42. Sensiz gitmem

1151 Words
Güney hastane koridorunun soğuk, steril havasından sıyrılıp bahçeye çıktığında Fatih’i aradı. Şu anda en yakın arkadaşıyla konuşmaya ihtiyacı vardı. Fatih iş konusunda yoğun bir dönemden geçmesine rağmen telefonu ilk çalışta açtı. ​"Güney! Oğlum neredesin sen, çıldırttın beni! Gece yarısı jete atlayıp gitmek ne demek? Kız nasıl, iyi mi?" ​Güney, hastanenin önündeki palmiye ağaçlarının altına doğru yürürken derin bir nefes aldı. Saatler süren gerginlik yerini garip, yorgun ama huzurlu bir dinginliğe bırakmıştı. "İyi Fatih. Dumandan etkilenmiş, bitkin düşmüş sadece. Taburcu oluyor." ​"Çok şükür be..." dedi Fatih uzun bir nefes vererek. "Peki sen ne yapıyorsun? Atlayıp dönüyor musun İstanbul’a?" ​"Dönmüyorum." dedi Güney net bir sesle. Karşısındaki lüks otelin amblemine baktı. Hastaneye yakın bir otel seçmişti aceleyle. "Şimdi Alsancak’ta bir otele geçiyorum. Üstümü değiştireceğim, biraz zihnimi toplayacağım. Bu iş burada bitmedi Fatih." ​"Nasıl yani?" Fatih’in sesi telefonda aniden ciddileşti. "Güney, kızın dükkanı yandı, hastaneden yeni çıkıyor. Ne planlıyorsun sen?" ​"Ona teklifimi yapacağım." dedi Güney gözlerini Ege Denizi’ne çevirerek. "İzmir’de kalması için hiçbir sebep kalmadı artık. Onu bu yıkıntının ortasında bırakıp İstanbul’a dönemem. Ama bunu hastane odasında o haldeyken yapamazdım. Gururunu incitmek istemiyorum. Bana biraz zaman ver, akşam üzerine doğru dönerim." ​"Aman kankam, dikkat et." dedi Fatih yarı şaka dolu yarı ciddi bir sesle. "O kız sen ne sunarsan sun 'Hayır' demeyi çok iyi biliyor. Karşında şirket yönetim kurulu yok, Eczacı Peri Birkent var." ​"Biliyorum." dedi Güney. "Zaten beni mahveden de bu." ​İkindiye doğru Peri’nin taburcu işlemleri tamamlanmıştı. Annesi ve babası onu doğrudan eve götürmek istese de Peri'nin aklında hala is kokan, yangının gölgesindeki dükkan vardı. Bu yüzden hemen eve gitmek istememişti. Zihni durmak bilmeyen bir çark gibi dönüyordu. Dükkanının küle dönüştüğü gerçeği, sabah hastane odasında Güney ile yaşadığı tehlikeli, nefes kesici yakınlaşma... Hepsi zihnini ablukaya almıştı. ​"Baba." dedi Peri, hastaneden çıktıklarında. "Eve gitmeyelim hemen. Biraz Kordon’a gidelim, deniz havası alayım. Ciğerlerimin açılmaya ihtiyacı var." ​Babası kızının gözlerindeki kederli ama dik duruşu görünce itiraz edemedi. Arabayla Kordon boyuna geçtiler. Denizden esen hafif imbat rüzgarı, İzmir’in kavurucu sıcaklığını kırıyordu. Bir banka oturdular. Annesi Peri’nin omuzlarına bir şal örttü, babası ise ilerideki çay bahçesinden sıcak çaylar getirmeye gitti ve kısa süre içinde döndü. Annesi kızının omuzlarına mavi bir şal örttü. "Ciğerlerin hala hassas, ne olur ne olmaz sırtını korusun." demişti. ​Peri elindeki sıcak çay bardağını tutarken gözlerini Ege Denizi’nin maviliklerine dikti. Yeşil gözlerinde büyük bir belirsizlik ve yorgunluk vardı. Yorgunluğunun en büyük sebeplerinden biri de aklını karıştıran Güney'di. ​Tam o sırada cebindeki telefonu titredi. ​Peri ekranı açtığında kalbinin ritmi anında değişti. Mesaj Güney’dendi. ​— "Mavi şal sana çok yakışmış Peri Hanım. Ama çayı fazla bekletme, soğursa tadı kaçar." ​Peri mesajı okuduğu an kaşlarını çattı. Şaşkınlıkla başını telefon ekranından kaldırıp hızla sağa sola bakındı. Kordon boyunda yürüyen insanlar, çimlerde oturan gençler, bisiklet sürenler... ​"Neredesin sen? Beni mi izliyorsun?" diye fısıldadı kendi kendine. Hızla klavyeye dokundu. ​— "Siz İstanbul’a dönmemiş miydiniz Güney Bey? Beni mi takip ediyorsunuz?" ​Ekrandaki üç nokta birkaç saniye hareket etti ve yanıt düştü. ​— "Seni takip etmiyorum, sadece kaderin bizi aynı sahilde buluşturma ısrarına boyun eğiyorum. Ve hayır, gitmedim. Asıl teklifimi yapmadan hiçbir yere gidemezdim." ​Peri telefon elinde başını çevirdiğinde yaklaşık elli metre ileride, deniz kenarındaki korkuluklara dayanmış onu izleyen adamı gördü. ​Güney üzerindeki ağır takım elbiseyi çıkarmıştı. Siyah bir keten gömlek, koyu renk bir pantolon giymiş, güneş gözlüklerini gömleğinin yakasına takmıştı. Rüzgar siyah saçlarını dağıtırken tüm karizmasıyla tam karşısında, Kordon’un ortasında duruyordu. ​Göz göze geldikleri an hafifçe başını sallayarak kızı selamladı Güney. Otele gidip kısa bir duş almış, üstünü değiştirip sahilde yürüyüş yapmak istemişti. Kaderin cilvesi budur ki Peri ve ailesini görmüştü. ​O sırada Peri’nin babası elinde çalan telefonuyla banka doğru yaklaştı. "Kızım, Melahat Abla’nın oğlu arıyor. Sigorta şirketinden eksper gelmiş, yakılan dükkanın enkazına bakacaklarmış. Annenle benim acilen oraya geçmemiz lazım. Sen gelebilecek misin?" ​Peri, babasına baktı. Dükkanın kapkaranlık, yanmış enkazını şu an görecek gücü kendinde bulamıyordu. "Siz gidin baba." dedi yumuşak bir sesle. "Ben biraz daha oturayım Kordon’da. İyiyim, merak etmeyin. Taksiyle geçerim eve." ​"Emin misin kızım? Yeni hastaneden çıktın." dedi annesi endişeyle. ​"Eminim annecim, gidin siz. Melahat Abla yalnız kalmasın. Baksana turp gibiyim, kaç yaşına geldim eve kendim dönebilirim." ​Annesi ve babası kızlarını alnından öptükten sonra çantasını verdiler. Babası içine ekstradan nakit para da koymuştu. Peri arkalarından el salladıktan sonra alelacele arabaya binip Alsancak’ın iç sokaklarına doğru gözden kayboldular. Peri bankta tek başına kaldı. Denize doğru dönüp derin bir nefes aldı. ​Adım sesleri arkasından yaklaşmaya başladığında genç kız kimin geldiğini biliyordu. Çimlerin üzerindeki hafif hışırtı tam arkasında durdu. ​"Yalnız kalmana izin vereceğimi sanmıyordun herhalde?" ​Güney’in o derin, kendinden emin ve kadife gibi sesi Kordon’un rüzgarına karışarak Peri’nin kulağına ulaştı. Güney, adımını atıp bankın tam yanına, Peri’nin hizasına geldi. ​Peri başını kaldırıp adama baktı. Sabah hastane odasında yarıda kalan, nefes nefese yakınlaşmanın izleri ikisinin de zihninde hala capcanlıydı. ​"Hani gidiyordunuz?" dedi Peri. Sesindeki resmiyeti korumaya çalışsa da gözlerindeki merakı gizleyememişti. "İstanbul’daki çok önemli toplantılarınız, milyarlık Ar-Ge projeleriniz sizsiz nasıl idare ediyor Güney Bey?" ​Güney hafifçe gülümseyerek Peri’nin oturduğu bankın boş tarafına, aralarında güvenli bir mesafe bırakarak oturdu. Denizden esen rüzgar ikisinin de saçlarını savuruyordu. ​"Toplantılar bekleyebilir Peri." dedi Güney bakışlarını Ege Denizi’ne çevirip ardından tekrar Peri’nin yeşil gözlerine dikerek. "Ama senin bu yıkıntının ortasında, duman kokulu anılarla tek başına kalmana izin veremezdim. Teklifimi yapmadan o jete binmeyeceğimi söylemiştim." ​Peri kaşlarını hafifçe kaldırarak adama döndü. "Ne teklifi?" ​Güney bedenini hafifçe Peri’ye doğru çevirdi. Yüzündeki alaycı Ceo ifadesi tamamen silinmiş, yerini son derece ciddi ve kararlı bir adama bırakmıştı. ​"İzmir’de seni tutan o dükkan artık yok." dedi Güney kelimelerini seçerek. "Sen bu zekayla, bu birikimle ve duruşla küçük bir mahalle eczanesine sıkışıp kalacak bir kadın değilsin. İstanbul’a, Başsalcı İlaç’a gelmeni istiyorum Peri. Birlikte kuracağımız Ar-Ge merkezinin başına geçmeni, projenin tek yetkilisi olmanı istiyorum." ​Peri aldığı bu teklif karşısında şaşırmamıştı ama Güney’in bunu sunuş şekli içindeki gururlu savunma mekanizmasını harekete geçirmişti. ​"Bana merhamet mi ediyorsunuz Güney Bey?" dedi Peri sesi aniden buz gibi bir mesafeye bürünerek. "Eczanem yandı, işsiz kaldım diye bana acıyıp şirketinizde bir masa mı teklif ediyorsunuz? Ben kimseden lütuf kabul etmem." ​Güney kızın bu sert tepkisi karşısında afallamak yerine hafifçe kıkırdadı. "Sana acımak mı? Peri, sen hastane odasında ölümden dönerken bile bana ders veren bir kadınsın. Sana acımak kimsenin haddi değil. Ben bir iş adamıyım ve seni Ar-Ge’nin başına istemem tamamen bencilce bir karar." ​"Bencilce mi?" ​"Evet." dedi Güney gözlerini kızın gözlerinden bir milim bile ayırmadan. "Çünkü o zekayı başka bir şirkete kaptırma riskini göze alamam. Ve daha da önemlisi... Seni İstanbul’da, kendi etki alanımda görmek istiyorum. Uzaktan mesajlaşmak, sana ulaşamadığımda çıldırmak istemiyorum." ​Peri adamın bu dürüst itirafı karşısında yutkundu. Kordon’un rüzgarı ikisinin arasında eserken Güney’in gözlerindeki ışıldayan kararlılık Peri’nin tüm duvarlarını zorluyordu. ​İzmir’deki sakin, güvenli limanı yanıp kül olmuştu. Ve şimdi karşısında duran bu adam onu İstanbul’un fırtınalı ama bir o kadar da büyüleyici dünyasına davet ediyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD