26.Bölüm

1276 Words
Gece henüz bitmemişti. Ama artık hiçbir şey eski hâlinde değildi. Melis’in bakışları istemsizce Karan'ın koluna kaydı. Gömleğinin sol tarafında koyu, kurumuş bir kan lekesi vardı. Kumaş sertleşmişti. Işık vurdukça daha da belirginleşiyordu. “Bu…” diye fısıldadı Melis. Karan aşağı baktı. Bu sefer önemli değil demek yerine doğruyu söyledi. “Benim değil.” Bu cümleyi o kadar sakin söyledi ki Melis’in içi daha çok ürperdi. “Üzerinde böyle duramazsın,” dedi Melis. “Bekle.” Yatak odasına gitti. Dolabı açtı. Babasının yıllar önce bıraktığı birkaç erkek kıyafeti hâlâ duruyordu. Temiz, neredeyse hiç giyilmemiş bir tişört aldı. Geri döndüğünde Karan salonun ortasında, hareketsiz bir heykel gibi duruyordu. Ona uzattı. “Bunu giy.” Karan bir an tereddüt etti. Sonra düğmelerini çözmeye başladı. Melis aslında bakmamayı planlıyordu. Başaramadı. İlk düğme. İkincisi. Üçüncüsü. Kanlı kumaş aralandıkça altında bambaşka bir hikâye ortaya çıktı. Geniş omuzlar. Gerilmiş kaslar. Ama asıl dikkatini çeken kaslar değil… izlerdi. Kaburgasının altında ince, uzun bir yara izi. Eski ama derin. Omzunun arkasında mermi girişine benzeyen küçük, yuvarlak bir iz. Göğsünün sol yanında neredeyse kaybolmuş bir bıçak kesisi. Melis’in nefesi yavaşladı. “Bunlar…” dedi istemsizce. Karan gömleği tamamen çıkardı. Sandalyenin sırtına attı. “İş kazası değil,” dedi Melis. Karan tişörtü eline aldı ama hemen giymedi. Bir an durdu. “Bazı borçlar sözle kapanmaz,” dedi sakin bir tonla. “Bedenle ödenir.” Melis bir adım yaklaştı. Parmağı neredeyse kaburgasındaki izlere değecekti ama vazgeçti. “Güya sen sadece bir şirket CEO’susun,” dedi bu kez daha net. Karan tişörtü başından geçirdi. Kasları gerilirken Melis’in bakışları istemsizce onu izledi. Tişört omuzlarına oturdu ama vücudunun sertliğini saklayamadı. “Görünen yüz her zaman gerçeğin tamamı değildir,” dedi. Melis başını iki yana salladı. “Depo. Kan. Tehdit mesajı. Evimin fotoğrafı.” Gözleri Karan’ın gözlerine kilitlendi. “Ben neyin içindeyim?” Karan birkaç saniye sustu. Yüzü sertti ama bakışlarının altındaki duygu değişmişti. Öfke değil. Endişe. “Benim düşmanlarım var,” dedi sonunda. “Ve onlar mesaj verirken ince davranmaz.” Melis’in sesi bu kez kırıldı. “Ben onların mesajı olmak istemiyorum.” Karan bir adımda aralarındaki mesafeyi kapattı. Elleri Melis’in yüzünü tuttu. Bu kez sert değil. Kararlı. “Olmayacaksın.” “Bunu nasıl bu kadar emin söyleyebiliyorsun?” “Çünkü seni seçtiğim andan itibaren bu ihtimali hesapladım.” Melis’in kalbi göğsüne vurdu. “Ben bir hesap mıyım?” Karan’ın çenesi gerildi. “Hayır,” dedi düşük ama yoğun bir sesle. “Sen zayıf noktam oldun.” Bu itiraf odanın havasını değiştirdi. Melis geri çekilmedi. “Gerçeği bilmek istiyorum,” dedi. “Kim olduğunu. Gerçekten.” Karan bir an gözlerini kapadı. Sanki içinde iki dünya çarpışıyordu. “Bilmek geri dönüşü olmayan bir şey,” dedi. “Ben zaten o kapıdan girdim,” diye fısıldadı Melis. Dışarıdan bir araba geçti. Far ışığı bir anlığına pencere camında yansıdı. İkisi de refleksle oraya baktı. Karan’ın bakışları sertleşti. “Bu gece burada kalıyorum,” dedi net bir tonla. Melis itiraz etmedi. Ama bu kalışın sadece koruma olmadığını ikisi de biliyordu. Evin içinde hâlâ kan kokusu yoktu belki. Ama savaş kokusu vardı. Ve Melis artık o kokuyu tanıyordu.Melis uzun süre konuşmadı. Sessizlik ağırlaştı ama kaçmadı. Sonunda başını kaldırdı. Gözleri korkmuş değildi. Kararlıydı. “Kalacaksan,” dedi yavaş ama net bir tonla, “bana anlatacaksın.” Karan’ın çenesi gerildi. “Ne anlatayım?” diye sordu, zamana tutunur gibi. “Gerçeği.” Melis’in bakışları sandalyenin sırtındaki kanlı gömleğe kaydı. Kurumuş leke ışıkta koyu bir gölge gibi duruyordu. “CEO olan kısmını değil,” dedi. “O gömleği kirleten kısmını.” Karan birkaç saniye ona baktı. İşte tam burada korktu. Kurşundan korkmadığı kadar. Bıçaktan korkmadığı kadar. İhanetten korkmadığı kadar. Melis’in gözlerinde gerçek yüzünü görüp geri çekilmesinden korktu. “Anlatırsam,” dedi alçak bir sesle, “bana bir daha aynı gözle bakmayabilirsin.” Melis bir adım yaklaştı. “Şu an da aynı gözle bakmıyorum zaten.” Bu cümlede öfke yoktu. Ama kırılma vardı. Karan yavaşça oturdu. Elleri dizlerinde kenetlendi. Yıllar önce hastane koridorunda bekleyen o çocuk gibi. “Annem öldüğünde on altı yaşındaydım,” diye başladı. Melis bölmedi. “Sessiz bir evde büyüdüm. Babam güçlü olmayı öğretti. Ama kimse bana kaybetmeyi öğretmedi.” Nefes verdi. Göğsü ağır kalktı. “Annem gidince… bir şey koptu. Kontrol edemediğim ilk şeydi. O gün şunu öğrendim: güçsüzlük affedilmiyor.” Melis yanına oturdu. Dokunmadı. Ama artık dinleyen bir kadın değil, yüzleşen biriydi. “Üniversiteyi bitirdiğim yıl babamın borçları çıktı ortaya,” dedi Karan. “Geçmişten kalma. Yanlış adamlar. Yanlış masalar.” Bakışları boşluğa kaydı. “Temiz bir hayat kurmaya çalışıyordum. Ama temiz hayatlar bazen kirli depolarda biter.” Yağmurun sesini hatırladı. Metal çatıya vuran damlaları. Rutubeti. Diz çökmüş adamın gözlerini. “Beni bir depoya çağırdılar. Üç adam. Ortada biri bağlı. Babamın borcunu kapatacaklarını söylediler. Karşılığında sadakat.” Melis’in parmakları birbirine kenetlendi. “Sonra silahı uzattılar.” Oda bir an daha da sessizleşti. “‘Bunu bitir’ dediler.” Karan gözlerini ilk kez ona çevirdi. “O an şunu biliyordum: Tetiği çekmezsem, sıradaki ben olacaktım.” Melis’in yüzü soldu. “Tetiği çektim.” Cümle düştü. Sert. Çıplak. “Zafer hissetmedim,” dedi Karan. “Sadece geri dönüşün bittiğini anladım.” Melis ayağa kalktı.Bu kez sessiz kalmadı. “Bir insanı öldürdün,” dedi. Sesi titremiyordu ama içi sarsılıyordu. “Ve bunu böyle… böyle anlatabiliyorsun.” Karan başını kaldırmadı. “Yirmi üç yaşındaydım.” “Bu mazeret değil,” dedi Melis. “Herkes zor şeyler yaşıyor. Herkes kayıp yaşıyor. Ama herkes silah alıp tetiğe basmıyor.” Karan’ın bakışları ona kaydı. Soğuk değil. Açık. “Ya o gece ölseydim?” diye sordu. Melis’in çenesi gerildi. “Ben de hayatta kalmaya çalıştım,” dedi. “Ama kimseyi öldürmedim.” Bir adım attı. Gözleri parlıyordu şimdi. “Ben de bir adamın karanlığında yaşadım, Karan.” Emir’in adı geçmedi. Ama gölgesi odadaydı. “Başta güçlüydü. Koruyucuydu. ‘Ben hallederim’ diyordu. Sonra fark etmeden hayatımı o halletmeye başladı. Kimle görüşeceğime, ne giyeceğime, ne düşüneceğime kadar.” Nefesi ağırlaştı. “Bir gün aynaya baktım ve kendimi tanımadım. Özgürlüğümü kaybetmiştim. Kendime güvenimi kaybetmiştim. Sesim kısılmıştı.” Karan’ın yüzü sertleşti. Bu öfke Melis’e değildi. “Ben bir daha bir erkeğin karanlığında erimeyeceğim,” dedi Melis net bir tonla. “Adı sevgi olsa bile.” Bu cümle ağırdı. “Travma,” dedi Melis, göğsüne dokunarak, “insana canavar olma hakkı vermez. Ama insana sınır koymayı öğretir.” Karan bir adım yaklaştı ama bu kez durdu. Dokunmadı. “Ben seni susturmam,” dedi. “Bilmiyorum,” diye karşılık verdi Melis. “Çünkü senin dünyan susmayanları susturmak üzerine kurulu.” Oda bir an buz gibi oldu. Melis’in bakışları yine kanlı gömleğe kaydı. “Ben zaten bir adamın kontrolünde kayboldum,” dedi daha alçak bir sesle. “Şimdi sen bana ‘benimle gel’ diyorsun. ‘Burada kalacağım’ diyorsun. ‘Gitmeni istemiyorum’ diyorsun.” Gözleri Karan’a kilitlendi. “Bu koruma mı… yoksa başka bir kontrol biçimi mi?” Soru netti. Karan’ın içinde bir yere saplandı. “Ben seni sahiplenmek istemiyorum,” dedi yavaşça. “Seni kaybetmekten korkuyorum.” Melis’in bakışları ilk kez yumuşar gibi oldu ama geri çekilmedi. “Korkun beni zincire vurursa,” dedi, “bu kez ben giderim.” Bu bir tehdit değildi. Bu kendini koruma refleksiydi. “Ben senin zayıf noktan değilim,” diye devam etti. “Yanında duracaksam güçlü dururum. Ama bir daha kendimi kaybetmem.” Karan uzun süre konuşmadı. O gece depoda tetiği çekerken hissetmediği şey şimdi göğsünde büyüyordu. Korku. Kurşundan değil. Kaybetmekten. “Gitmeni istemiyorum,” dedi tekrar, ama bu kez emir gibi değil. Rica gibi. Melis cevap vermedi hemen. “Henüz gitmedim,” dedi sonunda. “Ama kalmam için korkmam değil, güvenmem gerekiyor.” Dışarıdan rüzgâr sesi geldi. Perde hafifçe kıpırdadı. Savaş artık sadece dışarıdaki adamlara karşı değildi. Karan’ın kontrolü ile Melis’in özgürlüğü aynı odada karşı karşıyaydı. Ve bu kez silahlar değil, sınırlar konuşuyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD