Bölüm 3—Rehberin Sessiz Satırları

1179 Words
Gece, otoyolun karanlık karnını yararak ilerliyordu. Zırhlı SUV’un farları, önlerindeki asfaltı sarı bir nehir gibi aydınlatıyor, gecenin sessizliğini lastiklerin uğultusu bozuyordu. Arabanın içinde radyo kapalıydı, motorun sabit homurtusu kulakları dolduruyordu. Rüzgar, Kayra’nın dışarı sarkıttığı elinin etrafında dans ediyor, o da her zaman yaptığı gibi rüzgârı dinliyordu. Ön koltukta gevşekçe yayılmış halde otururken başını hafifçe çevirdi ve arka koltuktaki çaylaklarına göz attı. İkisi de sessizdi. Bade kolunu cama dayamış dışarıyı izliyor, Can dikiz aynasından ara sıra Kayra’ya bakıp tekrar yola odaklanıyordu. Gerginlik, bagajdaki tuzaklar kadar somuttu. Kayra sonunda sessizliği bozdu.“Peki siz... enstitüde neler yaptınız şimdiye kadar?”Ses tonu, ilgisiz ama gözlemleyen bir tondaydı. Sorgular gibi değil, sıkılmış biri gibi sormuştu. Can hemen yanıt verdi, neredeyse refleksle.“Canavar İzleri Teorisi üzerine yazdığım tezle üçüncülük almıştım. Bir de geçen ay laboratuvarda yaratık DNA’sı ile bağışıklık sistemleri arasındaki ilişkiyi inceleyen bir analiz yaptım. Teorik kısmı tabii, sahada kullanılması için birkaç yıl daha—” Kayra başını cama dayadı, bir kaşını hafifçe kaldırarak iç geçirdi.“İnek...” dedi kısık bir sesle ama Can duymadı ya da duymamış gibi yaptı. Bade hafifçe öne eğildi, sesi canlıydı.“Ben bir mutasyona uğramış hayvanla karşılaştım,” dedi. “Kırmızı geyik gibi görünüyordu ama derisinin altında soluyan bir yapı vardı. Gövdesi garip titreşimler yayıyordu, sanki... sanki içinden bir şey çıkmak üzereymiş gibi. Etrafına korku salan, sessiz bir enerji... Anlatamam ama oradaydım. Onu takip ettim, tuzağa yaklaştırdım. Tetiğe dokundum. Göz göze geldik. Gözleri insan gibiydi...” Anlatırken sesi titremiyor, aksine daha da heyecanlanıyordu. Elleriyle hareket ediyor, yüzüne gelen ifadelerle o anı yeniden yaşıyormuş gibiydi.“Tam sıkacaktım, gerçekten. Ama son anda... bir çocuk sesi geldi arkadan. Yanlış alarmdı, ama dikkatimi dağıttı. O anı bir daha asla yakalayamadım.” Kayra başını çevirmeden konuştu.“Ama öldürmedin.”Bade sustu.“Ve avcı olamadın.” Cümle, aracın içindeki havayı bir anda keskinleştirdi. Bade sırtını koltuğa yasladı, yüzündeki heyecan ifadesi silindi. Can bile, göz ucuyla Kayra’ya baktı. Onun acımasız dürüstlüğü biliniyordu ama böylesi sertti. Kayra gözlerini yeniden yola çevirdi. Camdan içeri dolan rüzgâr, aralarındaki soğukluğu arttırıyor gibiydi.“Anılarla avlanmazsın,” dedi Kayra. “Tetiği çektin mi, onu sorarım. Geri kalan her şey hikâye.”SUV, geceyi yararak ilerlemeye devam etti. Ama artık araçta sessizlik başka bir renkteydi.Sessizlik değil... sınavdı bu. Aracın içinde bir süre daha sessizlik sürdü. Tekerleklerin altındaki asfalt, uzayıp giden kara bir dil gibi gecenin içinden çekilirken, Bade tekrar öne doğru eğildi. Bu kez sesi daha ölçülüydü.“Madem yırtıcı bir yaratıkla uğraşacağız... Yanımızda bir şaman da olması gerekmiyor muydu?” Sorusunu sorarken gözleri Kayra’yı arıyordu. Yalnızca merak etmiyor, aynı zamanda Kayra’nın verdiği görevin ne kadar eksiksiz olduğunu tartmak istiyordu. Şamanlar...Avcılar için çoğu zaman bir kalkan, bazen de bir pusulaydı. Canavarların doğaüstü etkilerini zayıflatabilir, avcıların ruhsal dengesini koruyabilir, hatta geleceği görebilirlerdi. Bazıları çan sesleriyle canavarları etkisiz hale getirir, bazıları ise deriye işlenmiş dövmeleriyle yaratıkların zayıf noktalarını ‘görürdü’. Kayra, hafifçe burnundan soludu.“Şamana ihtiyacım yok,” dedi kısa ve kesin bir tonda. Cümle, sanki aracın içinde görünmez bir çizgi çekmiş gibiydi. Bade geriye yaslandı, gözlerini kaçırdı. Ama Can dayanamadı.“Şamanları sevmediğinizi duymuştum,” dedi, neredeyse fısıltıyla. Kayra, hiç beklemeden başını çevirdi. Onu görmeseler bile, dönüşündeki ağırlık ve soğukluk arabanın havasını değiştirdi. Can, Kayra’nın gözlerini doğrudan görmüyordu ama baktığını hissediyordu. Omuzlarının arkasından bıçak gibi saplanan bir dikkatle karşı karşıyaydı. “Doğru,” dedi Kayra, sesi derinden ve sakindi. “Şamanlardan hoşlanmam. Çünkü geleceğim hakkında sürekli aynı şeyi söylüyorlar.”Sesi bir anlık durdu.“Ve ben o gelecekten hiç hoşlanmıyorum.” O an Bade yeni bir soru sormak için ağzını açtı ama Kayra daha ona fırsat vermeden başını öne çevirdi. Konunun uzamasını istemediği belliydi.“Canavar Avlama Rehberi’nden,” dedi net bir sesle. “Yırtıcı türler hakkında ne biliyorsunuz?” Sorusundaki ani geçiş, çaylakların dikkatini toparlamasına neden oldu. Bade hemen toparlandı, sesi hevesliydi.“Yırtıcı yaratıklar genellikle ruhani kökenlidir. Bedensel formları olsa da ruhsal düzeyde de etkilidir. Bazıları hayvan benzeri şekillerde gelir ama varlıkları boyutlar arasıdır. Fiziksel hasarın yanı sıra zihinle de oynarlar. Mesela Gece Dişi, kurbanlarını rüya görürken öldürür. Uyanamazsın bile.” Can da hemen ardından ekledi.“Ve bu türlerin çoğu yalnız avlanır. İz bırakmazlar. Yerleştikleri bölgelerde doğanın dengesini bozarlar. Sessizlik artar, rüzgâr yön değiştirir, hayvanlar kaybolur. Bir yerde yırtıcı bir ruh varsa... önce orayı doğa terk eder.” Kayra başını hafifçe yana eğdi.“Fena değil,” dedi. “Beklediğimden iyisiniz.”Bir süre sustu, sonra gözleri yola dönükken ekledi. “Ama hadi bakalım, hâlâ kitap ezberi mi yoksa gerçekten bilenler misiniz görelim.” “Canavar Avlama Rehberinden rastgele sorular soracağım. Şimdi sıkı durun.”Can gözlerini kısarken Bade içten içe gülümsedi. *** Kayra, Karakavak kasabasına varana dek sustu sanılmasın. Tam aksine, yol boyunca sorular sordu durdu. Öyle basit, herkesin cevaplayabileceği türden sorular da değildi bunlar. Canavar Avlama Rehberi’nin en arka sayfalarına gizlenmiş, dipnotlarda geçen ayrıntıları bile didikliyordu adeta. Bade ilk başta soruları yanıtlamaya çalıştıysa da, bir yerden sonra çaresizce omzunu silkti. Can ise başlangıçta gayretliydi. Ama bir süre sonra onun da sesi kısıldı. Ne Bade ne Can, Kayra’nın bu kadar derine inmesini beklemiyordu. “Rehberi ezbere bilmek zorundasınız,” demişti Kayra sertçe. “Her an, her yerde sizi sorguya çekebilirim. Ve bazen... bu, hayatınızı kurtarır.” Can ve Bade, Kayra’nın ciddiyetine daha fazla direnemediler. Onunla yarışılmazdı. Ve yarışa kalkışmak, kendi acemiliklerini gözler önüne sermekten başka bir işe yaramıyordu. Araba, Karakavak tabelasını geçtiklerinde, motorun uğultusu bile kasabanın dinginliğine karışmış gibiydi. Karakavak, düşündüklerinden büyüktü. Girişte birkaç katlı taş evler, geniş caddeye sıralanmıştı. Dükkanlar hâlâ açıktı, sokakta çocuk sesleri, karşılıklı bağırarak konuşan esnafın sesi duyuluyordu. Ama bunların üstüne çökmüş belli belirsiz bir huzursuzluk da vardı. Sanki bu kasaba nefes alıyor ama derin bir yara taşıyordu içinde. Kayra, canavarın son görüldüğü noktayı kontrol etmek üzere, kalacakları yerin konumunu aklında tartarken bir kargaşa dikkatlerini çekti. Hastane binasının önünde büyük bir kalabalık toplanmıştı. Çoğu orta yaşlı kadınlar, yaşlı adamlar... Kimi başını ellerinin arasına almış dua ediyordu, kimi telefonuna sarılmış, birilerine telaşla bir şeyler anlatıyordu. Kalabalığın bakışları yukarıya çevrilmişti. Binanın çatısında, yaşlıca bir kadın korkuluklara tutunmuştu. Beyaz başörtüsü, rüzgârla dalgalanıyor; ayakları betonun ucuna kadar gelmişti. Kadın, ellerini açmış, kendi kendine konuşuyor gibiydi. “İnanmıyorsunuz... o sesler gerçekti,” diyordu. Ağzından çıkan kelimeler anlaşılmazdı ama çaresizliği, o yüksekliğin de ötesindeydi. Bade refleksle durdu. Kalabalığa, kadının çığlığına bakarken birden yanında duran kişiye çevrildi: “Avcı nerede?” diye sordu Can’a. Can bir an durdu. Kayra’nın nereye gittiğini o da fark etmemişti. Etrafına bakındı ama avcı yoktu. Cevap veremeden Bade’nin kolunu tuttu ve yukarıyı işaret etti. “Yukarı bak.” Bade başını kaldırdığında nefesi kesildi. Kayra, çatının kenarındaydı. Kadının yanına kadar çıkmıştı bile. Ne zaman, nasıl çıktığını kimse görmemişti. Sanki bir gölge gibi süzülüp kadının yanına ulaşmıştı. Üzerinde hâlâ yolculukta giydiği deri ceket vardı. Ellerini cebine sokmuş, kadına bir şeyler söylüyor ama yaklaşmıyordu. Kasaba halkı şaşkınlıkla çatıya bakıyor, kim olduğu bile sorulmadan onun tekinsiz bir güven verdiği seziliyordu. “Ne yapıyor orada?” diye fısıldadı Bade. Can gözlerini kıstı. “Kadını indirmenin bir yolunu bulmaya çalışıyor gibi...” Bade nefesini tuttu. Kayra’nın gözlerinde bir bilme hali, yaşlı kadının gözlerinde ise boğucu bir korku vardı. Rüzgârın uğultusuna kadının bastırılmış hıçkırıkları karıştı. Ve Kayra, bir adım daha attı kadına doğru.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD