Ayça otobüsün camına başını yasladı.
Şehrin gri sabahı akıp giderken ekranında hâlâ o rakam duruyordu:
250.000 TL
Açıklama: kaza parası
Kalbi göğsüne sığmıyordu.
Bu bir yardım değildi.
Bu, kontroldü.
“Bu adam…” diye fısıldadı kendi kendine,
“…beni satın almaya mı çalışıyor?”
Parmakları titreyerek bankayı aradı.
İptal… iade… bloke…
Ama çok geçti.
Kredi taksitleri otomatik çekilmişti bile.
Sistem soğuktu.
Merhameti yoktu.
Ayça gözlerini kapadı.
İlk kez, Yalçın’dan değil…
bilmediği birinden korktuğunu hissetti.
Aras
Aras, Ayça’nın hesabına düşen paranın anlık bildirimini izledi.
Ekranda yeşil bir tik belirdi.
“Transfer tamamlandı.”
Aras başını hafifçe yana eğdi.
Bu parayı gönderirken tek bir şeyi hesaplamıştı:
Ayça kabul etmeyecekti.
Ve reddettiği anda, bağ kurulacaktı.
Ayça bankadan aldığı “iptal mümkün değil” cevabıyla telefonu kapattığında, boğazına bir yumru oturdu.
Otobüs durdu, indi… ama ayakları onu nereye götürdüğünü bilmiyordu.
Bu para Yalçın’dan değildi.
Bu kesindi.
Yalçın böyle bir meblağı bir araya getiremezdi.
Zaten korkudan nefes alamayacak hâldeydi.
Ayça bir bankta oturdu.
Çantasından su çıkardı ama içemedi.
Elleri hâlâ titriyordu.
“Bu adam… beni izliyor,” diye düşündü.
“Numaramı biliyor. IBAN’ımı biliyor. Evimi biliyor olabilir…”
Birden dün geceki mesajlar geldi aklına.
“Sessiz kalma.”
O cümle artık masum gelmiyordu.
Aksine, tehditkârdı.
Telefonu eline aldı.
Engellediği numaraya baktı.
Bir an tereddüt etti.
“Hayır,” dedi kendi kendine.
“Ben kimseye muhtaç değilim.”
Tam telefonu çantasına koyacaktı ki…
📩 Yeni mesaj
Numara: Bilinmeyen
Ayça’nın kalbi duracak gibi oldu.
Mesajı açtı.
“Parayı geri göndermeye çalışma.
Sistem izin vermez.
Zorlanmanı istemiyorum.”
Ayça’nın nefesi kesildi.
Bu bir tahmin değildi.
Biliyordu.
Hızla yazdı:
“Bu parayı neden gönderdin?
Kim olduğunu bilmiyorum.
Beni rahat bırak.”
Mesajın okundu bildirimi anında geldi.
Ama cevap gelmedi.
Dakikalar geçti.
Ayça’nın içindeki öfke korkuya karıştı.
Sonunda telefon tekrar titredi.
“Seni satın almıyorum Ayça.
Sadece borcunu kapattım.
Borçlu kalmaman için.”
Ayça dişlerini sıktı.
“Ben senden bir şey istemedim.”
Cevap gecikmedi.
“İstemediğini biliyorum.
Zaten istemeni beklemiyorum.”
Bu cümle…
Ayça’nın tüylerini diken diken etti.
Aras
Aras, mesajları okurken yüzünde en ufak bir duygu yoktu.
Onun için bu bir oyun değildi.
Bu bir düzeltmeydi.
“Direniyor,” dedi kendi kendine.
“İyi.”
Ekranda Ayça’nın stres seviyesini ölçen küçük grafik dalgalanıyordu.
Kalp atışı artışı…
Yazma hızındaki düzensizlik…
Aras sakin bir nefes aldı.
“Şimdi gerçeği söylemeyeceğim,” diye düşündü.
“Henüz değil.”
Masasının çekmecesini açtı.
İçinden küçük bir dosya çıkardı.
Ayça’nın çalıştığı yerin adresi.
Oğlunun okulunun krokisi.
Servis saatleri.
Hepsi dokunulmamıştı.
Henüz.
“Ben kötü biri değilim,” diye fısıldadı karanlığa.
“Ben sadece… izin vermem.”
Ayça kapının arkasına sırtını dayayıp yavaşça çöktü.
Dizlerinin bağı çözülmüş gibiydi.
Telefon hâlâ yerdeydi ama eğilip almaya cesaret edemiyordu.
“Ben seni her gün görüyorum.”
Bu cümle, zihninde yankılanıp duruyordu.
Bir tehdit gibi değil…
Bir bilgi gibi söylenmişti.
Avuç içleri terledi.
Nefesini kontrol etmeye çalıştı ama göğsü daralıyordu.
“Saçmalama,” dedi kendine fısıltıyla.
“Kimse seni izlemiyor.”
Ama sesine kendisi bile inanmadı.
Yavaşça ayağa kalktı.
Perdeyi araladı.
Sokak…
Her zamanki gibi sessizdi.
Park edilmiş arabalar.
Yoldan geçen bir iki insan.
Ama Ayça artık normal bakamıyordu.
Her karanlık köşe,
her cam yansıması,
her park etmiş araba…
ona bakıyormuş gibi geliyordu.
Perdeyi hızla kapattı.
Kalbi deli gibi atıyordu.
Oğlu odasından seslendi:
“Anne?”
Ayça irkildi.
Boğazı düğümlendi ama sesini sakin çıkarmaya zorladı:
“Buradayım canım.”
Oğlunun yanına gitti.
Onu izledi.
Masumca oyuncaklarıyla oynuyordu.
Ayça diz çöktü, onu kendine çekip sıkıca sardı.
Normalden fazla…
fazla sıkı…
“Anne canımı acıttın,” dedi çocuk şaşkınlıkla.
Ayça hemen gevşedi.
“Özür dilerim… korktum biraz.”
“Korktun mu?” diye sordu çocuk masumca.
Ayça yutkundu.
“Evet… ama geçecek.”
Ama geçmeyeceğini biliyordu.
Gece oldu.
Ayça ışıkları kapatamadı.
Salon lambası açık, mutfak lambası açık…
Karanlık istemiyordu.
Telefonu masanın üzerine koydu.
Ekranı kapalıydı ama Ayça’nın gözü hep oradaydı.
Sessizlik ağırdı.
Çok ağır.
Bir tıkırtı duydu.
Kalbi ağzına geldi.
Yerinden sıçradı.
Mutfaktan gelmişti.
Yavaş adımlarla yürüdü.
Elinde anahtar…
Saçma ama kendini savunmak ister gibi.
Mutfak boştu.
Sadece pencere hafif aralıktı.
Ayça emin hatırlıyordu:
Kapatmıştı.
Pencereye yaklaştı.
Ellerinin titremesini durduramıyordu.
Sokağa baktı.
Hiç kimse yoktu.
Ama tam perdeyi çekecekken…
karşı binanın camında bir ışık söndü.
Ayça geri çekildi.
Nefesi kesildi.
“Beni izliyor,” dedi bu kez sesli.
“Gerçekten izliyor.”
Telefon titredi.
Ayça çığlık atmamak için ağzını kapattı.
Ekrana bakmak istemedi.
Ama baktı.
📩 Bilinmeyen Numara
“Perdeyi kapat.
Üşüteceksin.”
Ayça’nın dizleri tutmadı.
Sandalyeye tutunarak ayakta kaldı.
Bu bir tahmin değildi.
Bu bir anı izlemeydi.
Parmakları kilitlendi.
Yazamadı.
Ağlayamadı.
Bağıramadı.
Sadece fısıldayabildi:
“Lütfen… yeter.”
Yeni mesaj geldi.
“Korktuğunu hissediyorum.
Ama sana zarar vermiyorum Ayça.
Sadece… seni koruyorum.”
Ayça başını iki eli arasına aldı.
“Hayır,” dedi kendi kendine.
“Bu koruma değil.”
Bu bir hapsedişti.
O gece Ayça uyumadı.
Her sesle irkildi.
Her bildirimde kalbi durdu.
Ve ilk kez, Yalçın’dan, parasızlıktan, yalnızlıktan değil…
Aras’tan korktu.
Onu hiç görmeden.
Hiç tanımadan.
Ve en korkuncu şuydu:
Bu adamın,
korkusunu sevdiğini hissetmişti.
Ayça mutfak masasının başında oturuyordu.
Saat gece 02.47.
Telefonu iki eliyle tutuyordu ama aramaya basmak için cesareti yoktu.
Ekranda 155 yazıyordu.
Bir an oğlunun odasına baktı.
Kapı aralıktı.
Düzenli nefes alışını duyabiliyordu.
“Onun için,” dedi fısıltıyla.
Ve aradı.
📞 155 – Polis İmdat
“Polis imdat buyurun.”
Ayça’nın sesi titriyordu:
“Ben… beni biri izliyor olabilir. Mesajlar alıyorum. Evimin önünü biliyor, bankama para gönderdi, perdeyi kapattığımı bile söyledi.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Hanımefendi sakin olun,” dedi görevli, alışılmış bir tonla.
“Size açık bir tehdit var mı?”
Ayça yutkundu.
“Yani… ‘seni izliyorum’ dedi.”
“Öldürme, yaralama, zarar verme gibi bir ifade kullandı mı?”
“Hayır ama—”
“Fiziksel olarak evinize geldi mi? Kapınızı çaldı mı?”
“Hayır ama—”
“Evinizde zorlanma, darp, zarar var mı?”
“Yok ama—”
Görevli cümleyi bitirdi:
“O zaman şu an için somut bir suç unsuru yok.”
Ayça’nın gözleri doldu.
“Ama ben korkuyorum.”
Karşıdan gelen ses soğuktu:
“Korkmak suç değildir hanımefendi.”
Polis Eve Gelir
Yine de bir ekip gönderildi.
Kapı çaldığında Ayça yerinden sıçradı.
Kapıyı açtığında iki polis memuru vardı.
Evi gezdiler.
Pencereler.
Kapılar.
Balkon.
Hiçbir iz yoktu.
Telefonuna baktılar.
Mesajlar…
Numara gizli.
“Bu numara sanal hat olabilir,” dedi biri omuz silkerek.
“Takibi zor.”
Banka transferine baktılar.
“Kendi isteğiyle gönderilmiş,” dedi diğeri.
“Suç sayılmaz.”
Ayça’nın sesi neredeyse ağlamaya döndü:
“Ama ben istemedim.”
“Anlıyorum,” dedi polis, ama anlamıyordu.
“Şu an için yapabileceğimiz bir şey yok.”
Bir form doldurdular.
Kısa.
Ruhsuz.
Kapıdan çıkarken biri döndü:
“Hanımefendi, eğer tekrar mesaj gelirse…
ama açık tehdit olursa…
o zaman tekrar arayın.”
Kapı kapandı.
Ev yeniden sessizliğe gömüldü.
Ayça olduğu yerde kaldı.
Bir süre sonra yere çöktü.
“Yok,” dedi kısık bir sesle.
“Hiçbir şey yokmuş.”
Ama her şey vardı.
Aras
Aras, polis ekip aracının Ayça’nın sokağına girişini canlı izliyordu.
Ekranda kırmızı-mavi ışıklar yanıp söndü.
Dosya açıldı:
“Temizlendi.”
Telefon hatları sustu.
IP’ler kapandı.
Loglar silindi.
Polisler çıkarken Aras sakince arkasına yaslandı.
“Bulamazlar,” dedi kendi kendine.
“Ben iz bırakmam.”
Ayça’nın evinin ışıkları hâlâ açıktı.
Bir pencere…
Perde kapalıydı.
Aras hafifçe gülümsedi.
“Polisi aradın.
Demek korktun.”
Ama yüzünde sevinç yoktu.
Daha çok… tatmin vardı.
Yeni bir mesaj yazmadı.
Bazen sessizlik,
mesajdan daha güçlüydü.
Ayça
O gece Ayça ilk kez anladı:
Polis yoktu.
Kanıt yoktu.
Koruma yoktu.
Ve biri vardı.
Adını bilmediği…
yüzünü görmediği..
ama hayatının içinde olan biri.
Başını dizlerine gömdü.
“Yalnızım,” dedi.
Ve bu cümle..
evin içinde yankılandı.
Kendi için değil ama oğlunu koruma içgüdüsüyle ne yapacağını bilmiyordu.
Daha önce böyle bir şey yaşamamıştı.
Tek derdi borçları ve çocuğunun geleceği olan sıradan bir insandı.
Sabah yüz yüze konuşup ne istediğini anlaması gerekiyordu.
Çünkü başka yardım edecek kimsesi olmayacaktı.
Ev sahibini merakla camlara çıkan komşuları düşünmemişti,hepsinin sorgulayan bakışlarını düşündükçe içi daha çok sıkıldı.
Yarın annesini arayıp hemen dönmelerini isteyecekti.