Geçen zaman içinde kehanet yalnızca inananlar ve akıl hastaları arasında kalmıştı. Krallıklar kurulmuş, cadılar ve büyücüler gizlenerek yaşamaya devam etmiş ve geçmişte yaşananlar birer efsane olarak anılmaya başlanmıştı. İye'nin gelmesini umutla bekleyen insanlar vardı elbette ancak onun gerçek olduğuna inanmayanlar da bir hayli fazlaydı. Cadıların ve büyücülerin uydurduğu bir inanış olduğunu düşünüyorlardı. Zamanla özel güçleri olan insanlardan korkmaya başlanmasıyla onları avlamaya da başladılar.
Cadılar ve büyücüler kara büyüler yaptıkça çirkinleşmeye, yaşlanmaya başlamıştı. İnsan içine çıktıklarında hemen fark ediliyorlardı. İlk İye'nin doğumundan 15 sene önce Blayne efendisi şeytan ile anlaşma yapmış ve büyücülüğü kabul etmişti, tıpkı ailesinin her bir ferdi gibi. Gücü merak ediyordu, büyüden hoşlanıyordu. Bu yüzden şeytanın istek hakkını kabul ederken özgür iradesini ona sunduğunun bilincinde değildi.
Şeytan, birine güçlerini hiçbir menfaati olmadan bahşetmezdi. Bir gün, hiç beklemedikleri bir anda kullarından bir istekte bulunma hakkı vardı. Ve kulları bu isteği yerine getirmek zorundaydı, başka çareleri yoktu. İradeleri dışında efendilerinin isteğini yerine getirmek zorundaydılar. Blayne bunun acısını ilerleyen yıllarında öğrenecekti.
Webster'lar kalabalık bir büyücü ailesiydi. Şeytanın ilk müridleri olmaktan her zaman gurur duymuşlardı ve bunu sürekli dile getirmekten çekinmezlerdi. Güçlü büyüler yapan, kimselerin bilmediği iksirler yapan bir aileydiler. Blayne da aralarına katıldığında ailede büyücü olmayan kimse kalmamıştı. Abileri ona nasıl büyü yapacağını öğretirken çok eğleniyorlardı ilk zamanlarda. Aile büyükleri kara büyülerle uğraştıkları için yaşlı ve çirkindi. Çoğu zaman saklandıkları mağaralardan bile çıkmazlardı. Blayne onları görünce korkar, abisinin arkasına saklanırdı küçükken.
Bir gün onlar gibi çirkin ve yaşlı olmaktan korkuyordu. Kara büyü yapmaktan uzak duruyordu. Abisiyle birlikte teoride kara büyülere de çalışsa hiç yapmamıştı. Abileri arasında kısa boylu olduğu için sürekli alay konusu oluyordu bu yüzden de Blayne ailenin en büyük büyücüsü olmak için hepsinden çok çalışıyordu. Abileri de onun bu çalışmalarından rahatsız olmaya başlamıştı zamanla, kendilerini geçecek diye. Genç bir delikanlı olduğunda ailenin en kısası olsa da güçlü büyüleri rahatlıkla yapabilir hale gelmişti. Bu kanında vardı.
Webster ailesinin büyükleri, sözü geçen cadı ve büyücüler yaptıkları kara büyüler yüzünden insanlardan uzakta mağaralarda yaşıyorlardı. Aciz insanlardan saklanmaktan sıkılan cadılar güçlerini birleştirip insanlara saldırmayı teklif ettiler. Ancak büyücüler var olan düzenin bozulmasını istemediler, insanlar tarafından yok edilmekten korktukları için cadıları bastırdılar. Ancak içlerinden birisi güç ve iktidar hırsıyla yanıyordu. Cadıların hüküm süreceği bir krallık kurmak istiyordu.
Bir gece, uğursuz vakitlerde insanların arasında yaşayan Webster ailesini ziyarete gitti cadı. Rodney Webster karşısında aile büyüklerinden birini görünce uykusu hemen kaçmıştı. Kimseler görmeden onu içeriye aldı. Cadıyı bir oda da misafir ederken karısını uyandırdı. "Hemen ikramlık bir şeyler hazırla, cadılardan biri geldi."
Yorganı üstünden atan kadın sordu. "Hangisi geldi?"
"Cadı Darmell." Cadı yalnız kalmasın diye hemen yanına vardı. Çocukları derin bir uykudaydı.
Cadı Darmell, hiç vakit kaybetmeden konuya girdi. "Webster Ailesi diğer büyücü ailelerinden her zaman güçlü olmuştur. Annem soyumuzun yalnızca bir cadıya karşı yenik düştüğünü anlatırdı çocuk yaşlarımda. O zamandan beri o tanımadığım cadı gibi güçlü olmak istedim." Gelen ikramlıkları elinin tersiyle geri gönderdi. Yemek için vakti yoktu. "Websterler büyüyor ve güçleniyor. Neden biz insanlardan saklanıyoruz? Onlar bizden saklanıp korkmalı. Büyücüler insanlara saldırmayı kabul etmiyor, korkaklar. Oysa kendi krallığımızı kursak yeryüzüne gelecek ilk İye'yi bulmamız da çok kolay olur. Efendimiz buna pek memnun kalır." Darmel'in en büyük arzusu karanlık Efendi'nin takdirini almak ve en yakınında olmak.
Rodney, cadının sözlerine hak veriyordu. Aksini düşünse bile söylemeye cesaret edemezdi. Ama o da güçlenmeyi istiyor, insanlardan kimliklerini saklamak istemiyordu. "Doğrusunuz, yegâne amacımız efendimizi memnun etmek olmalı. Ancak büyücülerimiz arkamızda olmadığı sürece bu dediğinizi yapmamız çok zor."
Darmell derin bir nefes aldı. Sürekli sorun çıkaran erkeklerden bıkmıştı. Babası ölmemiş olsaydı ailenin başına geçip insanlara saldırma emrini verirdi. Kadın olduğu için ve bir oğlu olmadığı için söz hakkı yoktu. Darmell kendisini efendisine adamış, onun için kara büyüler yapıp genç yaşında yaşlı bir kadının vücuduna sahip olmuştu. Ancak bu sayede uzun bir ömür bahşetmişti efendisi. "O halde ailemizin içinde güçlenmemizi engelleyenleri ayıklamamız gerekecek. Sen benim yanımda mısın?" Darmell'in biraz güce ihtiyacı vardı.
"Elbette yanınızdayım Darmell. Bende Websterlerın güçlü olmasını isterim." Rodney, Darmell'e karşı eğildi.
"Peki ailen?"
Rodney doğrulup dik durdu. "Ailem ben ne dersem onu yapar." Dedi kendine güvenerek.
"Büyücülerin yok olmasını sağlayacağım gerekirse senden ve ailenden yardım isterim." Darmell bir hışımla kalktı ve evden ayrıldı. Hem İye'yi bulmak hem de cadıların hükümdarlığını kurmak istiyordu. Önüne çıkan her engeli de aşmaya kararlıydı.
Blayne, gözlerini ovuşturarak odadan çıkıp babasını kapının ağzında birini uğurlarken gördü. "Ne oluyor baba?"
"Bir şey olduğu yok git uyu." Rodney, Darmell'in buraya geldiğini kimsenin bilmesini istememişti. En küçük oğlu Blayne'nın İye'den, şeytanın istek hakkından haberi olmadığı gibi aile büyükleri için yapılan plandan da haberi olmaması en iyisiydi. Planları suya düşebilirdi.
***
Birkaç gün sonra mağarada bir büyücünün yakıldığı haberini aldılar. Rodney bunu duyduğuna şaşırmamıştı. Oğulları, aile büyü kitabından bazı büyüleri ezberlemeye çalışıyordu. Blayne çoğunu aklında tutmuştu bu da abilerini kızdırıyordu. Abilerinden gizli olarak öğrendiklerini bir kitapta topluyordu. Mağaralardaki büyücülerin birbirine girmiş olması kendileri için de birer tehdit oluşturuyordu. İnsanların gözüne batabilirlerdi. Orada aile büyüklerinin söz sahibi olmak için, cadı krallığını kurmak için anlaşamadıklarından birbirlerine girdiğinden bahsetti ailesine Rodney. Ama oğulları Darmell'in ziyaretinden bir haberdi.
Büyücü aileler, mağaralara gidip neler olduğuna bakmak istediler. Rodney 2 büyük oğlunu yanına aldı ve karısıyla 2 küçük oğlunu evde bıraktı. Rodney'de mağaralara gidene kadar diğer büyücüleri insanlara saldırmak konusunda fikirlerini söylüyordu. Mağaralarda ya büyücüler birbiriyle savaşacaktı ya da anlaşmaya varacaktı.
Bulundukları bölgedeki insanlar da bazılarından şüphe duymaya başlamıştı. Erkekler geceleri ellerinde mızraklarla etrafı kolaçan ediyorlardı. Bazı kızlar geceleri dışarı çıkıp buluşuyordu. Bu gece cadı olduklarını düşündükleri kadınları avlayacaklardı.
Babasının evde olmamasını fırsat bilen Blayne aile kitaplarını bulup çalışmayı düşünüyordu. Ama babası büyüye dair hiçbir şeyi evde bulundurmazdı her ihtimale karşılık. Ahırın içinde bir yerde olmalıydı diye düşünüyordu. Akşam çökmeden ahıra gidip kitabı aramaya koyuldu. Dışarıdan duyduğu sesler yüzünden abisinin peşinde olduğunu sanıp saklandı. Ama gelen abisi değildi.
Akşam yapacakları baskın hakkında konuşuyorlardı ve Blayne hepsini duymuştu. Kendisi gibi olan insanların öldürülmesine müsaade edemezdi. Duyduklarını abisine söylemek için eve gitse zaman kaybedecekti. Kitabı aramayı bırakıp bahsi geçen kızların evine doğru koşturmaya başladı. Akşam saatlerinden önce onlara ulaşmak için durup dinlenmeden koşturdu.
Köyden uzakta bir ev göründü sonunda. Eve vardığında kapıyı deli gibi çarptı. Kapı açıldığında orta yaşlı genç bir kadın açtı kapıyı. Blayne onun yaydığı enerjiden bir cadı olduğunu anladı. Kadın da kapısını çalan gencin bir büyücü olduğunu anlamıştı. "Ne istiyorsun?"
"Köylüler cadı olduğunuzu anlamış baskın verip sizi öldürecekler." Blayne konuşurken boğazı yanıyordu.
Kızları da içeriden çıkıp duyduklarına şaşırdılar. "Kaçalım anne." Kızlar kadının koluna yapıştı. Blayne'dan daha büyüktü kızlar.
Blayne soluklanırken kızlar hazırlıklarını yapıyordu kaçmak için. Annelerinin bir sıkıntısı vardı ama. "Kızlar siz buradan uzağa doğru uçun. Ben Amy'i bekleyip geleceğim." Düşünmeden konuşuyordu.
Kızlar anneleriyle bir tartışmaya girişmişti. Amy'i beklemeden gitmeleri gerektiğini savunuyorlardı. "Anne, senin kızın o değil biziz." Blayne onların tartışmasını sessizce izliyordu.
"Amy'i ben doğurmadım ama annesi benim. Ve hiçbir kızımın zarar görmesini istemiyorum. Bir gün anne olunca beni anlarsın. ... Doğudaki mağaralara gidin." Aklına sığınabilecekleri tek yer orası gelmişti.
"Mağaralar olmaz!" Diye atıldı Blayne. "Doğu mağaralarında kara cadı ve büyücüler var. Orada sizi yaşatmazlar." Ailesinin de kara büyücü olduğunu söylememişti. Blayne'nın bunu nereden bildiğini sorgulamaya vakitleri bile yoktu.
"O halde batıya uçun. Şafak vakti buluşalım." Kızlarına sıkıca sarıldı, korkmamalarını tembihledi. Kızları süpürgelerine binip uçarken kendilerini uyaran genç hala yanında yer alıyordu. "Sende git başın belaya girer."
"Kadınların büyüyle uğraştığını düşünüyorlar. Beni görseler bile dokunmazlar." Bunu hem erkek olduğu için hem de köylünün Websterları tanıdığını bildiği için söylemişti.
"Sağ ol. Amy yaptığımız peynirleri satmak için civar köylerden birine gitti." Endişeyle yola baktı kızını görmek için.
Blayne merak ettiği bir soruyu sordu çekinerek. "Siz diğer cadılar gibi değilsiniz. Kara büyü yapmazsınız. Kızlarını gece dışarıda görmüş köylüler. Ne yapıyorlardı?" Sonuçta hiçbir cadı ve büyücüye güven olmazdı.
"Kara büyü yapmıyoruz diye diğer cadılar bize zorbalık yapıyor. İhtiyaç duydukları malzemeleri temin ediyoruz. Bizi söylemesinler diye dediklerini yapıyoruz. Bu yüzden uzağa taşınmıştık ama kaçamamışız. Cadılardan kaçsak insanlar peşimizde. Özgürce yaşayamayacak mıyız?" Kızları ve kendisi için endişeliydi anne.
Blayne onun samimiyetine güvenerek devam etti. "Bazı cadıların krallık kurmak istediğini duydum. O zaman özgür olmaz mıyız?" Blayne daha önce bir ak cadıyla konuşmamıştı. Neler düşündüğünü merak ediyordu.
"Cadı ya da insan... Krallığı adaletli ve eşit şekilde yönetmediği sürece iç karışıklık olur. Kara cadıların da adaletli davranacaklarını sanmıyorum. Senin ailen yok mu? Merak etmesinler seni." Kadın, genç çocuğun da başının derde girmesini istemezdi.
Blayne onu geçiştirdi. Kızının gelmesini beklerken Blayne da onun dediklerini düşündü. Ailesi insanları öldürme peşindeydi. İnsanlar da cadıları öldürmek istiyordu. Halbuki ak cadıların kimselere zararı yoktu. Ya da insanlar ve cadılar birlikte yaşamının bir yolunu bulabilirdi. Saklanarak yaşamaktan Blayne'da hoşlanmıyordu.
Karanlık iyice çöktüğünde Amy hala gelememişti ama köyüler meşalelerle geliyordu. Onlar gelmeden evden uzaklaştılar ve olacakları izlemeye koyuldular. Köylüler eve baskın yaptı. İçeride ne varsa dağıtıp yaktı. Sonunda da evi yaktılar. Etrafı aramaya başladılar. Sindikleri yerde yakalanmaları yüksek bir ihtimaldi. Blayne öğrendiği gizlenme büyüsünü yaptı. Kadın da genç bir büyücünün böyle güçlü bir büyüyü nasıl yaptığını merak etti ama kendini belli etmemek için sustu.
Kadın gözlerini kapatıp sakinleşmeye çalışırken kızının enerjisini hissetti yakınlarda. "Kızım buralarda." Dedi fısıltıyla. "Onu bulabilirler bir şey yapmam gerek." Büyünün sınırından çıkıp kızı yerine kendisini feda edecekti. Blayne onun kolundan tuttu ve kendisi çıktı sınırdan. Köylülerden birinin onu görmesi artık an meselesi olduğu için hızlı düşünüp bir yalan söylemesi gerekiyordu. Köylüleri başka bir yere yönlendirmeliydi.
Biri onu gördüğünde sanki koşuyormuş da yorulmuş gibi yaptı. "Yetişin. Mağaralarda cadılar ayin yapıyor. Bir sürü genç kız ateşin etrafında şeytan için dans ediyor, kendini ona sunuyor. Canımı zor kurtardım." Nefes nefese kalmış gibi derin nefesler aldı.
Köylüler onun saygın bir aileden geldiğini bildikleri için ona güvenmişlerdi. "Sende gel bizimle. Senin gibi güçlü karakterli delikanlılara ihtiyacımız var."
"Annem evde yalnız onu bırakamam. Babam ve kardeşlerim satış yapmak için gittiler." Onlarla giderse babasını uyaramazdı. Köylüler bu defa mağaralara doğru yürümeye başladı.
Onlar gözden kaybolduğunda ak cadı sınırdan ayrıldı. Blayne ise hemen bir ateş çağırdı babasına ulaşabilmek için. Büyük ateşin içinde babasının suretini gördü. "Hemen çıkın oradan baba. İnsanlar geliyor."
Rodney de yanında duran meş'aleden oğlunun sesini duydu. Blayne, yaktığı büyük ateş sayesinde babasını ve etrafını görebiliyordu. "İnsanlar geliyormuş, saldırmanın tam zamanıdır." Diye diğer büyücülere ve cadılara seslendi babası. Blayne, babasına saldırmamaları için yalvarıyordu ama Rodney oğlunun sözleri duyulmasın diye ateşi söndürdü.
Blayne'nın yaktığı ateşte sönüvermişti. Ak cadıları kurtarayım derken insanların ölümüne sebep olacaktı. Ak cadı, delikanlının yanına geldi. "Sen bir Webster'sın, kara büyücü. Bilerek mi yaptın bunu?" Delikanlının samimiyetine inanmak istiyordu.
"Kızını kurtarmak istedim. Babamlar mağaralardan kaçar sanmıştım. Bir şey yapmalıyız. İnsanlar ölecek, Webster ailesinin büyükleri kimseye acımaz." Saklanarak yaşamak istemiyordu ama bu yüzden birilerinin ölmesine de razı gelemiyordu.
Amy'de saklandığı yerden çıktı. "Yağmur yağdırabiliriz. İnsanların mağaraya gitmelerini engelleyebiliriz." Annesinin yanına geldiğinde o da kızını onayladı.
Blayne ise düşünmek için volta atmaya başlamıştı. "Yağmur şimdilik bir çözüm... Gözlerini karartmışlar yine saldırırlar. ... Büyüklerin ortadan kalkması lazım. Zaten birbirlerine girmişler iktidar hırsları yüzünden. Bugün olmasa bile yarın hepimizi açık ederler. Büyükler olmazsa diğerleri o zaman saldıramaz, korkarlar. Siz yağmur yağdırın." Blayne, kitapta gördüğü bir büyüyü yapmaya çalışacaktı.
"Sen ne yapacaksın?" Diye sordu ak cadı.
"Yeri yerinden oynatacağım." Daha önce gülü büyüler yapmamış olsa da kendisine güveniyordu. Ana kız yağmur yağdırmak için el ele tutuşurken Blayne dizlerinin üstüne çöktü. Yerden bir avuç toprak aldı ve kitapta hatırladığı kelimeleri söyledi. Söylerken de elindeki toprağı sıkıyordu.
Şimşek çakıp yağmur yağmaya başlarken yer de sallandı. Sallantının mağaraya kadar ulaşması için Blayne durmadan sözleri tekrar etti. Ak cadı ve Amy yağmur yağdırdıktan sonra oradan hemen uzaklaştılar.
"Taşlara sığınanlar onların altında kalsın,
Yağmur tüm günahkarları durdursun."
Duasını da ettikten sonra evine doğru yol aldı. Annesi ve abisi neler olduğunu bilmeden sarsıntıdan dolayı korkmuş olmalılardı. Eve vardığında abisi onu ensesinden tutup eve soktu. "Sen ne yaptın?" Sıradan bir sarsıntı olmadığını anlamıştı.
"İnsanlar mağaraya gideceklerdi durdurmaya çalıştım." Babasını, tüm ailesini insanlara bildirdiğini söyleyemezdi. Hain ilan edilir ve ailesi tarafından yakılırdı.
"Nereden öğrenmişler, baban çok iyi saklamıştı." Annesi de korku içindeydi. Blayne yalanların içinde boğulmamak için bir şey söylememeyi tercih etti.
***
Gün aydınlanmadan babası ve bir abisi eve dönmüşlerdi. Rodney, Blayne'ı görür görmez yakasına yapıştı. "Ailene bunu nasıl yaparsın? Yerimizi nasıl söylersin?" Tükürükler saçarak bağırıyordu.
Oğlunu kurtarmaya çalıştı annesi. "Blayne neden söylesin?"
Kanlar içinde gelen oğlu yanıtladı annesinin sorusunu. " Konuştuğu adam söyledi. Kardeşimizi, oğlunu öldürürken. Hepimizi öldüreceğini de söyledi." Bir oğlunun öldüğünü öğrenen acılı anne acısını yaşayamadan Blayne'ı kurtarma derdine düştü.
"Buradan gitmeliyiz, hemen." Birkaç parça eşyalarını topladıktan sonra güneşin doğmasına yakın yola koyuldular. Rodney oğluna öfkeyle bakıyordu. Köylerinden biraz uzaklaştıklarında Blayne'ı arkasından ittirdi. "Neden yaptın bunu hain köpek?"
"İki cadıyı kurtarmaya çalışıyordum. Size kaçmanızı söyledim ama siz nefretle saldırmayı seçtiniz." Blayne da içindekileri dökmüştü. Rodney, oğluna vurmak için elini kaldırdığında Blayne babasının elini büyüyle havada tuttu. "Özgürlük istiyorsak bunu insanlarla yapmamız gerek. Anlaşarak. Öldürerek değil." Deyip büyüyü kaldırdı. Belki babasını ikna edebilirdi.
"Abin öldü, insanlar tarafından. Senin yüzünden. Darmell'in ne kadar kızdığını biliyor musun? Seni öldürmek için gelecek. Onu durdurmayacağım. Ailene ihanet ettin." Rodney yine ittirdi oğlunu. Saf nefret vardı gözlerinde oğluna karşı.
Blayne'nın kalbi sızladı. Babası açık açık ölümüne engel olmayacağını söylemişti. "Beni öldürmesine izin vererek sende bana ihanet ediyorsun baba. Yollarımızın ayrılma zamanı geldi." Ölecek olsa bile bu zevki babasına yaşatmak istemiyordu. Ailesine son kez bakıp heybesiyle birlikte başka bir yöne doğru giderken abisi onu durdurdu. "Aile büyü kitabını bırak giderken. Artık bizden biri değilsin." Kitabı almak için elini uzattı.
"Sizin gibi değilim ama aynı kanı taşıdığımızı inkâr edemezsin abi." Kitabın içinde olduğu heybeyi sertçe abisinin eline verdi. Kitap el değiştirdiği gibi yanmaya başladı. Blayne, ailesinin bir daha bu kitabı kullanarak Kara büyü yapmasını engellemek istemişti.