Hayal kırıklığının nasıl bir şey olduğunu bilir misiniz?
Nefes alırken Nefessiz kalmak , yaşarken ise ölmek gibi..
Rabia nın da yaşadığı şuan buydu elinde tuttuğu resimlere gözleri ne kadar müsaade ediyorsa o kadar bakabiliyordu, tutmaya çalışmıyordu artık göz yaşlarını, istedikleri kadar akabilirdi.
Elinde tuttuğu resimlerde Yusuf ile monikanın çıplak resimleri vardı, öyle müstehcen resimlerdi ki midesi bulanmıştı rabia nın Yusuf bu kadar mı nefsine hakim olamamıştı.
Olduğu yerden bir hışımla kalktı rabia bunların hesabını soracaktı ona.
"Benim peşimde koşup affet derken de aklında o mu vardı Yusuf, ben yüz vermeyince ne yaptın o kızın koynuna mı gittin" diye kendine kendine söylenerek evinin merdivenlerini indi ve hızlı hızlı adımlarla yusufun evinin yolunu tuttu.
Normalde yürüme gittiğin de yarım saatte evde oluyordu rabia ama şimdi o kadar öfkeliydi ki 10 dakika için de sidralarda olmuştu.
Evin kapısının önüne geldiğin de kapıyı kırarcasına vurmaya başladı kapıya eli acıyordu aslında ama yüreği el acısını çokta unutturmuştu.
Bir kaç dakika bekledikten sonra kapıyı sidra açtı, şaşkın şaşkın bakıyordu rabiaya ya ne olduğunu sorguluyordu kendince.
"nerede o" diye hışımla girdi içeri rabia sağa sola bakıyordu, sonra aklına odasına bakmak geldi ve solana geçmeden direkt odasına gitti ve kapıyı çalmadan hışımla açtı, odası boştu yinede sağa sola bakmadan çıkmak istemedi odadan.
Sonunda oda da olmadığına kanaat getirdiğin de odadan çıktı ve yine sidra ile karşılaştı.
"nerede o sidra,nerede daha gelmedi mi" diye sinirle bağırdı
Sidra şaşkın şaşkın
"kim rabia kim nerede, anlamıyorum ki noldu" diye sordu tedirgin gözlerle
"yusuf" diye bağırdı var gücüyle.
Evdeydi Yusuf rabia nın yanına gitmeden önce bir şeyler yemek istediği için mutfaktaydı, sesleri duyunca hızla solana geldi doruk ise yorgun olduğu için uyuyordu odasında o da sese kalkmıştı, ve uyku sersemine merdivenlerden aşağa iniyordu.
Rabia ise salonun ortasında durmuş yusufu bekliyordu,tekrar sabrı aşarak 'Yusuf' diye bağırdı çok geçmeden Yusuf cevap vermişti rabiaya ya
"rabia, senin ne işin var burada ne oldu" diye telaşla sordu hızlı hızlı yanına gelirken
Sinirle güldü rabia
"ne mi oldu, al göstereyim ne oldu"
Diye bağırdı ve yanına yaklaşıp elinde ki resimleri yusufun yüzüne fırlattı.
Yusuf yüzüne çarpan resimlerle irkilse de düşen resimlerden ancak birini tutabilmişti, ona da baktığın da gördüğü resimle ağzı açık kaldı.
Doruk ve sidra ne olduğunu anlamak için biraz daha yaklaştı yusufun yanına, görmek için eğildiklerin de onlarda aynı tepkiyi vermişti.
Rabia ise öfkeyle bakıyordu Yusufa
"nasıl Yusuf nasıl, buna bana nasıl yaparsın, sana inanamıyorum bu kadar mı nefsine hakim olamıyorsun, bu kadar baştan çıkardı bu kadın seni, ya nasıl miden kaldırdı bana beni sevdiğini söylerken o kadınla yatmayı, iğrençsin iğreniyorum senden" dedi ve çok geçmeden yusufun yüzüne bir tokat attı.
Yusuf gözleri dolu dolu bakıyordu rabiaya ya
Sözleri canını acıtmıştı ama en çok canını yakan ise rabia nın bu resimlere inanıyor oluşuydu, ondan böyle bir şeyi yapmayı bekliyor oluşu yusufu yıkmıştı.
Kendine gelerek rabia yaya baktı
"Sen... Sen bunlara inandın mı rabia, gerçekten benim böyle bir şey yapacağıma inandın mı" dedi gözünden yaş akarken
Yine bağırarak konuşmaya başladı rabia
"ya inanmayıp ta ne yapsaydım Yusuf, resimlerde ki sen değil misin bak elin deki resimlere"
Yusuf aşağa eğilip yere düşen resimleri de eline aldı, hepsine göz gezdirdi, dikkatlice baktı.
Fotomontaj dı hepsi bu o kadar belliydi ki bu işten anlayan herkes bunu çok kolay çözerdi, ama rabia bilmediği için inanmıştı resimlere.
"iyide rabia bunlar fotomontaj, hem Yusuf böyle bir şey yapmaz'' dedi doruk elinde tuttuğu resimi sallarken.
Rabia sinirle güldü.
" ya haklısın bilmiyorum ya böyle kandırın beni, ben yusufun o kıza nasıl baktığını gördüm doruk, hiç konduramıyorum böyle bir şeyi yaptığıma ama erkek nefsi o kadar kuvvetli değil"
Doruk şaşırarak;
"rabia saçmalama Yusuf öyle bir şey yapmaz ve biz seni kandırmıyoruz, bizim işimiz bilgisayar biliyorsun ve bu resimlerde de oynanmış, ya Allah aşkına gel bak yüz ifadelerine bak hepsin de yüz ifaden aynı olamaz değilmi, ya belki kadın başka biriyle ilişkiye girmiş bir kaç resim çekmiş o resimler üzerin dede oynamış, yusuf böyle bir şey yapmaz aklından bile geçirnez rabia "
Rabia doruğa inanmak istiyordu ama hala içinde bir yerlede Yusufa olan kızgınlığı buna engel oluyordu, yusufun o gün o sahilde monika ya öyle bakması rabia nın bütün güvenini yıkmıştı.
Yusuf öylece resimlere bakıyordu hala adamın kendi olmadığını ispatlamak için bir delil arıyordu, çünkü doruk ve sidra ne söylerse söylesin rabia hala kırgın bakıyordu.
Sonunda eline bir resim geldiğin de dudakları yana doğru kaydı ve hafif gülümse di.
Diğerlerini atıp elin de tuttuğu resimi koltuğun üstüne koydu,ve üstünde ki gömleği çıkarmaya başladı.
Doruk ve sidra kenara çekilip öylece baktı Yusufa rabia ise ne yaptığını anlamaya çalışıyordu.
Gömleğinin düğmelerini aça aça gitti rabia ın karşına tam önüne geldiğin de üstün deki gömleği çıkardı.
"y.. y.. yusuf ne yapıyorsun delirdin mi" diye sordu rabia
Kafa sallayarak sinirle baktı rabiaya ya
"evet delirdim,delirttin" dedi ve hışımla arkasını dönüp koltuğun üstüne bıraktığı resimi aldı ve rabia yaya uzattı
"al bak rabia şuna iyice bak" dedi rabia resimi aldıktan sonra
Yusuf arkasına dönerek
"bak iyice bak, resimde ki madem benim kocaman olan görülmemesi imkansız olan o doğum lekem neden yok, bak iyice bak" dedi bağırarak
Rabia bir resime birde yusufun sırtına bakıyordu, haklıydı resimde doğum lekesi yoktu, o an anladı bunun bir oyun olduğunu, gözleri doldu bir şey diyemedi.
Yusuf yüzünü rabiayaya dönerek sinirle baktı, sonra attığı resimleri alıp tekrar rabia nın yanına geldi.
Bir resim daha ona uzatarak '' bak rabia buna da bak benim omuzum da dikiş izi mi var " dedi sinirle hafif bağırıyordu ama aynı zaman da da omuzunu gösteriyordu, bir resim daha uzatarak yine bağırarak konuşmaya başladı" bak rabia bak benim dövmem mi var, varsa benim bundan niye haberim yok " dedi elin deki resimleri yine rabiaya ya uzatarak.
"al bak hepsini bak, bu adam ben değilim rabia, üstelik ben sarışınım ya bu adam esmer, lan benim göbeğim mi var, şu kasları yapabilmek için gece gündüz çalıştım ben ayva göbeğim bile yok, bak resimlere adam bana hiç benziyor mu, ya rabia kaldır kafanın da Bi bak bana ben o resimde ki adam mıyım " dedi kollarını iki yana açarak
Kafasını hayır anlamında salladı rabia, yaptığı hayatı farkına varmıştı,ellerin deki resimleri bırakarak ağlayan gözlerle Yusufa baktı.
" ben... Ben özür dilerim yusuf, resimleri görünce sağlıklı düşünemedim "
Dedi ağlayarak
Yusuf sinirle güldü.
"haklısın düşünmedin, nasılsa erkek nefsi zayıf yapmıştır dedin dimi, sen bana inanmadın rabia bana, benim böyle bir şey yapabileceğime inandın ama bana inanmadın, nasılsa iğrenç bir insanım dimi seni seviyorum derken başka birini de altıma alabilirim ben bu kadar şerefsiz bir insanım dimi rabia"
Dedi sinirle bağırararak
"yazık gerçekten yazık,ben günlerce beni affet diye peşinde koştum lan, yanlış anlaşılan bir bakışım yüzüne beni günlerce süründürdün, ben ne yapayım şimdi rabia resmen bana atılan bir iftiraya inandın, bana değil o arsız kadına inandın" diye
Olabildiğince yüksek sesle bağırdı.
Rabia ise göz yaşlarımı tutamıyor git gide daha fazla ağlıyordu, en son yusufun bağırışına irkilmişti, kafasını kaldırıp yarı çıplak olan Yusufa baktı ve koşarak ona sarıldı, kollarını beline sardıktan sonra kafasını göğsüne koyup hıçkırarak ağladı.
"özür dilerim Yusuf özür dilerim ben kıskançlığın verdiği o duyguyla düşünemedim, özür dilerim hata yaptım, yusuf seni çok seviyorum ne olur beni affet" diye ağlayarak ara ara konuştu.
Yusuf ise sadece ona sarılmış olan rabia bakıyordu, içinden ona sıkıca sarılmak gelse de kırgındı kalkmıyordu kolları, kafasını yukarı kaldırarak gözlerini kapadı derin derin nefesler alıp veriyordu kendince sakinleşmeye çalışıyordu, yani işte elinden ne kadar gelirse, rabia ise çok daha fazla sarılıp çok daha fazla ağlıyordu.
Dayanamadı Yusuf, yüreği rabia onu kırdı diye değil şuan göğsün de hıçkırarak ağlayışına yanıyordu.
Boşta olan kollarını sardı rabiaya ya kafasını rabia nın başının üstüne koyup huzurla kapadı gözlerini.
Doruk ve sidra onları yalnız bırakmak için mutfak kısmına geçtiler.
Yusuf artık yalnız kaldıklarını anlamıştı ayak seslerinden, ama göğsün de ağlayan rabia hala kendine gelememişti.
Üstü çıplak olduğu için tenine akan rabia nın göz yaşlarını kolaylıkla hissedebiliyordu.
Daha fazla dayanamadı rabiaya yı biraz kendin den uzaklaştırarak yüzünü ellinin içine aldı, baş parmaklarıyla rabia nın gözyaşlarını silerken;
"ağlama boncuk gözlüm dayanamıyorum, senin ağlaman yaşanan olaylardan daha çok yakıyor canımı, ağlama, ağlama ki güzelce konuşalım"
Kafasını salladı rabia kendine gelmek için ayırdı kendi yusuftan.
İki yana düşmüştü kolları yusufun, bian korkuyla irkildi, sanki elinden kayıp gitmiş bir daha asla rabiaya yı göremeyecek gibi hissetmişti, o duygu kalbin de inanılmaz bir acı yaşattı, bu düşüncelerin arasından rabia nın sesi çekip çıkardı yusufu
"böyle mi kalacaksın Yusuf üstüne bir şey giymeyecek misin" diye utançla kafasını yere eğerken konuştu.
Rabia nın bu haline ister istemez gülümsemişti Yusuf, yerde ki gömleğini eline alarak yavaşça yaklaştı rabiaya ya, rabia ise gözleribi kocaman açmış yusufun ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu
Yusufun yüzün de ise çapkın bir ifade ile;
"Sen iki sade sade kahve yapta bahçede karışıklı içip konuşalım" dedi gülümseyen bir ifade ile
Rabia utanarak tamam anlamında başını sallayıp, ona çok yakın olan yusuftan kaçarcasına adımladı ve mutfağa doğru adeta koşarak girmişti.
Yusuf ise bu anın güzelliğine neredeyse kahkaha atacaktı.
Oda fazla oyalanmadan odasına gidip üstüne rahat bişiler giyip üstüne başına çekin düzen verdikten sonra ve kafasında az çok ne konuşacağını ayarladıktan sonra odasından çıktı.
Rabia ise elinde kahve tepsisi dökmemek için özenle taşıyordu, yusuf rabia nın bu haline tebessüm ederek yanına hızla adımlayarak.
"ver bana ben taşırım sende kapıyı aç bakalım" dedi gayet yumuşak bir ses tonuyla.
Elindeki tepsiyi gülerek uzattı rabia Yusufa ve kapıyı açmak için önden yürümeye başladı.
Bahçe de ki koltukların yanına geldiklerin de karışıklı bir şekilde oturarak tepsiyi de orta sehpaya koydular.
Rabia tepsi deki fincanları servis ederken, yusuf öylece onu izliyordu, istemsizce evli olduklarını ve şuan da sanki karı koca saatini yaptıklarını hayal ediyordu, yani en azına o şekilde olması için temenni ediyordu.
Servis işi bittikten sonra rabia da yerine geçerek ellerini kucağında birleştirdi, hem utanıyor hem korkuyordu hemde heyacanlıydı acaba Yusuf ne konuşacaktı.
Yusuf ise sanki az önce iftara ya uğramamış gibi sanki hiçbir şey olmamış gibi önünde ki kahveyi eline alıp, bir bacağına diğer bacağının dizimin üstün atarak kahvesinden içmeye başladı, bir iki yudumdan sonra, kendisine şaşkınlıkla bakan rabiaya ya dönüp;
"eline sağlık çok güzel olmuş" deyip tekrar yudumladı.
Rabia ise hala şok için de "afiyet olsun" diye bildi kısık sesle
"Sen Niye içmiyorsun kahveni" diye konuştu Yusuf
Rabia şaşkınlığını üzerinden atarak kahvesine uzandı ve içmek için hamle yaptı, yaptı ama içmesi ile neredeyse çıkarması bir olacaktı.
Çünkü kahve hem soğumuş hem de aşırı şekerli idi, oysa yusuf sade kahve istemişti, ama rabia o kadar heyacan yapmıştı ki mutfağa gittiğin de eli ayağına dolaşarak ne yaptığını bilmeden telaşla bir kahve yapmıştı öyle ki kahvenin adam akıllı kaynamasını bile beklememişti.
"ıyyy bune be, nasıl kahve yapmışım, sende tutmuş çok güzel olmuş eline sağlık diyorsun" diye sitemle konuştu, aynı zamanda eliyle ağzını tutuyor mide bulantısını Bastırmaya çalışıyordu.
Yusuf ise onun bu haline gülerek son kalan bir kaç yudum kahvesini başına dikledi, onu öyle gören rabia şaşırarak
"yahu ne yapıyorsun be adam içilir mi bu kahve bırak" diye bağırdı adeta kaşlarını çatarak
Yusuf ise gülerek elinde ki fincanı sehpaya bırakarak suyu da başına dikledi ve rabia bakarak
"eline sağlık çok güzel olmuş kahven" dedi gülerek
Rabia hafif gevşeyerek, ve hafif tebessümle
"dalga geçme Yusuf ya gerçekten ben heyacandan kahveyi yapamamışım bile, sende hepsini içtin ne yapıyım limonlu su getireyim mi miden rahatlar" dedi tedirgin bir şekilde
Yusuf daha fazla gülmeye başladı, rabia ise onun bu haline hayranlıkla bakıyordu.
Yusufun zaten ilk gülüşüne aşık olmuştu, gülerken kısılan gözlerine ve hafifte olsa yanağında çıkan gamzesine.
Rabia öyle yüzünde Aptal bir gülüşle yusufun gülüşünü izliyordu, yusuf bunu farkına varacak ki hala gülerek rabiaya ya bakıyordu.
Sonra gülüşübü hafif söndürerek konuşmaya başladı;
"midemin değil kalbimin rahatlamaya ihtiyacı var buda limonlu suyla olmaz, üstelik senin yaptığın her şey benim için mükemmeldir, asla kötü olamaz" dedi tekrar gülerek
Rabia ise hala Yusufa aşkla bakıyordu, son söylediğinle utanıp başını eğse de, fazla durmadan başıbı kaldırıp tebessümle baktı, Hayran olduğu gülüşüyle karşında duran Yusufa;
"biliyor musun Yusuf, ben senin ilk gülüşüne aşık oldum, böyle gülünce kısılan gözlerine sonra yanağında oluşan belli belirsiz gamzene, güldüğün de ışık saçan haline aşık olmuştum ilk"
Dedi hala yusufa bakarken, yusuf ciddi bir hal takılarak yaslandığı yerden doğrulup öne doğru biraz eğilip ellerini birbirine geçirerek konuşmaya başladı.
"bana inanmadın rabia üstelik birde böyle bir şey yapabileceğimi düşündün ve bunu bana yakıştırdın, yalan yok üzüldüm hayal kırıklığına uğradım, o an her şeyi yakıp yıkmak istedim, hele söylediklerin çekip vursaydın bu kadar canım yanmazdı" dedi ciddi bir şekilde
Rabia utanarak başımı eğdi
" özür dilerim Yusuf biliyorum bir faydası olmayacak ama yinede özür dilerim,ben sağlıklı düşünemedim sonra ne yapacağımı bilemedim soluğu senin karşında aldım işte, bide o kadınla sürekli yan yanasınız, kavga ettiğimiz günde beraber gittiniz ister istemez kendi kendime kurdum bağırdım çağırdım yıktım özür dilerim gerçekten ben çok üzgünüm, zaten ne diyeceğimi ne yapacağımıda bilmiyorum " dedi kafasına yana doğru eğerek
Yusuf derin bir nefes alarak
" o gün.. Kavga ettiğimiz o gün söylediklerin de haklıydın ben fazla ileri gitmiştim yapmamam gereken bir çok şey yapmıştım, bunu o n farkına varmıştım ister istemez içimde vicdanen bir şey oluştu ve sana bir şey diyemedim, sen gittikten sonra aslında senin arkandan gelmem gerekiyordu ama o anki vicdan azabım daha ağır bastı ve ben önce Allah tan af dilemeye gittim yanımda olduğunu bile bilmiyordum o kadının ta ki beni dürtene kadar tabi, zar zor kendime gelmiştim, o gün orada ilk defa bir kadına bağırdım hemde bağa tersledim istemediğimi seni sevdiğimi ve seninle evlenmek istediğimi resmen kadının yüzüne haykırdın o gün, tınlamaz diye düşünüyordum ama ağlayarak yanımdan uzaklaştı sonra ne yaptı bilmiyorum, ben de çok umursamadım ve dergaha gittim kendime gelmem lazımdı ve doruk arayana kadar orada kaldım, sonrasını biliyorsun işte"
Dedi ellerini yana doğru açarak, konuşma sırası rabiaya da idi ama Yusuf buna engel olarak konuşmaya devam etti.
"bitirmeme izin ver rabia" dedi başını sallayarak onay verdi rabia.
"stajda ise yine aynı tavırları sergiliyor yalan yok, ama tınlamıyorum çünkü umurumda değil kendisi, bir yerden sonra vazgeçecek buna eminim o zamana kadar sabırla bekliyorum bende, böyle bir şey yapmasını elbette bekliyordum senin kıskanç biri olduğunu biliyordu elbette seni buradan vuracaktı ama senin ona inanmanı beklemiyordum yada işte az önce yaşanan ne varsa beklediğim şeyler değildi, o yüzden bu gece daha fazla konuşmak istemiyorum sadece düşünmek istiyorum rabia sadece düşünmek, yarın seni saat 7 gibi almaya gelecek doruk seni bir yerde bekliyor olacağım, orada sakin kafa ile konuşuruz şuan çok sağlıklı düşünemiyorum, bana inanmayan biri ile bir ömür geçirebilir miyim bilmiyorum o yüzden yarım daha ayrıntılı konuşuruz " dedi Yusuf
Ciddi bir şekilde, rabia ise gözleri dolu dolu bakıyordu Yusufa, maf etmişti her şeyi sevdiği adamı kaybetmişti, anlamadan dinlemeden sarf ettiği sözlerle kayıp gitmişti ellerin den ve yarın ise tamamen gidicekti ondan buna emindi.
Tutamadığı göz yaşları akarken yanağıma doğru yalvarır gibi baktı Yusufa
"ne olur beni aşık olduğum gülüşlerinden mahrum etme, bir şans ver beni affet Yusuf ben... Sensiz yapamam" dedi daha fazla dayanamayıp hıçkırarak
Yusuf un canı yansa da taviz vermeden kalktı ayağa, rabia ona bakarken dudaklarını yukarı kaldırıp ellerini yana açarak
"kim bilir belkide bu sondu yada yarın olur belli olmaz, tek bildiğim şuan yalnız kalmak, sana hayırlı geceler" dedi ve arkasını dönerek odasına doğru yol aldı.
Rabia yaptığı hatalarla baş başa kaldı orada ağladı ağladı kendini tutmayarak elinden bir şey gelmeyerek saatlerce ağladı.
Sonra kendini toparladı ve evine gitmek için hızla kaktı yeriden sidra ve doruğa bir şey demeden çıktı evden, ağlayarak kendi evinin yolunu tuttu.
Yusuf ise rabia nın gittiğini anladığın da odasından çıkış salonda oturan sidra ve doruğun yanıma gelip bir köşeğe attı kendini, sidra daha fazla dayanamayarak sordu.
"abi ne konuştunuz rabia neden ağlayarak gitti" diye meraklı gözlerle baktı abisine
Yusuf tebessüm ederek
"bana inanmayan biriyle bir ömür geçirir miyim bilmiyorum yalnız kalıp düşünmem lazım belkide bu son konuşmamız olur dedim" dedi yine gülerek
İkside şaşırarak
"ne" diye tepki verdi, yusuf ise daha çok gülmeye başladı
Doruk
"birader sen iyi misin ya ne diye gülüyorsun olum kıza neler demişin" dedi ciddi bir şekilde
Sidra
"hak etten abi ya dediğin laf mı, tamam yanlış yaptı ama sende farkındasın kız oyuna geldi, kıskançlığından görmedi gözü bir şey, ağır oldu bu diyim sana" dedi aynı doruk gibi ciddi bir şekilde.
Yusuf ise yüzün deki gülüşü biraz soldurarak
"sakin olun gençler, söylediklerim de ciddi değildim ki ciddi olsam bu halde mi olurdum" dedi kendini gösterecek
Doruk merakla
"nasıl yani, kıza oyun mu oynadın, kafan karıştı Yusuf şunu bir anlat ya" diye sitemle kızdı.
Yusuf derin bir nefes alarak
"ya tamam başta kızdım sinirlendim yalan yok ama sidra haklı bende olsam belki bende aynı tepkiyi verirdim belkide daha fazlasını yapardım ama aklım da bir şey vardı ve onu yapmak için böyle bir yol izledim o yüzden rabiaya da bu şekilde söyledim, hem belki biraz benim çektiğim pişmanlığı anlar diye de düşündüm " dedi normal bir şekilde
Sidra yine meraklı gözlerle
" aklın da ne var peki abi " diye sordu
Sinsice gülümsedi Yusuf ve ikisinde bakarak
" Rabiaya ya evlenme teklifi edicem " dedi gülerek
Doruk ve sidra oldukları yerde birbirine bakıp gülerek
" ne ' diye tepki verdiler
" ne bu siz deki ' ne ' uyumu ikide bir. ' ne ne ' diye tek ses konuşup aynı tepkileri veriyorsunuz " diye sitemle söylendi.
Tekrar ikide de gülmeye başladı,doruk lafa atlayarak
" uyum dediğin böyle olur kardeşim,sen şimdi bizi bırak ta anlat bakalım neymiş bu evlenme teklifi olayı " dedi gülerek
Yusuf ta aynı şekilde gülerek
" ya işte şimdi rabia eminim ondan vazgeçtiğimi düşünüyor, zaten düşünsün de ben hiç beklemediği bir anda yapmak istiyordum şuan tam da istediğim gibi oldu, rabiaya ya dediğim ki yarın saat 7 de doruk seni almaya gelecek getirdiği yerde rahatça konuşuruz dedim ama tabi kide bir konuşma olmayacak, kafamda bir yer var orayı ayarlamayı düşünüyorum, yarında yüzük ve elbise alıcam ki bütün bunları yaparken size ihtiyacım var " dedi heyacanla
Sidra mutlulukla el çırparak, koşup abisine sarıldı;
" ay abim evleniyor sonunda hemde en yakın arkadaşımla daha ne isterim ki, hem sende anlat bakalım şu planı Her şekilde yardım ederiz biz " dedi doruğa bakıp gülümseyerek.
Yusuf da aynı heyacanla aklında olan biten her şeyi anlattı ve 3 ü yarın için harika bir plan kurdular ve sonra görev dağılımı yapıp namaz kılıp yattılar sonuçta yarın Yusuf ve rabia için büyük bir gündü.
İçlerin de büyük bir heyacanla uyudu Yusuf doruk ve sidra, hele Yusuf olduğundan çok daha mutluydu emindi çünkü rabia kabul edecekti onunla evlenmeyi ve sevdiği kadınla bir ömür geçirip yuva kurma fikri şimdiden içini ısıtmıştı, hayaller kura kura yastığa koydu başını ve öylede uyudu.
Rabia için durum aynı değildi.
Çok üzgündü yaptığı hatayı farkındaydı, ama buradan nasıl geri döndüreceğini düşünüyordu yarın Yusufla buluştuğun da ayrılsalar bile rabia kesinlikle vazgeçmicekti yusuftan, çünkü bir kere uzak durmayı bırakmayı tercih etmişti bir daha aynı hatayı yapmayacaktı. Kafasına koymuştu.
Yusufun aksine rabia ağlaya ağlaya başını koyduğu yastıkta öylece uyuya kaldı.
Her ikisi için sabah olduğunda ise rabia sanki hayattan kopmuş gibi, yusuf ise yeniden doğmuş gibi heyacanlı ve sevgi dolu idi.
O kadar mutluydu ki Yusuf sabah erken saatte kalkmış ev halkına da o saatte uyandırmaya mahkum kılmıştı.
Sidra ve doruk söylene söylene yusufun dediklerini yapsalarda onlarda en az Yusuf kadar heyacanlı idiler.
Hele sidra hep hayalini kurduğu şey sonunda gerçek oluyordu en yakın arkadaşı sırdaşı sonunda yengesi olıyor ve hayatında kalıyordu.
Abisinin ısrarları yüzüne rabiaya ya hiç msj atmadı ve konuşmadı, kendisini de biliyordu konuşsaydı eğer muhakkak rabia nın haline dayanamaz ağzından Birşeyler kaçırırdı, o yüzden zor olsada kendini tutmuştu.
Üçü de evde daha fazla oyalanmadan görev dağılımı yaparak evden ayrıldı.
Yusuf önce kuyumcuya gidip güzel bir yüzük aldı.
Ardından teklif yapacağı yere heyacan dolu bir şekilde gitti.
Rabiaya ya teklif yapacağı yer bungalov evlerin olduğu yüksek bit tatil köyü gibi bir yerdi.
Ormanlık alandan patika yol verilmiş, yolun sonunda ise neredeyse bütün İstanbul ayaklarının altında gibi gözüküyordu.
İşletme ile anlaşıp önce patika yolu güller ve mumlarla süslemeye başladılar, sonra ise manzaranın olduğu yeri sade ve şık bir şekilde evlilik teklifine uygun süslendi.
Geriye sadece yusufun hazırlanması ve rabia nın gelmesi kalmıştı, ve artık saat git gide 7 ye geliyordu.
Rabia ise sabahtan akşama kadar neredeyse odasından çıkmamıştı.
Kendini o kafar çok hazırlamıştı ki yusufun onu terk etmesine, artık doğru düzgün bir şey hissetmiyordu.
Miskin bir şekilde kalktı yataktan ve her zaman giydiği gündelik kıyafetlerinden birini geçirdi üstüne, saate baktığın da 7 olmasına bir saat vardı, zaten rabia da hazırdı hem bedenen hemde Yusufa veda etmek için.
Aynada kendine üzgün üzgün bakarken kapının zil sesine kendine geldi ve gözünden akan yaşı silerek çantasını alıp kapıya yöneldi.
Kapıyı açtığın da doruk karşında ifadesiz bir şekilde duruyordu.
Rabia bir şey demeden ayakkabılarını giyip kapıyı kapattı ve elini henüz kapıdan çekmeden gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı, bir nevi kendini her şeye hazırlıyordu.
Doruk' u fazla bekletmemek adına kapıdan ayrılıp merdivenlerden inmeye başladı.
Doruk arkasında ses çıkarmadan yürüse de, kendini gülmemek için zor tutuyordu.
Arabaya geçtiklerin de yine herhangi bir konuşma olmadı, rabia her seferin de biraz daha fazla geriliyordu.
Neredeyse yarım saattir yoldaydılar ama rabia ormanlık alana girince farkına varmıştı, geldikleri yer biraz sessiz sakin bir yere benziyordu ve nereydeyse kimse yoktu.
Rabia telaşla
"doruk burası ormanlık alan gibi bir yer, yusufun burada olduğundan emin misin" diye sordu
Doruk umursamaz bir şekilde
"yusufun attığı konum burası, ıssız olduğuna bakma az ötede bungalov evler falan var tatil köyü gibi bir yer yani" dedi önüne bakarak
Rabia ise sorgular şekilde etrafa bakıyordu, neden Yusuf burada buluşmak istemişti hiçbir fikri yoktu zaten Yusuf tan ayrılma duygusu git gide içinde volkan olarak büyüyordu.
Doruk müsait bir park yeri bulduğun da, arabayı park ederek rabia ya ya baktı.
"geldik hadi inelim" dedi yüzün de bir şey belli etmemek için.
Rabia ise sadece şaşkındı ve etrafa bakıyordu, arabadan indikten sonra sağa sola bakmaya başladı ve doruğun peşinden giderken endişe ile;
"doruk yusufun neden böyle bir yer tercih etti çok ıssız ve kimse yok gibi" dedi hala etrafına bakarken
Doruk yandan bir gülüşle rabia nın görmediğinden emin olarak konuşmaya başladı;
"yusuf burayı seçtiyse vardır bir bildiği sen sadece beni takip et". Dedi ve rabia yine endişeli şekilde takip etti doruğu.
Biraz yürüdükten sonra bir bungalov önünde durdu doruk ve rabia ya ya dönerek;
"Sen içeri geç, içeride yatağın üstün de bir kutu var zaten içerisin de ne yapman gerektiği yazıyor, benden şimdilik bu kadar" deyip rabia nın bir şey demesini beklemeden gitti.
Rabia şaşkın şaşkın ne olduğunu anlamaya çalışıyordu öyle ki az önce hüzünle çıktığı yolun sonunda kafasında soru işaretleri ile bir bungulovun önünde duruyordu.
Daha fazla oyalanmadan ve de olduğunu anlamak için adım atarak içeri girdi.
Doruğun da dediği gibi yatağın üstün de büyükçe bir kutu duruyordu.
Yine tedirgin olarak yavaşça gidip kutuyu açmaya başladı.
Kutuyu ilk açtığında bir not ile karşılaştı, daha fazla oyalanmadan heyacanla notu açıp okumaya başladı.
"bu elbiseyi giy ve bungulovun arka tarafında ki ışıklı patika yolu takip et"
Yazıyordu notta.
Rabia kafası karışık bir şekilde uzunca baktı nota, sonra elbise geldi aklına ve tekrar kutuya yönelerek içerisinden beyaz bir elbise çıkardı.
Elbise uzun ve salaş bir elbise idi, önlerin de hafif drapeler bulunuyordu, aynı zaman da elbiseye uygun şal ve ayakkabıda kutu içerisin de özenle duruyordu.
Hala ne olduğunu anlamaya çalışıyordu, ama aklına hiçbir şey gelmiyordu.
Neden Yusuf ondan böyle bir şey istiyordu ki, acaba son günleri diye mi böyle bir şey hazırlamıştı, belkide o patikanın sonunda son kez yiyecekleri bir yemek masası vardı, son kez birlikte vakit geçirip sonra birbirlerine veda edeceklerdi.
Rabia nın aklın da kurduğu şey tam böyleydi, ama bilmiyordu ki aslında Yusuf ondan hiç vazgeçmemişti.
Oyalanmanın ve ertelemenin kimseye faydası olmayacağını bildiği için fazla beklemeden notta yazılanları yapmaya başladıı.
Aradan bir 20 dakika geçtiğin de rabia tamamen hazırdı.
Elbise şal ve ayakkabı, kombine uygun makyaj la gerçekten çok güzel olmuştu rabia.
Bunun bir ayrılık yemeği değilde, bir evlilik yemeği olmasını tercih ederdi, ama yapacak bir şey yoktu, bu yusufun ona hazırladığı son vedaydı, aklına böyle kazımıştı.
Yine kendine biraz baktıktan sonra eline sadece telefonunu alarak odadan çıktı ve arka tarafa doğru yürümeye başladı.
Notta yazıldığı gibi ışıklı ve kırmızı halı serilmiş bir patika yol vardı.
Çok hızlı olmasa da elbisenin de verdiği rahatlıkla normal adımlarla patika yolda ilerledi.
Kalbi her zamankin den çok daha fazla atıyordu, yolun sonunda onu ne bekliyordu ne ile karşılacaktı bilmiyordu.
Biraz daha ilerledikten sonra karşısına zarif sade ve şık bir şekilde süslenmiş bir yer masası ve minderleri çıktı, adımları yavaşladı ama yürümeyi kesmedi biraz daha ilerledikten sonra manzara karşında adeta dilini yutmuştu.
Gün batımın da İstanbul manzarası harika gözüküyordu.
Yer masasının yanına gelip manzarayı seyre daldı uzun bir süre sonra duyduğu sesle bir anda irkildi.
"çok güzel değil mi"
Diye konuştu Yusuf, rabianın yanına ağır adımlarla gelerek.
Rabia korktuğunu belli etmeden baktı Yusufa, baştan aşağa süzdüğünde aşırı yakışıklı olmuştu
Üzerine giydiği siyah takım elbise onu olduğundan çok daha yakışıklı göstermişti.
Rabia Yusufa bakıyor, yusuf ise manzara ya bakıyordu.
Bir süre öyle kaldılar, rabia yusufun söylediği cümleye henüz cevap vermemişti, tam kendini ona cevap vermek için hazırlarken, yusuf bir anda rabiaya ya bakarak.
"tıpkı senin gibi, sen en az İstanbul kadar güzelsin" dedi
Gözleri ile rabiaya ya bakarak.
Rabia şaşırmış öylece Yusufa bakıyordu, bir şey demek istiyordu ama sanki dili lal olmuştu ağzından tek kelime çıkmıyordu.
Yusuf bunu fırsat bilerek tüm bedeniyle döndü rabiaya ya, rabia da aynı yusuf gibi yaparak kendini düzeltip Yusufa baktı.
Yusuf elleri cebin de konuşmaya başladı.
"şimdi diyorsun ki kendi için de neler oluyor buraya neden geldik, yusuf ne yapamaya çalışıyor, gibi sorular dönüyor buna eminim" dedi gülerek
Rabia da aynı şekilde gülerek kafa salladı;
"oldukça fazlaca soru dönüyor kafam da, doğru" dedi yine gülerek
Yusuf rabiaya ya dalmıştı adeta gülüşüne gözlerine kitlenip kalmış gibiydi, ama daha fazla uzatmadan söze girdi.
"ben de senin ilk gülüşlerine aşık oldum rabia, hem de öyle bir aşıktım ki sırf sen gülesin diye yapmadığım şebeklik kalmıyordu, ama ne yaparsam yapayım sonunda değiyordu, görüyordum o ışık saçan gülüşlerini bu zamana kadar hiç esirgemedin onları benden, bundan sonra da esirgeme"
Dedi rabiaya ya aşkla bakarak
Rabia daha çok şaşırmıştı, düşünceli bir şekilde
"ama yusuf sen dün akşam, yani anlamıyorum dün bana neler dedin şimdi neler diyorsun neler yapıyorsun, ben gerçekten ne diyeceğimi ne hissedeceğimi şaşırdım" dedi yusufa bakarak
Yusuf gülerek biraz rabiaya ya yaklaştı.
" dünü boşver rabia, dün dünde kaldı ben bu güne yarına ve seninle kurmak istediğim geleceğime bakmak istiyorum, ben seninle bir olmak bir yuva kurmak istiyorum, ben istiyorum ki sen benim ailem ol, sen benim yoldaşım sırdaşım sen benim eşim ol istiyorum, ben Allahın her günü aşık olduğum şu gülüşle uyanayım, kokunla sarılıp sarmalanayım, kısacası benim her şeyim ol istiyorum rabia "
Dedi Yusuf gözleri dolan rabiaya ya bakarak.
Sonra ellerini cebinden çıkarıp ceketinin cebinde olan yüzüğü alarak rabia nın önünde diz çöküp kutuyu açarak ona doğru uzattı.
Rabia şaşkın ama aynı zaman da aşırı mutluydu, öyle ki mutluluktan ve hayalini kurduğu şeyi yaşamanın heyacanıyla gözleri dolmuştu ama hala gülümseyerek Yusufa bakıyordu.
Yusufu diz çölmüş bir şekilde rabia ya ya bakarak
"seni seviyorum ben rabia seni çok seviyorum ben kendimi bildim bileli hep sana aşıktım ben hep seni sevdim, sensiz bir hayat düşünmedim kalbime senin sevginden başka sevgi koymadım, aklıma da senin isimin den başka isim girmedi, ben sen bilmeden sana aittim, ve şimdi istiyorum ki sen de bana ait ol, sen rabia küloğlu benim eşim olur musun, benimle evlenir misin "
Dedi heyacanla, rabia ise şok olmuş bir şekilde bakıyordu, ama aynı zaman da da gözlerin den yaşlar akıyordu, mutlu olmuştı hemde çok, hiç beklemediği bir anda umutsuzken gelmişti yıllardır beklediği teklif ve şuan karşısında diz çökmüş aşık olduğu gülüşüyle ona teklif sunan sevdiğine bakıyordu, biraz öyle şaşkınca baktıktan sonra kendine gelerek
Hem onaylar şeklinde kafasını sallayıp hemde gözünden yaşlar akarak önce kısık sesle 'evet' sonra ise neredeyse bağırarak "eveeeeeeettttttt" diye heyacanla bağırdı.
Yusuf ise daha fazla gülerek ayağa kalktı ve yüzüğü rabia nın parmağına takıp ona sıkıca sarıldı, ikisinin sarılmasıyla ıslık sesleri ve alkış sesleri duyuldu.
Sidra gözleri dolu dolu bakıyordu canından çok sevdiği abisine ve kardeşi gibi gördüğü rabiaya ya
Kafasını döndürüp doruğa baktığında ikisi de göz göze geldi, ikisinin aklından da aynı şey geçiyordu, bir gün yusuf ve rabia yerin de kendilerini görmeyi umut ediyorlardı.
Yusuf ve rabia nın hayatı daha yeni başlıyordu, senelerce birbirlerini beklemişlerdi, ve şimdi bir ömür söz verdiler bundan sonra hayatları eskisi gibi olmayacaktı.
Peki ya sidra ve doruk onların hikayesi nasıl ilerleyecekti, doruk doğru yola elbette girmişti ve bulmuştu peki ya o doğru yolda ilerlerken karşısına başka bir yol çıkarsa o zaman ne yapacaktı, bunu ancak yaşayarak göreceklerdi.