1. Asistan mı hacker mı?
Güney Başsalcı, Başsalcı İlaç Sanayi’nin otuz ikinci katındaki cam duvarın önünde dikilirken şakaklarında zonklayan bir ağrı vardı. Üzerindeki kusursuz kesim lacivert takım elbisenin içinde her zamanki gibi mesafeli, güçlü ve ulaşılmaz duruyordu.
Ancak iç dünyası, yeni geliştirdikleri moleküler formülün sızdırılma riski yüzünden bir savaş alanından farksızdı. Kolundaki pırlanta işlemeli saatin kadranına baktı, yönetim kurulu toplantısına tam on beş dakika vardı ve asistanının ulaştırması gereken çok önemli bir brifing dosyası hala eksikti.
Sabırsızlıkla cebinden çıkardığı kişisel telefonunun ekranına dokundu. Şirket telefonundan asistanının numarasını kişisel telefonuna kaydetmek istedi. Kimsenin numarasını şahsi telefonuna kaydetmezdi ama şu anda durum ciddiydi!
Düşünceleri o kadar hızlı akıyordu ki sayılara pek dikkat etmeden numaranın son iki hanesini yanlış yazdı ama bunu fark etmedi. Asistanının yerine bambaşka bir numarayı hızlıca tuşlayarak sert bir mesaj gönderdi.
Odasına hemen gelmesini, siber güvenlik ve lansman detaylarının eksik olduğunu yazmış, iki dakika içinde gelmezse pozisyonunu unutmasıyla tehdit etmişti.
Aynı dakikalarda İzmir’de perdeleri tamamen kapalı, sadece bilgisayar ekranlarının mavi ışığıyla aydınlanan dağınık bir odada bambaşka bir hayat akıyordu.
Peri Birkent, kucağındaki devasa cips kasesi ve üstündeki oversize polarıyla, az önce hacklediği uluslararası bir veri tabanının kod zincirlerini çözmekle meşguldü.
Gözlerindeki yorgun ama muzip parıltı, ekrandaki yeşil yazılarda geziniyordu. Kulaklığındaki yüksek ritimli müziğin sesini artıracağı sırada masanın üzerindeki telefonu titredi.
Peri, gözlerini ekrandan ayırmadan tek eliyle telefonu aldı. Bilinmeyen bir numaradan gelen emir kipiyle dolu tehdit mesajını okuduğunda dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Hayatta en gelemediği şey, birilerinin ona ne yapacağını söylemesiydi.
Klavyeye hızla dokunarak hangi tutkulu pozisyondan bahsettiğini soran, alaycı ve "Sistemini patlatırım senin." tehdidiyle biten bir cevap yolladı.
Güney, asistanından geldiğini sandığı bu cüretkar ve saygısız cevabı okuduğunda gözlerine inanamadı. Odadaki hava bir anda buz kesmişti. Yıllardır yanında çalışan asistanı Başsalcı İlaç'ın sahibine nasıl hitap ettiğinin farkında değildi.
Öfkeyle telefonun ekranına parmaklarını vurarak ses tonuna dikkat etmesini söyledi ve kendini net bir şekilde tanıttı: Ben Güney Başsalcı. Şaka yapacak vaktim yok. Kovulmak istemiyorsan dosyayı getir!
Mesaj, İzmir'deki o karanlık odanın sessizliğini bir kez daha böldüğünde Peri ekranın başında küçük bir kahkaha attı. "Güney Başsalcı mı?" diye mırıldandı.
Bu ismi hemen hafızasındaki o devasa magazin ve ekonomi veri tabanına gönderdi. Klavyeye birkaç saniye dokunması yetti. Ekranında devasa bir biyografi vardı. Adamın kusursuz, sert hatlara sahip, çelik gibi bakan gözlerinin olduğu vesikalık fotoğrafları belirdi.
Koca Ceo’nun yanlış numaraya çarptığını anlayan Peri, bu kibirli üsluba küçük bir ders vermeye karar verdi. Telefona uzanıp çok korktuğunu belirten ama asistanı olmadığını ve canının dosya taşımak istemediğini söyleyen muzip bir yanıt gönderdi.
Güney, hayatında ilk kez kontrolü kaybediyormuş gibi hissetti. Karşısındaki gizemli numara, onunla resmen dalga geçiyordu.
Aldığı "Yanlış kapıyı çaldın kibir abidesi, git o sıkıcı toplantına." mesajıyla durumun farkına varsa da içindeki o garip, inatçı his bu konuşmayı burada bitirmesine izin vermiyordu.
Telefonu sıkıca kavrayıp son uyarısını yazdı. "Kim olduğunu bulmam iki dakikamı almaz. Kimse benimle bu şekilde konuşamaz."
Peri ekran başında sırıttı. Meydan okuma kabul edilmişti. Genç kız, parmaklarını ekranda son kez oynatarak meydan okuyan o son cümleyi yazdı ve yanına bir göz kırpma emojisi ekledi.
"Dene bakalım, tatlım. Bakalım bulabilecek misin?"
Güney, ekrandaki mesaja bakarken yönetim kurulu salonuna doğru adımlamaya başladı ancak aklı çoktan o bilinmeyen IP adresinin ardındaki gizemli kadına takılıp kalmıştı.