Sabahın ilk ışıkları perdelerden sızarken, evin içinde alışılmadık bir curcuna hakimdi. Onlarca kedi, oradan oraya koşuyor, tırmanıyor, miyavlıyor; sanki görünmeyen bir şeyden kaçıyormuş gibi panik halinde davranıyordu. Masanın üzeri, pencere kenarları, kanepe arkaları kedilerle dolmuştu. Kedilerin patileri tahtaların üzerinde hızlı hızlı kayıyor, zaman zaman çarpışıp tiz çığlıklarla dağılıyorlardı. Tarık, elinde sıcak bir bardak çayla salonda ilerlemeye çalışıyordu. Her adımında önüne atlayan bir kedi, kolunun altından geçen bir gölge ya da ayağına sürtünen bir kuyruk çıkıyordu. Çayı dökmemek için bütün dengesini kullanıyor, adımlarını ağır ağır atıyordu. Kaşlarını çatıp homurdandı. “Bu ev… barınaktan beter…” O sırada mutfaktan hafif bir mırıldanma sesi duyuldu. Tarık merakla başını çev

