17.Bölüm

1200 Words
Ertesi sabah bina, sanki içeride hiçbir şey yaşanmamış, sanki gece o telefon ekranına düşen zehirli cümle hiç var olmamış gibi kusursuz bir sessizliğe bürünmüştü. Cam cephe, şehrin gri gökyüzünü sanki hiçbir leke taşımıyormuş gibi tertemiz yansıtıyordu. Ancak Melis, sabah aynadaki yansımasına baktığında yüz hatlarının biraz daha keskinleştiğini, bakışlarının derinleştiğini fark etti. Uykusuz değildi, ama ruhu bir savaşın eşiğinde yorgun düşmüş gibiydi. Telefonun soğuk camına kazınan o cümle, zihninin en kuytu köşelerinde yankılanıp duruyordu: “Yanındaki adam güçlü olabilir. Ama seni en zayıf halinle tanıyan tek kişi benim.” Bu bir tehditten ziyade, geçmişin tırnaklarını onun hayatına tekrar geçirme çabasıydı. Hatırlatmalar, bazen en kör bıçaktan daha derin keserdi. Ofise girdiğinde her şey rutinindeydi. Mail kutusu yine o kurumsal telaşla dolup taşıyor, toplantı takvimi birbirini kovalıyordu. Fakat insan, geçmişin gölgesini ensesinde fiziksel bir ağırlık olarak hissedebilirdi; Melis tam olarak bunu yaşıyordu. Saat on biri biraz geçe, resepsiyonun dahili hattı titreyerek çaldı. Görevlinin sesi, her zamanki o profesyonel tondan yoksundu; daha tedirgin, daha temkinliydi. “Melis Hanım… Sizi aşağıda görmek isteyen biri var.” Melis kalemini bırakmadı, parmaklarının arasında o soğuk metali hissetti. “Randevusu var mı?” “Kayıtlarda görünmüyor ama… İsmini özellikle belirtti.” Emir Aksoy. Zaman, bir film şeridi gibi geri sarıldı. Yıllar öncesinin o havasız odası, o çocuksu inançları ve kendine olan güvensizliği bir anlığına zihnini işgal etti. Kalbi tek bir sert vuruşla göğüs kafesini zorladı ama dışarıdan bakıldığında Melis, tek bir kasını bile oynatmadı. “Yukarı çıkmasın,” dedi sesi cam kadar düz bir tonda. “Ben iniyorum.” Asansörün aynasında kendi aksine baktı. Gözlerinin içi buz gibi sakindi ama avuç içleri hafifçe terlemişti. “Kontrol sende,” diye fısıldadı içinden. Bu, hayatta kalma mottosuydu; kaybettiği her şeyin ardından kurduğu o yegâne kale duvarı. Lobi, mermer zeminin yankısıyla daha da geniş ve soğuk görünüyordu. Emir, tam cam kenarındaki koltukta oturuyordu. Bir yabancının değil, kendi evinde oturan bir adamın rahatlığıyla bacak bacak üstüne atmıştı. Melis ona doğru yürürken adımları, bir icraatın sessizliğiyle doluydu. Göz göze geldikleri o ilk an, hafızanın en acımasız oyunuydu; Emir’in dudak kenarında o tanıdık, hafif alaycı kıvrım belirdi. Melis ise çenesini, sanki bir savunma hattı gibi sabitledi. Adam ayağa kalktı. “Merhaba Melis.” Sesi... Yılların geçmesine rağmen o kadar aynıydı ki. Hafıza, sesin frekansını, o alçak perdeden gelen tehditkâr ritmi sanki dondurucuda saklamış gibi taptaze tutmuştu. Melis aralarında bilinçli, aşılması imkânsız bir mesafe bıraktı. “Buraya gelmen doğru değil, Emir.” Adam başını hafifçe yana eğdi. Bu, onun sınırları test etme alışkanlığıydı. “Mesajıma cevap vermedin.” “Cevap gerektirmiyordu.” Emir’in gözlerinde o tanıdık parıltı; bir avcının, avının kaçamadığını fark ettiği anki o sahte keyif belirdi. “Yanındaki adamı merak ettim. Kiminle çalıştığını, nasıl bir oyunun içinde olduğunu.” Melis’in omuzları tek bir milim bile kıpırdamadı. “İş yerimde özel hayatıma dair tek bir cümle daha kurarsan, güvenliği çağırıp seni bu binadan attırırım.” Adam hafifçe güldü, ama gözlerinde ne bir sıcaklık ne de samimiyet vardı. “Eskiden böyle konuşmazdın. Eskiden korkardın.” Bu cümle Melis’in göğsünde tam da kalbinin üzerine bir yumruk gibi indi. Haklıydı. Eskiden korkardı, daha yumuşaktı, daha kırılgandı. Şimdi ise bir heykelin soğukkanlılığıyla ona bakıyordu. “Eskiden,” dedi Melis, sesi bir bıçak kadar keskin, “seninle konuşuyordum. Artık sadece seninle muhatap oluyorum.” Tam o anda lobinin kapısı açıldı. Karan içeri girdi. Adımları ağır ve kendinden emindi. Durumu idrak etmesi saliseler sürdü: Melis’in savunma duruşu, Emir’in istilacı tavrı ve aralarındaki o zehirli gerilim. Karan doğrudan yanlarına gelmedi, ancak Melis’in hemen yanına, görünmez bir kale duvarı gibi yerleşti. “Bir sorun mu var?” dedi. Sesi, sanki fırtına öncesi bir deniz kadar durgundu. Emir, bakışlarını Karan’ın üzerinde gezdirdi. Bir hayvanın, karşısındaki rakibinin gücünü ölçer gibi bir tartmaydı bu. “Eski bir tanışıklık,” diye cevap verdi Emir, Karan’a hiç dönmeden. Melis, buz gibi bir netlikle araya girdi: “Ve bitmiş bir konu.” Karan, gözlerini Melis’e çevirdi. Orada bir korku aradı, bir tereddüt ya da yardım isteği... Ama tek bir kırıntı dahi bulamadı. “Öyleyse,” dedi Karan, sesi artık resmî bir uyarıya dönmüştü, “şirket içinde kalmasına gerek yok.” Emir bir süre daha Melis’e baktı, sanki geçmişin tozlu sayfalarını onun gözlerinde yeniden okumaya çalışıyor gibiydi. “Bizim konuşmamız bitmedi, Melis.” “Benim için yıllar önce bitti.” Emir ceketini düzeltti, sanki kısa bir keşif görevine gelmiş bir asker gibi geri çekildi. “Göreceğiz.” Kapı kapandığında lobinin sessizliği bir anda üzerlerine çöktü. Hayat devam ediyor gibiydi ama Melis için dünya, Emir’in o kapıdan çıkıp gittiği ana kilitlenmişti. Karan, tek bir soru sormadan onu izliyordu. Acele etmiyordu; çünkü bazı sessizlikler, yanlış bir kelimeyle bozulacak kadar kırılgandı. “Geçmiş,” dedi Melis, sanki kelimeyi ağzında tartarak. Karan bir adım yaklaştı. “Geri mi döndü?” Melis gözlerini camdaki yansımasından ayırmadı. “Hiç gitmemişti ki.” O cümleyle birlikte Melis’in içinde kilitli tuttuğu o tozlu oda aralandı. Kimsenin şifresini bilmediği, perdeleri sıkı sıkıya örtülü o karanlık zamanlar... “Senin iyiliğini düşünüyorum” maskesi ardına saklanan baskılar, özgürlüğünün yavaş yavaş çalınması, giydiği elbiseye kadar her şeyin “onun iyiliği için” dizayn edildiği o boğucu günler. “Tehdit miydi bu?” diye sordu Karan. Melis’in dudak kenarı, acı bir gülümsemeyle kıpırdadı. “Hayır. Daha kötüsü.” Karan doğrudan karşısına geçti. “Daha kötüsü ne?” Melis derin bir nefes aldı; bu nefes, ciğerlerine dolan o eski esaretin havasını tahliye etmek ister gibiydi. “İnsan sana ne yaptığını fark ettirmeden alanını daraltırsa... Sen bunu sevgi sanırsın. Bir süre sonra kendi kararlarını alamaz hale gelirsin. Kiminle görüşeceğin, hangi işi kabul edeceğin, hatta nasıl düşüneceğin bile o belirlenmiş çerçevenin içinde kalır.” Lobi fazla parlaktı, zemin fazla kaygandı. Karan bir adım daha yaklaştı. Artık mesafe, bir profesyonel ilişkinin soğukluğunu taşımıyordu. “Bunu sana o mu yaptı?” Melis başını sallamadı, ama gözlerindeki o derin hüzün, tüm itiraflardan daha ağır bir onaydı. “Şimdi ne istiyor?” Melis bu kez doğrudan Karan’ın gözlerine baktı. “Gücümü test ediyor. Hâlâ o eski, savunmasız kız olup olmadığımı görmek istiyor.” Karan’ın sesi, bu kez bir yöneticinin değil, bir koruyucunun tonuna büründü. “Onun seni en zayıf halinle tanıması, şu an zayıf olduğun anlamına gelmez.” Melis, hayatı boyunca duyduğu en dürüst cümlelerden birini duymuş gibi sarsıldı. Yıllardır inşa ettiği o çelik zırhın altında, aslında yorulmuş bir kadının titrek ışığı yanıyordu. “Bazen,” dedi yavaşça, “insan o eski halinin geri gelmesinden korkuyor.” Karan, elini hafifçe kaldırdı ama dokunmadı. Durdu. Ona ihtiyacı olanın bir koruma değil, bir eşitlik olduğunu biliyordu. “Geri gelmeyecek,” dedi kararlılıkla. “Çünkü o zaman yalnızdın. Şimdi değilsin.” Bu cümle lobinin ortasında asılı kaldı. Melis’in nefesi değişti. Bu, iş ortaklığının, stratejinin veya bir güç oyununun ötesinde, ilk kez bir seçim gibi hissettiriyordu. Ancak Melis’in zırhı hemen düşmezdi; Karan tekrar kurumsal kimliğine büründü. “Güvenlik kayıtlarını aldıracağım. Resepsiyona kesin talimat verilecek. Bir daha bu binanın önünden bile geçemeyecek.” Melis başını hafifçe yana eğdi, gözlerinde o inatçı parıltı yeniden uyandı. “Ben kaçmıyorum, Karan.” Karan’ın bakışı sertleşti, dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. “Kaçmanı istemiyorum. Yanında durmayı seçiyorum.” Yukarıdaki katlarda kameralar dönüyor, birileri isimler not ediyor, birileri denklemler kuruyordu. Ama lobi katında, o mermer zeminin üzerinde, iki insan geçmişin gölgesine karşı aynı tarafta durmayı seçmişti. Ve bu, dünyadaki en riskli, en tehlikeli, ama aynı zamanda en gerçek şeydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD