Ağzımdan ilk defa köprüden geçiyorum cümlesi çıktı. Buna Peri ve Güzide çok şaşırdı.
- Desene bugün her şeyin ilkini bizimle yaşıyorsun
- Evet bugün her şeyin ilki sizinle dedim.
Araba sokağa girdi. Kaldığım evi biliyorlardı. Rahatça bulduk. Ben çok mahcup şekilde indim arabadan. Her şey için teşekkür ettim. Mahcupluğumu anlayacak kadar asildi Perim. İyi uykular dileyip evlerine doğru yola çıktılar.
Bir dakika! Ben Perinin numarasını almadım, adresini de almadım. Onu geçtim sosyal medyadan da eklemedim. Soyadını da öğrenmedim. Kendi numaramı verseydim keşke. Ama almayı unuttuğum bir numaraya karşılık kendi numaramı nasıl verecektim. Şimdi ben bu kafamı nerelere vurayım?
Bir saniye hemen neden dövünüyorum ki? Bizim masamıza geldiğine göre arkadaşlarımın tanıdığı ve illaki numarası vardır bizimkilerde. Hemen eve girip perimin numarasını alayım. Her şey için teşekkür edeyim, bir iki gün iznimi uzatıp onunla İstanbul’u gezeyim.
Bunları düşünerek kapıyı çalıyorum. Tabi herkes uyumuş. Arkadaşım Can kapıyı uykulu gözlerle açıyor. Hoş geldin bile demeden dönüp gidiyor. Yahu bir dakika falan diyorum. Hiç tınlamıyor bizimki. Doğru yatağına gidiyor. Neyse diyorum yarın saban anlatıp alırım Perimin numarasını. Bende geçiyorum yatağa sırt üstü uzanıp Periyi düşünerek gözlerimi kapatıyorum.
Bizimkiler kafama dikilmiş kahkaha atarlarken uyanıyorum. Hayırdır gibilerinden el hareketi yapıyorum. Can ne o uyurken yüzün gülüyor, garip garip hareketler yapıyorsun diyor. Yataktan doğrulup âşık oldum diyorum. Bizimkiler şaşırıp kime diye soruyorlar. Periye diyorum. Hadi hayırlı olsun diyorlar. Can diyorum, bu kızı bulmam lazım. Ne numarasını aldım, ne sosyal medyadan ekledim ne de adresini aldım bir tek adını biliyorum. Bana yardım et diyorum. Peri Can’ın kız arkadaşının arkadaşı olarak gelmiş. Can kız arkadaşını arıyor. Kız arkadaşı Güzide’nin iş arkadaşıymış. Periyi pek tanımıyor ama peri hakkında tek bildiği sevgilisi olduğu.
Burada dur sayın okur. Buradan sonrası bana acı veriyor çünkü. Saçlarının her bir teline evlenme teklifi etmeye and içtiğim, Yasinler Felaklar Naslar okuyacağım, Pamuk Prensesim, Uyuyan güzelim, sindirellam, Külkedim başkasının sevgilisi. Hayatımın akacağı yol başkasıyla. Başkasına nefes olmakta. Ve ben bu acıdan nefes alamıyorum. Nefesimi de alıp götürdü. Hayata delice küsüyorum. Sadece hayata mı? Kendime, arkadaşlarıma, yemeye, içmeye. Sadece susuyorum. Böyle zamanlarda içim içimi yerken susuyorum. Tüm gece dönüp duruyor beynimin içinde. Gülümsemeleri, yanımda yürüyüşleri her şeyi biraz daha yakıyor canımı. Ben böyle yas tutarken içimdeki adanalı vatandaş, vazgeçemezsin diyor. Âşıksın ve vazgeçemezsin. Nazik yanımsa, başkasına ait hiçbir şeye dokunamazsın diyor. İçim savaşta, İçim yangın yeri. Vurgunum, tutkunum o gözlerine, sözlerine, endamına, duruşuna. Ben kendimle savaşırken akşam olmuş. Kapı çalıyor. Birileri geliyor. Odamdan çıkmıyorum. Kapının çalmasından, birilerinin gelmesinden bana ne. Gelen Peri olmadıkça ve bana gelmedikçe bir anlamı yok o kapının sürekli çalmasının. Bir gülüş sesi bu kadar güzel olabilir mi?
Aşığım diye her saniye böyle duyacak mıyım bu gülüşü bu saatten sonra. Yada sesi hep bu kadar canlı mı gelecek kulaklarıma. Ama bu sözleri sanki azgından daha önce hiç duymadım. Bir dakika. Bu kadar yakın ve anılara bu kadar uzak olan ses…
Yoksa o burada mı? Bana mı geldi yani? O adamı bırakıp bana mı geldi? Çıldıracağım. Üstüm başım, saçım perişan. Ama onu son defa görmezsem ölürüm. Çıkarsam o beni böyle görüp hiç beğenmez. Karmakarışığım. Ona bozuğum. Ama deli gibi de minnettarım gelmiş burada işte. Aklımdan bin tilki geçiyor. Nasıl çıkacağım karşısına, nasıl davranacağım? Mesela gülümseyip bana yaptıklarını olmamış gibi mi sayacağım? Yoksa surat asıp anlamasını mı isteyeceğim. Ben bunları düşünürken gidecek diye aklım çıkıyor. En sonunda yanlarına çıkmaya karar veriyorum. Ama tabi yaptıklarının farkında olsun. O yüzden en doğrusu yüz vermemek. Aslında yüz vermemek demeyelim de trip atmak diyelim. Neydi tribin anlamı. Gezmek; dolanayım gezip yine geleyim Perime. Tabi aklıma burada:
“ Tribin olurum düşünür düşünür sıkıntıya girersin
Kafama da takmam yüzüne de bakmam” şarkısı da yapışıyor. Adanalı tarafım şuan en son istediğim senin tribin!
Yüzüme mutsuzluğu yerleştirip çıkıyorum odadan. Güzide, Peri, Can’ı sevgilisi bizim çocuklar hepsi oturmuş muhabbet ediyorlar. Selam veriyorum. Yanlarında fazla oturamam. Ama az da oturamam. Âşık olduğum kadın buradayken içerde geçiremem. Ama kendime söz dinletmeliyim. Yanlarında oturup fazla söze karışmıyorum. Alışıp alışmadığımı soruyorlar İstanbul’a. Sen yanımda olsan yedi cihana alışırdım ben. Bunları cevap olara söyleyemediğim için evet diyorum. Kısa ve öz. Yüzü mü gölgelendi Perinin yoksa bana mı öyle geldi bilmiyorum. Onun yüzüne gelecek gölge bana gelsin. Bozulduğumu anladı mı bilmiyorum. İstanbul’u gezip gezmediğimi soruyor Peri. Hayır diyorum. İstersen eşlik ederim diyor. Dün numaramı bırakmamışım deyip numarasını uzatıyor. Alıyorum ama yine yüzüm düşük. Daha fazla oturmayıp kalkıyorlar. Odama kapanıyor, düşünüyor ve düşünüyorum. Arayacak gücüm var mı? Ona daha da alışırsam nasıl kopacağım? Ya da onunla biraz zaman daha geçirmesem kendime ihanet etmiş olur muyum?
İstiareye yatar gibi yatıyorum ama bir sağa dönüyorum bir sola. Uyku tutmuyor. Sabaha doğru uyuyakalmışım. Kararımı vermiş olarak uyanıyorum. Mesaj mı atsam, arasam mı diye bile düşünmüyorum. Arıyorum. Çünkü sesi içimdeki fırtınaları dindirecek biliyorum.
Onun sesini nerede duysam tüm seslerden ayırırım. O benim sesimi duysa aynısını hisseder mi bilmek istiyorum. Tüm bedenimle bunu öğrenmek istiyorum.
- Alo diyor. Tüm çağlayanlar geri başlıyor çağıldamaya. Küskünlüğüm bir kenara atılıp üstü tozlanmaya bırakılıyor ruhum tarafından.
- Benim diyorum. Sözlerin hala geçerli mi? Şu İstanbul’u gezdirmek için olan diyorum.
- Evet diyor. Geçerli tabi.
- Peki, ne zaman gezelim diyorum.
- İstediğin zaman diyor.
Keşke şimdi desen. Senin kadar seni özledim, senin kadar sana hasretim desen. Seni görmeden yapamıyorum diyebilsen.
- O zaman yarın gezelim diyorum. Ertesi gün artık gideceğim. - İstediğin diyorsa bugün istemiyordur. Ben istiyorum yetmez mi? Yetmiyor işte. Hasretimi bir gün daha susturabilirim.-
- Tamam diyor. Kapatıyoruz.