kesin. Asistan bir an tereddüt etti. “Ve…” dedi. Karan durmadı ama başını hafifçe çevirdi. “İK departmanında huzursuzluk var.” Adımları bir saniyeliğine yavaşladı. “Ne huzursuzluğu?” “Çıkar çatışması konuşuluyor.” Kelime havada asılı kaldı. Çıkar çatışması. Kurumsal dünyada bazı kelimeler mermiden daha tehlikelidir. Bu da onlardan biriydi. Çıkar çatışması demek; tarafsızlığın sorgulanması, yetkinliğin gölgelenmesi, kariyerin lekelenmesi demekti. Ve bu kelime Melis’in adının yanında dolaşmaya başlamıştı. Karan hiçbir şey söylemeden yön değiştirdi. Asansöre doğru yürümek yerine koridorun diğer ucuna yöneldi. İnsan Kaynakları katına. İK bölümüne geldiğinde ortamın sıcaklığı birkaç derece düşmüş gibiydi. Çalışanlar bilgisayar ekranlarına gereğinden fazla odaklanmış görünüyordu. Klavye sesleri bile normalden daha ölçülüydü. Bazıları Karan’ın geldiğini fark edince ekranlarına daha da yaklaştı. Bazıları ise başlarını hiç kaldırmadı. Bu sessizlik doğal değildi. Bu, izlenen bir sahnenin sessizliğiydi. Melis camlı ofisinde oturuyordu. Masanın üzerinde açık dosyalar, tablet, birkaç not kağıdı vardı. Saçları omuzlarına düşmüş, gözleri ekrana odaklanmıştı. Dik. Profesyonel. Kontrollü. Kapı çalındı. Başını kaldırdığında Karan’ı gördü. Yüzünde bir saniyelik şaşkınlık belirdi. Sonra o şaşkınlık yerini tanıdık bir disipline bıraktı. “Sayın CEO,” dedi resmi bir tonla. Kapı kapandı. Karan içeri girdi. Bu kez dün geceki adam değildi. Ne sokakta adamı duvara yaslayan adamdı, ne de Melis’in omzuna başını koyan adam. Bu, şirketin CEO’suydu. Takım elbisesi kusursuzdu. Kravatı milimetrik hizadaydı. Yüzü sakindi. “Konuşmamız lazım.” Melis bakışlarını sabitledi. “Şirket meselesi mi, kişisel mi?” “İkisi de.” Melis ayağa kalktı. “Eğer bu ofise sevgilim olarak geldiysen yanlış yerdesin,” dedi. Sonra eliyle kapıyı işaret etti. “Eğer CEO olarak geldiysen kapı açık.” Bu netlik Karan’ın hoşuna gitti. Ama durum hoşlanılacak kadar basit değildi. “Dedikodu büyüyor,” dedi Karan. “Yönetim kurulu bunu koz olarak kullanmak istiyor.” Melis’in yüzünde bir değişim olmadı. Ama omuz kasları hafifçe gerildi. “Benim pozisyonum risk altında mı?” “Ben izin vermem.” Melis başını hafifçe salladı. “Sorun da bu zaten.” Karan kaşlarını çattı. “Beni koruman gerekmemeli,” dedi Melis. “Ben bu pozisyona seninle gelmedim.” Karan masanın önünde durdu. “Biliyorum.” “Peki şirket biliyor mu?” Melis’in sesi bu kez keskinleşmişti. “Yoksa herkes ‘CEO’nun kadını’ nı mı görüyor?” Bu kelime Karan’ın hoşuna gitmedi. “Kimse sana o şekilde davranamaz.” “Davranıyorlar.” Oda birkaç saniye sessiz kaldı. Karan’ın çenesi kilitlendi. “Kim?” Melis başını salladı. “İsim vermeyeceğim.” Sonra masanın kenarına yaslandı. “Bu mesele kişiler değil. Algı.” Derin bir nefes aldı. “Bu sabah sen bir otel odasında bir meseleyi çözdün. Ama burada başka bir savaş var.” Karan bakışlarını kıstı. “Ne istiyorsun?” Melis cevap verirken tek bir saniye bile düşünmedi. “Ya bu ilişkiyi şirket içinde resmileştirip çıkar çatışması prosedürünü başlatırsın…” Bir an durdu. “Ya da ben İnsan Kaynakları’ndan ayrılırım.” Bu bir rest değildi. Bu stratejiydi. Karan birkaç saniye onu izledi. Babası dün akşam tam olarak bunu istemişti. “Ya kız ya koltuk.” Şimdi Melis aynı masaya başka bir seçenek koyuyordu. “Kaçmayacağım,” dedi Karan sonunda. Melis’in bakışları yumuşamadı. “Ben de saklanmayacağım.” Koridorun dışında yine fısıltılar vardı. Ama bu odada artık karar kokusu vardı. Karan ilk kez bir iş savaşında silah kullanamayacağını biliyordu. Burada savaş kâğıt üzerinde kazanılırdı. Ve yanlış hamle Melis’i yakardı. “Yönetim kurulunu topluyorum,” dedi. “Resmi açıklama yapacağız.” Melis’in gözlerinde ilk kez şaşkınlık belirdi. “Bu beni daha da hedef yapar.” “Hayır,” dedi Karan. “Seni görünür yapar.” Ve belki de ilk kez, Karan bir kadını gölgesinde saklamak yerine yanında durmayı seçiyordu. Karan Melis’in odasından çıktığında kararını çoktan vermişti. Bu mesele duygusal değil, yapısal çözülecekti. Yönetim kurulu odası her zamanki gibi soğuktu. Uzun masanın başında babası oturuyordu. Yalçın Holding’in kurucusu. Gücünü bağırmadan hissettiren adamlardan biri. Karan içeri girdi. Oturdu. Beklemedi. “Gündem dışı bir madde ekliyorum.” Babası bakışlarını kaldırdı. “Bu konunun gündem dışı kalması gerektiğini düşünüyordum.” Karan sakin kaldı. “İnsan Kaynakları departmanı doğrudan CEO’ya bağlı olmayacak.” Odada hafif bir hareketlilik oldu. Babası kaşlarını kaldırdı. “Devam et.” “İK bağımsız bir yönetim komitesine bağlanacak. Performans ve etik denetimi doğrudan kurul üzerinden işleyecek. CEO müdahalesi olmayacak.” Yönetim kurulundan biri öne eğildi. “Bu kendi yetkini kısıtlamak demek.” “Evet.” Babası gözlerini kısmıştı. “Sebep?” Karan tereddüt etmedi. “Şirket içinde çıkar çatışması algısı oluştu. Algıyı susturmanın yolu inkâr değil, yapısal ayrıştırmadır.” Babası arkasına yaslandı. “Yani o kız için yetkinden vazgeçiyorsun?” O kız. Karan’ın sesi biraz daha soğudu. “Şirket için.” Babası gülümsedi. “Şirketi mi koruyorsun, onu mu?” Karan gözünü kırpmadı. “İkisini de.” Bu cevap odadaki dengeyi değiştirdi. “Bu durumda Melis Hanım doğrudan denetime açık olacak.” “Olmalı da,” dedi Karan. Çünkü güçlü insanlar şeffaflıktan korkmazdı. Babası masaya ritmik şekilde parmaklarını vurdu. “Bu hamle seni zayıf gösterir.” “Hayır,” dedi Karan. “Şirketi kişisel kararlarla yönetmediğimi gösterir.” Sessizlik. Sonunda babası konuştu. “Peki.” Sonra ekledi. “O zaman bir şartım var.” Odadaki hava ağırlaştı. “İK’nın bağımsız denetimi altı ay boyunca özel incelemeye tabi tutulacak.” Yani Melis mercek altında olacaktı. Karan bunu anladı. “Tamam,” dedi. Toplantı dağıldığında babası onu durdurdu. “Bir kadın için ilk kez sistem değiştiriyorsun.” Karan bakışlarını sabitledi. “İlk kez sistemin yanlış çalıştığını fark ettim.” Babası eğildi. “Unutma,” dedi alçak bir sesle, “Bu dünyada duygular stratejiye karışırsa imparatorluklar çöker.” Karan cevap verdi. “Hayır. Kontrolsüz duygular çöker.” Sonra odadan çıktı. Aynı saatlerde Melis İK katında sessizce çalışıyordu. Henüz hiçbir şeyden haberi yoktu. Telefonu çaldı. Asistanın sesi geldi. “Yönetim kararı açıklandı. İnsan Kaynakları artık bağımsız komiteye bağlandı.” Melis birkaç saniye sustu. Sonra yavaşça sandalyeye yaslandı. Anladı. Bu bir koruma değildi. Bu bir ilan-ı aşktı. Ama kurumsal dilde.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD