3 Ay Sonra
Annemin ölümünün üzerinden üç ay geçmişti. Yokluğu o kadar belliydi ki. İlk zamanlar sürekli ağlıyor, durup durup hülyalara dalıyordum. Onu o toprağın altına koyduğumdan beri aldığım nefes bile anlamsız gelmeye başlamıştı. Özlüyordum onu. Bir kerecik bana sarılması, kızım demesi, saçlarımı okşayıp, o narin dudaklarını alnıma bastırıp öpmesi için nelerimi vermezdim. Her yerde onu görüyordum, her yer onun anılarıyla doluydu. Ölüm giden için değil kalan için zordu bunu bir kez daha anlamıştım. Onsuzluğa alışmak o kadar zordu ki. Bu üç ay içinde acım hiç azalmamıştı ama acı çekmeye alışmıştım. Öyle bir şeydi ki bu, alışmam dediği ne varsa alışıyordu insan. Bende alışmıştım. Artık eskisi kadar gözlerim onu aramıyor, her an odadan çıkıp adımı seslenecek gibi hissetmiyordum. Zeliha abla her daim yanımda olmaya çalışıyordu. Ara sıra gelip beni kontrol ediyordu, biliyordum babam tembihlemişti onu, ara sıra beni kontrol etmesi için. Babam tarlaya çalışmaya gidiyor, beni yalnız bıraktığı için yüreği ağzında eve geliyordu. Korkma diyordum, iyiyim. Ama baba yüreği aklı hep bende kalıyordu. Gün içinde çok şey yapıyordum düşünmemek için. Ama hiç gülmüyordum. Dudaklarımın kenarları acıyordu bir tebessüm sunduğumda, annemin acısını hatırlatmak ister gibi... Şimdi babamın gelme saatiydi. Çorba yapmıştım, annemin en sevdiği çorbayı. Karıştırmaya devam ettim dibi tutmasın diye. Ekmek banarak yerdi annem. Tabağını sünnetlerdi bize de her daim bunu öğretmişti . Tabağımızı sünnetlemeden kalkamazdık masadan. Kapı çaldı. Çorbanın altını kapattım ve açmak için kapıya ilerledim. Aylardan Marttı, eskisi kadar ayaz yoktu ama ara sıra yağmur yağıyordu. Kapıyı açtım, hafif ılık bir rüzgar yüzüme vurdu. Gelen babamdı elinde keseye sarılmış bir ekmek ile kapıyı açmamı bekliyordu.
"Hoşgeldin baba." Baktı bana, içeri girdi usulca. Alnımdan öptü ardından beni geride bırakıp ilerledi. Kapıdaki ayakkabılarını düzelttim hemen. Evi daha fazla soğutmamak için kapıyı kapattım.
"Çorba yaptım, içeriz değil mi? Açsındır." Ayağımdaki patikleri halıya sürttüm. Babam ellerini yıkadı ve sobanın yanındaki tabureye oturdu.
"Yeriz kızım." Bir şey vardı sesinde anlamıştım. Sesi pek bir tek düze geliyordu. Düşünceliydi. Öksürmeye başladı, ama bir iki kere değil. İçi sökülürcesine. Yanına koştum hemen.
"Baba iyi misin?" Annemden sonra onu da kaybetme korkusu sarmıştı bedenimi. En ufak bir şeyde evham yapıyor, üzerine titriyordum.
"İyiyim kızım iyiyim. Hadi yemek yiyelim." Kesildi öksürüğü. Elini elimin üzerine koydu, sönük mavileriyle bana baktı, beni iyi olduğuna ikna etmek ister gibi. Sakalları uzamıştı. Yaşlanmıştı da. Artık daha az uyuyor, daha çok çalışıyordu. Hasta olmasından korkuyordum. Annemi kaybettiğimizden beri tek dayanağımız birbirimiz olmuştuk. Başka kimsemiz yoktu çünkü.
Sofrayı hazırladım ve oturduk. Kaselere çorbaları doldurdum, babamın getirdiği ekmekten bir parça kırıp babama uzattım. Kendime de bir parça ekmek aldığımda kenarından kopartıp ağzıma attım ve bir kaşıkta çorba. Suskunduk... Genelde yemeklerde konuşmazdı babam. Ama yemekten sonra mutlaka yemek duası yapardı. Hatta Ahmet'e bile ezberletmişti. Hiç unutmuyordum, dili dönmediği için sürekli söylenir okumak istemezdi ama babam ısrar ile ona okuturdu. Ahmet yaşıtlarından çok daha akıllıydı. Annem benimde öyle olduğumu söylerdi hep. Üniversiteyi okumak çok istemiştim ama şartlarımız bunun için pek el verildi değildi. Üniversite için çarşıya yerleşmemiz gerekti ve çarşıda ki ev kiraları bir hayli pahalıydı. Gücümüz buna yetmezdi. Evimizde sürekli olarak bir tek babam vardı. Lisedeki stajımdan sonra bir kaç yerde öğretmenlik yapmıştım, Ahmet'i kaybetmeden önce. Onu kaybettikten sonra annemin yanında olmam gerektiğini düşünüp işten ayrılmıştın. Zaten çok uzakta kalıyor, sabah erkenden yola koyulmam gerekiyordu bir nevi ayrılmam daha iyi olmuştu. Hem o kadar da iyi para vermiyorlardı. Ama şimdi çalışabilirdim belki. Hem babama destek olur, hem de zamanımı öldürecek bir uğraşım olurdu. Belki böylece allı sürekli bende de kalmazdı. Evet iyi bir fikir gibiydi. Babam ile konuşmalıydım.
"Baba, diyorum ki ben yeniden çalışmaya başlayayım." Ekmeği ağzına attı, sönük mavileri bana döndü çorbaya kaşık atmadan.
"Olmaz." Net bir dil ile reddetti beni. Çorbasından bir kaşık aldı. Israr edecektim.
"Belki aklın böylece bende de kalmaz. Sana da destek olurum." Naif sesimle ikna etmeye çalıştım onu. Durdu gözlerini gözlerime dikti.
"Olmaz Zerde, yakında Urfa'dan ayrılacağız." Urfa'dan ayrılmak mı, neden? Annem ile kardeşim onlar burada mı kalacaklardı. Onları bırakamazdım, mezarlarını kim sular, kim çiçek ekerdi? Olmazdı gidemezdik. Gitsek bile nereye gidecektik, niye gidecektik?
"Urfa'dan ayrılmak mı?" Yanlış duyduğumu düşünerek sordum. Başını salladı.
"Evet Mardin'e gideceğiz." Mardin mi? Yıllar önce sürgün edildiği şehir Mardin'e mi?
"Ama siz oradan sürgün edildiniz." Anlayamıyordum. Neden böyle bir karar vermişti. Neden Urfa'yı terk etmek istiyordu.
"Hem annem ile kardeşim buradalar, onları bırakıp gidemeyiz." Bakışları tekrar beni buldu. O an babamın yüzündeki hüznü gördüm. Gitmek istemiyordu ama gitmeye mecbur gibiydi. Daldı, sanki bir anı hatırlamış gibi öylece daldı. Sonra o daldığı düşüncelerden sıyrıldı. Kendine geldi.
"Onlar her zaman bizimle. Bak buramda taşıyorum ben onları." Eliyle kalbini gösterdi. Çalışmaktan nasır tutmuş ellerine baktım.
"Benim için de zor ama gitmemiz gerek."
"Neden, neden gitmemiz gerek?" Sorguladım her şeyi. Bu kadar ani karar almasının bir sebebi olmalıydı. Bu sebebi öğrenmek istiyordum. Bu kadar büyük bir karar vermek kolay değildi ve babam mecburdu.
"Şartlar bunu gerektiriyor." Kısa kesiyordu. Her şeye üstü kapalı cevap verip benden bir şeyler saklaması canımı sıktı. Peşini bırakmadım.
"Hangi şartlar? Neden gidiyoruz?" Sorduğum soruları yineledim.
"Yeter Zerde. Gidiyoruz dedim bitti." Elindeki kaşığı fırlatıp, bağırmaya başlaması ile neye uğradığımı şaşırdım. Bu benim babam mıydı? Bu zamana kadar bana sesini dahi yükseltmemiş olan adam mıydı? O an kalbimde bir yerlerde cam kırıklıklarının sesini işittim. Gözlerim doldu, sönük mavilere bakamadım. Oturduğum yerden de kalkmadım, soğumuş çorbamı içmeye devam ettim. Sustum. Neden demedim, niye gidiyoruz demedim. Sadece sustum. Aniden masadan kalktı ve yatak odasına girip ardından kapattı kapıyı. Bakmadım, ama gözyaşlarım çoktan akmaya başlamıştı. Sağ kolumu karnıma doğru kırdığım sağ dizime yasladım, yüzümü de sağ elime. Aktı gözyaşlarım. Babam böyle değildi, o bana sesini yükseltmeye dahi kıyamazken ne olmuştu. Anlıyordum zor zamanlar geçiriyorduk. Önce evladını sonra da eşini kaybetmişti, hak veriyordum. Sildim gözyaşlarımı ve masayı toplamaya başladım.
Masayı toplayıp bulaşıkları yıkadıktan sonra sobanın yanında çekyata oturdum. Kenardaki yastığı kucağıma koydum. Annem olsaydı hiçbir şey böyle olmazdı. O bizi birleştirir, aramızı bulurdu ama şimdi. Babam başka bir yere ben başka bir yere savrulmuştuk. Akan gözyaşlarımı sildim. Yatak odasının kapısı açıldı. Babamın ağladığımı anlamaması için daha sert sildim gözlerimi. Yanıma doğru ilerledi, çekyata oturdu. O oturunca hafif çöktü çekyat ve yaylar ses çıkardı. Ona bakmıyordum bu yüzden bana bakıp bakmadığını da bilemiyordum.
"Sana bağırmak istemedim kızım." Kızım kelimesini duymam ile bütün yelkenlerim suya inmişti zaten. Ona doğru döndürdüm başımı. Bana bakıyordu.
"Ben amacım seni sıkıştırmak değildi baba. Nedenini merak etmiştim." Hatalı olduğumu düşündüm. Bu kadar üzerine gitmemeliydim belkide. Kollarını açtı, gülümsedi. Sönük mavileri bir saniye dahi olsa parladı. Girdim kollarına hemen, Ellerimi sırtına koydum.
"Onu çok özlüyorum baba." Kimden bahsettiğimi biliyordu. Biz birbirimizi anlardık.
"Bende kızım bende." Bir nefes verdi dudaklarından. Saçlarımı okşadı nasırlı elleriyle, ardından saçlarımın üzerine bir öpücük kondurdu.
"Onları burada bırakmak benim için de çok zor." Duraksadı, canı yanmıştı hissetmiştim. Geçmesini bekledi, bir nebze dahi olsa azalmasını... Annemin mezarına gidiyor, toprağını sevebiliyordum. Eğer Mardin'e gidersek bunu yapamazdım. Onları bırakmak istemiyordum ama babamın çaresizliğinin bir sebebi olmalıydı. Annemi yalnız bırakamayacağım gibi onu da yalnız bırakamazdım bu hayatta. Ardından devam etti.
"Mardin'de çok zengin bir aşirette en büyük evlat olarak doğdum. Kandemir aşiretinin en büyük oğlu olarak. Annem çok yufka yürekli bir kadındı, ama babam öyle değildi. Gaddardı, acımasızdı, yeri gelir bizi döverdi. 19-20 yaşlarındaydım, köyden bir kızı sevdim. Kız çok güzeldi ay gibi. Ama annenden güzel değildi tabi. O zamanlar çok yakın bir dostum vardı, Azad. Her gün onunla buluşur, köyün minibüsleri ile çarşıya iner iki tur atar köye geri dönerdik. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Bir gün yine köyün çeşmesinde Azad ile otururken o kız geldi. Tabi hemen heyecanlandım. Azad gaza getirdi beni kıza açılmak için yanına gittim oracıkta anlattım duygularımı. Kız yüzüğünü gösterdi, sözlüymüş meğer. Vazgeçtim bu sevdadan. Ertesi sabah aşiret bir iftira ile çalkalandı. O kız Şiyar bana asıldı, Azad da şahidimdir diyerek sözlüsüne yalan yanlış şeyler anlatmış. İlk başlarda korkmadım, Azad dostumdu gerçeği anlatırdı elbet ama öyle olmadı, sırtımdan vurdu beni. Kızın dedikleri doğru dedi. Aşiret o anda ölüm fermanımı verdi, anam yıkıldı babamın eli kolu bağlandı. Babam kara kara düşündü bir çare buldu en sonunda. Aşirete ölüm fermanıma karşılık bir teklifte bulundu. Mardin'den sürgün edilecektim, asla geri dönmemek koşulu ile. Aşiret olmaz dedi kabul etmedi ama babam buldu bir çaresini kabul ettirdi. Bir gün sonra sürgün edildim işte bu köye. Çok merak ettiğin sürgün hikayesi bu kızım." Merakla anlattıklarını dinledim. Yıllardır bana anlatmadıkları, sır gibi sakladıkları sürgünün hikayesi buydu demek.
"Ama şimdi neden dönmek istiyorsun baba?" İşte en merak ettiğim şey buydu.
"Onu zamanı geldiğinde öğreneceksin kızım, zamanı geldiğinde." Sabretmem gerektiğini söylüyordu. Kafam karışmıştı. Geçmişte yediği ihaneti ödetmek mi istiyor diye düşündüm ancak babam böyle bir insan değildi. O insanların kötülüğünü istemezdi. Neden dedim kendime neden bunca yıl sonra Mardin'e dönmek istiyordu. Bunun sebebini öğrenecektim. Ne olursa olsun öğrenecektim. Kabullendim, annem ile kardeşimi burada bırakıp Mardin'e girmeyi kabullendim babam için. Onlar her zaman bizimleydi babam haklıydı.
"Peki ne zaman gidiyoruz?" Başımı göğsünden kaldırdım. Ellerini çekti saçlarımdan.
"İki gün sonra."