"Ben neden bunları yaşıyorum?" diye sormak, insanın kendine verebileceği en ağır cezaydı belki de. Sormuyordum, çünkü cevabı odanın her bir köşesine sinmiş olan o keskin gerçekte saklıydı. Sebebi bendim; benim kendi ellerimle ördüğüm o kadersiz ağdı. Eğer o gece kaçmaya kalkmasaydım, eğer Mirza’nın o yalan vaatlerine kanıp nefesimi tüketmeseydim, babam beni bu kapıdan asla içeri sokmazdı. Hazar beni almaya geldiğinde kalkanım olurdu babam, gövdesini siper ederdi. Ama kaçarken yakalanmıştım; her şey bir kibrit çakımıyla yanıp bitmiş, kül olmuştu. Onurum, adımız ve geleceğim o gece o yollarda savrulup gitmişti. Kendimi yatağa attığımda hıçkırıklarımın ardı arkası kesilmiyordu. Urfa’nın sert, taş duvarları bile ağlayışıma acırken, bu koca konakta bir tek sesim yankılanıyordu. Ne başımı yasla

