36. Yangın

1042 Words
Alsancak’ın cıvıl cıvıl, taze deniz kokulu caddelerine akşamüstü karanlığı çökerken eczanenin ahşap tezgahı üzerindeki lambalar hafifçe kırpıştı. Peri majistral krem reçetesini hazırladığı cam behere dikkatle vazelin eklerken dükkanın arka tarafındaki elektrik panosundan boğuk, çatırtılı bir ses yükseldi. ​"Melahat Abla, panoya baktırdın mı bu hafta?" diye seslendi Peri alnındaki teri silerek. İçine tuhaf bir kurt düşmüştü. ​Dükkanın arka odasındaki küçük mutfakta çay demleyen Melahat Abla neşeyle seslendi. "Baktırdım kızım, geçen gün elektrikçi gelip şalteri değiştirdi. Bir şey yoktur—" ​Cümle tamamlanamadı. ​Büyük bir patlama sesiyle birlikte arka depodaki ana dağıtım panosundan mavi bir kıvılcım çıktı. Saniyeler içinde depoda üst üste yığılı duran karton ambalajlar ve pamuk ruloları alev aldı. Yanık plastik kokusu bir anda tüm dükkanı kapladı. Yoğun, siyah bir duman tavandaki ahşap kaplamalara doğru hızla tırmandı. ​"Melahat Abla!" diye bağırdı Peri elindeki beheri masaya bırakıp arka odaya koşarak. ​Melahat Abla dumanın içinde öksürerek kapıya doğru geriliyordu. Yıllardır gözü gibi baktığı ekmek teknesi olan o küçük dükkanın alevlerle sarıldığını gördüğünde dizlerinin bağı çözüldü. "Dükkanım... Eczanem gidiyor Peri!" ​"Abla hemen dışarı!" Peri kendi canını unutup yaşlı kadını kolundan tuttu ve zorla sokağa doğru sürükledi. Dışarı çıktıklarında caddedeki esnaf ve yoldan geçenler bağrışmaya başlamıştı. İnsanlar yangın tüpleriyle müdahale etmeye çalışıyordu. Ancak ahşap binalar ve kimyasal ilaç ambalajları minik alevleri büyüterek söndürülemez bir yangına dönüştürmüştü. ​Siren sesleri Alsancak sokaklarında yankılanırken kaldırım kenarında yere çökmüş ağlayan Melahat Abla’ya sarıldı Peri. Kalbi korkudan küt küt atıyordu. Cayır cayır yanan eczaneden çıkabildikleri için şükrediyordu. Peri bakışlarını Melahat ablasına çevirdi. Kadının yüzü isle kaplanmış, beyaz önlüğü simsiyah olmuştu. Peri eczaneye baktığında ağlamak istedi. Gözlerinin önünde sığınağı, sakin dünyası ve siber kimliğini gizlediği huzurlu eczane alev alev yanıyordu. ​Önlüğünün cebinde duran telefonu acı acı çalmaya başladı. ​Başsalcı Plaza’nın kırkıncı katında akşam haberlerini kontrol eden Fatih elindeki tablete düşen son dakika haberini gördüğünde donakaldı. "İzmir Alsancak’ta tarihi eczanede büyük yangın!" haberinin altındaki fotoğrafta Melahat Abla’nın dükkanının alevler içindeki görüntüsü vardı. ​"Güney!" diye bağırdı Fatih kapıyı vurmadan içeri dalarak. "Güney çabuk bak!" ​Güney masasından başını kaldırdı, Fatih’in yüzündeki dehşet ifadesini görünce kaşlarını çattı. "Ne oluyor Fatih?" diye kaygılanarak sordu. ​"İzmir... Peri’nin çalıştığı eczane yanıyor!" ​Güney’in elindeki kalem pat diye masaya düştü. Bir saniyede rengi attı. Vücudundaki tüm kan çekilirken bir şimşek gibi sandalyesinden fırlayıp Fatih’in elindeki tableti kaptı. Haberdeki fotoğrafları ve canlı yayın akışını gördüğünde göğsüne ağır bir taş oturdu. Karşısındaki ekranda alevler yükseliyordu. ​"Peri..." diye fısıldadı Güney. Sesi titriyordu. Hayatında ilk kez kontrolünü bu kadar kaybettiğini hissediyordu. "Peri nerede? Ona bir şey oldu mu?" Güney'in kalbi sıkışırken aldığı her nefes ciğerine batıyordu. O yeşil gözlü, hayat dolu kıza bir şey olursa kafayı yerdi. ​Hızla telefonuna sarıldı. Titreyen parmaklarla Peri’nin numarasını çevirdi. Telefon çalıyor ama açılmıyordu. Tekrar tekrar aradı fakat yine yanıt yoktu. Güney odanın içinde ileri geri yürüyor, üstünü başını parçalamak istiyordu. Şakakları zonklarken ağzından bir küfür kaçtı. ​"Sakin ol kankam, itfaiye orada. Belki telefonu içeride kalmıştır." dedi Fatih Güney’in omzunu tutarak. Arkadaşının beti benzi atmıştı, onu daha önce hiç bu kadar dağılmış görmemişti. İçini rahatlatmak istiyordu. "Dur bir İzmir emniyetini arayayım." ​"Ne sakini Fatih!" diye kükredi Güney hırsla ceketini sandalyeden alarak. "O kız oradaydı! Telefonu açmıyor! Ya içerde kaldıysa, ya..." Güney cümlesinin devamını getiremedi. Kötü ihtimalleri düşünmek bile istemiyordu. ​Güney parmaklarını klavyede gezdirdi ve telefondan hızla yazmaya başladı. ​— "Peri! Neredesin? Lütfen cevap ver! İyi misin? İzmir’deki haberi gördüm, Peri bir şey söyle!" Güney sayamadığı kadar çok mesajı arka arkaya Peri'ye gönderirken ona bir şey olmaması için dua ediyordu. ​Caddede duran itfaiye araçlarının tazyikli suları alevleri söndürmeye çalışırken Peri kaldırımda oturmuş Melahat Abla’yı teselli ediyordu. Cebinde sürekli titreyen telefonunu en sonunda çıkarıp baktı. ​Ekran Güney’den gelen aramalar ve panik dolu mesajlarla dolup taşmıştı. ​Peri derin bir nefes alıp yüzündeki isi eliyle sildi. Yüreğindeki büyük felaket hissinin ortasında Güney’in bu samimi çırpınışı ve paniği içini garip bir sıcaklıkla kapladı. Adamın soğukkanlı, karizmatik ve güçlü imajı kendisi için duyduğu endişe karşısında tamamen darmadağın olmuştu. Kilometrelerce öteden bile onun desteğini hissedebiliyordu. ​Peri titreyen parmaklarıyla yanıt yazdı. ​— "Güney Bey... İyiyim. Ben de Melahat Abla da dışarı çıkmayı başardık, fiziki bir zararımız yok. Ama... Dükkan tamamen yandı. Eczane kül oldu." ​Masanın kenarına tutunmuş bir halde ekrana bakan Güney Peri’den gelen "İyiyim" mesajını okuduğunda gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. Göğsündeki darlık bir nebze olsun hafiflemişti. Yüreğine soğuk sular serpilmişti. Fatih’e dönüp "İyiymiş... Çıkmışlar." diyebildi. Sesi hala pürüzlüydü. ​Fatij rahatlarken omuzlarını gevşetti. Güney beklemeden cevap yazdı. ​— "Çok şükür... Çok şükür iyiymişsiniz. Canınıza geleceğine mala gelsin Peri Hanım. Yeter ki size bir şey olmasın. Şu an neredesiniz? İzmir’e hemen bir ekip göndereyim. Neye ihtiyacınız varsa halledelim." ​Peri gelen mesajı okuduğunda mesafeli, gururlu ve asil duruşunu yeniden topladı. Güney’in bu teklifi tamamen iyi niyetliydi ama o hiçbir zaman kimseden sadaka ya da lütuf kabul edecek bir kadın değildi. Hem ailesiyle birlikte yaşıyordu, her şeyi halledebilecek durumu vardı. ​— "Teşekkür ederim Güney Bey." diye yazdı Peri resmiyetini koruyarak. "Lütfen hiçbir şey göndermeyin. Melahat Abla’yı evine götüreceğim, yanındayım. Şoktayız sadece. Yardımlarınız için minnettarım ama şu an kendi başımızın çaresine bakabiliriz. Hayırlı akşamlar." ​Güney ekrandaki mesajı okuduğunda kızın gururlu, dik duruşuna bir kez daha hayran kaldı. Yangının, yıkımın ortasında bile minnet dile getirip kimseden tek kuruş yardım kabul etmiyordu. ​"Gördün mü Fatih?" dedi Güney masaya dayanarak. "Kız bu halde bile gururundan ödün vermiyor." ​"Sert kayaya çarptın diyorum sana." dedi Fatih üzüntüyle başını sallayarak. "Peki şimdi ne yapacak? Dükkan yandı, işsiz kaldı, İzmir’deki düzeni bitti." ​Güney’in gözlerinde kararlı bir ışık parladı. Aklında şekillenen o plan artık kaçınılmaz hale gelmişti. ​"Ona yardım olarak değil hak ettiği bir fırsat olarak geleceğim." dedi Güney. "İzmir’de kalmasına izin vermeyeceğim Fatih. Bu zekayı ve kadını, yangının yıkıntıları arasında bırakmayacağım." Güney Peri'yi kaybetmenin korkusuyla sarsılmışken ne olursa olsun onu yanına almaya karar vermişti. Bundan sonra asi eczacı kızın evi İzmir değil İstanbul olacaktı. ​Peri karakol ve hastanedeki işlemlerin ardından Melahat Abla'yı kendi evine getirmişti. Ailesi eczane ve diğer işlerle ilgili çıkan pürüzler için dışarıdaydı. Peri önündeki telefonlara baktı. Bu gece Gölge tamamen susacaktı. Bütün sistemleri kapatıp sadece İzmir’deki büyük kırılmanın yaralarını sarması gerekiyordu. ​Sakin eczacı hayatı alevlerle sona ermişti. Kimse bilmese debbu yangın Güney Başsalcı ile Peri Birkent arasındaki ilişkiyi bir daha açılmamak üzere atılan kör bir düğümle sağlamlaştıracaktı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD