Gözlerimi açtığım da karanlık bir orman da gibiydim, ayaklarım ise çamura batmış her adım atmama, ayaklarıma bir şeyler batıyordu, o şekilde sisler içinde yürümeye çalıştım her yer o kadar zifiri karanlıktı ki görüş alanım yok gibiydi, etrafıma bakındım uzunca bir süre, bir şey görmek umuduyla, ama görebildiğim tek zifiri karanlık ve ayak bileklerime kadar battığım çamur yada zif, farklı bir şey yapış yapıştı.
Zae zor yürümeye çalıştım, adım attıkça hem ayağım hemde bütün bedenim acıyordu sonunda nefes nefes kalarak
"yardım edin" diye bağırdım, boğazım yanıyordu yutkunmakta bile zorlanıyordum, tekrar nefesimi düzene sokmaya çalışarak;
"yardım edin,kimse yok mu" diye bağırmaya devam ettim, uzun bir süre sessiz bir şekilde bekledim etrafımı dinledim, kalbim deli gibi çarpıyordu 'neredeyim ben, bu arada ne işim var' diye kendi kendime konuşmaya başladım, sonra bir anda içim titredi sanki bütün vucudum kaskatı kesildi, artık burnuma iğrenç bir koku yerine tarifini edemeyeceğim mükemmel bir koku geldi, yine kafamla sağa sola bakıyordum heyacanla nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde tepemde koca bir ışık fümesi belirdi, öyle büyük öyle ışıl ışıldı ki bakamıyordum bile 'kimsin sen, nesin böyle' diye hem korkarak hemde heyacanla sordum uzun bir süre geçtikten sonra ışık fümesin den ses geldi ;
"sana burada kimse yardım edemez, benden başka"
Bir elimi gözlerime siper ederek bakmaya çalıştım ve yine nefes nefese konuşmaya başladım;
"yardım et o zaman çıkayım buradan, benim ne işim var burada"
Işık fümesi
"o kadar kolay değil, doğru yolu bulman lazım"
Tekrar nefes nefese sağa sola bakarım artık dayanacak gücüm yoktu;
"hiç bir yeri göremiyorum, her yer çok karanlık ben bu halde nasıl bulabilirim doğru yolu üstelik ayaklarımın battığı bu yapış yapış katransı şey de ne"
Işık fümesi
"o senin içtiğin alkol ve diğer kötü alışkanlıkların şuan hepsi ayağına yapışıyor ve senin yolu bulmana engel oluyor, ilk onlardan kurtulman lazım sonra beni ve doğru yolu bulabilirsin"
Dediğin de bir anda yapış yapış olan o şeyler hareket etmeye başladı ve bacaklarıma doğru sarmaya başladı, neye uğradığımı şaşırarak kıpırdandım yerim de, yine sağa sola baktım uzak ta biraz uzakta yine beyaz bir suilet vardı kimdi o bilmiyorum ama oraya doğru adım atmaya başladım, tepemde ki ışık fümesi sayesin de attığım adımları görebiliyordum, ve istemsizce midem bulandı ve tiksindim gördüğüm manzara karşında, aynı irin gibiydi siyah ve kanlı yapış yapış sümüksü bir şeydi ister istemez yüzümü buruşturdum, ama vaktim yoktu ilerlemeye devam etmeliydim, ama olmuyordu adım atmam çok zordu;
"niye adım atamıyorum niye beni bırakmıyor" diye söylenmeye başladım aynı zamanda da adım atmaya çalışırken ;
Işık fümesi
"inanmazsan ilerleyemezsin,ilerlemezsen batarsın, inanmalısın"
Ben
"kime, neye inanacağım"
Artık takatim kalmamıştı, adım atmaya çalışıyor ama ilerleyemiyordum,
Işık fümesi
" "Sen olmasaydın, ey Habîbim, felekleri [kâinatı] yaratmazdım , diyene, ve yaratana inanmalısın, yoksa burada batarsın"
İyice düşündüm uzunca bir süre, ama hala aklıma gelmemişti kimdi neydi bilmiyordum, daha fazla oyalanmadan tekrar adım atmaya çalıştım ama git gide zor oluyordu adım atmak, yine çaresiz kaldığımı düşündüğüm de yine bir ses duydum, bu, bu sidraydı;
"inanmalısın, doruk inan"
Ben
"neye inanayım sidra onu bilmiyorum ki bilsem inanıcam"
Sidra
"hani sana bir şey demiştim ya doruk, Allah u teala emreder ve biz kulları şüphesiz, sorgulamadan inananırız diye, işte bu yüzden inanmalısın"
Ben
"ama ben o konu hakkında bir şey bilmiyorum ki, nasıl neye inanayım sidra bari sen yardım et"
Sidra
"ben sana anca yolu gösterebilirim, inanmak senin yapabileceğin bir şey, ve benim olduğum yer senin doğru yolu inan ve yanıma gel"
Ben
"çabalıyorum ama olmuyor daha çok batıyor gibiyim"
Sidra
"inanmalısın doruk inan"
Derin bir nefes vererek karşımda duran suilete baktım, yine adım atmaya çalıştım ama yine olmadı, tekrar tekrar denedim ama olmadı git gide daha çok batıyor gibiydim, derin bir nefes alarak, gözlerimi yumdum sıkıca tekrar tekrar nefesler alıp verdim ve kendime gelmeye çalıştım, sonra açtım gözlerimi ve karşıya baktım yine derin bir nefes alarak 'inan,inan doruk, yapabilirsin inan "dedim kendi kendime ve yine adım atmaya çalıştım, bu sefer oluyor gibiydi yapabiliyordum, bir süre adım attıktan sonra yürümem normale dönüyor gibiydi ve git gide karşımda duran suileti daha net görüyordum sidra idi bu bana gülümseyerek ellerini uzatıyordu, bende bir elimi ona uzatarak yürümeye devam ettim sidra ise ;
"inanmalısın doruk, alemlerin Rabbine inanmalısın doğru yolu bulmalı ve kalbinle inanmalısın"
Nefes nefes kalmıştım, ama adımlarım da hızlanmıştı sidranın elini tutmama ise ramak kalmıştı, kısa bir süre sonra ayağıma yapışan o iğrenç şeylerden kurtulmuştum ve artık kendimi özgür gibi hissediyordum, koşar askm sidraya doğru koştum ve elinden tuttum, ve Bi anda kendimi yemyeşil bir orman da buldum etrafımda çeşit çeşit kelebekler uçuyordu sidra ise bana gülümseyerek bakıyordu, ve o güzel koku yine aynı kokuyu duyuyordum, gülümsereyek döndüm etrafımda 'burası neresi' diye sordum
"burası cennetten bir bahçe, senin geldiğin yer ise cehennemden bir bahçe idi tarafını seç doruk ya orası ya burası" dedi ve yürümeye başladı bende peşinden baktım biraz daha etrafa baktıktan sonra sidranın peşinden koşmaya başladım, o kadar hızlı koşuyordum ki ayağım takıldı ve düştüm.
Sıçrayarak gözlerimi açtığımda oda gibi bir yer de idim, başım da dıt dıt diye öten bir alet ve çeşitli kablolar vardı
"uyandı, abi, abi, doruk abi. Uyandı '' dedi biri gözlerimi sesin geldiği tarafa çevirdiğim de sidrayı gördüm ve kırmızı gözlerini.
" iyi misin doruk, beni duyuyor musun, "diye sordu Yusuf
" ben hemşireyi çağırıyorum "dedi ali amca
Hepsi bana bakıyordu, bir süre sonra hemşire geldi ve birşey ler deyip gitti,duyuyordum onları ama bir şey diyemiyordum burnumda ise hala o koku vardı, kimdi o gördüğüm eğer konuşabilseydim bunu soracaktım.
Doktor geldi sonra beni muayene etti ve tekrar bir şey demeden gitti zar zor elimi kaldırarak bana bakan Yusufa ve sidraya yaklaş işareti yaptım, şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar önce sonra yanıma geldiler;
Zar zor gücümü toplarayarak konuşmaya başladım;
"Sen olmasaydın (durdum ve Bi nefes aldım) ey habibim bu(yine kendime gelmeye çalışarak ve nefes alarak) bu alemleri yaratmazdım (derin bir nefes aldım ve verdim yine kendimi toparlayarak) diyen kim ve kime dedi" diye sordum güçlükle ve ara ara nefes alıp vererek,
İki side daha çok şok olmuş bir şekilde bakıyordu yüzüme, ne olduğunu anlamamıştım sonunda yusuf gözünden yaş gelerek ;
"bu sözü söyleyen Allahu teala ve efendimiz (sav) 'e söylemiştir, sen nasıl biliyorsun" dedi yine şaşkın ama gözünden yaş alarak, yüzlerine baktım uzunca sonra tekrar kendimi toplayıp gözümden yaş gelerek ve kalbim titreyerek konuştum;
"ben ben, onu gördüm rüyamda sesini duydum kokusunu çektim içime ve Yusuf çok güzel kokuyordu" dedim yine aynı zar zor konuşarak sonra kendimi boşluğa bıraktım.
Hiçbir şeye inanmayan ben o kazadan sonra rüyamda efendimizi görmüştüm ve ben o günden sonra asıl değişmeye başlamıştım inanıyordum ve inanmalıydım.
Saat kaçta, ne kadar uyumuştum, ne kadar hastane de kalmıştım bilmiyorum ama gözlerimi açtığım da odanın içi aydınlıktı ve biraz başım ağrıyor gibiydi, biraz daha gözlerimi açmaya çalıştım kendime gelmek için derin derin nefesler aldım, gözlerimi kaç kez kırpıp açtım bilmiyorum ama en sonunda kendime gelebilmiştim.
Biraz tavana baktıktan sonra odada yalnız olduğumu düşündüm çünkü illaki gözlerimi açtığımı gören biri olurdu, etrafıma baktığımda yanımda ki koltukta elini çenesinin altına koyup kafası eğik bir şekilde uyuyan sidrayı gördüm, anında kocaman gülümsedim demek hep yanımda idi, uzun uzun izledim onu yüzümde ki tebessümle baktım ona, yüzünün her bir ayrıntısını inceledim ayrı ayrı, hayaller kurdum yanımda uyurken ona sarılmış bir şekilde düşündüm kendimi, uzunca bir süre baktım sidraya yüzümde li sırıtış hala devam ederken.
Sonra birden "öhö öhö" diye bir ses duydum, sesin geldiği yöne baktığım da yusufu kaşları çatılmış bana bakarken buldum, yüzüm deki gülüş birden soldu, yakalanmıştım çünkü, ayağı kalkıp yanıma doğru ilerledi;
"gözlerinle yedin resmen kardeşimi, hakim ol o gözlerine, dua et hastasın"
Dedi yalancı bir sinirle, ben de karşılık olarak güldüm ;
"tövbe haşa gözlerimle yemek ne demek Yusuf, ben öyle şey yapmam bilirim yoksa ağzıma sıçarsın"
Dedim gülerek, yusuf ta bana aynı şekilde gülerek karşılık verdi sonra koluma dokunup ciddi bir hal aldı ;
"iyi misin kardeşim, ben özür dilerim seni o halde bırakmamalıydım sinirlerime hakim olamadım"
Dedi mahçup bir şekilde, bende serum olmayan elimi havada sallayarak;
"boşver ne özürü hem kimsenin bir suçu yok kendi bok yemem"
Deyip güldüm aynı şekilde oda bana karşılık verdi, biraz birbirimize bakıp güldükten sonra sidra kıpırdanır gibi oldu ona yüzümü döndüğüm de kendine gelmeye çalıyordu, kendimi hayal etmekten alı koyamıyordum gerçekten çok ama çok güzeldi, ona aşk dolu baktığıma emindim hemen kendimi toplamam lazımdı, derin bir nefes alarak gözlerimi kaçırdım ve o an Yusufla göz göze geldik bana olmaz şeklinde kafasını iki yana salladı bende omuz silkip önüme döndüm gözlerimin dolduğunda emindim;
"doruk abi uyanmışsın" dedi naif ve güzel sesiyle huzurdu sesi kendime gelmemi sağlıyordu,bir kez daha kapatıp açtım gözlerimi derin bir nefes alarak sonra sidraya döndüm yüzümü ;
"uyandım tabi, bide üstüne sizin uyanmanızı bekledim, ne kadar uykucu çıktınız ya" diye yalancı bir sitem ettim gülerek
Sidra da benim gülüşüme güldü, onu öyle görünce nefesim kesilir gibi oldu kalbim yerinden çıkacak gibi hızlanmaya başlası 'çok güzel, Allahım çok güzel gülüyor' diye geçirdim içimden, sonra bir anda gördüğüm rüya geldi aklıma, ilk uyandığım da sorduğum cevabını alınca da bayıldığım geldi aklıma, yüzüm düştü bir anda kaşlarım çatıldı öylece sidranın gülüşünden uzaklaşıp duvara doğru daldım rüyamı hatırlayınca, yusuf bu durumu fark edecek olacak ki ;
"doruk bir şey mi oldu bir anda yüzün düştü" dedi telaşla
Yutkunarak ona bakatım hala tedirgin yüz ifadem yüzümde idi;
"Yusuf rüyam geldi aklıma, hani size söylediğim" dedim ama ben tamamlamadan kesti sözümü Yusuf;
"sus doruk sus anlatma, derlerki rüyanda gördüysen eğer kimseye söylemeki bir daha göresin, sende sus ki tekrar gör, öyle efendimizi görmek her kula nasip olmaz alimler Bile görmemiştir efendimizi, sende sus ki gördüklerini tekrar gör, tekrar hisset"
Dedi, sakin ama gözü yaşlı bende ne yapacağımı bilmeden baktım yüzüne alık alık, sidra ise bize bakıyor arada dudaklarını kemiriyordu, bakışlarımı yine yusufa döndürerek ;
"iyi de Yusuf rüyamı anlatmazsan bana ne anlatmak istediğini nasıl anlarım, gördüklerim benim görmediğim duymadığım şeylerdi bilmediğim bir şeye nasıl anlam yüklerim" dedim şaşkınca.
Yusuf eli boynunda bir sağa bir sola gitmeye başladı sıkıntılı bir şekilde, bu onun düşünme şekliydi, düşünce her zaman bu konuma girerdi, ben öyle Yusufa bakarken sidra konuştu;
"abi, doruk abi doğru söylüyor ya anladığımız bir şeyse doruk abiye yardımcı oluruz"
"evet haklı" diyerek girdim araya Yusuf durup bize baktı;
"iyi de anlamadığımız bir şeyse sidra onu görme ihtimalini yok etmiş olacağız, bilemiyorum" dedi teredütle, telaşla elleriyle şakalarını sıkıyordu, sidra yerinden kalıp abisinin yanına gitti ve koluna dokunarak konuşmaya başladı ;
"abicim, Allah isterse her şey olur sen ne biliyorsun ki o ihtimali yok ettiğini belki tam tersi olacak, belki de daha fazlası bunu biz bilemeyiz ki, belki rüyasında bizi bile kendimize getirecek bir şey gördü, belki bizim bile bir yer de yanlış yaptığımızı bir şekilde bize göstermek istedi, bunu bilemeyiz biz hüküm veremeyiz abi bunu sende biliyorsun"dedi sevecan bir tavırla gülerek derin bir iç çektim içim sidraya sarılma dürtüsü ile dolup taşmıştı, yusuf derin bir iç çektikten sonra bana;
"doğru söylüyorsun abicim, haklısın,ee anlat bakalım doruk efendi neler gördün"
Dedi gülerek, bende aynı gülerek ;
"bu seferde ben anlatmıyorum lan var mı" dedim alayla, ikimiz de gülüyorduk hatta sidra bile gülüyordu sonra araya girerek
"ya doruk abi yapma Allah aşkına hadi anlat" dedi bana bakıp gülerek.
Ben ise yüzümde ki gülüş ile onun yüzüne dalıp gittim,bunu farkına varana kadar gülerek baktı bana, ne olduğunu anlayıncada hemen bakışlarını çevirip yere eğdi, bende derin bir iç çekerek söze girdim ve en ince ayrıntısına kadar anlattım, sidra lı kısımlara gelince yusuf biraz sinirlense de sidra şaşkın şaşkın bana bakıyordu, hele son söylediğim cennet kısmın da abisine bakıp ağladı sonra bir anda Yusufa sarılıp ;
"abi, abi sence olur mu olabilir mi gerçek olur mu doğru mudur" diye ard arda bir soru sıraladı, bende o ara sadece ona bakıyor Bi an bana sarıldığını hayal ediyordum sonra bir anda kendime gelerek Yusufa baktım;
"Yusuf nedir abi bu doğru yol"
Yusuf sidraya biraz kendinden uzaklaştırıp bana doğru baktı ;
"İslamiyet, doğru yol ne diye sorduğun şey, İslamiyet başka bir şey değil"
Bi an şaşırarak;
"nasıl yani, ben, ben... Bu konu hakkında pek bir şey bilmiyorum" dedim mahçup bir şekilde gözlerimi kaçırarak.
Yusuf hafif bir tebessümle ;
"kimse doğar doğmaz öğrenmedi zaten, emin ol her insanın İslamiyeti öğrenme yaşı çok farklı kimisi 7 nde kimisi 70 nde, önemi olan inanmak ve istemek, işte o zaman doğru yola adım atabilirsin yoksa olduğun yerde sayarsın"
Derin bir iç çekerek;
"peki ben şimdi ne yapıcam"
Yusuf
"eğer istersen doğru yolda adım atmana yardımcı olurum"
Dediği de bakışlarımı ondan kaçırıp boşluğa doğru baktım, karar veremiyordum, ne yapmam gerekiyor nasıl davranmam gerekiyor bilemiyordum çok kararsızdım, kabul edersem beni nelerin beklediğini bilemiyordum, kabul etmezsem de sanki her zaman pişman olacakmış gibi hissediyordum, bu kadar karmakarışık hiç hissetmemiştin kendimi yorulduğumu hissediyordum, yusuf bu durumu anlamış olacak ki, boğazını temizleyerek konuşmaya başladı;
"biraz düşün hemen karar verme iyiceyileş detaylıca konuşuruz" dedi hafif tebessümle sadece başımı sallamakla yetindim, çünkü ne diyeceğimi bilemiyordum kafam allak bullak olmuştu.
Bakışlarım sidraya doğru kaydığında yüzünde az önceki halinden eser kalmamıştı, sanki hayal Kırıklığına uğramış gibiydi, o an anlamıştım eğer yusufa evet deseydim, belkide sidra bana artık olumlu yaklaşırdı hatta belki severdi, belki sırf bu nedenden dolayı kabul edebilirdim, neden olmasın ki.
Ben bu şekilde durmuş olanları düşünürken kapı aralandı ve Hatice teyze ve Ali amca geldi, beni gözleri açık gülerken görmek onlarıda mutlu etmişti yüzlerin den belli oluyordu, hafif sarılma ve hoş sohbetin ardından ali amca sıkıntılı bir şekilde kafasını kaşıyarak bana baktı ve konuşmaya başladı;
"doruk oğlum, nasıl söylesem... Sen öyle yoğun bakımda falan yatınca bende annen ve baban bilmek ister diye düşündüm ve babanı aradım ama sanırım işleri olduğu için gelemediler, ama çok endişelendiler senin için ben iyi olduğunu söyleyince biraz rahatladılar yoksa hemen geleceklerdi "dedi üzgün ve mahçup bir halde.
Tebessüm ederek baktım ali amcanın yüzüne, gerçeği biliyordum çünkü adımın doruk olduğu kadar hemde, babamın umurunda bile olmamışımdır hatta belkide inşallah ölmüştür de kurtulmuşumdur diye bile düşünmüş olabilir.
" gerçeği saklamana gerek yok ali amca, babamın umurunda bile olmamıştır, bundan eminim"
Dedim burukça bir gülüşle
Ali amca
"ne diyim oğlum gerçeği demeği dilim varmadı, hem nasıl söylenir onu bile bilmiyorum ki zaten söyleyemedim de kusura bakma evlat"
Dedi üzgünce başını eğdi sonra
Derin bir iç çekerek ali amcaya baktım;
"üzülme Ali amca alıştım ben bu duruma, sevgisiz büyümeye sevilmemeye alıştım, sorun ne annem de nede babam da sorun tamamen bizim aile olamamız, sevgisiz büyümüş olmak ve bunu bu şekilde ilerletmek, bir yerden sonra bu senin hayat tarzın olarak devam ediyorsun işte, " dedim iç çekerek ve boşluğa dalarak tekrar konuşmaya başladım
" Yusuf la ve sizle tanışmasaydım belki bende annem ve babam gibi olurdum ama siz hayatıma yön verdiğiniz gerçi hala bende bir şeyler eksik hatta baya şeyler eksik ve tamamlayabilir miyim bilmiyorum" dedim kafamı sağa sola sallayarak ali amca iç çekerek bana baktı hüzünlü gözleriyle bana bakıp
"ben sana baba olurum doruk evladım, Hatice de annen olur sen yeter ki bizi gör ki zaten sen Yusuf evladımı kurtardığın da benim evladım çoktan olmuştun ben hep 2 oğlum 1 kızım var dedim Allah şahit sen yeter ki bizi annen baban say elimden geleni yaparım, yaparız merak etme "
Dedi hafif tebessümle.
Dedikleri karşısında gözlerim dolmuştu, onlar bana oğlum diyordu ama ben sidraya karşı bir şeyler hissediyordum bu canımı yakmıştı, hemde fazlasıyla kendimi ihanet etmiş onları kandırmış gibi hissediyordum acaba söylemelimiydim, ya söylediğimde sidra nın yanımda kalmasına izin vermezlerse, buna dayanamazdım her türlüde olmuyordu arada kalmış sıkışmış gibi hissediyordum kendimi derin derin nefesler almaya başladım sanırım yapamayacaktım söyleyecektim ama bunu sidranın yanında yapamazdım, ani bir refleksle ali amcaya bakıp ;
"sidra dışarı çıkabilir mi size bir şey demek istiyorum"
Dediğim de hepsi bana şok olmuş bir şekilde baktı hatta sidra ne olduğunu sorgular gibiydi birbirlerine bakıp boş boş bakıyorlardı sadece
"sidra kızım hadi sen kantine inde bi kahve falan iç sonra biz seni arayınca gelirsin olur mu?" diye sidraya dönerek konuştu ali amca.
Sidra önce dönüp bana baktı göz ucuyla yüzünde allamaz bir ifade vardı ne olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi, sonra babasına dönüp sadece olumlu anlamda kafa sallayıp yavaş adımlarla kapıya doğru yöneldi ve dışarı çıktı ali amca ile göz göze geldiğimiz de
"söyle bakalım evladım, yüzün gözünde bembeyaz oldu, kötü bir şey değildir umarım" dedi endişeli bir şekilde
Biraz doğrulmaya çalışarak ali amcaya baktım
Elimle yatağın karşında duran koltuğu göstererek
"gelin oturun önce ali amca" dedim yusuf yatağın başına ayakta dikiliyordu elleri ile oynuyor ve endişeli görünüyordu sanırım anlamıştı ne diyeceğimi.
Ali amca ve Hatice teyze koltuğa yönelip oturdular ben ise derin derin nefes almaya devam ettim kalbim sıkışıyor gibiydi ama yine de söyleyecektim vazgeçmek yoktu, elimle ensemi kaşayıp heyacanlı ve endişeli bir şekilde konuşmaya başladım;
"ben... Nasıl söyleyeceğimi yani nasıl konuya girmem gerektiğini bilmiyorum '' dedim sıkıntılı bir şekilde nefes vererek şaşkın bir ifade ile yüzüme bakıyorlardı sadece, elimi kolumu nereye koyacağımı bilemeden tekrar konuşmaya devam ettim
" ben... Ben... Size yalan söylemek istemiyorum, yani söyleyeceğim şey belki size daha çok yeni gelmiş olabilir ama öyle değil başta bende kendi kendime çok savaş verdim yapma dedim etme dedim ama dinletemedim, meğer sadece duygularımı bastırmışım bunu çok sonra anladım"
Dedim nefes nefese kalırken ali amca bir şey anlamamış gibi yüzüme bakıyordu yusuf ise yüzünde saçma bir gülüşle öylece bana bakıyordu, ben onlara telaşla bakerkem ali amca
"doruk oğlum valla ne diyorsun ben hiç anlamdım" dedi şaşkın şaşkın yusuf gülerek
"her zaman ki doruk iste baba başta söylemesi gerekeni en sonda söylüyor, açıklama yapınca rahatlıyor bırak konuşsun" dedi hafif tebessümle
Yusufun ne diyeceğimi bildiği halde bu şekilde rahat ve sakin olması beni biraz germişti açıkcası yada rahatlamışta olabilirdim emin değildim, şuan gerçekten kendimi karmakarışık hissediyordum,
Daha fazla beklemeden kafamı sallayarak, kendime gelmeye çalıştım ve Ali amca dan gözlerimi çekip önüme döndüm ve gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve ;
"ben sidra yı seviyorum" dedim tek nefeste hala gözlerim kapalı idi.
Sonra hiç ara vermeden konuşmaya devam ettim
"çok özür dilerim, çok çok özür dilerim ben kendime hakim olamadım, yani henüz sidraya demedim diyemem de ama siz bana baban olurum anne olurum deyince bu şekilde olmak bana tuhaf hissettirdi, ben size ihanet etmişim gibi hissettim, ve daha fazla tutamadım içimden, zaten kendime de hakim olamadım o kadar dedim kendime saçmalama doruk kendine gel dedim ama yapamadım söz dinletemedim, söylemek konusunda da kararsız kaldım, şimdi sidra bizimle kalacak ya izin vermezseniz ya Yusuf ile sidrayı benden uzak tutmak isterseniz diye çok düşündüm ama saklayamazdım lütfen, lütfen ben özür dilerim ama onları benden ayırmayın olur mu "dedim derin bir aldıktan sonra
hala gözlerim kapalı önüme dönük konuşuyordum kısa bir sessizliğin ardından gülme sesleri kulağıma geldi.
Başta ne olduğunu anlamadım hatta rüya görüyorum sandım ama hafif hafif gözlerimi açtığım da gülme sesleri hala geliyordu yavaşça ali amcalara döndüğüm de gerçekten de gülüyorlardı hemde katıla katıla, ben şaşkın şaşkın onlara bakarken yusuf hafif omuzu sıkıp gülerek;
"doruk, gerçekten heyacan ve telaş yaptığında ağzına motor takmış gibi hiç nefes almadan konuşuyorsun, bir sakin ol kardeşim, bir sakin" dedi hala gülerken ben ise aval aval hala onlara bakıyordum.
Kısa bir süre sonra Ali amca kendine gelerek, boğazını temizleyip toparlanmaya çalıştı, ama hala kendine hakim olamıyor gülüyordu, en son bana bakarak
"AH doruk oğlum Ah, bak bakayım bana hiç oradan bakıldığında saf birine benziyor muyum, sen sandın ki beni anlamadı, yanıldın evladım yanıldın, elbette biliyorum senin sidraya karşı boş olmadığını hemde sen daha kendine bile söyleyemediğin zamanlarda bile, senin kızıma karşı birşeyler hissettiğini biliyordum anlıyordum, ama kızım ne der ne düşünür bilmem orası kızıma kalmış benim ona güvenim sonsuz o neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilir, ve tabiki ki seni onlardan uzaklaştırma gibi bir düşüncem yok, çünkü size hepinize güvenim sonsuz, He ama olursa aksi bir durum olursa işler değişebilir, Bu yüzden iyi niyetimi suistimal etmeyin " dedi sevecan bir şekilde.
Ben bana kızacaklar sanarken, onlar bana yine kol kanat germişlerdi, gözlerim doldu hatta yaşlar bir bir akmaya başladı ;
" teşekkür ederim, gerçekten çok teşekkür ederim siz benim tek ailemsiniz, bana kızar, onları benden uzaklaştırırsınız diye düşündüm gerçekten içim içime sığmadı, ama şuan yaptıklarınız, ben bir kez daha anladım siz gerçekten benim tek umudumsunuz ben sizi kaybedemem " dedim hıçkıra hıçkıra ağlayarak ilk defa bu kadar sesli ağlıyordum normal de sadece gözümden bir kaç yaş damla akar sonra geçeridi ama şimdi kendimi salmıştım.
Birinin bana sarılışını hissettim, bu kişinin sidra olmasını o kadar çok isterdim ki ama değildi Yusuf tu sarılan bana destek olmak için sıkıca sarılmıştı.
Bir süre öyle kaldıktan sonra birbirimiz den ayrıldık ve bize yaşlı gözlerle bakan Hatice teyze ve Ali amcaya döndüm "
" yani şimdi sizin rızanız var mı "diye sordum tebessüm ederek
Ali amca da aynı şekilde gülerek ;
" yani kızımda isterse elbette ama dediğim gibi onun istemesi önemli ve senin bazı şeylerden fedakarlık etmen gerekiyor doruk, az çok anlamışsımdır bizim nasıl bir aile olduğumuzu, ben isterim ki kızım da aynı şekilde evlendiğin de önceki hayatında nasılsa o şekilde devam etsin ama siz çok farklı karakterler de insanlarsınız bu nasıl olur kızımın gönlü sana talip olur mu bilemem, olursa bile bana öyle sevgililil flört olayları falan ters baştan söylemeyeyim ikiniz de bir birinizi severseniz adı koyulur bu işin "
Ali amca çok güzel söylüyordu izin de vermişti ama tek sorun sidra beni sevmiyordu, ve ben yine kendimi çıkmazda buluyordum, şimdi ne yapacaktım.
Bir anda kara kara düşüncelere dalmıştım, beni kendime getiren yusufun hafif bir şekilde omuzumu sıkması olmuştu, irkilerek bakışlarımı ona çevirdim.
"sabret kardeşim sabret, kaderin de varsa elbet olur bu iş, elbet sever seni"
"nasıl... Nasıl sevecek beni Yusuf ali amca çok haklı ben onun istediği gibi biri değilim ki bu çok net ortada, kafam çok karışık ben ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum" dedim geri yaslanıp kafamı yastığa koyarak sonra gözlerimi kapatıp sağ elini sol tarafıma tam kalbimin üstüne koydum
"burası...yusuf işte tam burası gerçekten çok acıyor ben bazen dayanamayacak mış gibi hissediyorum, sanki ölecekmiş gibi tuhaf, ve çok yorgunum hemde çok" dedim iç çekerek
Tam bu sırada kapı çaldı ve sidra sadece kafasını içeri uzatıp gülümseyerek konuştu ;
"artık gelebilir miyim dışarıda tek başıma çok sıkıldım" dedi tatlı tatlı ben ise sadece ona odaklanmış bakıyordum onu izliyordum, çok güzeldi hemde çok
Ali amca eliyle gel işareti yaptı ve sidra gülerek içeri geldi, gelip annesinin yanına oturdu ve
"ne konuştunuz bu kadar uzun ya, valla aramadınız da tam 3 tane kahve içtim her yerim kahve olacak" dedi gülerek sonra bana döndü bir anda zaten ona bakıyordum alık alık, ansızın yakalandım ona farkına vardı ama görmemezlikten gelerek
"sanada aşk olsun doruk abi benden gizlin saklın var demek 'dedi yalancı bir sitemle.
Hala ona bakıyordum gözlerine, gülüşüne yüzünün her bir milimini beynime kazımak ister gibi sadece ona bakıyordum,anlamış olacak ki yüzünde ki gülüş yavaş yavaş söndü ve gözlerini kaçırıp kafasını eğdi, ben de hemen kendimi toparlayıp, yine ona bakarak
"saklamıyorum zaten yakında öğrenirsin şimdi pek sırası değil" dedim
sadece kafa salladı bana bakmadan sadece kafasını sallamakla yetindi, bu canımı acımıştı hemde çok.
3 gün kaldım hastane de, kontrol amaçlı hemen salmadılar, yusuf bu süre zarfında yanımda kalmak istedi ama kabul etmedim yalnız kalmak istedim düşünmek istedim ne yapacağımı neye karar vereceğimi düşündüm, tam 3 gün düşündüm uyudum uyandım ve sadece düşündüm tabi sidra dan arta kalan zaman da çok özlemiştim onu bir anca görmek istiyorsum 4 gün sonra okulu açılıyordu ve bir an önce İstanbula gitmemiz gerekiyordu, ali amca her ne kadar biraz kalmam için ısrar etse de hastaneden çıktığımın ertesi günü İstanbula gitmek için yola koyulmuştuk.
Ben hala araba sürecek kadar toparlanamadığım için sadece Yusuf kullanmıştı arabayı, ben arkada yattım çoğunlukla ve sürekli sidrayı izledim o farkına varmadı ama benim gözüm hep onun üstünde idi.
Ben her şeye rağmen karar vermiştim, emindim eğer sidranın yolundan gidersem, rüyamda gördüğüm o doğru yolu seçersem ve yürürsem ben emindim sidra beni sevecekti ama ona yalan söylemek yada oyun yapmak istemedim zaten o yüzden bu kadar uzun sürmüştü, bir şeylere karar verebilmem, ve artık emindim oyun yada yalan yoktu, önce doğru yolu bulacaktım sonra sidranın beni sevmesini bekleyecektim belkide yusufun artık can borcunu ödeme vakti gelmişti.
İstanbula geldiğimiz de yine her zaman ki gibi felç olan trafiğe takılmıştık, ama bu sefer ne ilginçtir ki kısa sürmüştü, bir süre sonra eve geldiğimiz de gerçekten hepimiz rahatlamış görünüyorduk, sidrayı odasına çıkardık evi gezdirdik, çok sevdiği yüzün deki her bir ayrıntıdan belli oluyordu, sidra artık sadece bir kapı uzağımdaydı ama aslında bana dünya kadar uzaktı.
Bir şeyler yiyip içtikten sonra kısa bir muhabbetin ardından herkes yatmak için odasına geçmişti, ben ise odam yerine soluğu yusufun yanında almıştım çünkü beklemek için zamanım yoktu, heyacan dolu bir hisle yusufu odasının kapısına geldim ve hafif tıklatarak kapıyı açtım namaz kılıyordu Yusuf sessizce girdim içeri ve arkasında ki koltukta onu izledim.
Farklıydı hemde çok izlemek bile bana farklı şeyler hissettiriyordu, işte o an aslında doğru karar verdiğimi anladım ve tebessüm edip arkama yaslandım.
Bir süre sonra yusufun namaz kılması bitmişti artık dua ediyordu ve ben hala ona bakıyordum hem gıbta ederek hem de heyecanla, yusuf bir anda arkasına dönerek hafif gülerek
"ne o şimdi de bana mı aşık oldun o nasıl bakmak eşek herif" dedi dalga geçerek
Bende aynı şekilde gülerek karşılık verdim;
"baktım sidra çok imkansız bende abisine aşık olayım dedim" dedim gülerek
Yusuf seccadesini toplarken kafasını sallayarak aynı zaman da da gülerek "tövbe estağfurullah" dedi ve bana dönüp
"söyle bakalım ne karın ağrın var"
Ben
"gel de yanıma otur öyle konuşalım"
Yusuf elinde ki seccadesini komidinin üstüne koyup ağır ağır yürüyerek yanıma geldi ve yanıma yüzü bana dönük bir şekilde oturdu,
"dökül bakalım doruk efendi" dedi hafif tebessümle
Derin bir nefes alarak söze nasıl gireceğimi düşündüm ve aklıma gelen ilk cümle ile söze başladım;
"Yusuf... Artık bana can borcunu ödeyebilirsin" dedim tek cümlede bir anda böyle söylemiştim.
Yusufun bir anda yüzü düştü ve biraz yüzüme baktı sanki devami için konuşmaya devam etmemi bekliyordu bende iç çekerek konuşmaya devam ettim.
"çok düşündüm Yusuf, senden bu borcu aslında hiç istemeyecektim ama sidranın beni sevmesini çok istiyorum ben senden kardeşini istiyorum onun..." daha ben cümlemi tamamlamadan Yusuf elini kaldırarak susmamı sağladı ve dehşete düşmüş bir şekilde bana bakıyordu, derin bir şekilde yutkunarak konuşmaya başladı, gözleri sanki alev saçıyor gibiydi;
" Sen ne dediğini farkında mısın doruk, ne diyorsun lan sen, sana can borcum var diye bunu fırsat bilip nasıl benden kardeşimi isteyebilirsin,lan bunu nasıl dile getirirsin" deyip hışımla ayağa kalktı ellerini saçlarına geçirip ensesinde buluşturup sakin kalmak için çabalıyordu ama hala alev topu gibiydi bir anda arkasına dönüp tekrar konuşmaya devam etti
"lan güvendim sana be dedim ki seviyor sadece bekler dedim ama senin yağdığına bak, ulan sen hiç mi adam olmayacaksın, ne demek senden kardeşini istiyorum lan ne demek bu, sırf can borcu diye ben sana kardeşimi satarsam ben nasıl bir adam olurum o zaman ya sidra böyle bir şey ister mi, ulan gece gece geldiğim noktaya bak sinirden deliye dönicem şimdi "
" YETERR " diye bağırarak afını kestim ve bende hışımla ayağa kalktım, çünkü beni yanlış anlamıştı, ben ondan kardeşini istemiyordum benim istediğim bambaşka bir şeydi;
" yeter Yusuf yeter sus, dinlemedin beni sonuna kadar ve yanlış anladın sus ve dinle" dedim onun gibi bağırarak
Artık ikimiz de gergindik ve şuan iki gergin insan karşı karşıya ayakta öylece bir birimize bakıyorduk, yusuf devam et der gibi yüzüme bakıp elini salladıktan sonra bir adım daha Yusufa yaklaşıp ;
"ben senden can borcun karşılığında kız kardeşini istemiyorum yusuf ben o kadar şerefsiz bir insanmıyım yapar mıyım sence bunu hiç mi tanımadın beni"
Yusuf
"ne demek istedin o zaman doruk, sidranın beni sevmesini istiyorum dedin kardeşini istiyorum dedin bundan ne anlayabilirim Allah aşkına sen olsan ne gelir ilk aklına"
Ben
"tamam evet haklısın yanlış cümle kurmuşum ama farkında değilim ve gerginim ne yapayım"
Yusuf
"tamam şuan sakinim ve sende sakin ol artık ne demek istiyorsan söyle sakinliğim kısa sürebilir"
Ben
"ben sidraya giden o doğru yolu istiyorum yusuf senden, kardeşini değil, kardeşinin istediği bir adam olmak istiyorum, rüyamda gördüğüm o yeşillik yeri istiyorum, ben sidrayı sevmeme sebeb olanı tanımak sevmek bilmek istiyorum, senden bundan dolayı yardım istiyorum eğer bana yardım edersen aramız da borç falan kalmaz "
Dedim tek çırpıda, yusuf şok olmuş bir şekilde yüzüme bakıyordu kısa bir zaman sonra yüzünde tebessümle gözleri dolu dolu kollarını açaraka bana sarıldı, başta neden olduğunu anlamasam da fazla düşünmeden sarılmasına karşılık verdim.
Yusuf bana hala sarılırken ;
"kardeşim benim, o kadar emindim ki bir gün doğru yolu seçeceğini şuan ne kadar mutluyum anlatamam" dedi daha sıkı sarılarak
Biraz zaman geçtikten sonra birbirimize sarılmayı bıraktık ve ayrıldık yusufun yüzüne bakıp;
"bana yardım edecek misin" diye sordum tedirgin bir şekilde
Yusuf
"elbette kardeşim elbette yardım edeceğim, böyle bir şey geri çevrilir mi ama"
Ben
"nee ama" dedim tedirgin bir şekilde
Yusuf
"dediğim her şeyi yapacaksın ve sabırlı olacaksın anlaştık mı"
Dedi, gülerek kafamı salladım ve
"söz kardeşim söz" dedim gülerek ve aynı şekilde Yusuf ta gülmüştü.
O gece benim dönüm noktam oldu, bazı kararlar aldım ve şoğu kararımdan ise vazgeçtim artık eski doruk yoktu yepyeni bir hayat yepyeni bir doruk beni bekliyordu artık ve gerisi artık zamana kalmıştı, ve zaman beni nereye sürükleyecekti bunu yaşadıkça görecektim.