Bölüm 16 🦋

4896 Words
Her şey olduğundan çok daha güzel gidiyordu. Evlenme teklifinin ardından neredeyse 2 hafta geçmişti ve bu süre zarfında Yusuf ve rabia aileleri ile konuşmuş bundan sonra ki süreç için bir plan kurmuşlardı. Önce aile arasında bir söz ara tatilde nişan ve yaz tatilin de ise düğün olacaktı, aynı zaman da rabia nın ailesi, okumasına destek olması için de yusuftan söz almışlardı, çocuk bile olsa bir şekilde rabia okulunu bitirecekti ikisi de bunun için söz vermişti. Sidra ve doruk güzel günlerin tadını çıkarıyorlardı. Yusuf rabia ile sürekli ilgilendiği için doruk ve sidrayı oldukça boşlamıştı. Bunu fırsat bilen sidra ve doruk neredeyse İstanbul un altını üstüne getirmişlerdi. Bir süre resim ve video çekerek kendilerine birer anı biriktirmişlerdi. Doruk yusufun çok yoğun ve kafası dolu olduğu için İslamiyet konusunda bir şeyler öğrenmek için çok üstüne gitmemişti. Kendince bir şeyler yapmaya çalışıyordu, ve beceriyordu da izlediği videolar dan notlar çıkartıp aldığı dini kitapları okuyarak bir çok bilgi elde etmişti. Öğrendiği bir çok şeyi kendi hayatında uygulamaya geçmişti bile sadece sidra dan uzak kalamıyordu o kadar ama yine de elinden geldiği kadar sınırını bilmeye çalışıyordu. Arada bazı şeyler kafasını kurcalasa da ne yapıyor ne ediyor bir şekilde doğrusunu öğrenmeye çalışıyordu. Bu aralar aklına en çok hafızlık takılıyordu. Geçen günlerde rabia nın Yusufa ezbere kuran okuması onun çok dikkatini çekmişti, o kadar çok etkilenmişti ki neredeyse sorularıyla rabia ve yusufu bunaltmıştı. Ama içten içe yüreği rabia gibi olmak istiyordu, öğrenmeye çalıştığı kur'an-u ezbere de okumayı istiyordu ama yine de korkuyor ve geri duruyordu. Sidra ise olduğu durumdan çok memnundu, okulu oldukça iyi gidiyor doruk ile arası da her gün biraz daha iyi oluyordu. En yakın arkadaşı abisi ile evleniyordu, bu sidrayı çok mutlu ediyordu, ona her konuda yardımcı olmak ve yakında olacak söz için sürekli arkadaşı ile iletişim halindeydi. Yusuf ve rabia nın sözlerime 4 gün kalmıştı, 4 gün sonra ikisi sözlü birer çift olacaklardı. Bu durum hem rabiaya yı hemde sidrayı aşırı heyacanlandırıyordu. 4 gün sonra söz olacağı için yusufun annesi ve babası çoktan İstanbula sidra ların yanına gelmişlerdi. Gelir gelmez annesi ile sidra doruk hakkında konuşup dertleşmişti. Doruğun bu denli değilmiş olması ne babası nede annesi tarafından gözden kaçmamıştı, ister istemez ikiiside mutlu olmuşlardı. Sidra nın babası ali bey geldikten bir kaç gün sonra önce Yusuf ile rabiaya yı karşına alıp konuşmuş sonra ise sidra ve dorukla konuşmuştu. Uyarı amaçlı değil ama yine de gerçekleri ve onları neler beklediklerini güzel dille uyarmıştı. Yusuf ve rabia konusunda sıkıntı yoktu ama, doruk ve ailesi hafta sadece ailesi sıkıntı olacaktı. Çünkü doruk neredeyse onlardan uzakta büyümüştü, hatta doruk onları ne zaman görmüştü onu bile hatırlamıyordu. Bu durum ister istemez hem doruğun hemde sidranın ailesinin canını sıkıyordu. Oysa dorukta isterdi ilgili ve sevgi dolu bir ailede büyümek ama olmamıştı işte, sidra ile evlenmek istiyordu annesinin babasının ne dediği çok umurunda değildi ama yinede onların canını sıkar diye ister istemez korkuyordu doruk her gün ya bir şey olursa diye tedirginlikle uyanıyordu. Tedirgindi, çünkü daha geçenlerde doruğun babası Meriç bey onu aramış ve sidra ile ayrılması için bir sürü tehtid yağdırmıştı. Onlar sanıyorlardı ki sidra zengin adam avcısıydı ve doruğu kandırıyordu. Oysa sidra doruğu en saf duygularıyla seviyordu, üzülmüştü doruk ailesinin bu durumuna sidraya yakıştırdıkları konuma üzülmüştü ama ne olursa olsun ondan vaz geçmeye niyeti yoktu. Aslında olanları dedesine anlatsa anne ve babasının esamesi okunmazdı ama kalbi dedesine çok kırgındı. Çok görüşmek konuşmak istemişti kemal bey Torunuyla ama doruk istememişti, çünkü doruğun sevilmeme nedeni dedesinin babasına karşı her zaman anlayışsız ve sevgisiz oluşuydu, onun bu tavırları ister istemez doruğu bu duruma sokmuştu. Babasına resti çektikten sonra seslerinin çıkmaması doruğu biraz rahatlamıştı. Bir şey yapmazlar artık diye düşünüyordu ama yanılıyordu. GÜNLER SONRA ? Söz günü çatıp gelmişti, yusuf küçük çocuklar gibi heyacanla uyanıp erkenden ev ahalisini çoktan ayağa dikmişti. Hatice hanım ve Ali bey yusufun bu hallerine mutlulukla gülerek bakarken, doruk ve sidra için bu durum dalga konusu olmuştu. Güle oynaya şen şakrak bir şekilde kahvaltı yapmışlardı. Kahvaltıdan hemen sonra Ali bey ve hatice hanım bazı küçük işler için çarşıya çıkmaya karar vermişlerdi. Doruk ve Yusuf ise yüzük çiçek çikolata işlerine bakacaktılar, sidra ise çok fazla işi yoktu oyalanmadan hazırlanıp arkadaşı rabia nın yanına gidicekti ona yardım etmek için. Planlar ve görevler ayarlandıktan sonra Hatice hanım ve Ali bey çokta evden çıkmışlardı. Yusuf ise duş alacağını sonra ise hazırlanıp doruğu çağıracağnı söylerek odasına gitmişti. Sidra ise akşam giyeceklerini odasında ayarlıyor az sonra ise rabia nın yanına giderken ne giysem diye dolabın önünde öylece kıyafetlerine bakıp düşünüyordu, öyle çok dalmıştı ki ne giyeceğine odasına giren doruğu Bile farkına varmamıştı. Doruk arkadan sessizce yanaşıp sidranın beline sarılmıştı, sidra ilk başta biraz irkilsede sonra gülerek doruğun beline sarılan ellerini tutarak gülümsedi. Doruk ise biraz daha fazla yanaşıp gülerek çenesini sidranın omuzuna koymuştu. "ne yapıyorsun dolabın karşında, o kadar çok dalmışsın ki geldiğimi bile farkına varmadın" dedi çenesi hala sidranın omuzunda iken. Sidra gülerek kendini toparlayıp doruğa döndü, hala doruğun kolları arasındaydı, elleriyle doruğun göğüsüne yaslanmış doruğa bakarak konuşmaya başlamıştı; "ya rabia nın yanına gidicem ya ne giyeceğime karar veremedim ona bakıyordum ama fazla dalmışım" dedi gülerek Doruk sidranın gülüşüne iç çekerek baktı. İç çekerek bakıyordu evet çünkü içi gidiyordu sidraya bakmaya bile doyamıyordu bazen,, sanki bu sevgi kalbine fazla geliyordu çünkü her gün biraz daha fazla seviyordu sidrayı. Doruk sidranın söylediğinden çok alakasız bir şekilde "çok özledim seni" diyerek başını eğip sidranın boynuna doğru götürdü kafasını,derin derin çekti kokusunu içine. Sidra nın anında yaşadığı duyguyla gözleri kapandı, anın tadını çıkarmak istiyordu, doruğun ona dokunması içinin titremesine sebeb oluyordu, mutlu olıyordu. Doruğun yaptığı bu hareketle boşta olan başörtüsünün bağladığı kısmı açılmıştı, ama sidra o kadar çok kaybetmişti ki kendini onu bile farkına varmamıştı. Doruk burnuna değen başörtüyle gözlerini açmıştı, sidranın açılan boynunu görünce ister istemez tenine bir öpücük kondurmuştu. Sidra nın tenin yumuşaklığı kokusu doruğun aklını başından almıştı, ilk defa tenine bu derece dokunuyor ve öpüyordu. Doyamadı bir kez daha öptü sonra bir kez daha, koklaya koklaya bir çok kez öptü sidrayı. Sidra farkına varmıştı ama onun hoşuna gittiği için bir şey dememişti, sadece gülümsüyordu rabia, doruk ise git gide biraz daha yukarı doğru çıkıyordu. Artık bir eli sidranın yüzünü kavradığında doruk ve sidra nın dudakları arasında sadece bir milim kalmıştı. İki side nefes nefese bakıyordu birbirine, ilk defa bu kadar yakınlaşmıştı, birbirine,, şuan iksiide ne yapması gerektiğini bilmiyordu, sanki iksiide anın verdiği heyacanla transa girmiş gibiydiler. İlk konuşan doruk oldu; "seni öpmek istiyorum sidra" dedi Derince yutkunarak, sidranın ne tepki vereceğini bilmiyordu ama hayır derse kendine nasıl hakim olacaktı onu kestiremiyordu, içinden lütfen kabul etsin diye geçiriyordu. Sidra ise heyacandan nereyse kalbi duracak gibiydi, göğüsü hızla inip kalkıyordu, doruğun onay bekleyen dudaklarına kitlenmişti. Hayır demek istemiyordu, hemde hiç ama kabul ederse yanlış bir şey yapacağını biliyordu, kendine yenik düşerek gözlerini kapattı ve aradaki bir milim aralığı kapatıp dudaklarını doruğun dudaklarına değdirdi ve "öp" dedi sadece. Doruk bu duruma mutlu olmuştu hemde çok, sidranın dudakları hala onun dudaklarında iken hafif tebessüm ederek birleştirdi dudaklarını, sidranın belinde olan eliyle daha çok çekti kendine sidrayı, eliyle daha çok kavradı yüzünü, yıllardır hayalini kurduğu şeyi nihayet yaşıyordu. Sidra her ne kadar tecrübesiz de olsa doruğun öpüşlerine karşılık vermeye çalışıyordu, bu durum doruğu daha çok öpme arzusuyla dolduruyordu. Git gide yavaş başlayan öpüşmeleri hızlanmıştı, doruk kendinden öyle çok geçmişti ki sidrayı hareket ettirerek yatağa doğru ilerletti, ama kendinle onu öpmeyi bırakmadı. Sidra ise doruğa ayak uyduruyordu ne yaptığını bile farkında değildi. Sırtı yatakla buluştuğunda üstünde ki doruğun ağırlıyla gözlerini araladı, nefes nefese kalmıştı, dudakları Aralandığında doruk sidranın üstün de nefes nefese bakıyordu ona bir eliyle yataktan destek alırken diğer eliyle sidranın yüzünü seviyordu, "doyamıyorum, asla sana doyamıyorum sen bana ne yapıyorsun böyle" dedi arzu dolu bir şekilde ona bakarak Sidra duyduğu sözler karşında tebessüm ederek güldü; "ya bir şey yapmıyorum aslında" dedi cilveyle Doruk sinsice sırıtıp dahada fazla yaklaştı sidraya ve tekrar dudaklarını öpmeye başlamadı. Bu öpüş ilkine bakarak çok daha tutkulu ve hızlıydı, ve artık sidra doruğu vucut olarak çok daha fazla hissediyordu, içi kıpır kıpır olmuştu, kendini o kadar kaptırmıştı ki elleri doruğun sırtın da ve saçlarında dolaşıyordu. Doruğun gel gitleri, sidranın ise doruğu sarılıp sarmalaması gittikçe artıyordu. Doruk arada öpüşlerine ara verip boynunu ve yüzünü öpüyordu sonra ise yine dudakları sidranın dudaklarınu buluyordu. Bir süre bu şekilde devam ettiler ne sidra durdu ne de doruk. En son sidra ellerini doruğun göğsüne koyarak ayırdı dudaklarını ve nefes nefese "doruk artık durmalısın bence" dedi tedirgin bir şekilde bakarak Doruk da aynı şekilde nefes nefese kalmıştı, vucudu hala sidraya yaslıydı, öyle zevke gelmişti ki durmak onun için işkence olacaktı, daha önce hiç böyle olmamıştı, ama şimdi sidraya karşı koyamıyordu. Hala sidraya bakarken nefesleri artık düzene girmişti, doruk yaptıkları aklına gelince durup anlık olarak kendine hakim olmamanın pişmanlığını yaşıyordu. "özür dilerim ben gerçekten özür dilerim,ben çok özlemiştim seni dayanamadım, durduramadım kendimi" dedi üzgün bir şekilde Sidra gülümse di ve doğrularak başında ki baş örtüsünü ve üstünü düzeltti yerince dağılmıştı. "doruk kendini suçlama sonuçta sana bu izni ben verdim ama lütfen bir dahakine dikkat edelim olur mu" dedi eliyle doruğun yüzünü okşarken. Huzurla kapadı gözlerini doruk, içi rahatlamıştı sidranın sözleri içini rahatlamıştı. Yusufun doruk diye seslenmesinin üstüne ikisi de göz devirdi. "güzel anılarımın katili, canım abim" dedi sidra gülerek. Doruk ta sidranın gülüşüne eşlik etti ve ayağa kalkarak üstünü düzeltti. Kendince çeki düzen verince sidraya yaklaşıp önce alnından sonra ise dudağından ufacık bir öpüp geri çekildi ve 'seni seviyorum yosun gözlüm, seni çok seviyorum " dedi gözlerinin içine bakarak. Sidra ise yanakları al al olarak" bende seni seviyorum hemde çok seviyorum " dedi aynı tonda ve aynı aşk dolu bakışla. Yusufun bir kez daha doruk diye bağırmasıyla, doruk iç çekerek sabır çekti" gerçekten abili kardeşli sınıyorsunuz beni "dedi gülerek, sidra da onun gülüşün eşlik ederek" ne yapalım yapacak bir şey yok ama sen biraz daha burada durup gitmezsen abim yukarı gelecek haberin olsun " dedi bilmiş bilmiş davranıp kollarını göğsünde birleştirdiğin de. Doruk gülerek" senin bu hallerin.... Neyse neyse daha fazla durmasam iyi olacak yoksa olacaklardan ben bile korkuyorum " dedi ve gülerek yine sidraya yaklaşıp alnından ve dudağından öpüp ayrıldı. Sidra gözlerini belerterek" ya doruk tamam dedik ama abartıyorsunn bak " dedi hafif kızgınlıkla. Doruk omuz silkerek" ya ne yapayım kızım doyamıyorum sana hemen biz de evlensek ya olmaz mı " dedi çapkın çapkın bakarken " dooruukkkkk" diye kızdı sidra sonra eliyle onu sırtından ittirmeye başladı "Hadi hadi çabuk abim daha fazla kızmadan git" dedi aynı zamanda iteklerken. Kapıya geldiklerin de doruk aniden durup sidraya dönerek " bir kez daha öpeyim ya hadi son kez" dedi masum masum sidraya bakarak. Sidra derin bir nefes vererek kafa salladı ve " tamam ama son kez bak başka yok" dedi aynı zaman da tek kaşını kaldırıp parmağını sallarken. "tamam söz" dedi doruk ve elleriyle sidranın yüzünü kavrayıp tekrar dudaklarını öpmeye başlaması bir kaç saniye için de olmuştu. Sidra hemen olmasa da bir kaç saniye geçtikten sonra doruğa karşılık vererek daha tutkulu bir öpüşmeye sebebiyet vermişti. Doruğun elleri anında sidranın belini kavrayarak kendine çekti ve daha fazla hızlı bir şekilde öpmeye başladı. Bir kaç dakika öpüştükten sonra yine yusufun sesiyle ayrıldı dudakları nefes nefese kalan doruk " asla ama asla doyamıyorum sana, bu işin daha fazla uzun sürmesine izin veremem fazla uzatmadan evlenelim lütfen" dedi sessiz ama arzu dolu bir şekilde. Sidra Biraz daha doruktan uzaklaşarak kafasını hayır anlamında salladı. "hayır doruk daha erken biliyorsun konuşmuştuk bunları hem önce Bi abim evlensin bakarız" dedi gülerek "peki dediğin gibi olsun" dedi doruk biraz hayal kırıklığına uğrasada belli etmeden tekrar yanaşıp ufak bir öpücük kondurdu dudağına sonra geri çekelip " akşam görüşürüz güzelim" dedi ve kapıyı açıp yusufun yanına gitti. İkisinin de için de farklı bir duygu vardı, yanlış yaptıklarını biliyorlardı ama dürtükeri bu konu öne geçmişti sidra ileride belki bu durumdan pişman olacaktı ama şuan hissettiği o duygu onu bambaşka bir dünyaya taşımıştı, dudaklarını ısırıp az önce ilk defa yaşadığı olayı hatırlayıp sırıttı ve tekrar dolabın karşına geçerek kendine kıyafet bakmaya devam etti. Doruk ise bu zamana kadar yapmayı istediği en çok şeyi yapmıştı sidraya çok daha fazla yaklaşmıştı ve ona bu denli hakim olmak dorukta hep daha fazla ileri gitme duygusunu ortaya çıkarıyordu, merdivenleri sırıtarak iniyordu ki yusufun aşağıda onu beklediğini hatırladı ve kendine çeki düzen verdi anlamasını istemiyordu. "patladın yeminle ya doruk ta doruk, doruk ta doruk, Bi susmadın Yusuf" diye alayla indi yusufun yanına. Yusuf kaşları çatık elleri belinde sinirle doruğa bakıyordu; "neredeydin doruk sen sana bağırmaktan boğazım acıdı valla" diye sinirle sitem etti. "bağırmasaydın yusuf sende, gerçi sen bağırmıyorsun ki böğürüyon" diye yine alayla konuşmaya devam etti. "ya sabır" dedi Yusuf kafasını yana çevirip gözlerini kapatarak, sonra olduğu yerden haraket ederek kapıya doğru yöneldi aynı zaman da da konuşmaya devam ediyordu "Hadi hadi oyalanma yürü daha çok işimiz var" dedi kapıyı açıp dışarı çıkarken. Doruk gülümseyerek yürümeye başladı, keyfi oldukça yerindeydi, az önce yaşadıklarını düşünüp sırıtıyordu, güldükçe de keyfi yerine geliyordu. Yusuf ve doruk fazla oyalanmadan evden ayrıldılar, kapı kapanma sesini duyan sidra ikisinin de gittiğini anladı ve üstünü değiştirme işi bittikten sonra aşağa indi saatte baktığın da rabia nın şu saatte gel dediği saatte daha vardı, buda onu değerlendirmek için kendini kahve yapmak üzere mutfağa doğru ilerledi. Kendine kahve yaptıktan sonra salona gelerek rahat bir şekilde kuruldu. Aradan bir kaç dakika geçtikten sonra kapı çaldı sidra gözlerini devirerek "acaba yine neyi unuttular" diye ayaklanıp aynı zaman da da başörtüsünü düzelterek kapıya doğru yöneldi. Gelenin abisi yada doruk olduğun dan o kadar emindi ki, kapıyı açtığın da gördüğü tanımadığı bir kadın karşında şaşkınca kaldı. Bozuntuya vermeden " buyurun kime bakmıştınız" diyerek gülümsedi. Karşısında ki kadın gereksiz bir ciddiyetle "sidra sen misin" diye sert bir şekilde sordu. Neye uğradığını şaşıran sidra kafa sallayarak "evet benim de siz kimsiniz" diye tedirginlikle sordu. Kadın duruşunu daha çok dikleştirerek "ben Suzan karayel doruğun annesiyim" dedi duruşundan ödün vermeden. Sidra afalladı ilk başta daha önce doruğa hiç annesinin resmini falan sormamıştı, ismini de bilmiyordu, resmen şok olmuştu üstelik bu saatte hemde yıllardır bu eve gelmeyen kadın şimdi neden ve ne sebeble gelmişti. Sidra tekrar bozuntuya vermeden "kusura bakmayın bir an tanıyamadım geçin buyurun" diye kapıyı sonuna kadar açıp kenara çekildi. Suzan hanım egolu bir şekilde topuklu ayakkabılarıyla özgüvenli bir şekilde girdi içeri ve sidranın kapıyı kapatmasını beklemeden salona doğru ilerledi. Sidra ise kapıyı kapattıktan sonra arkasından neredeyse koşar adım gidip " tekrar hoşgeldiniz bende kendime kahve yapmıştım isterseniz size de yapabilirim, doruk gelene kadar biraz otururuz" dedi bütün samimiyeti ve saygısından ödün vermeden. Kadın sidranın yanına gelmesini beklemeden olduğu yerde dönüp yüzünü sidraya döndü ve sinirle; "ben buraya doruk için değil senin için geldim, seninle konuşmam gerekenler var" dedi sidrayı baştan aşağa süzerek. "tabi konuşalım buyurun" dedi yine saygısından ve gülümsemesinden ödün vermeden. Kadın bir iki adım atarak sidraya biraz daha yaklaştı "lafı dolandırmadan direkt söylüyorum, oğlumdan uzak duracaksın, seni bir daha oğlumun yakının da bile görmeyeceğim" dedi kaşlarını çatarak Sidra beynin den vurulmuş gibi olduğu yerde kaldı,kalbi sıkışıyormuş gibi hissetti, asla böyle bir şey beklemiyordu. "ne diyorsuz siz suzan hanım, bir yanlışımı falan mı gördünüz de bu şekilde konuşuyorsunuz benimle" diye üzgünce çıkıştı sidra. Suzan hanım derin bir nefes alarak "seni hiç sevmedim, para avcısının tekisin sende abin de öyle yıllardır bu evde oğlumun evinde kalıyor ama bir şeye hayrı yok. Saf buldunuz oğlumu abili kardeşli kullanıyorsuz, buna asla müsade etmem" dedi sinirle bağırarak Sidranın gözleri dolmuştu duydukları karşısında, hiç tanımadığı bir kadın abisini ve kendisini hiç yapmadığı bir şey için ithamda bulunuyordu, hayretle açıldı ağzı yüreği kor gibi yansa da belli etmeden konuşmaya başladı. "bana ve abime yakıştırdığınız ithamlar hiç hoş değil, biz öyle insanlar değiliz ve üstelik abim ve doruk ev konusunda belirli sorumluluklar alıp bu eve taşındılar, kendi yaptığınız suçları başkalarına yüklemeyin lütfen çünkü bu ancak sizin yapabileceğiniz bir şey bizim değil " dedi kendine hakim olamayıp sinirle bağırarak. Suzan hanımın kaşları git gide daha fazla çatıldı ve sinirle bir iki adım daha attı sidraya; " Seni hadsiz, terbiyesiz sen kimsin de benimle böyle konuşuyorsun, beni ve bizi yargılamak sana düşmez, seni son kez uyarıyorum sen ve abin özellikle de oğlumdan uzak durun bu evden de gidin" dedi yine aynı tonda sinirle Sidra daha fazla öfkeleniyordu; "yok yaa sana mı soracaktım sen kimsin ki Allah aşkına doruğun hayatında sadece bir isimden ibaretsin, o bile seni takmazken ben mi senin dediklerini yapıcam, lütfen asıl siz daha fazla haddinizi aşmadan gidermisiniz işim gücüm var ve size ayıracak vaktim de yok " dedi geri geri gidip evin kapısını açarak Suzan hanım sözünü geçirememenin verdiği sinirle biraz daha yaklaştı sidraya ve" gör bak bakalım kim kimin hayatında neyden ibaretmiş " dedi ve çantasından telefonunu çıkararak bir ses kaydı açtı. Zafer kazanmış bir şekilde sidraya bakıyor aynı zaman da telefonu gözüne sokar gibi havada tutuyordu. Sidra nın ise duydukları karşısında adeta kalbi buz kesmişti, nefes alamıyor gibi hissediyordu sanki dünya tersine dönmüştü ve sidra kara bir deliğe sürüklenmişti. Gözlerim den sessiz ve bir iki damla yaş aktı, ses kaydı bittiğin de kendini toparlayarak dişlerinin arasından "defolun buradan, söylecek bir şeyim de yok, sizin de söylecek bir şeyiniz yok, daha fazla sizinle muhatap olmak istemiyorum" dedi güçlü durmaya çalışarak Kadın sinsice yaklaştı sidraya ve yine aynı şeyleri söyledi "oğlumdan uzak dur seni onun yanında görmek istemiyorum" dedi sert ve tehtidvari bir şekilde Kafasını salladı sidra için de yanan yangınlarda aldırış etmeden güçlü bir şekilde tam gözlerinin içine baktı suzan hanımın ve "merak etmeyin, hiç olmamışım gibi olacak" dedi ve tek eliyle suzan hanımın kolundan tutup kapının dışına doğru çıkarttı ve sert bir şekilde kapıyı örttü. Kapıyı örtmesiyle birlikte titreyen dizleri onu daha fazla taşıyamadı ve kapının dibine çöktü. Dizlerini karnına çekerek akmasını engellemek için tuttuğu göz yaşlarını bıraktı. Hüngür hüngür sarılarak ağladı doruğun söyledikleri geldi aklına daha çok ağladı. "heves işte anne, daha önce böyle bir deneyimim olmamıştı, o yüzden ufak bir keşfe çıktım, , hevesim geçince bırakırım, bu gerçek bir sevgi falan değil yani yanlış anlama ben bir kız için hayatta değişmem" diyordu doruk annesine bu durumdan alayla bahsediyordu. Ama sidranın kalbi kor gibi yanıyordu. "nasıl... Allahım nasıl atacağım onu kalbimden, nasıl dayanacağım bunca acıya sen bana yardım et Allahım, yanıyor içim" Diye hıçkırarak ağladı sidra, ne kadar süre öyle kaldı ne kadar zaman geçti bilmiyordu ama biraz sakinleşmişti, kendine gelmeye başlıyordu. Telefonun çalmasıyla sıyrıldı düşüncelerinden ayağa kalkarak telefonu eline aldı, arayan arkadaşı rabia dı. " efendim" diyerek açtı telefonu "ya sidra nerede kaldın tam bir saattir seni bekliyorum, sıkıştı biraz bizim ev elim ayağım birbirine dolaştı" dedi rabia üzgün bir şekilde Sidra derin bir nefes alarak gözünden akan yaşı sildi ve bozuntuya vermeden konuşmaya başladı. "AH kusura bakma güzelim ya evde işim biraz uzun sürdü 10 dakika ya yanındayım sıkma canını her şey halolur" dedi zoraki bir şekilde gülerek. "kız yok ne kusuru heyecandan ne yapacağımı şaşırdım, tamam o zaman seni bekliyorum" dedi önceki tavrına nazaran sakin bir şekilde. "görüşürüz" diyerek kapattı telefonu sidra, ayakta durmakra oldukça güçlük çekiyordu kalbi sıkışıyor nefesi daralıyordu, yüreği bu acıya dayanamayacakmış gibi hissediyordu. Sonra bir anda kendine geldi. "kendine gel sidra bundan önce hayatında nasıl o yoksa yine aynı şekilde o yokmuş gibi davranmaya devam edeceksin, o sende her zaman doruk abi olarak kalacak daha ilerisine gitmesine izin vermeyeceğim, şimdi kalk ve hazırlan bu gün abinin ve en yakın arkadaşının en güzel yanı, kimse bu günümü maf edemez " dedi kendini telkin ederken Ve hızla göz yaşlarını silip yukarı odasına gitti, ve şalını da yaparak aynada kendine baktı, kızaran gözlerine bir şeyler yaparak kapatmaya çalıştı olduğu kadar sonra ise çantasını alarak evden ayrıldı. Her adımda biraz daha toplanıyordu sidra, sanki daha fazla güçleniyordu ve dediği gibi kimse bu günü maf edemezdi. Doruk ta ise haller sıkıcıydı, yusuf kırk saat bir çiçeğe karar verememişti yok öyle olsun yok böyle olsun derken kaç saat devirmişlerdi haberi yoktu. Ama yinede doruk yusufa hiç kızmamış hatta her dediğini dikkate alarak yapmaya çalışmıştı. En son bütün ileri hal olduğunda yorulduklarını anlayıp bir cafede oturdular. Doruk günlerdir düşündüğü ve planını kurduğu şeyi sonunda Yusufa demeye karar verdi çünkü daha fazla içinde tutamıyordu; "yusuf sana bir şey diyeceğim" dedi çekingen bir şekilde. Yusuf yorfun bir sesle "söyle bakalım ne diyeceksin" dedi ifadesiz bir şekilde Doruk kendini toparlayarak tek nefeste "sidraya evlenme teklifi yapacağım" dedi gözlerini kapatarak Yusufun tepkisini den ister istemez korkuyordu. "lan oğlum ne bu ısrar konuşmuştuk bunu neden hala ısrar ediyorsun" diye sitem etti Yusuf Doruk derin bir nefes alarak "ya Yusuf yapamıyorum anladın mı uzak duramıyorum, hem sende aynısını yapıyorsun bak rabia da okuyor ne dedin ona okulun bitine kadar her zaman destekçinim okuluna devam edeceksin dedin bende yapabilirim öyle, her konuda bende destek olurum neden anlamıyorsun Yusuf, seviyorum çok seviyorum ve artık sevdiğim kadınla vicdanım rahat bir şekilde yaşamak istiyorum bir yuva kurmak sorumluluğumu bilmek istiyorum " dedi biraz üzgün bir şekilde Yusuf ne diyeceğini bilemiyordu, haklıydı aslında doruk ama yine de sanki içine sinmeyen bir şeyler vardı ama bunun ne olduğunu kestiremiyordu. Derin bir nefes verdi Yusuf, sonra doruğa bakarak " tamam lan ne yaparsan yap sidra kabul ederse buluruz bir yolunu artık" dedi içi sıkıntılıydı ama bunu doruğa belli etmedi, hayırlısı artık deyip konuyu fazla uzatmadı. Doruk ise yusufun onayı ile iyice mutlu oldu, ve planı anlatmak için ona doğru biraz eğildi. "aslansın be kardeşim, bak anlatayım sana kurduğum planı akşam sizin sözden sonra sidrayı alıp bir yere götüreceğim orası biraz sessiz sakin artık orada ederim teklifimi, zaten yüzük çoktan hazırdı." Dedi heyacanla, yusuf onun kadar mutlu değildi sıkıntılıydı ama bozuntuya vermeden güldü ve kafa salladı. " tam senlik bir hareket biliyor musun, tahmin etmiştim zaten her şeyin hazır olduğundan, Bi bana sorması kalmıştı değil mi " diye sitemli bir şekilde konuştu. Gülerek kafa salladı doruk, heyacandan kalbi hızlı hızlı atıyordu. "evet doğru bildin sadece senin onay vermen kalmıştı" dedi alayla Sonra ikide birbirlerine bakıp güldüler. Çok iyi iki dost kardeş olmuşlardı, hayat onları çok güzel bir şekilde karşılaştırmıştı, ya bu geceden sonra araları eskisi gibi olmazsa o zaman ne yapacaklardı. Biraz daha konuştular yusuf ve doruk, zaman çabuk geçmişti hemen hızla kalkıp eve gidip hazırlanmaya başladılar. Eve geldiklerin de sadece Hatice hanım ve Ali bey vardı, sidra eve gelmemişti, oysa eve gelip hazırlanıp ailesi ile tekrar rabiaya ya gidiceklerdi ama sidra yaşadığı olaydan dolayı eve gitmek istemedi kıyafetlerini alıp direkt rabia ya ya geçmişti. Rabia sidranın halinden bir şey olduğunu anlamıştı ama sidra anlatmamakta kararlıydı. Sidra sadece rabiaya ya "bundan sonra seninle kalabilir miyim demişti düğün den sonra ise bir yurt bakarım yada eve çıkarım" demişti rabia ya ya, olan bitene anlam veremesede rabia ya kabul etmişti, sidra da " bu gün senin günün benim sorunlarımla uğraşma sonra konuşuruz" diyerek konuyu kapatmıştı. Onlar için de zaman çabuk geçmişti, nasıl olduğunu anlamadan isteme satti gelmişti, rabia oldukça heyacanlıydı ama sidra her ne kadar gülmeye çalışsada yüreği kor gibi yanıyordu, hala duydukları kafasında dönüp duruyordu, hangisine üzüleceğine şaşırmıştı. Heves olduğuna mı üzülsün annesinin onu istemediğine mi üzülsün yoksa düştüğü konumamı üzülsün şaşırmıştı. Rabiaya ya belli etmeden sanki bir şey yokmuş gibi davranıyordu, daha doğrusu elinden geldiği kadar yapabildiği kadar yapıyordu iste. O kadar dalmıştı ki sidra kapının çalma sesine kendine geldi ve derin bir nefes alarak karşında olan aynadan kendine baktı "şimdi değil sidra şimdi deği, bir şey yokmuş gibi davran sonra konuşursun" dedi kendini telkin ederek. Rabia büyük bir heyecanla açtı kapıyı Yusuf ve ailesi yavaş yavaş içeri girerken sidra ailesine bir şey belli etmemek için zoraki bir şekilde güldü içeriye en son doruk girmişti, sidra göz göze gelmek istemese bile doruk öyle dikkatli bakıyordu ki ona elinde olmadan gözleri değiyordu gözlerine. İçeriye geçmeden yanında durdu sidranın ve biraz eğilerek sadece sidranın duyabileceği bir şekilde "söz den sonra seni bir kaç saatliğine bir yere götüreceğim sakın hemen annenlerle gitme olur mu" diye heyacanla sordu. Sidranın aklından ise sadece sabah ki ses kaydınki ses geçiyordu, kalbi bir kez daha yandı bir kez daha kor aldı yüreği ama yine de belli etmeyip zoraki bir gülüşle kafa sallayıp "tamam" dedi. Doruk hiçbir şeyden habersiz heyacanla geçti içeri yüreği kelebek misali pır pır atıyordu. Sidra ise gözyaşlarının akmaması için elinden geleni yapıyordu, salonda herkes yerini almıştı ve havadan sudan konuşamaya başlamışlardı. Sidra sessiz ve durgun bir şekilde duruyordu sadece, arada başını eğiyor elleriyle oynuyordu,, kafasın da ki sesleri bir türlü susturamıyordu, etrafında bir şeyler olup bitiyordu ama o sadece yüreğinin yangınıyla başa çıkmaya çalışıyordu. Sonra telefonu bir bildirim geldi, Suzan hanımdan dı, telefonu kayıtlı değildi ama resimi olduğu için anlamıştı. Bu gün ki dinllettiği ses kaydını atmıştı ona altına da "dinledikçe bir hiç olduğunu anla" yazmıştı. Sinirlendi sidra telefonu sıktı bir süre göz yaşlarına hakim olmaya çalıştı, sonra derin derin nefesler alıp verdi ve kendince bir karara vardı bu gece doruğu en görüşüydü bir daha asla hayatında doruk olmayacaktı. Sidra dışında her şey çoktan olmuş gibiydi, kendine geldiğin de rabia kahveyi çoktan abisine getirmişti, isteme falan olmuştu, sadece yüzükler takılacaktı. Kendini toparlayarak ayağa kalktı sidra ve yüzük tepsisini ayakta duran babasına uzattı, babasının konuşmasını dinlerlen yanında hissettiği hareketlilikle sağına doğru döndü, doruk gelmişti yanına gülümseyerek bakıyordu ona, sidra ise donuk bir ifadeyle baktı bir süre, biraz zaman geçtikten sonra doruk eğilip sidranın kulağına; "kim bilir belki bir gün biz de böyle oluruz" dedi heyacanlı çıkan ses tonuyla. Daha fazla dayanamadı sidra tutmaya çalıştığı göz yaşları çoktan akmaya başlamıştı, yediremedi kendine bu şekilde olmayı o sözleri ve hiç istemediği bir konuma düşmeyi yediremedi ve tepsiyi kenara koyup hızla lavobaya doğru gitti. Yusuf doruk ve rabia şaşkınca baktı birbirkerine Yusuf doruğa bakarak "ne oldu" diye sordu Doruk ellerini yana açarak "bilmiyorum ki çok güzel bir şey demiştim aslında ama bir anda ağlayarak gitti anlamadım" dedi şaşkınca Rabia ise ikisine bakıp "bu gün Biraz garipti sidra canı sıkkın gibiydi anlat dedim ama anlatmadı benden sadece bir şey istedi bende kabul ettim ona hayır diyemezdim sonuçta ama ne istediğini size diyemem söz verdirtitti bana kimseye bir şey deme ben diyeceğim diye, ama tuhaftı bende alamadım " dedi rabia canı sıkılmış bir şekilde. Doruk sabah yaşadıkları olay için olduğunu sandı, belkide izin verdiğine pişman oldu yada korktu, sıkıntılı bir şekilde nefes alıp vererek lavabonun yanına gitti kapıyı tıklatarak. " sidra güzelim iyi misin " diye sordu. Sidra duyduğu ses karşısında daha çok ağladı sesi çıkmasın diye eliyle ağzını kapatarak olduğu yere çöküp sessizce içine içine ağladı, yaşadığı acıyı taşıyamadı kendin den geçti ama doruktan geçmek ona çok zor gelmişti. Doruğun sesini hala duyuyordu ve bir şey demezse yada çıkmazsa gitmeyeceğini biliyordu ayağa kalkarak aynada kendine baktı ve almış makyajını temizleyerek kendine çeki düzen verdi bir kaç nefes egzersizinden sonra yavaşça dışarı çıktı ve bir çift endişeli gözle karşı karşıya geldi. "ya yavrum, ne oldu sana neden bu kadar ağladın şu haline bak" diye endişeyle sordu doruk Sidra ise doruğa düz bir şekilde bakıyordu, dinlediği ses kaydından sonra bu halleri ona çok yapmacık geliyordu. "iyiyim yok bir şeyim" dedi sert bir şekilde ve doruğun cevap vermesini beklemeden içeri geçti, öylece kaldı doruk sidranın bu hallerine bir anlam yükleyemedi ve öylece kaldı orada, yüreği sıkıştı bir an korktu ama yinede kendini toplayıp içeri geçti. Neredeyse her şey bitmişti, ali bey ve Hatice hanım kalkmak için müsade istemişti en son da beraber ailecek samsuna bekleriz buradan gitmeden de bir kahvaltı yaparız demişlerdi. Herkes aşağa indiğin de Yusuf annesi ve babası bir araba ile çoktan yola koyulmuşlardı geriye sadece doruk ve sidra kalmıştı. Doruk aslında çok heyacanlıydı ama sidra çok durgundu, sanki kötü bir şey olmuştu ve bunu saklıyordu. Tedirginlikke gitti yanına " benimle gelir misin sidra" diye sordu Yüzüne baktı doruğun başta gitmek istemedi ama sabah yaşadıklarının da hesabını sormak istiyordu. Bir şey demeden arabanın ön koltuğuna geçti ve kapıyı kapattı. Yüzün de güller açtı doruğun bu hareketle ama bilmiyordu ki o açan güller solacak yüreğini yakacaktı. Sessiz ama kısa bir yolculuk yaptılar sonunda doruğun ayarladığı mekana geldiklerin de uygun bir yere park edip arabadan indi doruk ve hemen gidip sidranın kapısını açtı. Şaşkındı sidra ne olduğunu anlamaya çalışıyordu, çünkü her yerde yanan kandiller vardı, ve etraf çok güzel süslenmişti. Şaşırarak ilerlemeye başladı, o kadar şaşkındı ki doruğun elini tuttuğubu bile anlayamamıştı, taa ki doruk sidranın elini bırakana denk. Sidra doruğun bıraktı eline baktı önce sonra etrafına baktı, yerlere serilmiş kırmızı güllere ve yanan mumlarla ve özenle hazırlanmış sofraya geldikleri yer bir nehir kenarı gibi bir yerdi hafif bir müzik eşliğinde etraftan duyulan ateş böceği ve çekirgelerin sesleri geliyordu. Hala şaşkınca bakıyordu etrafına doruk ise onu aşka izliyordu sonra boğazını temizleyerek yine sidranın ellerinden tuttu ve ona bakmasını sağladı, içinde ki heyacanı bastırarak konuşamaya başladı. "sidram güzelim, benim hayatta olmam sebebim, şimdi kendince sorguluyorsun gecenin bu saatin de bu onlanlarda ne, başka zaman mı yoktu diye ama ne yapayım dayanamadım, bu gün ki canın sıkkınlığını az çok tahmin edebiliyorum kendime hakim olmam lazımdı ama yapamadım özür dilerim, bundan sonra daha dikkatli olucam yeter ki sen üzülme asma yüzünü ağlama, sen ağlayınca dünyayı yakıp yıkasım geliyor, sen hep gül olur mu " diye sordu doruk hala aşkla bakıyordu sidraya Ellerini kaldırıp ufak bir buse kondurdu sidranın ellerine sonra bir adıö geri atarak tek dizinin üstün çöktü ve konuşamaya başladı. " sidram benim güzel gözlüm ben hayatımım her anında seninle olmak istiyorum seninle yuva kurmak seninle uyumak seninle yaşlanmak istiyorum, seninle bir bütün olmak istiyorum" dedi sonra sidranın ellerini bırakarak cebin den yüzüğü çıkardı ve sidraya doğru uzattı "seni seviyorum, seni çok seviyorum yosun gözlüm ve istiyorum ki sidra karasu değilde, sidra karayel ol, benim ol istiyorum, ömrümün sonuna kadar kokunla kavrulmak istiyorum, benim nefesim olur musun sidra,benimle evlenir misin" Diye sordu doruk heyacanla vereceği cevabı bekliyordu. Sidra ise yüreğin de ki yangınla şaşırak bakıyordu doruğa,bu anın hayalini çok kurmuştu kafasında ama hepsinde mutluydu ydular oysa şimdi mutlu olan tek kişi doruktu, çünkü sidra artık ona inanmıyordu ve bu yaşadığı anın tamamen onun başlattığı ve heves olarak adlandırdığı şeyi sürdürüyordu. İstemsizce bir yaş aktı gözünden ve doruğun tam gözlerinin içine bakarak; "HAYIR" Dedi, oysa evet demek için canını bile vermeye hazırken...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD