15.Bölüm

1356 Words
Gecenin ikinci yarısı her zaman daha tehlikelidir. Alkışlar yavaşlar, dikkat dağılır, maskeler gevşer. Melis salona geri döndüğünde içerideki hava değişmişti. Protokol alanı yeniden düzenleniyor, basın ekibi ışıkları kontrol ediyor, ses teknisyenleri son ayarları yapıyordu. Mekân hâlâ kusursuzdu. Ama artık bu bir davet değildi. Bu bir vitrin anıydı. Ve vitrin kırılmaya en açık yerdir. Melis adımlarını hızlandırdı. İki garsona yer değişikliği yaptı. Basın köşesindeki masa yüksekliğini kontrol etti. Kameraların açılarını süzdü. Karan’ın duracağı noktayı zihninde işaretledi. Yanında. Kelimeden kaçamadı. Karan salona girdiğinde ortam otomatik olarak toparlandı. İnsanlar farkında olmadan dikleşti. Işıklar daha parlak geldi. Sesler azaldı. Eda ise tam karşı tarafta, davetlilerle konuşuyordu. Gülümsüyordu. Rahattı. Fazla rahattı. Melis bunu fark etti. Bir şey planlanıyordu. Basın koordinatörü Karan’a yaklaşıp program akışını gösterdi. Kısa bir konuşma, ardından soru-cevap. Plan buydu. Planlar her zaman kâğıt üzerinde kusursuzdur. Gerçek oyun, canlı yayında başlar. Karan göz ucuyla Melis’e baktı. Bu bakış bir çağrı değildi artık. Bir teyitti. Hazır mısın? Melis başını çok hafif salladı. Hazırım. Ama salonun diğer ucunda Eda telefonunu birine uzatıyor, bir şey gösteriyor ve alçak bir sesle gülüyordu. Basın alanına doğru adım atarken dudaklarının kenarındaki o ince kıvrım kaybolmadı. Melis içgüdüsel olarak omurgasını dikleştirdi. Bu sadece bir basın konuşması olmayacaktı. Bu, pozisyonların açıkça belirleneceği bir andı. Ve herkes yerini seçecekti. Basın alanındaki ışıklar yandığında salon başka bir havaya büründü. Kameralar yerini aldı. Mikrofonlar uzatıldı. Karan logolu panonun önüne geçti. Ve bilinçli bir şekilde konuşmaya başlamadan önce durdu. “Bu gecenin arkasındaki ismi özellikle belirtmek istiyorum,” dedi net bir tonla. “Melis Solmaz.” Flaşlar patladı. “Operasyonel yönetim ona ait. Kusursuzluk tesadüf değil.” Bu bir teşekkür değildi. Bu bir konumlandırmaydı. Salonun diğer ucunda Eda gülümsüyordu. Elini kaldırdı. “Bir soru alabilir miyim?” Mikrofon uzatıldı. “Bu gece gerçekten özel,” dedi yumuşak bir sesle. “Bazı geceler insanın geçmişini hatırlatır… değil mi Karan?” Uğultu başladı. Karan’ın yüzü değişmedi ama bakışı sertleşti. Eda devam etti: “Yıllar önce aynı projede sabahladığın insanları. Bazen yollar ayrılır… bazen yeniden kesişir.” Bir gazeteci hemen atladı: “Eda Hanım, siz ve Karan Bey geçmişte birlikte miydiniz?” Salon sustu. Melis’in nabzı bir an hızlandı ama yüzü ifadesizdi. Eda başını hafifçe eğdi. “Profesyonel olarak,” dedi. Kısa bir duraklama. “Ve bir süre… daha fazlası olarak.” Flaşlar patladı. Uğultu yükseldi. “Devam ediyor mu?” “Bu organizasyondaki rolünüz ne?” “Bu durum şu anki ekip ilişkisini etkiliyor mu?” Karan mikrofonu aldı. “Özel hayatımla ilgili spekülasyonlara bu platformda yer vermeyeceğim,” dedi soğuk bir netlikle. Ama hasar oluşmuştu. Çünkü artık mesele organizasyon değildi. Mesele, Melis’in yanında durduğu adamın geçmişinin canlı yayında önüne bırakılmış olmasıydı. Eda geri çekildi. Gülümseyerek. Sanki az önce bir bomba bırakmamış gibi. Melis dimdik duruyordu. Ama artık sahne kurulmuştu. Ve oyun açık oynanıyordu.Tam o an. Melis bir adım öne çıktı. Mikrofonu Karan’dan istemedi. Gazetecilerden birine doğru döndü. “Bir açıklık getireyim,” dedi sakin, ölçülü bir tonla. Salon yavaşça sustu. Eda’nın gülümsemesi hâlâ yerindeydi. “Geçmiş, herkesin hayatında vardır,” diye devam etti Melis. “Ama bu gece burada konuştuğumuz şey geçmiş değil.” Kısa bir duraksama. “Bu gece burada konuştuğumuz şey bir organizasyonun başarısı.” Bir gazeteci atıldı: “Bu durum sizi rahatsız etmiyor mu?” Melis’in yüzünde en ufak bir çatlak yoktu. “Ben özel hayat üzerinden pozisyon almam,” dedi. “Ben yetkinlik üzerinden pozisyon alırım.” Cümle salonun içine ağır bir şekilde oturdu. Eda’nın bakışları keskinleşti. Melis devam etti: “Bu gece burada olmamın tek sebebi işimi iyi yapmam. Kimin geçmişte kiminle çalıştığı ya da ne yaşadığı, profesyonel kararları etkilemez. En azından benimkileri.” Kameralar artık Eda’ya değil, Melis’e dönmüştü. “Eğer bir başarı konuşulacaksa,” dedi son kez, “kişisel tarih değil, mevcut performans konuşulmalı.” Sessizlik. Bu bir savunma değil bir çizgi çekmeydi. Karan başını hafifçe çevirdi. Melis’e baktı. Bu bakışta şaşkınlık yoktu. Takdir vardı. Eda ilk kez gözlerini kaçırdı. Basın koordinatörü araya girip teknik sorulara geçti. Gündem yavaşça yerine oturdu. Ama salondaki dengeler değişmişti. Melis artık “yanında duran kadın” değildi. Sahnenin dengesini tek cümleyle değiştiren kişiydi. Ve Eda bunu anlamıştı. Oyun başlamıştı.Salon teknik sorulara dönmeye çalışıyordu ama gerilim hâlâ hissediliyordu. Arka sıradan bir erkek gazeteci söz aldı. “Peki,” dedi. “Geçmişte birlikte olduğunuz biri bugün bu organizasyonda söz sahibi. Bu durum karar mekanizmasını etkiledi mi? Özellikle Melis Hanım’ın konumlandırılması konusunda.” Bu soru artık dolaylı değildi. Bu doğrudan Melis’in yetkinliğini hedef alıyordu. Bir saniyelik sessizlik. Karan mikrofonu kaldırdı. “Hayır,” dedi net bir tonla. “Melis bu projeye ben karar vermeden önce seçilmişti.” Salon hafifçe kıpırdadı. Bu yeni bir bilgi miydi? Karan devam etti: “Yetkinlik üzerinden çalışırım. Kişisel geçmiş üzerinden değil.” Bu cümle, Eda’nın az önce kurduğu imayı tersine çevirdi. Eda dudaklarını birbirine bastırdı. Ama bitmemişti. Aynı gazeteci bu kez Melis’e döndü. “O halde şunu netleştirelim. Şirket içinde sizin ve Karan Bey’in ilişkisinin profesyonel sınırlar içinde olduğuna dair resmi bir açıklama yapılacak mı?” Bu soru tuzaktı. “İlişki” kelimesi bilerek kullanılmıştı. Melis mikrofonu aldı. “Bizim aramızda resmi açıklama gerektirecek bir durum yok,” dedi. Kısa bir duraksama. “Ben burada bir pozisyonu dolduruyorum. Karan Bey de bir pozisyonu dolduruyor. İkimizin de kişisel hayatı, iş tanımımızın parçası değil.” Sesi ne sertti ne savunmacı. Sadece netti. Ve sonra ilk kez Karan’a bakmadan konuştu: “Bu organizasyon bir kişinin değil, bir ekibin işi. Ve ben o ekibin sorumluluğunu taşıyorum.” Bu cümle şuydu: Ben buradayım çünkü burayı hak ediyorum. Eda bu kez dayanamadı. “Kimse aksini iddia etmiyor,” dedi araya girerek. Ama sesi artık eskisi kadar sakin değildi. Melis bakışlarını ona çevirdi. İlk kez doğrudan. “İyi,” dedi. “O zaman konuyu burada kapatabiliriz.” Bu bir meydan okumaydı. Eda birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra geri çekildi. Basın koordinatörü hızla yeni bir konuya geçti. Ve o an herkes fark etti: Skandal bekleniyordu. Ama kazanan netleşmişti. Basın koordinatörü toplantıyı nihayet bitirdiğinde, flaşların yarattığı yapay gün ışığı yerini salonun soğuk, loş karanlığına bıraktı. Gazeteciler, taşıdıkları "skandal" malzemesiyle aceleyle dışarı çıkarken, mekân bir anda devasa bir boşluğa dönüştü. Eda’nın topuk sesleri uzaklaşırken, Melis yerinde çivilenmiş gibi duruyordu. Adrenalin hâlâ damarlarındaydı, ellerindeki o hafif titremeyi gizlemek için dosyalarını yavaşça toplamaya başladı. Karan’ın varlığını, ona bakmadan bile hissetti. Yanına gelip durduğunda, aralarında profesyonel mesafenin ötesinde, ağır bir hava oluştu. "Basın krizini yönetmek kolaydı," dedi Karan. Sesi salonun boşluğunda yankılandı. "Ama o çizgiyi kaybetmeden yapmak... zordu." Melis, dosyalarını göğsünde birleştirip ona döndü. Yüzü ifadesizdi ama gözlerinde hâlâ o basın toplantısının kararlılığı vardı. "Kriz yönetmedim," dedi. "Sadece sınırları hatırlattım." Karan başını hafifçe yana eğdi, bakışları Melis’in üzerinde gezindi. "Sınırları hatırlatmana gerek yoktu. Ben zaten biliyordum." "Senin bilmen yetmezdi," diye kestirip attı Melis. "Bazen herkesin duyması gerekir." Karan bir adım yaklaştı. Aramızdaki mesafe artık işin gerektirdiği protokol sınırlarının dışına kayıyordu. "Eşitlik istiyorsan," dedi alçak bir sesle, "o duruşun arkasında dururum. Hem de sonuna kadar." Melis geri çekilmedi. "Gerekirse," dedi, "tek başıma da dururum." Karan’ın dudaklarında hafif, neredeyse fark edilmeyecek bir kıvrım oluştu. "Biliyorum. Zaten mesele senin tek başına durabilmen değil; mesele, buna mecbur bırakılman." Salon tamamen sessizleşmişti. Uzaktaki teknik ekibin kabloları toplarken çıkardığı metalik sesler bile artık çok uzaktaydı. Karan, bir an için konuşmayı bıraktı. Bakışları Melis’in yüzünde, sanki bir şeyi çözmeye çalışır gibi bir anlığına yoğunlaştı. "Basının önünde o kadar dik durdun ki," diye fısıldadı Karan. "Ama bir an vardı... soru bana döndüğünde, beni korumaya çalıştın." Melis cevap vermedi, sadece Karan’ın gözlerine baktı. O an, profesyonel gardı düşmüştü. "Neden?" diye sordu Karan. Sesi artık bir yöneticinin değil, doğrudan bir adamın ses tonuydu. Melis derin bir nefes aldı. İnkâr etmenin, teknik bir açıklama yapmanın bir anlamı kalmamıştı. "Çünkü," dedi sesi titremeden, "bu kriz kişisel algılanırsa ikimize de zarar verir." Karan bu cevabı duymuş gibi yaptı ama gözlerindeki o ısrarcı ifade değişmedi. "Bu iş cevabıydı, Melis. Gerçek olanı soruyorum." Melis’in bakışları yumuşadı. "Çünkü seni o kalabalığın içinde yalnız bırakmak istemedim." Sessizlik, aralarındaki mesafeyi bir mıknatıs gibi daralttı. Karan, Melis’e bir adım daha yaklaştı. Artık aralarında yarım adımlık bir mesafe kalmıştı. Karan elini uzatıp Melis’e dokunmadı, sadece o nefes mesafesindeki gerilimi korudu. "Ben yalnız kalmaya alışığım," dedi Karan. Melis fısıltıyla karşılık verdi: "Ben değilim." O an, salonun girişindeki gölgeyi ikisi de fark etmedi. Gözleri birbirine kilitlenmişken, aralarındaki o ince çizgi tamamen silinmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD