6.Bölüm

1081 Words
Gece, Karan için hiçbir zaman dinlenme zamanı olmamıştı. Gece, onun kimliğini saklamadığı tek zaman dilimiydi. Şehir ışıkları birer birer yanmaya başladığında, gündüz boyunca taşıdığı maskeyi sessizce çıkarırdı. Kravatını çözerken yalnızca kumaşı değil, insanlara gösterdiği o kontrollü, ölçülü, mesafeli yüzü de üzerinden sıyırırdı. Gün ışığında bir iş adamıydı; gecenin içinde ise bu şehrin görünmeyen sahibi. Arka koltukta otururken camdan dışarı baktı. İstanbul geceleri güzel değildi. İstanbul geceleri acımasızdı. Işıklar parlıyordu ama o parıltının altında borçlar, tehditler, bastırılmış çığlıklar ve sessiz anlaşmalar vardı. Camda yansıyan yüzü ikiye bölünmüş gibiydi: Bir tarafı soğukkanlı, stratejik, ölçülü Karan Yalçın; diğer tarafı bu şehrin karanlığıyla yoğrulmuş, merhameti kontrollü, sınırları kanla çizilmiş adam. Telefonu cebinde titreşti. Ekranda beliren o iki kelime, gecenin karanlığına bir hüküm gibi düştü: "Her şey hazır." Karan, sadece iki kelimeyle yanıtladı: "Geliyorum." Araba şehrin merkezinden uzaklaştıkça sokaklar daraldı, ışıklar soldu, binalar eskidi. İnsanlar sessizleşti. Buralar vitrin değildi; polisin geç kaldığı, adaletin uğramadığı, korkunun sessizce hüküm sürdüğü yerlerdi. Şoför dikiz aynasından ona baktı. Karan’ın yüzünde tek bir kas bile kıpırdamıyordu. "Bir sorun mu var, abi?" diye sordu şoför. Karan gözünü camdan ayırmadan cevap verdi: "Bu dünyada sorun olmayan tek şey, sorunların varlığıdır." Şoför sustu; bu, üzerine konuşulacak bir cümle değildi. Karan’ın zihni ise susmuyordu. Bir anlığına Melis’in yüzü belirdi aklında. Ofisteki o mesafeli duruşu, bakışlarını kaçırırken dudaklarının istemsizce titremesi... Kendini korumak için ördüğü görünmez duvarlar. Bu dünyanın parçası değil, diye düşündü. Ve belki de tam bu yüzden tehlikeli. Depoya yaklaştıklarında havanın ağırlığı değişti. Kapının önünde bekleyen adamlar, Karan arabadan iner inmez doğruldular. "Hoş geldin, abi." Karan başını hafifçe salladı. İçeri girdiğinde metalin, yağın, sigaranın ve korkunun ağır kokusu ciğerlerine doldu. Ortada tek bir sandalye vardı. Sandalyede bir adam oturuyordu; elleri kan içindeydi, gömleği yırtılmıştı ama en çok yaralanan yeri gururuydu. Karan’a baktığında dizleri daha da titredi. Karan yavaş adımlarla yaklaştı. Her adımı bilinçliydi; aceleciliği zayıflık sayardı. "Bekletilmekten hoşlanmam," dedi sakin bir tonla. Adam yutkundu, sesindeki titremeyi gizleyemedi: "Abi… bir yanlış anlaşılma var… borç meselesi…" Karan çömeldi, adamın göz hizasına indi. Sesi yumuşaktı ama altında çelik gibi bir ağırlık vardı. "Yanlış anlaşılma dediğin şey," dedi, "yalnızca güvenin olmadığı yerde olur." Adamın nefesi hızlandı, panikle konuştu: "Güveniyorum abi, valla güveniyorum…" Karan başını hafifçe yana eğdi, gözlerini adamın gözlerinden bir an bile ayırmadı. "Ben yemine değil, sonuca inanırım." Ayağa kalktı. "Parayı alman için bir haftan var." Adam umutla başını kaldırdı: "Ya bulamazsam…?" Karan’ın sesi buz gibiydi: "O zaman bu odadan çıkan son hatıran ben olurum." Adam götürüldüğünde depoya ölümcül bir sessizlik çöktü. Karan bir süre kıpırdamadı. Ceketinin düğmesini çözerken derin bir nefes aldı, sanki gün boyu taşıdığı bir yükü şimdi bırakıyordu. Ama içindeki ağırlık hafiflemiyordu. Bir sandalyeye oturdu, dirseklerini dizlerine dayadı ve başını öne eğdi. İçinden bir ses fısıldadı: Bu gücü sen seçmedin ama artık onun tutsağısın. Bir görüntü belirdi zihninde; eski bir ev, loş bir mutfak ve annesinin yorgun ama sıcak yüzü. "İyi biri ol, Karan," demişti. "Güç kurtarmaz, kalp kurtarır." Sonra hastane odasının o soğuk ışıkları, monitör sesi ve ardından gelen sessizlik. O gün, Karan yalnızca annesini değil, masumiyetini de kaybetmişti. Çenesini sıktı, "Zayıf olmayacağım," diye fısıldadı. "Bir daha asla." Telefonunu çıkardı. Ekranda günün sessiz hatırası vardı: Melis Solmaz. Bir an bir şeyler yazmayı düşündü, sonra vazgeçti. Dokunduğum her şey kirlenir, diye düşündü. O kirlenmemeli. Ama Melis’in bakışındaki o yalnızlık, o özgürlüğe duyduğu açlık zihnini bırakmıyordu. Depodan çıktığında hava serinlemişti. Şoför kapıyı açtı. "Eve mi geçelim abi?" Karan bir süre cevap vermedi, sonra yavaşça konuştu: "Hayır. Gece bitmedi. Bir süre daha karanlıkta kalalım." Çünkü biliyordu; gündüz Melis vardı, umut ve çekim. Gece ise kan, güç ve bedel. Ve Karan, ikisinin arasında sıkışmış bir adamdı. Ben bu şehrin efendisi değilim, diye düşündü. Ben, kurduğum karanlığın tutsağıyım. Sabah Melis için alışılmıştan daha sakin başlamıştı ama bu sakinlik huzurdan değil, adeta bir fırtına öncesindeki sessizlikten doğuyordu. Bir önceki günün zihnine kazınan o ağırlık hâlâ omuzlarındaydı; Karan Yalçın’la yaşanan her temas, zihninde yankılanmaya devam ediyordu. Kendine, evden çıkmadan önce sıkı sıkıya tembihlemişti: Mesafeni koru, Melis. Kontrolü elinde tut. Masasına oturduğunda ekranında beliren mail bildirimi kalp atışını hızlandırdı. Gönderen: Karan Yalçın. Bir an elini mouse üzerinde tuttu, nefesini kontrol etmeye çalıştı. Maili açtığında satırlara göz gezdirdi: “Dünkü rapor için teşekkür ederim. Bazı düzenlemeler yaptıracağım. Uygun olduğunda uğrarsan sevinirim.” Ne bir emir, ne bir zorlama, ne de o herkesin bahsettiği o sert otorite. Sadece işin özüne odaklı, sade ve profesyonel bir çağrı. Melis, farkında olmadan tuttuğu nefesini bıraktı. İlk kez, bir talep veya baskı altında kalmadan ona çağrılıyordu. Bu, savunma kalkanlarını biraz daha indirmesine neden oldu. Kapıyı çalıp "Gel" sesini duyduğunda içeri adım attı. Karan, Melis'i gördüğü an ayağa kalktı. Bu küçük, beyefendi hareket Melis'in gözünden kaçmadı; zihnindeki "kaba adam" imgesiyle çatışan bu görüntü, içindeki o temkinli merakı daha da körükledi. "Günaydın," dedi Karan. "Günaydın," diye karşılık verdi Melis, sesindeki tereddüdü gizleyerek. Oda aydınlıktı, güneş ışıkları Karan’ın sert yüz hatlarını yumuşatmıştı. Karan dosyayı uzatırken, "Yaptığın iş gerçekten iyi," dedi. "Seni zorlamadan birkaç küçük ekleme istiyorum. Kritik pozisyonlar için bir risk raporu hazırlayabilir misin?" "Zorlamadan mı?" diye sordu Melis, sesi hayretle harmanlanmıştı. Beklediği şey bir dayatmaydı, oysa karşılaştığı şey bir teklifti. Karan hafifçe gülümsedi. "İnsanları zorlamayı sevmem, Melis. İsterlerse çok daha iyi çalışırlar." Melis tam çıkacakken Karan’ın, "İşe geliş gidişin zor mu?" sorusuyla donup kaldı. Bu, işin dışına taşan ilk gündelik soruydu. Melis, "Biraz..." diye mırıldandı, sesindeki savunma kalkanı artık neredeyse görünmezdi. "Şirket servis ayarlayabiliriz. Zorunlu değil, sadece hayatını kolaylaştırmak istedim," dedi Karan, her zamanki gibi talepkar değil, sadece sunan bir tonda. Melis odadan çıktığında zihni karmakarışıktı. Beni zorlamıyor, aksine kapıları açıyor. Neden? Alışık olduğu o bedel isteyen dünya, Karan’ın bu şaşırtıcı sessizliği karşısında sarsılıyordu. İnsanlar isterdi, baskı kurardı; oysa Karan, sanki onun etrafındaki sınırları korumaya çalışıyor gibiydi. Öğleden sonra bilgisayarı aniden kararıp arızalandığında, henüz kimseye haber vermeden IT görevlisinin gelmesiyle Melis’in kalbi tekledi. "Yalçın Bey arızayı bildirdi, özellikle öncelik vermemi söyledi." Melis ekrana bakarken ellerinin titrediğini fark etti. O mu söyledi? Bunu yapmak zorunda değildi. Zihnindeki o "tehlikeli ve kaba adam" tanımı, Karan’ın bu dikkatli dokunuşlarıyla parçalanıyordu. Çıkışta asansörün önünde karşılaştıklarında, Karan kapıyı tutmak için hamle yaptı. "Dediğim raporu aceleye getirme, gerekirse süreni uzatırım." Melis gözlerini ona kaldırdı. O koyu bakışlarda, bu kez karanlıktan ziyade, ilk kez keşfettiği başka bir şey vardı: Bir dikkat. "Teşekkür ederim," dedi, sesi bu kez daha yumuşak, daha teslimiyetçi çıkmıştı. Karan başını hafifçe eğdi, "Rica ederim." Asansörün kapıları kapanırken Melis şunu fark etti: Herkesin korkarak bahsettiği o kontrol delisi adam, kendisini her an biraz daha sarmalayan, o karanlık yüzünü gizleyen, belki de bilerek saklayan gizemli birine dönüşüyordu. Karan ise asansörün ardından bakarken, ilk kez birini kopararak değil, sabırla ve koruyarak kazanmanın, ruhunda bıraktığı sızıyı hissetti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD