Peri’nin kafasındaki belirsizlikler yavaş yavaş şekil almaya başlamıştı. Kerem’le olan ilişkisi, hayatında ilk defa bir şeyleri aceleye getirmeden, güvenle ilerleyebildiği bir bağ olmuştu. Ama içindeki o tanıdık his, bir süredir gitme zamanının geldiğini fısıldıyordu. O karışık düşünceler içinde, beklenmedik bir teklif geldi: Yurt dışındaki prestijli bir sanat galerisi, ona uzun vadeli bir iş sunmuştu. Hem kendi projelerini geliştirebileceği hem de uluslararası sanat çevresine girebileceği bir fırsattı. Haberi aldığında, uzun süre telefonun ekranına bakıp kaldı. İçinde hem heyecan hem de garip bir burukluk vardı. Bunca zamandır kendini bir yerlere ait hissetmeye çalışıyordu ama şimdi önünde yepyeni bir yol açılmıştı. Bu yol, gitmek demekti. Türkiye’yi, sevdiklerini, Kerem’i bırakmak demek

