bc

Pas ve Pırlanta

book_age18+
10
FOLLOW
1K
READ
revenge
dark
contract marriage
BE
HE
fated
opposites attract
second chance
kickass heroine
mafia
gangster
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
lighthearted
serious
kicking
mystery
scary
detective
city
mythology
office/work place
childhood crush
lies
superpower
rebirth/reborn
love at the first sight
like
intro-logo
Blurb

​Gece, şehrin üzerinde ağır bir sis gibi çökerken, holdingin en üst katındaki cam odadan görünen manzara tek bir şeyi fısıldıyordu: Güç.​Dünyaca ünlü mücevher markasının arkasındaki zeka ve yaratıcı güç olan kadın, masasının üzerindeki ham pırlantayı ince parmaklarının arasında çeviriyordu. Işığın altında kusursuzca parlayan bu taş, dışarıdan bakan herkes için sadece servet ve zarafetin simgesiydi. Ama onun için bir disguisedı—gerçek dünyasını gizleyen ışıltılı bir perde.​O, sadece milyon dolarlık kolyeler, paha biçilemez yüzükler tasarlayan uluslararası bir ikon değildi. O, babasının ölümünün ardından yeraltının direksiyonuna geçmek zorunda kalan tek varisti.​Babası öldürülmeden önce yeraltı dünyasının en saygı duyulan, kendi kuralları olan liderlerinden biriydi. Ancak bir gece, arkasında hiçbir iz bırakmayan profesyonel bir suikastla ortadan kaldırılmıştı. Babasının kanlı mirası onun omuzlarına kaldığında, kadının önünde iki yol vardı: Ya geri çekilip av olacaktı ya da tahta geçip avcıya dönüşecekti.​O, avcı olmayı seçti.

chap-preview
Free preview
BÖLÜM 1: Işıltı ve Pas
​Gece, İstanbul’un üzerine ağır bir sis gibi çökerken, Karadağ Holding’in en üst katındaki devasa cam odadan görünen manzara tek bir şeyi fısıldıyordu: Güç. ​Lavin Karadağ, masasının üzerindeki ham pırlantayı ince, bakımlı parmaklarının arasında çeviriyordu. Tavan ışığının altında mermer gibi parlayan bu değerli taş, dışarıdan bakan herkes için sadece servet ve zarafetin simgesiydi. Ancak onun için tek bir anlamı vardı: Gerçek dünyasını gizleyen ışıltılı bir perde. ​Lavin, dünyaca ünlü mücevher markasının arkasındaki o dahi, ulaşılamaz kadındı. Bebe kumralı saçları omuzlarına zarifçe dökülüyor, üzerindeki terzi dikimi keskin siyah takımı onun asil duruşunu tamamlıyordu. Boynundaki pırlanta kolye gece ışıklarını kırarken, ışığa göre maviden çimen yeşiline dönen gözleri bu gece buz gibi bir soğuklukla bakıyordu. ​O sadece yüksek sosyete davetlerinin, kırmızı halıların ve milyon dolarlık tasarımların ikonu değildi. O, babası Araf Karadağ’ın faili meçhul suikastının ardından yeraltı imparatorluğunun direksiyonuna geçmek zorunda kalan tek varisti. ​Babası öldürüldüğünde iki seçeneği vardı: Ya köşesine çekilip av olacaktı ya da o kanlı tahta geçip bir avcıya dönüşecekti. Lavin avcı olmayı seçmişti. Tahta oturduğu ilk gün koyduğu kural ise kesindi: Uyuşturucu ve kadın ticareti bu topraklara girmeyecek. Bu karar onu diğer acımasız kartellerle karşı karşıya getirse de geri adım atmadı. Ama tüm bu operasyonların, sevkiyatların ve güç kavgalarının arkasında tek bir asıl hedefi vardı: Babasının tetiğini çektiren o gizli elin kim olduğunu bulmak. ​Geniş cam kapı sessizce açıldı. İçeri giren kişi, babasının en eski, en sadık adamı ve şimdi kendisinin en yakın sırdaşı olan Baran’dı. Baran’ın elinde koyu renk bir dosya vardı. İfadesi son derece ciddiydi. ​"Bulduk mu Baran?" dedi Lavin, gözlerini elindeki pırlantadan ayırmadan. Sesi pürüzsüz ama emrediciydi. ​"Babanın katilini taşıyan o siyah aracın izine ulaştık Lavin Hanım," dedi Baran dosyayı masaya bırakarak. "Cinayet gecesi kullanılan araç, olaydan hemen sonra plakasız olarak şehrin en arka sokaklarına, Haliç kıyısındaki eski sanayi bölgesine çekilmiş. Ve orada, izini tamamen kaybettirmek için parçalanmış." ​Lavin elindeki taşı masaya bıraktı. Buz mavisine çalan gözleri Baran’a kilitlendi. "Kim yapmış o araca restorasyon veya parçalama işlemini?" ​"Sıradan bir mahalle tamircisi gibi görünen bir yer. Yeraltıyla hiçbir teması yok, parayla veya tehditlerle iş yapmıyor. Ama o bölgede herkesin saygı duyduğu bir adam çalıştırıyor atölyeyi." Baran duraksadı. "İsmi Cihangir." ​Lavin oturduğu deri koltuktan ağır ağır ayağa kalktı. Şehrin ışıklarına baktı. Yıllardır süren arayışında ilk kez somut bir iz vardı elinde. O izin ucu, paranın ve gücün sökmediği, hiç bilmediği karanlık ve mütevazı bir dünyaya çıkıyordu. ​"Arabayı hazırlat Baran," dedi Lavin, üzerindeki ceketi düzelterek. "Cihangir ile tanışmaya gidiyoruz." ​Şehrin öteki ucunda, yağ kokan, loş ışıklı küçük bir atölyede zaman başka türlü akıyordu. ​Cihangir, 1967 model siyah bir Mustang’in kaputunun üzerine eğilmiş, elindeki anahtarla motor bloğunu sıkıyordu. Geniş omuzları, kaslı kollarına bulaşmış makine yağı ve üzerindeki yıpranmış deri ceketle bu atölyenin tam bir parçasıydı. Kemikli yüzündeki hafif kirli sakallar ve derin, keskin bakışları; onun hayattan çok şey gördüğünü ama hiçbir şeye boyun eğmediğini anlatıyordu. ​"Usta! Çay taze, koyayım mı?" diye bağırdı atölyenin diğer ucundan çırağı Çınar. Sokaktan çekip aldığı, öz kardeşi gibi koruduğu genç bir çocuktu Çınar. ​"Koy aslanım," dedi Cihangir tok ve derin sesiyle. Bir bezle ellerindeki yağı silerken atölyenin kapısından içeri giren soğuk rüzgarı hissetti. ​Rüzgarla birlikte içeriye sadece soğuk değil, bu mahallede daha önce hiç duyulmamış, paha biçilemez bir parfüm kokusu ve yüksek topuk sesleri doldu. ​Cihangir başını kaldırdı. ​Atölyenin paslı, tozlu ve yağ kokan kasvetli havasının ortasında; siyahlar içinde, boynundaki pırlantası loş ışıkta ışıl ışıl parlayan, gözleri tehlike fısıldayan bir kadın duruyordu. Arkasındaki iki devasa koruma kapıda beklerken, kadın tek bir adım bile tereddüt etmeden paslı metal aksamların arasından Cihangir’e doğru yürüdü. ​Lavin Karadağ, karşısındaki devasa adamı süzdü. Parayla satın alınamayacak bir omurgaya, gösterişsiz ama sarsılmaz bir güce sahip olduğu ilk bakışta belliydi. ​Cihangir elindeki bezi tezgaha bıraktı. Boyu ve geniş omuzlarıyla Lavin’in üzerine bir gölge gibi düştü ama bakışlarında en ufak bir çekince ya da etkilenme emaresi yoktu. ​"Yanlış adrese gelmişsin, lady," dedi Cihangir, gözlerini kadının yeşile çalan bakışlarına dikerek. "Mücevherciler karşı kıyıda kalıyor. Burası pas ve demir kokar." ​Lavin hafifçe gülümsedi. Bu gülüşte zarafet kadar tehlike de vardı. ​"Yanlış adreste değilim Cihangir Usta," dedi Lavin, sesindeki soğuk otoriteyi hiç bozmadan. "Benim aradığım şey mücevher değil... İki yıl önce bu atölyeye giren ve babamın kanını taşıyan o siyah araba." ​İki ayrı dünya, loş bir atölyenin ortasında, pasın ve pırlantanın tam kesiştiği noktada ilk kez göz göze gelmişti. Ve aralarındaki o sessiz gerilim, ikisinin de hayatını bir daha asla eskisi gibi olmayacak şekilde değiştirmek üzereydi.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

ÇAKIRBEY

read
46.1K
bc

AKIL ve TUTKU

read
12.5K
bc

AĞA'NIN GÜNÂHSIZ GELİNİ (+21)

read
202.1K
bc

SESSİZ YANGIN

read
1.9K
bc

Pars

read
470.8K
bc

Ay Işığının Gölgelerinde

read
1.5K
bc

SENİNLE BİR ÖMÜR

read
5.2K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook