6.Bölüm {Sare'nin Hayatı}

2223 Words
Halk cadılarının inandığı, güvendiği Gloria öldükten sonra içlerinde korku yayıldı. Onlara akıl verecek, yapılması gerekeni bilip söyleyecek bilge cadıları ölmüştü ve kendilerini güvende hissetmiyorlardı. Gloria ölmeden önce Rebecca'dan yerine geçmesini istemişti. Ak cadıları korumak ve Gloria'nın son isteğini yerine getirmek Rebecca'nın da arzusuydu. Cadı kardeşliğinin lideri olduğu ilk zamanlar zorlu geçti. Kara cadı Darmell'den korkup gitmek isteyenlere kızamıyordu ama gitmemeleri için de konuşma yapıyordu. Eğer gitmekte ısrarcı olurlarsa onlara engel de olmuyordu. Blayne'a Rebecca dahil çoğu cadı kızgındı. Kimseye danışmadan büyü yapmış ve sonucunda Gloria ölmüştü. Ama ölmeden önce Blayne'ı affettiği ve kardeşliğin arasında kalmasını istediği için onu gönderemiyorlardı. Blayne da diğer cadılara karşı çok mahçuptu. Gloria'nın son arzusu olmasaydı o da çekip giderdi. Darmell'in rüyasına girmek kötü bir fikirdi. Hem de çok kötü. Ancak İye hakkında bilgiler edinebilmişti. Bu sayede diğer cadılarla konuşabilme cesaretini elde etmişti. Eskiden Gloria'nın evi olan şimdilerde Rebecca'nın kaldığı evde toplanmışlardı. "İye'nin ne zaman doğacağı belli değil ama senenin ortasında doğacakmış. Ona gerçekten inananlar bunu yüreklerinde hissedecek yazıyordu. İlk iye masumları koruyacak ancak sonra gelenlerin neye hizmet edeceği bilinmiyor diyordu. Ayrıca Darmell, İye'yi çocuk yaşlarında bulup öldürmek istiyor. Sonrasında geleni de bulup kendi istediği şekilde yetiştirecekmiş." Ak cadıların hepsi aynı anda konuşup kuşkularını anlatıyordu. Zaten insanlarda saklanıyorlardı bir de kara cadının görüş alanına girmişlerdi. Ondan da saklanırken İye'yi nasıl bulabilirlerdi ki? Rebecca kardeşlerini susturmakta zorlansa da başarılı oldu. "Darmell buna tek başına karar vermiş olamaz. Karanlık Efendi'nin emriyle İye hakkında plan yapmıştır. Darmell'i kızdırmasaydık da İye'yi ararken kara cadılarla karşılaşacaktık ve bizi durdurmaya çalışacaklardı. Biz çocukları korumak ve İye'yi bulmak için mücadele ediyoruz. Hemen pes edemezsiniz." Ak cadılara umut vermeye çalıştı gece boyu. Ne derse desin içlerindeki korkuya engel olamamıştı. Kara cadıyı daha fazla kızdırmamak adına bir süre sessizce beklemeyi teklif ettiğinde cadılar o zaman rahatlamıştı. Rebecca da yeni ve aniden geçtiği bu liderlik pozisyonunda ne yapacağına, ne kararlar vereceğine emin değildi. Biraz beklemek herkes için iyi olacaktı. Blayne da cadıların arkasından gidecekti ki Rebecca onu durdurdu. Eline bir kolye tutuşturdu. "Darmell seni rahatsız edebilir. Bu tılsım seni koruyacaktır, bir süre. Çok fazla güç harcarsa yenisini yapmak icab eder." "Teşekkür ederim. Bana kızgın olduğunu biliyorum ama buna rağmen düşündüğün için teşekkür ederim." Blayne çok mahçub oluyordu. "Gloria çok yaşlıydı. O seni affetmişken bize kin gütmek yakışmaz. Bakma sen kızlar da seni bağışladı ama korkuyorlar. Doğduğumuzdan beri korkuyla yaşıyoruz, başka duyguya yerimiz yok." Rebecca da korkuyordu ama lider olduğu için belli etmemeye çalışıyordu. "Üstesinden geleceğiz." İçi biraz olsun rahatlamıştı. 15 yaşında yaşadıkları ağırdı. Büyü hakkında yeni şeyler öğrenirken kehanetler çıkmıştı karşısına. Ama ak cadılar için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdı. *** Ne yapacaklarını, nasıl yaşayacaklarını düşünürlerken aradan yıllar geçmişti. İye hakkında öğrendiklerini insanlara da yaymışlardı. Bu yeni kehanetleri öğrenmelerine yardımcı olmuş olsa da kara cadıların da ilgilerini çekmeyi başarmışlardı. Kara cadılar insanların arasına karışamıyor olsalar da ak cadıları geceleri bulup uğraşmışlardı. Bazı ak cadılar çareyi yine kaçmakta bulmuştu. Sayıları azalmaya başladığında başka yerlerden gelen ak cadılar kehanetleri duyup Harana'ya ulaşıyorlardı. Her türlü olumsuzluğa rağmen halk cadıları olabildiğince insanlara yardım etmeye çalışıyordu. İçlerinden bir cadı bir gün bir insana büyü yoluyla yardım edince Harana askerleri tarafından yakalanıp herkesin gözü önünde yakılmıştı. Bu durum ak cadıların yine sinip beklemesine sebep oluyordu. Bu yüzden de bir arpa boyu kadar bile yol alamıyorlardı. Blayne, karşısına çıkan her çocuğun doğum zamanını öğrenmeye çalışıyordu. Ama aradan 8 sene geçmiş, 23 yaşına gelmiş de olsa hala insanlarla iletişim kurmakta zorlanıyordu. Darmell ve yanında olan kara cadı grubu da rahat durmuyordu. Blayne, Darmell'in kendisini bulmaması için görüntüsünü değiştiren bir iksir hazırlamıştı. Eski hayatını tamamen geride bırakmıştı böylece. Yaptığı büyüyü rüyasında görmüştü aslında. Rüyasında bir büyücü de bu iksiri yapıyordu ve bir kadına veriyordu. Ailesinden birini görmüş olmalıydı. Kara cadılar direkt olarak saldırmıyorlardı ama başlarına türlü türlü dert açıyorlardı. Yangınlar çıkartıyorlar, ormana çeşitli kötücül varlıklar gönderip insanlara, özellikle de çocuklara saldırtıyorlardı. Onları engellemeye çalışırken de bu defa askerler tarafından avlanma riskleri ortaya çıkıyordu. Harana komutanı Joseph Galina, cadıları avlamayı iyi biliyordu. Bilmediği şey kara ve ak cadı arasındaki ayrımdı. Blayne, 2 sefer kara cadı yakalamasında Joseph'e yardım etmişti. Tabi komutan bundan habersizdi. Blayne dışarı çıkıp sessizce dolandı şehirde. Pazar yeri, sokaklar, kalenin önünde eğlenceler vardı. Kale şövalyeleri aldıkları gümüşleri harcarken krala sevgilerini sunuyordu. Blayne ne olduğunu anlamak için bir pazarcıya yanaştı. "Nedir bu kalabalık?" "Herkes duydu be adam neredeydin? Kral Christian'ın kızı prenses Cerelia doğdu. Kutlamalar yapılıyor." Blayne yaşadığı talihsiz olaydan sonra kaleden uzak durmaya çalışıyordu. Büyücü olarak insanların, özellikle de kralın olduğu kaleye girecek kadar delirmemişti. Artık öyle fevri hareket etmiyordu. Cadılarla geçirdiği zaman boyunca birlikte hareket etmeyi, kendin dışında başkalarını da düşünmeyi öğrenmişti. Aile olmayı yabancısı olduğu insanlardan onları tanıyıp severek öğrenmişti. Rebecca ona daha önce bilmediği şifalı büyüleri öğretirken Blayne da kitabındaki bazı güçlü büyüleri ona göstermişti. Birlikte farklı büyüler bile yapmışlardı. Ailesinden görmediği sıcaklığı onlarla tatmıştı. Cadılar ve Blayne hayat mücadelesi verip, çocukları korumaya çalışırken, İlk İye onlardan uzakta Noble ülkesindeki küçük bir köyde senenin en sıcak günlerinde bir gece vakti doğmuştu. Kimse onun masumların koruyucusu olduğunu bilmiyordu henüz kundaktaki bir bebekken, küçük bir çocukken ve genç bir kızken... Yalnızca zamanı geldiğinde İye'lik makamına davet edildiğinde kendisi de bunu öğrenmiş olacaktı. Ama öyle birisi vardı ki İye'nin kim olduğu tahmin edebilecek kadar akıllı birisi... Doğduğu gece annesini de kaybettiği geceydi. Babasıyla yalnız kalmışlardı. Demirci Alvin, kızına çok sevdiği karısı Sare'nin adını verirken kızının kaderininde ölüme çıkacağını bilmiyordu. Erkeklerin söz sahibi olduğu, kızların evlattan sayılmadığı bir dönemde Alvin kızına büyük bir aşkla bağlıydı. Yalnızca küçük bir bebeğe nasıl bakılacağını bilmiyordu. Komşu kadından aldığı yardım da bir süre idare etmişti. Çok yorgun olduğunda ya da tükendiği sıralarda kızı sanki onu duyuyormul gibi sakinlerdi ama yine de bir bebeğe bakmak onun için zordu. Sonrasında kızını demirci dükkanında bakmaya başlamıştı. Kirin, pasın ve gürültünün içinde bebeğe bakmak, beslemek çok zorluydu. Alvin bu zorluğa yalnızca 6 ay dayanabilmişti. Bebeğinin iyi bakılması için, anne sevgisi görebilmesi için çöpçatan köylü kadının bulduğu bir kızla kısa zaman içinde evlendi. Yeni eşi Nancy ilk zamanlarda Sare'yi öz kızı gibi sevip bağrına basmıştı. Ta ki yüreğine kıskançlık tohumları ekilinceye dek. Alvin'in ilk eşine olan aşkını komşulardan öğrenmiş ve hamile kaldığı gibi üvey kızına karşı kin beslemeye başlsmıştı. Bir oğlan doğurursa Alvin'in onu ilk karısından daha çok seveceğine dair bir düşünceye kapılmıştı. Ancak yaptığı çirkinlikler kocasını ondan daha çok soğutmaktsn başka bir işe yaramayacaktı. Sare büyüdükçe kim olduğunu bilmese de içindeki güç yükseliyordu. İnsanların düşüncelerini duymaya başlamıştı ama gerçek konuşmalarıyla düşünceleri birbirinden ayırt edemiyordu. Bu da Nancy'nin ondan korkmasını sağlıyordu. Kulağına dolan sesler yüzünden ağrı çeken, seslerden kurtulmak için çırpınan Sare'nin içine şeytan kaçtığını düşünüyordu. Nancy, üvey kızı Sare'ye karşı öfke duymaya ve ona zarar vermeye başlayınca Alvin kızını yine demirci dükkanına almaya başlamıştı. Kızına güzel bakılsın, anne şefkatiyle büyüsün diye evlenmişti ama işler istediği gibi gitmiyordu. Köy meydanında şeytanın esareti altına girdiği düşünülen çocuklar yakılırken Sare çocuklardan birinin aklını okudu. İdam sehpasına götürülen kendi yaşlarda olan çocuk yalnızca hayvanlarla konuşuyordu. Bunu babasına söylediğinde onun da kalbinde bir korku filizlendi. Ya bir gün çok sevdiği kızını da yakalarlarsa gücü yüzünden? Kızı henüz çok küçüktü ama akıllıydı. Cahil, okuma yazma bilmeyen Alvin kızının yaşaması için hiç bilmediği, duymadığı bir gücü kızının kontrol etmesini öğretmeye başladı. Ve onu sıkıca tembihledi. Gücünü asla kimseye söylememeliydi. Ancak Sare küçük bir çocuktu. Babasının dükkanına gelen bir komutanın oğluyla arkadaşlık kurmuştu. Kendi öz kardeşleri Nancy yüzünden onunla oynamıyordu bu yüzden komutanın oğlunun arkadaşlığı ona çok eğlenceli gelmişti. Oğlanın adı Edward Teon Vailant'dı ancak babasının aksine Teon adını daha çok severdi. Sare bunu ilk arkadaşının düşüncelerinde duydu ve babasının gücünü saklaması gerektiğine dair sözleri geri plana atıldı. Küçük birer çocuk olan Sare ve Teon arkadaş aradıklarından birbirlerinin sırrını saklamaya karar vermişlerdi. Ama Sare'nin kaderinde mutluluk kısa süreliydi. Harana'dan gelen bir elçi katil olarak aranırken Sare onun kötü biri olmadığını ve herhangi bir kötülük yapmadığını duymuştu. Babasına elçiye yardım etmeleri gerektiğini söylemesi üzerine Alvin kızına inanıp elçiyi saklamıştı dükkanında. Bu sırada arkadaş edindiği kısa zaman içinde üvey annesi Sare'nin gücünü öğrenmiş ve onu askerlere teslim etmekle tehdit etmişti. Alvin'eiden çok sevdiğini kızını ya öldürmesini ya da askerlere vermesini istemişti. Ama Alvin kızının ne olursa olsun yaşamasını istiyordu. Biricik kızını, hiç tanımadığı elçiye emanet etmeye karar verdi. Alvin onu korumuştu ve elçiyi buna mecbur bırakmıştı. Sare diğer herkes tarafından -buna Teon bile dahildi- ölü olarak bilinirken elçi ile Harana ülkesine doğru yola çıktı ve böylece Sare'nin hayatta kalma mücadelesi başlamış oldu. *** Kaçarak gittiği ülkede hayat Sare için zorluydu başlarda. Elçi, Harana ülkesinin komutanı Joseph Galina'ydı. Başlarda anlaşamamışlardı ama ilerleyen zamanda baba kız olmuşlardı. Sare, Harana'da geçirdiği yıllarda gücünü gizlice kullanarak ve bunu belli etmeyerek yaşamayı öğrenmişti. Kara cadılar Harana'da ilk İye'yi bulmak için çocukların üzerine çeşitli belalar açıyordu. Joseph'de kralın emriyle İye'yi aramak için çocukların ne zaman doğduklarını soruşturdu. Sare senenin en sıcak günlerinde doğan bir çocuk aradıklarını babasının zihninden duymuştu. Bu yüzden kış aylarında doğduğu yalanını söyledi. Sare bir gece kaleye girmeye çalışan cadıları arkadaşıyla engellediği için prenses Cerelia'nın nedimesi olmaya layık görüldü. Bir gün de Sare ormana malzeme toplamaya gittiğinde bir adamın sesini duydu. Artık düşünce sesleriyle gerçek konuşmaları ayırt edebiliyordu. Adam ne yapacağını düşünüyordu ve Sare sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı. Bir ağacın altında boylu boyunca kanlar içinde yatan adamın yanına gitti. Yarı baygın adamın karnından kanlar akıyorken yarasına bezle bastırınca gözleri açıldı. Sare de yaralı adam da korkmuştu. Kız çocucuğunu ormandan göndermeye çalışıyordu yaralı genç adam. Aklından kızı yaratıktan kurtarmak vardı. Sare ne kadar sorsa da genç adam ona gerçeği söylemiyordu ki korkmasın. Bu sırada birinin ayak sesleri duyuldu yaralı adam kızı hemen göndermeye çalışıyordu ama Sare ona ; "Gelen arkadaşın. Kendine zarar veriyorsun." Deyince durmuştu adam. Arkadaşı geldiğinde Sare gitmek istedi ama yaralı adam onu kolundan tuttu. Bir tuhaflık vardı kızda. Ama Sare bir çeviklikle adamın elinden kurtulup ormanın içinde kayboldu. Yaralanan adam Blayne'dan başkası değildi. Kara cadılar bir trol göndermişlerdi ve insanlar işin içine karışmadan ondan kurtulmaya çalışmıştı. Ama yine eline yüzüne bulaştırıp kendini yaralamıştı. Rebecca'nın da yardımıyla tehlikeli ormandan çıkarlarken aklı hala kızdaydı. Daha sonra Sare'deki cevheri fark eden Joseph kızına erkekler gibi dövüşmeyi öğretmeye başladı. O zamana dek kızların eline kılıç aldığı görülmemişken Sare'nin çalışması herkesin garibine gidiyordu. Ama Joseph geri adım atmıyordu ve Sare de halinden çok memnundu. Askerler trolü yakalamaya çalışırken Harana halkı da korunmak için kaleye akın ediyordu. Blayne dostları için yiyecek bulma umuduyla kaleye geldiğinde tuhaf küçük kızı da görmüştü. Rebecca yarasını iyileştirdikten sonra o kızı çok aramıştı ama bulamamıştı. Kız korkup kaçmaya çalışırken onu tuttu. Korkmaması, kendisine güvenmesi için ona büyücü olduğunu söyledi. Bu sırada Sare cadıların seslerini duyuyordu. Kara cadılar kaleye saldırmışlardı süpürgelerinin üstünde. Blayne, Sare'yi korumak için üstüne abandı. Cadı saldırısından sonraki günlerde Harana kralı komutanı Joseph'e zor bir görev vermişti. Cadı saldırılarını önlemek için sıradan bir çocuğu iye gibi göstermesini ve onu cadıların önüne atmasını istedi. Joseph masum bir çocuğun ölümüne sebep olmak istemiyordu ama kralın emrine de karşı çıkamazdı. Anası babası olmayan bir erkek çocuğunu buldu. Bu sırada Sare masum bir çocuğun ölmemesi için kendince bir plan yaptı. Ormana gidip Blayne'ı buldu. Kendisinin bir cevher olduğunu ilk defa öğrenmişti. Varlığı hakkında bir şeyler öğrenmek hoşuna gitmişti. Cevher çocukların çok küçük yaşlarda öldürüldüğünü bilen Blayne karşısında 12-13 yaşlarında bir cevher görünce ona; "Sen tanıdığım en yaşlı cevhersin." Demişti. Sare, öğrendiklerini Blayne'a anlatmış ve ondan yardım istemişti. Blayne, yaşlı cevherden çocuğun kim olduğunu öğrenmesini ve söylemesini istedi. Geri kalanını kendisi halledecekti. Birkaç gün sonra Sare babasının bulduğu çocuğu Blayne'a söyledi. Blayne hemen iyenin bulunduğu haberini yaydı. Ak cadılardan yardım istedi ancak kara cadıları kandırmanın sonu iyi olmaz diye yardımı esirgediler. Rebecca'da ak cadıları korumak için Blayne'a yardım etmeyi reddetti. Blayne yine tek başındaydı. Sahte iye olarak belirlenen çocuğun adı Abel'di. Annesi ve babası yeni ölmüştü hastalıktan. Blayne çocuğu önce insanlardan olmalıydı. Meydanda gerçekleşen cadı idamından 2 gün sonra Joseph, iye olarak söylenen çocuğu başka bir yere taşırken Blayne ona büyükeriyle saldırdı ve Abel'i kaçırdı. Bir gece çocuğu sakladı ve ona tüm gerçekleri anlattı. Akıllı bir delikanlıydı. Olaylara hemen adapte olabiliyordu. Sonraki gece bulduğu ölü bir erkek çocuğunun kıyafetlerini Abel'inkilerle değiştirdi, Joseph çocuğun öldüğünü anlasın diye. Abel'i evinde koruma altına alıp ölü bedeni ormanda bir ağacın altına yatırdı ve beklemeye başladı. Bir kara cadı göründü uğursuz vakitlerde. Blayne, sanki İye'yi koruyormuş gibi cadıya saldırıyordu büyüleriyle. Ve yenilmiş gibi yaptı. Kara cadı büyük bir zevkle yatan İye'yi öldürdü. Yani öldürdüğünü sandı. Cadı, yaralı Blayne'a döndü hemen. "Beni öldürme. İye'yi öldürdüğünü herkese anlatırım. Sonra da buradan giderim. Tüm ak cadıları yaklattınız zaten. Bende gidersem burası size kalır ve bu senin sayende olur." Eğer ölürse Abel evde tek başına kalırdı. Onu koruyacağına söz vermişti. Blayne'nın sözleri kara cadının aklına yatmıştı. Başını sallayıp gidecekti ki Darmell'e büyücüyü öldürmediğini açıklamak zorunda olacağını hatırladı. Geri dönüp Blayne'nın sol gözünü elleriyle söktü. Blayne acı içinde haykırırken cadı, Darmell'e büyücüyü öldürdüğünü söyleyecekti. *** İye'nin yanmış bedeni kısa zamanda bulundu. Ölüm haberi hızla yayıldı ülkeye. Joseph masum bir çocuğun ölümüne sebep olduğu için acı çekerken Blayne ve Abel ülkeyi terk ediyordu. Abel'in görünme riskini alamazlardı ve ak cadılar da başka yerlere gideceklerini söylemişti. Gidecekleri sırada Sare de yetişti. Blayne onu gördüğü için sevinmişti. Sare, gerçeğini bilen ve rahatça konuşabildiği adamın gitmesini istemiyordu. Blayne da ona kendileriyle gelmeyi teklif etti ancak Sare, Joseph'i babası olarak görüyordu ve bir kez daha babasından ayrılmak istemiyordu. Sare'yi ikna edemeyeceğini anlayan Blayne gitmek için hazırlanırken; "Pekala, hayatta kalmaya çalış yaşlı cevher. Bu büyük büyücü Blayne'ı son görüşün." Deyip çocukları güldürdü. Çünkü uzun boylu değildi, büyük görünmüyordu. "Sende kendine iyi bak tanıdığım en cesur büyücü." Birbirlerinin en yakınları olacaklarını bilmeden orada ayrıldılar. Abel, hayatını kurtaran kızın yanağına öpücük kondurduktan sonra ülkeyi terk ettiler.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD