Bölüm 20 🦋

4637 Words
Hasan bey ve sidra öfke dolu bakıyordu Suzan hanım ve Meriç beye. Onlar ise çoktan telaşlanmışlardı, ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Doruk ise burukça tebessüm ederek; "bu kadar sustuğum yeter diye düşündüm sevgili annecim sonuçta dedemin de bunları bilmeye hakkı vardı" dedi dudaklarını yukarı kıvırarak Sidra dayanamayarak lafa atladı; "ya sen nasıl bir annesin ya, peki ya sen bu nasıl babalık bu, birbirinizi sevmeseniz bile insan kendi canından kanından birine nasıl bu şekilde davranabilir, dün bana gelip para avcısı diyen kadına bak meğer en büyük para avcısı sen mişsin de tahtının sarsılmasın dan korkmuşsun, tehtitle nereye kadar gidiceğini düşündünüz bu işin, yazık size hemde kocaman bir yazık, hayal kırıklığın dan başka bir şey değilsiniz " dedi tiksinir bir şekilde. Hasan bey ise gözleri kırmızı olmuş bir şekilde bakıyordu torununa ve evlatlarına şaşırmıştı ne diyeceğini bilemiyordu. " Aylin hanım " diye bağırdı doruk Aylin hanım koridordan koşarak gelerek" buyurun doruk bey " dedi ellerini önünde birleştirerek. Doruk cebinden küçük bir anahtar çıkartıp Aylin hanıma uzattı " Aylin hanım benim odam da giyinme dolabım da ufak bir kasa var onun için de mavi bir dosya var onu bana getiri misiniz " dedi tüm nazikliyle. " tabi efendim" dedi aylin hanım anahtarı alarak hızlı adımlarla ilerledi doruğun odasına. Sessiz bir ortam olmuştu, kimse konuşmuyor ama herkes birbirine sinirle yada öfkeyle bakıyordu bir kişi hariç o ise üzgün bir şekilde bakıyordu ne diyeceğimi ne yapacağını bilmiyordu. Kısa bir süre sonra aylin hanım elinde mavi bir dosya ile geldi, anahtar ve dosyayı doruğa uzatarak " buyurun doruk bey" dedi Doruk ikisini de alarak anahtarı cebine attı dosyayı ise sehpanın üzerine koyarak koltuğa oturdu, sehpanın üzerin de duran kalemi eline alarak dosyayı açtı ve içinde olan bir kaç kağıdı okumadan imzaladı. Odada ki herkes doruğa bakıyordu kimse onların ne olduğunu bilmiyordu. İmzalama işi bittikten sonra doruk dosyayı kapatıp anne ve babasına baktı. "buda benim size oyunum olsun sevgili anne ve babacığım asıl şimdi dedemin bütün serveti bana kaldı, ve siz anca bu evde ben izin verirsem yaşar ancak ben izin verirsem o şirkette çalışırsınız" dedi sinsice gülerek. Suzan hanım şaşkınlıkla "ne... Ne demek bu hani her şey meriçe kalacaktı, öyle demiştin bize boşanmazsanız tüm servetim sizin demiştiniz" diye çıkıştı Suzan hanım Meriç bey de babasına dönüp "baba ne demek bu hani bana verdiğin sözler onca şey yaptım senin için bu mu karşılığı" Dedi gözleri dolarak. Hasan bey gözünden akan yaşları silerek doruğa yaklaştı ve onu ayağa kaldırarak sıkıca sarıldı. "aferim evlat aferim" dedi sırtını sıvazlarken. Doruktan ayrıldıktan sonra Meriç beye ve Suzan hanıma dönerek; "siz beni salak mı sandınız He, ne dediniz içiniz den zaten yaşlı anlamaz deyip beni kullanmaya mı kalktınız anlamayacağımı mı sandınız, sen Meriç eğer gerçekten o kızı sevseydin dururdun karşımda ama sen vazgeçmeyi, parayı sevdana değiştin, oda yetmedi yıllarca beni öz babanı kandırmaya çalıştın kendi evladını hiçe saydın, sana eş olarak gelen kadını sevgisiz bıraktın kendine benzettin onu, kendince intikam aldın, ama kaybeden yine sen oldun oğlum, sana durul dedim yaptığın işlerin önünü arkasını düşün dedim sen ne yaptın beni kale bile almadın ve bu saçma sapan işe devam ettin, ne sanıyordun ki her şeyi senin gibi bir yalancıya mı bırakacaktım, doruğa bu dosyayı ilk götürdüğüm de istemedi imzalama dı, bana seni bir gün affedersem o zaman imzalarım demişti, anlamamıştım o zamanlar ama şimdi anlıyorum ve gurur duyuyorum torunumla, şimdi ne sizin ne benim bir kuruş paramız da servetimiz de yok hepsi doruğun ve o ne derse o olacak " dedi kızgın ve sinirli ses tonuyla. Sidra şaşırmış bir şekilde bakıyordu hepsine doruk ise zafer kazanmış bir şekilde bakıyordu ikisine de derin bir nefes alarak baktı anne ve babasına. " utanıyorum sizden utanıyorum, önünüz deki boşanma kağıdını imzalayın ve hayatımdan defolup gidin" dedi tiksinir bir şekilde. Suzan hanım tüm yüzsüzlüğüyle atladı ortaya; "oğlum sen bizi gerçekten yanlış anladın bak, biz seni elbette çok seviyoruz ben senin annenim olur mu öyle şey seni hiç sevmemizlik yaparmıyız" dedi telaşla Meriç bey ise olacak olanı çoktan kabullenmişti, bakışlarını yere eğdi önce yaptıkları geldi aklına sonra ise oğluna ne kadar haksızlık ettiği, pişman oldu ama bir şey diyemedi çünkü ne dese hiçbir anlamı yoktu artık, öz oğlunun sizden utanıyorum demesi çok koymuştu Meriç beye öylece sustu sadece. Suzan hanım ise tüm yüzsüzlüğüyle devam ediyordu, doruğu ikna etmeye sarılmaya çalışıyor tatlı dille konuşuyordu, hasan bey acıyarak bakıyordu ona doruk ve sidra ise tiksinir gibi, daha fazla dayanamadı sidra, Suzan hanımın bu hallerine son vermek için tuttu kolundan ve uzaklaştırdı doruktan, sinirle baktı yüzüne hala kolunu tutuyorken ve tüm kinini kustu. "yeter... Sen nasıl bir kadınsın ya, sokakta ki köpek bile senden daha iyi annelik yapar evlatlarına, gelmiş bir de beni dün uyarıyorsun oğlum dan uzak diye, asıl sen benim kocam dan uzak dur, doruğun Hayatın da ben olduktan sonra senin onu üzmesine asla izin vermeyeceğim, sen onun hayatında hiç olmayacaksınn " dedi sinirle " sus sen ben onun annesiyim neyin doğru neyin yanlış olduğunu en çok ben bilirim, sen kimsin de konuşuyorsun para avcısı kahbe seni " dedi hafif bağırarak Sidra son söylediği cümleyle iyice delirmişti tam doruk olaya el atmak için bir diyecekti ki sidranın Suzan hanımın saçların dan tutup aşağa çekmesi bir oldu. Doruk şaşkınlıkla baka kaldı, oysa sidra bunu demişti defalarca ama ciddi olduğunu hiç düşünmemişti, hasan bey de aynı doruk gibi şaşkınlıkla bakıyordu, Meriç bey ise koltukta oturmuş boş boş bakıyordu etrafına yaptıklarının bedelini kabullenmeye çalışıyordu. Sidra hışımla saçlarını çektiği Suzan hanımın acıyla kıvrandırıyordu, ara ara daha fazla asılıyor bazen de kollarını sıkıyordu, "Sen kime kahbe diyorsun be sen Kimsin de bana böyle diyorsun, ben edebimle namusumla sevdim sadece senin gibi oyun yapıp beni sevmeyen bir adamın koynuna girmedim, haddini bil, yoksa bildiririm haddini, para avcısı olan sensin kahbe olan da beni asla kendinle karıştırma yoksa fena olur. " Dedi Suzan hanımın hala saçlarını çekerken sonra yine bir hışımla iterek bıraktı saçlarını, sendeleyerek yere düştü Suzan hanım. " terbiyesiz sen nasıl bir kızsın böyle nasıl kandın buna oğlum sen inanma buna büyü yapmış sana " dedi yalandan gözlerini doldurarak Doruk sesli bir iç çekti sidra ise sinirle yürüdü Suzan hanımın üstüne "bana bak sana haddini bil dedikçe aşıyorsun sınırını, sus artık beni daha fazla sinirlendirme" dedi parmağını Suzan hanıma sallarken. Doruk sidranın yanına gelerek annesine baktı, acıyarak; "Sen benim annem değilsin, sen beni sadece dünyaya getirdin o kadar sana yıllarca anne dediğim ve sevdiğim için utanıyorum kendimden, sidranın annesi Hatice anne, hani senin zamanın da karşına geçip tehtid ettiğin kadın, bana senden daha fazla hatta en çok o annelik yaptı sen sadece benim hayatım da bir sıfattan ibarettin, bana yararın dan daha çok zararın dokundu, ben hastane de ölümle cebelleşirken sen burada gününü gün ettin, hastalandım kapının önüne koydun beni de hasta etme diye, mutlu oldum kursağımda da bıraktın, üzüldüm üstüne sen daha çok üzdün, sen beni hiç bir zaman görmedin, beni evladın olarak sevmedin ne sen nede kocan olacak o adam, sabırla bekledim size hesap sormayı sabırla bekledim işte bu gün o gün Suzan hanım ne sen benim annemsin nede ben senin oğlumun benim annem ve babam yok öldüler,annem beni doğurduğun da öldü, babam ben doğdum da öldü anlıyor musunuz beni, ama sidra öyle değil bundan sonra benim olan ne varsa onun buna bende dahilim, o yüzden karım hakkında bir şeyler demeden önce iki kere düşün yoksa sonu kötü olur " Dedi hafif sinirle Suzan hanım yerde öylece bakıyordu doruğa, söyledikleri çok ağır gelmişti, hemde bozulmuştu beş parasız kalmışlardı ne yapacaktı şimdi, hala yüzsüzlüğünden ödün vermeden konuşmaya devam etti. " deme oğlum öyle ben annenim senin, hep bu kız giriyor senin aklına uyma ona oğlum lütfen ben sensiz ne yaparım" dedi yalandan ağlayarak. Sidra ve doruk birbirlerine bakıp güldüler, sidra kafasını sallayarak göz devirdi sonra doruğa tam dönerek "müsaadenle sevgilim" dedi doruk dudak büzerek "müsaade senin karım istediğini yap" dedi gülerek. Sidra Suzan hanımın yanına yaklaşıp kolundan tutup kaldırdı, Suzan hanım şaşkın şaşkın bakıyordu sidraya "AH Suzan hanım Ah sana haddini aşma dedim ama sen dinlemedin, bunu sonuna kadar hak ettin, hadi bakalım yallah çık git evim den" dedi suzan hanımı salona doğru iterken. Şaşımıştı suzan hanım ne yapacağını bilmiyordu, öylece itiklendiği yerde kaldı. Meriç bey ise oturduğu yerden kalkarak kalemi eline aldı ve gerekli yerleri doldurarak dilekçeyi imzaladı sonra ayaklanarak suzan hanımın yanına gitti, dosyayı ona uzatarak "al imzala" dedi soğuk bir ses tonuyla. Suzan hanım dosyayı eline alarak baktı kağıda, bu sefer gerçekten yaş akmıştı gözünden sessizce baktı elinde ki kağıda, sonra bakışları Meriç beye döndü. "bitti mi şimdi" dedi sesi titreyerek "bitti" dedi Meriç bey soğuk bir sesle Burnunu çekti suzan hanım, sonda Meriç beye bakıp; "yıllarca beni sev diye çok çabaladım, sevmedin, çocuğumuz olursa belki beni seversin sandım ama sen benden daha çok nefret ettin sen beni sevmedin ben den nefret ettin, bende ne kendimi sevdim ne de doruğu buna sen sebeb oldun ben bu haldeysem senin yüzünden, şimdi benden kurtuluyorsun Meriç imzalıyorum bunu, ama şunu unutma ki ben seni sen beni sevmeden sevdim ama kendimi sana sevdiremedim " dedi ağlayarak Ve elleri titreyerek imzaladı kağıdı, sonra Meriç beye doğru uzattı. Uzanarak aldı Meriç bey elin deki dosyayı, durgunca baktı Meriç bey suzan hanıma başını eğerek; " sevemedim suzan denedim ama olmadı yapamadım, başta çok pişman oldum seni bu kadar üzdüğüme ama sen yalancısın suzan bunu kabul et, sen sadece beni sevdiğini sandın, sen gerçekten beni sevseydin hayatında başka adam olmazdı" Dedi kafasını yana yatırarak sidra ve doruk ta dahil olmak üzere herkez şok olarak baktı birbirine. Evet Meriç bey doğru demişti, suzan hanım yalancısın tekiydi, doruk doğduktan sonra Meriç onu sever sandı ama olmayınca aşık olduğu adamla aşk yaşamaya devam etti aslında boşanıp onunla olmak istiyordu ama hasan beyin teklifin den sonra gizli saklı aşık olduğu adamla olmaya devam etti, elbette Meriç beyde suçluy Du ama bu hikayenin asıl suçlusu suzan hanımdı, ve şuan tam da hak ettiği muameleyi görüyordu. "Sen nereden biliyorsun" diye sordu suzan hanım Meriç bey gülerek; Doruk doğduktan sonra seninle hiç aynı yatakta yatmadım suzan ama sen her ay gebe kalmamak için iğne vurundun, üstelik burada benim evim de o adamla birlikte oldun duymayacağımı falan mı sandın, evet hatalıyım evet oğluma babalık edemedim ama şunu da kabul et ben hep senin dolduruşuna geldim, şimdi pişmanım ama her şey için de çok geç " dedi başını eğerek. Sonra doruğa dönerek burukça güldü; " doruk sana oğlum demeyi sarılmayı öyle çok istedim ki, ama hep buna yeltendiğim de suzan uzaklaştırdı beni hep bende salak gibi uydum ona, aklımı kaybettim sandım düşünemedim o zamanlarda, o ses kaydını çektiğin gün kendimi çok farklı hissediyordum sabah uyandığım da iyiydim hatta geldim seni sevdim sonra bir anda sana karşı öfke doldum bu durumu anlamadım, sana bunları dedikten sonra çok pişman oldum ama olan olmuştu telafi edemedim, taa ki geçen seneye kadar seni gerçekten kabul edemediğimi sevmediğimi düşündüm, ama öyle değilmiş meğer suzan hanım bana büyü yapıyormuş, ben yıllarca seni bana büyü yaptığı için sevememişim, bunu öğrenince tartıştık suzan la hatta bu boşanma dilekçesini ben sürdüm önüne ama yine zehirli yılan dilini çıkardı, yine kandım, ben sidrayı uyaracağını zaten biliyordum uyardım hatta seni sert bir şekilde uyarmış olabilirim ama inan sana karşı olan duygularımı daha yeni yeni içime işliyor, affet oğlum belki affetmiyeceksin belki de çok geç ama bu gün sen gelmesen bir gün kapını ben çalacaktım affet diye, pişmanım ama zamanı geri alamıyorum " Dedi gözünden yaş gelerek. Doruk şok olmuş bir şekilde bakıyordu babasına, gözleri dolmuştu, duyduklarına inanamıyordu. Dedesine baktı kafasını döndürerek doğru mu diye sorguluyordu. Hasan bey başını eğerek derin bir nefes verdi. " maalesef doğru evlat, Meriç bana bunu dedikten sonra araştırdım, meğer gelin diye evime yılan almışım, keşke dedim keşke karşı çıkmasaydım da Meriç nilüfer le evlenseydi." Burukça gülümsedi Meriç bey, artık çok geçti, ölmüştü sevdiği kadın, bir daha yerine gelirmiydi tüm umutlar. Doruk şok olmuş bir şekilde bakıyordu hala sidra ise sadece nilüfer ismine takılmıştı, teyzenin adıda nilüferdi ve onun da bir tane kızı vardı, eniştesini sorduğun da ise öldü demişti sadece birdaha da hiç konusu açılmamıştı, sidra kafasını iki yana salladı 'yok olmaz öyle şey hem kadın ölmüş' diye geçirdi içinden. Doruk kendine gelerek dedesine baktı; "dede sen az önce babama bağırdın bir ton laf ettin onu suçladın şimdi gelmiş babam dan yana oluyorsun, ne yapmaya çalışıyorsunuz anlamıyorum" dedi gözünden yaş akarken. Suzan hanım sinsice güldü sonra lafa atlayarak konuşmaya başladı; '' ne yapacaklar işte her zaman olduğu gibi yine bir günah keçisi seçtiler ve onun arkasına sığındılar, ama bu sefer yemez madem artık boşanıyoruz madem bana bu evlilikten bir şey kalmıyor burada bir dakika bile durmam, mahkemede görüşürüz Meriç bey senden kurtulduğum gün benim için milattır sende burada ser sefil otur oğlunun seni affetmesini bekle " dedi alayla ve ayaklarını sert sert yere vurarak salondan çıktı. Meriç bey derin bir nefes vererek oturdu koltuğa, öylece daldı gitti, aynı şekilde sidra ve dorukta oturmuştu koltuğuna hasan bey de yine yerine geçerek elini alnına koydu. Uzunca bir sessizlik oldu ortam da kimse konuşmuyordu, sidra ise sadece sıkıca tutuyordu doruğun elini destek olmak için. Hasan bey sessizliği bozarak söze başladı; "ben bilemedim, düşünemedim, sandın ki Suzan bizim aileye yakışır oğlumu sever bize uygun dedim yanılmışım aslında hatanın en büyüyü bende ama nasıl değiştirebilirim ki ben bu durumu düzeltemem ben bir çok şeyi farkındaydım evet ama benim oğlum da yapıyor sanıyordum meğerse her şey suzanın başının altından çıkmış bunu bende çok geç öğrendim ama geç kalmıştım kalmıştık bir şey gelmedi elimden, tek pişmanlık kaldı sana karşı meriçe karşı, nilüfere karşı koca bir pişmanlık kaldı içimde sana dedim oğlum sevdana sahip çıkamadın diye ama asıl ben engel oldum sevdana sahip çıkmana keşke engel olmasaydım keşke, az özce ki meriçe patlamam da tamamen oyuna kuralına göre oynamak içindi, evet bu gün illaki bir gün olacaktı ve o gün bu gün müş " dedi üzgünce Meriç Derince bir iç çekti " ne faydası var ki baba,nilüfer öldü, oğlum benim için öldü dedi utanıyorum sizden dedi, ben babalık yapamadım ki ona çok istedim kaybettiğim evladımın yerine doruğu koymayı çok istedim başarıyordum da ama yine engelledindim, yapamadım ve her şey elimden kayıp gitti, tutamadım " dedi göz yaşları akarken. Doruk öylece bakıyordu etrafa sidra ise hem elini hemde kolunu tutarak destek oluyordu ona. Hasan bey meriçe baktı üzgün üzgün, sonra gözlerin den yaş aktı, sesi titreyerek. " oğlum beni affet ben... Ben bilemedim şana şöhrete kapıldım senin hayatınla oynadım affet... Nilüfer" Cümlesini tamamlayamadan kesti sözünü Meriç bey "önemi yok baba sen bana hata yaptın bende oğluma ikimizin de affedilecek yanı yok" dedi üzgünce kafasını sallarken Hasan bey sanki söyledikleri bitmemiş gibi konuşmaya devam edeceği sırada doruk atladı bu sefer ortaya, göz yaşlarını silerek "baba... beni gerçekten sevmek istedin mi" diye umutla sordu doruk. Hala umudu vardı ve babasının evet demesi için dünyaları verirdi affederdi hatta onu yeter ki çabalasın inansın istiyordu. Meriç bey burukça gülümsedi; "hemde çok, çok istedim Suzan sana hamile olduğunu söylediğin de ilk Bi istemedim yalan yok ama sonra öyle olmadı heyacanla bekledim senin gelmeni doğdun seni elime verdiler sanki dünyaları bana verdiler sandım, ben sen küçükken hep seninle yatıyordum biliyor musun seninle oyun oynamak için gündüzleri hemen işleri bitirir eve gelirdim, sanırım suzan sana bu kadar düşkün olduğum için kıskandı beni ve böyle bir şey yaptı, ama öğrendiğim den bu yana sana olan özlemim içimde çığ gibi büyüdü evlat dindiremedim " Dedi göz yaşlarını silerek, sonra başını eğdi. Doruk ise duydukları şeyler karşısında mutluluktan neredeyse havalara uçacaktı, daha fazla dayanamadı içinin sevincine sidranın elini bırakarak koşarak gitti babasının yanına, Meriç bey de onunla beraber ayaklandı, baba oğul yıllar sonra karşı karşıya geldi iksinin de gözleri yaşlı bir birlerine baktılar Doruk daha fazla dayanamayarak "baba" diye sıkıca sarıldı Meriç beye, aynı şekilde Meriç beyde sıkıca sarıldı oğluna senelerdir içinde bastırdığı tüm duyguları ortaya koyarcasına sıkı sıkı sardı doruğu "oğlum '' dedi dolu dolu yıllardır dillendiremediği kelimeyi şimdi oğluna sarılırken dolu dolu sevgi içinde söyledi," babam" dedi dorukta daha da sarılırken babasına. Tamamlanıyor hissediyordu doruk, babasına her sarıldığın da bir bir iyileşiyor gibiydi yaraları. Uzunca sarıldılar birbirlerine, onlar sarıldı hasan bey ve sidra göz yaşlarına boğuldu. Birbirlerinden ayrıldıkların da gülerek baktılar ve Bir kez daha sarıldılar. Yine bir süre geçtikten sonra ayrıldıklarında, Meriç bey doruğu kolunun altına alarak oturdu kalktığı koltuğa ve derin bir nefes verdi. "işte şimdi tamamlandım" dedi gülerek Doruk şaşkınca baktı yüzüne "sende mi kendini yarım hissediyordun baba" dedi şaşkınlıkla Kafasını evet anlamında salladı Meriç bey "hemde yıllarca, ben nilüferden dolayı sanıyordum ama değilmiş seninle sarılınca anladım, zaten nilüferden yana hep yarım kalacağım ama senden yana asla" dedi doruğun yanağını severek "nilüfer den yana da yarım kalmayacaksın evlat" dedi hasan bey ciddi ses tonuyla Meriç. Bey şaşkınlıkla baktı hasan beye "ne demek istedin baba" dedi doruktan ayrılıp oturduğu yerde doğrularak Sidra ve doruk ta öylece gelecek cevabı bekliyordu. Derin bir nefes aldı hasan bey, sonra Meriç beye bakarak; "nilüfer... Nilüfer yaşıyor evlat, kızında yaşıyor" dedi Başını öne eğerken. Koca bir şaşkınlık yaşıyordu Meriç bey, ne tepki vereceğini bilmiyor öylece kalbinin sancısıyla şaşkınlıkla bakıyordu bakıyordu babasına. "ne.. Ne.. Ne diyorsun bana ne yaşaması ne demek kızım, sen... Sen demedin mi nilüfer intihar etti artık yok diye bak şaka yapıyorsan, yine bunun altından bir şey çıkacaksa yapma baba bu sefer dayanamam" Dedi Meriç bey üzgünce babasına bakıp. Derin bir iç çekti hasan bey, yıllardır içinde sakladığı sırrı artık söylemenin zamanı gelmişti. En başında oğlunun iyiliği için diye düşünmüştü hasan bey, ama sonradan pişman olmuştu oynadığı oyuna ama yapacak bir şey yoktu olan olmuştu ve artık geri dönüşü yok diye düşünüyordu. Torununun bu şekilde gelip hesap sorması ve olayların gün yüzüne çıkması hasan bey in de işine gelmişti, hem oğlu ve torunu barışmış hem suzan hanım dan kurtulmuş hemde yılardır içinde sakladığı ve ona dert olan sırrı artık söylemişti. "doğru söylüyorum evlat, yaşıyor nilüfer de kızında yaşıyor, intihar etmedi ben sana öyle dedim." Dedi hasan bey bir kez mahçupça bakıp başını eğerken. Şok üstüne şok yaşıyordu Meriç bey, gözünden istemeden yaşlar geldi, boşluğa daldı uzunca düşündü, kalbi ağrıdı yüreği yandı aklı karıştı ne diyeceğini bilemedi. Sustu.. Sadece sustu, saatlerce dakikalarca sustu, düşündü düşündü, ağladı bağırdı ama kimse duymadı. Sonra kendine gelmeye çalıştı akan göz yaşlarını sildi, baktı babasına koca bir hayal kırıklığı ile "Neden" dedi sesi titreyerek "Neden baba..neden bana bu acıyı yaşattın" dedi daha fazla Tutamadığı hıçkırıklar ağzından firar ederken. "benn" dedi Meriç ben elini kalbine koyarak " ben yıllardır yaşamıyorum baba, yıllardır senin yüzünden nefes alamıyorum, sen nasıl bana bunu yapabildin" dedi hala gözleriden oluk oluk yaşlar akerken, "hiç mi acımadın baba hiç mi beni sevmedin, bu kadar acı yaşamama nasıl müsaade ettin" dedi ellerini yüzüne koyup içli içli ağlarken. "sevdim baba ben sadece gönlüde kalbi de güzel bir kızı sevdim, masumdu bana yenik düştü, bana güvendi ve ben senin yüzüne onu yarı yolda bıraktımm, senin yüzüne ben kendi masumluğum dan kalbimden vazgeçtim, şanın da şöhretin de batsın baba, sen sırf bunlar yüzüme benim hayatımı çaldın, sen bana baba olamadın bende senin hatan yüzüne kendi evlatlarıma baba olamadım, değdi mi bunca yaptığın şeye değdi mi " Diye öfkeyle bağırdı Meriç bey yıllardır içinde tuttuğu öfkeyle beraber, hasan bey ise sadece bakıyordu evladına ne diyecek ne söylecekti ki haklıydı iyi bir baba olamamıştı, becerememişti, şimdi ne yapsa eskisi gibi olmazdı. " haklısın oğlum sana iyi bir baba olamadım, dolduruşa geldim nilüferi yanlış tanıdım, bizim aileye uymaz diye düşündüm yanıldım şimdi ne yapsam geçmişi geri alamam, ama izin verde geleceğiniz için bir şeyler yapayım" Dedi Üzgünce oğluma bakarken. Meriç bey kızgınlıkla baktı babasına, kafasını sallayarak; "yapma baba. Sen bizim geleceğimiz için hiçbir şey yapma, bana sadece doğruları anlat" dedi yutkunmaya çalışarak. Bağırmaktan ve ağlamaktan artık boğazları acıyordu Meriç beyin, sadace boğazı değil yüreğide kor gibiydi şuan. Sidra sessizce durmuş bir Meriç beye bir de hasan beye bakıyordu, arada ise doruğa bakıyor onu anlamaya çalışıyordu doruğun da canı yanıyordu, babasına kavuşmuştu elbette ama üstü kilimle kapatılmış o kadar tozlu yer vardı ki, hangi kilimi kaldırsa yüreği paramparça oluyordu. Sidra ayağa kalkarak mutfak olduğunu tahmin ettiği yere hızla gitti,oraya gittiğin de tahminin doğru olduğunu anlamıştı. Mutfakta çalışan hizmetlilere bakarak "Bir sürahi su ve bardak alabilir miyim" dedi nazikçe. Çalışanlar 'hemen' deyip önüne bir sürahi ve 2 bardak koydular. Sidra hemen onları teşekkür edip hızla salona doğru ilerledi. Tekrar aynı yerine geçerken ortamın bıraktığı gibi olması daha bir şey konuşulmadığı anlamına geliyordu, fazla zaman kaybetmeden bir bardak su doldurup uzattı Meriç beye "buyurun efendim su, için azıcık iyi gelir belki" dedi yine tüm nazikliğiyle. Meriç bey geldiğin den beridir ilk defa bu kadar yakından bakıyordu sidra ya, ne kadar masum oluşuna, ne kadar güzel oluşuna, gözleri teni gülüşü yanağın da ki gamzesi ile nasıl da benziyordu nilüferine. 'tesadüf' dedi içinden 'sonuçta insanlar birbirlerine benzeyebilirler' diye içinden konuşmaya devam etti. Sonra hala suyun havada kaldığını fark edip hemen telaşla aldı sidranın elinden "saol kızım" dedi hafif gülümseyerek. Sidra da aynı şekilde karşılık verdi gülüşüne, sonra diğer bardağı doldurup hasan beye uzattı bu sefer. Hasan bey ise daha soğuk kanlı bir şekilde alıp "saol evlat" dedi yine o üzgün ifadesiyle. Hafif tebessümle oturdu yerine sidra ve konuşulacak konular için tekrar sessiz moda aldı kendini. Doruk ise sidranın bu düşünceli haline gülümsemişti. Sidra yerine oturduktan sonra babasının yanından kalkıp sevdiğinin yanına oturdu ve onu kolunun altına alarak başının üstününe bir öpücük kondurdu. Anında gülümsemişti sidra, doruğun ona bu şekilde yakın olması çok hoşuna gidiyordu, kafasını kaldırarak baktı doruğa "babanın yanında kalsaydın ya doruk, sana ihtiyacı var" dedi sessiz bir şeklide. Doruk tebessüm ederek baktı sidraya, bir eliyle yanağını okşayıp "eminim ki babam bunun altından kalkar, ama ben seni burada yalnız bırakamam, hem benim sana daha çok ihtiyacım var" dedi aynı ses tonuyla. "aferin oğlum, ben yapamadım sen yap her zaman koşul ne olursa olsun sahip çık sevdiğine" dedi Meriç bey gurur duyarcasına. Utanarak önüne döndü sidra biraz uzaklaşmak istedi doruktan ama izin vermedi doruk, gülümseyerek daha fazla çekti kendine sonra babasına bakarak. "sahip çıkacağım baba, sen de çıkacaksın, geç değil hiçbir şey için geç değil bak yaşıyormuş işte buluruz sevdiğin kadını evliyse kızına sahip çıkarsın evlenmemişse kendini affettirirsin, mutlaka bir yolu bulunur, üzülme, ve sen yeter ki umudunu kaybetme baba gerisini bir şeklide hallederiz " Meriç bey sevinçle gülümse di, oğlu resmen ona dünyaları vermişti. " ne yani oğlum şimdi ben tekrar barışsam nilüferle sen bir şey demeyecek misin " dedi mutlulukla " elbette demeyeceğim baba hatta elimden ne gelirse yaparım bile hem baksana yıllar sonra bir ablam olduğunu öğrendim, nasıl istemiyorum diyebilirim ki, hepimiz mutlu olmayı hak ediyoruz bence " dedi sevinçle. Meriç bey hızla ayağa kalktı ve oğlunun yanına doğru atıldı, bunu gören doruk ta aynı şekilde kalktı ve sıkıca sarıldılar. Ayrıldıkların da ise yine yüzlerin de o tatlı tebessüm yer etti, Meriç bey doruktan kollarını çekip uzaklaştıktan sonra, gözünden akan yaşı silip; "senin her koşulda yanımda olman beni çok mutlu ediyor evlat nülifer beni affetmese bile sen ol yanımda ben başka bir şey istemem" dedi sesi titreyeek. Tebessüm etti doruk babasına, sonra derin bir nefes alarak; "umutsuz olma baba, gel önce bir dedemi dinleyelim bir öğrenelim ne olmuş ona göre bir yol çizeriz" dedi tebessümle Meriç bey kafasını sallayarak yerine oturdu, dorukta hemen sidranın yanında yerini aldı, yine kollarını ona sararak kokusunu içine çekti, sidra doruk için antidepresan gibiydi, iyi geliyordu. Meriç bey kendini toparlayarak derin bir nefes aldı ve hasan beye dönerek; "anlat baba her şeyi anlat.. Yalansız dolansız anlat ki bende geleceğim için bir şeyler yapabileyim" dedi üzgünce. Hasan bey utançla başını eğerek derin derin nefesler alıp verdi, sonra kendini toparlayarak söze girdi. "nilüferle seni ilk öğrendiğim de sevindim, yalan yok dedim ki oğlum büyümüşte aşık olmuş, sonra senden bekledim bana anlatmanı bekledim,ama sen anlatmadın, bende sabırla bekledim,sonra bir gün suzanın annesi naime hanım geldi kapımıza, bana dedi ki 'senin oğlun ne haltlar karıştırıyor biliyor musun' diye hiddetle bağırmaya başladı ne oldu ne bitti demeden bana bir ton şey söyledi, yok neymiş kız fakir miş seni kullanıyormuş bunun gibi şeyler söyledi, inanmadım çünkü naime hanım olayları fazla fazla anlatan bir insandı o yüzden onun sözüne inanmadım ve araştırdım, ama yine dedikleri ile aynı şeyler çıktı önüme, takip ettim seni nilüferle buluştun, dinledim sizi uzaktan sana hamile olduğunu söyledi, zaten kapalı bir kızdı, yanlış yaptım diye ağladı senin önünde senden hemen üzülme kimseye bir şey demeden evleniriz dedin, ben o an anladım seni kullandığını, senden sonra o kızla konuştum bana günah işlediğini ailesine durumu açıklayamayacağını bir anlık hata olduğunu ve tek çarenin meriçe evlenmesi gerektiğini söyledi, dinlemedim bağırdım çağırdım bir sürü laf ettim en sonda benim oğlum benim istediğim biriyle zaten evleniyor, işine bak dedim çıktım yanından sonrasını biliyorsun, suzanla evlendin nilüferle olmak istedin ve ben de sen ondan uzak dur diye sana böyle bir yalan söyledim, iyi bir şey yapmamıştım, kötü bir şey yaptığımı farkındaydım ama o an sanki mantıklı olan buydu ve ben öyle hareket ettim" Dedi başını eğerken, ortamda sessizlik hakim olmuştu, Meriç bey kızgınlıkla bakıyordu etrafına bir bacağına da istemsizce sallıyordu. "nasıl baba ya nasıl bana sormadan nasıl hareket edebilirsin, nilüfer hayatta böyle bir insan değildi, onunla sevgili olana kadar ne kadar çok uğraşmıştım, dini bütün biriydi, kuralları vardı, ben, ben hep ona bu konuda saygı duymuştum, çünkü seviyorduk birbirimizi ve sevgi her şeyi düzeltirdi, ben, ben kendime hakim olamadım yine onun suçu yoktu, onun gözünde biz günah işlemiştik ama benim gözümde öyle değildi, içi rahat olsun istedim benden vazgeçmesin istedim ve ona öyle demiştim, mutlu olabilirdik baba ama sen buna mani oldun, ben şimdi nasıl bulacağım onu nasıl kendimi affettireceğim " Dedi düşünceli bir şekilde Hasan bey derim bir nefes alıp, tebessümle baktı oğluna, hala sevgisinin ilk günkü gibi duruyor oluşu onu hüzünlendirmişti. " Sen sinir kirizi geçirip hastaneye yattıktan sonra yaptığıma pişman oldum, bir süre aradım nilüferi, amacım kendimi affettirmekti, suzanla boşanmana bile razı olacaktım sen iyi ol diye ama bulamadım, sanki yer ayrıldı içine girmiş gibiydi, 1 sene boyunca aradım, sonra buldum samsun da yaşıyor dediler kalktım gittim evine, bana kucağında bebekle açtı kapıyı, yinede saygıda kusur etmeden buyur etti içeri, anlattım ona olan biteni özür diledim, elimden ne gelirse yapabileceğimi dedim ama kabul etmedi, böyle bilsin dedi beni evladını öldü bilsin dedi, kendi yaşadıklarını anlattı, babam beni zar zor affetti ben daha onun sözünü çiğneyemem dedi, bende el mahkum kabul ettim, sustum ama hiçbir zaman desteğimi çekmedim ondan babasıyla tanıştım özürler diledim affet dedim affetmedi ama torunumu görmeme de bir şey demedi, 3 sene önce kaybetti babasını, babasından bir sene sonra da annesi vefat etti, şimdi tek başına babasından kalan evde kızıyla yaşıyor, kızı hem okuyor hemde çalışıyor, hemşire bir kızın var bir görsen aynı sen oğlum, arada kardeşi geliyor yanına kalmak için yardım için onun dışında kendi halinde evinde oturuyor işte. " dedi tuttuğu bütün nefesini vererek. Sidra şaşkınlıkla dinliyordu onları öyleki, samsun geçince içine bir şey oldu bian da tarifsiz duygular yaşamaya başladı, teyzesi geldi aklına hep tesadüf diyordu ama şimdi her şey o kadar uyuyordu ki teyzesinin hayatına ister istemez şüphelenmeden duramıyordu. "o zaman yapmamız gereken tek bir şey var, samsuna gidicez ve seni affetmesi için elimizden geleni yapacağız" dedi doruk omuz silkip tebessüm ederek Meriç bey korkuyordu ya istediği gibi gitmezse ya istemezse nilüfer o zaman ne yapardı. "aa burada demeyi unuttum, sidra da samsun lu" dedi doruk gülerek. Sidra da tebessümle karşıladı doruğun bu tepkisini, Meriç bey ve hasan bey ise şaşırmıştı, öylece bakıyorlardı, sidraya "evet, bende samsunluyum, hatta nilüfer hanımın resimi var mı, belki tanırım" dedi gülümseyerek. İçinde ki şüpheyi belli etmeyerek, belki resim gösterirlerse o zaman anlardı teyzesi olup olmadığını, böylelikle içine su serpmiş olurdu. "elbette var, telefonumda göstereyim" dedi hasan bey telefonuna uzanarak ve bir şeyler yaparak bir resime tıkladı ve telefonu doruğa doğru uzattı. Doruk biraz resime bakarak yanında duran sidraya Çevirdi telefonu. Sidra, gördüğüm resim karşından da kocaman açtı gözlerini, başta inanamadı, ve doruğun elinden aldı telefonu, yakınlaştırdı uzaklaştırdı, sağa çevirdi sola çevirdi, gözlerini açtı kapadı ama her seferin de karşısında teyzesi ve kuzenini gördü. Evet sidranın şüpheleri doğru çıkmıştı, baştan beri nilüfer diye bahsettikleri teyzesiydi, doruğun ablam var dediği ise kuzeni Zeynepti. Telefondan bakışlarını çekip, cevap bekleyen hasan beye ve Meriç beye baktı, sonra doruğa dönerek; "doruk" dedi sesi titreyeek Doruk kaşlarımı çatarak; "efendim güzelim" dedi tedirgin bir şekilde anlamıştı bir şey olduğunu. Sidra tekrar elinde ki telefona baktı, Derince yutkundu ve buğulu gözlerini tekrar doruğa döndürerek: "doruk... Doruk bu benim teyzem yanında ki de kuzenim Zeynep" Dedi, gözünden yaş akarken.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD