“Sen ne dedin az önce?” diyerek ona hızlı bir şekilde yaklaşmıştı. Bu yakınlaşma ikisinin de beklenmedik bir sona götürebilirdi. Genç adam hızını ayarlayamayarak hızla genç kızın üzerine doğru yürümüş ve tam duracağı sırada ona çarparak neredeyse düşmesine nende olmuştu. Son anda onu yakalayan genç adam Misaki’nin sert bakışların ı görünce belinden tuttuğu ellerini çekerek genç kızın dengesinin kaybolup yere düşmesine neden olmuştu.
Onun bu haline neredeyse gülecek olan Seichi kendisini toparlayarak yerden kalkmaya bile tenezzül etmeyen genç kıza bakmış ve “Özür dilerim” diyebilmişti. Misaki ise iyice sinirlenmiş ve ona oturduğu yerden sert bir tekme atarak onun da yere düşmesini sağlamıştı. Genç adam neye uğradığını şaşırmış bir şekilde sert bakışlarını genç kadına çevirirken, Misaki yerinden ona bakmadan kalkmış ve “Yoksa yok diyebilirdin! Bu kadar çocukça davranmana gerek yoktu” diyerek odasına tekrar dönmüştü. Üzerini değişmek hayal olmuştu ve yatağının üzerinde ki çantasını alarak tekrar odasından çıkarken kendisine uzatılan bir eşofman takımının yüzüne doğru tutulması ile duraksamıştı.
“Bunu dene. Ben artık giymiyorum çünkü küçüldü!” diyen Seichi ona bu davranışı ile beyaz bayrak salladığının farkındaydı. Daha önce hiçbir çalışanı için bu şekilde davranmayan genç adam, içinden “Şu proje bitsin ben sana sorarım” diyerek hafif bir şekilde gülümsemişti.
Genç kız tek kaşını kaldırarak ona hafif bir baş kaldırma ile bakarken “Teşekkür ederim” diyerek elindeki kıyafeti almıştı. Odasına tekrar giren Misaki kapısını kapatır kapatmaz üzerindekileri çıkartmaya başlayınca salona geçen Seichi kısa bir an ekrana bakmış ve gördüğü şey ile donup kalmıştı.
Misaki odasında ki kamerayı çoktan unutmuştu. Üzerinde sadece askılı bir bluzu olan genç kız alt kısımda da sadece kısa bir tayt giyiyordu. Genç adam yutkunurken hemen bakışlarını çevirmek istemiş ama bir türlü yapamamıştı.
Genç kız eşofmanın altını giyerken ayaklarına bakmış ve hafif gülümsemişti. Sonrasında üst kısmını giyip önünde ki fermuarı çekerken aklına gelen kamera ile büyük bir çığlık atmıştı. “Seni aşağılık sapık!” diye bağıran genç kız Seichi’nin kendisine gelmesini ve hızla ekranı kapatarak çalışma masasına geçmesini sağlamıştı. Seichi nefesini düzenlerken odadan sinirli bir şekilde salona gelen genç kız, masa başında olan Seichi’ye “Yah… Seni sapık. Bunu bilerek yapıyorsun değil mi?” diyerek onu yakasından tutarak yerinden kaldırmıştı.
“Gördüğün manzara hoşuna gitti mi bari? Söylesene beni izledin değil mi?” diye bağırırken genç adam yakasında ki elleri sert bir şekilde tutarak oradan çekmiş ve genç kızın şaşkın bakışları arasında arkasına birleştirerek bedenine yaslamıştı. Aralarında boşluk dahi olmayan ikili şimdi hiç olmadığı kadar yakındı.
Genç adam başını hafif eğerek yüzünü iyice genç kıza yaklaştırmıştı. Misaki’nin nefesi sıklaşmış ve Seichi’nin ne yapacağını merak eder gibi bekliyordu. “Birincisi güzelim ben sapık değilim, sen tehircisin. Evde kamera olduğunu az önce kendin gördün ve bu senin dikkatsizliğin. Ayrıca…” diyerek hafif geri çekilmiş ve ona alaycı bir gülümseme ile “Gördüğüm manzara pek de dikkatimi çekmedi” dediğinde ki bu kesinlikle bir yalandı ama küçük bir centilmenlik yaparak yutkunan genç kıza ödül verir gibi devam etmişti “Çünkü bir şey görmedim” diyerek hafif masum bir yalan atmıştı.
Misaki’nin kollarını bırakarak yeniden yerine oturan genç adam hiçbir şey olmamış gibi çalışmasına devam etmeye başlayınca genç kız şüphe ile ona bakıyordu. “Yalan söylüyorsun!” diyen genç kız yeniden Seichi’nin bakışlarını üzerine çekmişti. Bakışları kesişen ikili “Patron kim?” diye çıkışan Seichi ile odak noktasını kaybetmişti. Misaki onun sorusu ile duraksasa da geri adım atmayacaktı. “Patron olmanız sizin benim odamı gözetleyebileceğiniz anlamına gelmez” dediğinde genç adam sıkıntı ile nefesini salmıştı.
“Bak güzelim… Sana güzelim diyorum ki bana göre güzel bile değilsin, kalbin kırılmasın ama inan bana ne senin bedeninle ilgileniyorum ne de alttan giydiğin şu kısa kıyafetle” diyerek genç kızın utanmasına nende olmuştu. Kızaran Misaki “Yalan söylediğini biliyordum” diyerek dişlerini sıkmış ve devam etmişti. “Kayıtlar nerede?” diye.
Şaşıran Seichi “Ne kaydı?” diye sorarken genç kız bağırarak “Sana lanet olası kayıtları nerede sakladığını soruyorum. O görüntüleri silmeni istiyorum” dedi. Seichi iç geçirerek “İşte bu imkansız. O kayıtların hepsi güvenlik şirketi tarafından tutuluyor. Bu yüzden silmene olanak yok” dediğinde genç kız çığlık atmak istemişti.
Sinirlenerek salondan çıkan genç kız odasına gitmiş ve çantasını alarak dış kapıya yönelmişti. Seichi ise ona bakarak “ne yapıyorsun?” diye sorunca kız ter bir şekilde “dışarıya çıkıyorum. Bir mahsuru var mı*” diye sormuştu. “Nereye?” Misaki genç adamın bu sorusuna daha da sinirlenerek “İşim var ve sana nereye gideceğimi söylemek zorunda olduğumu sanmıyorum. Evini temizledim ve senin de deyiminle ayakaltından çekiliyorum” dediğinde genç adam dişlerini sıkarak tam kapı koluna uzanan genç kızı geri çekmiş ve “Bu kapıyı sadece ben açabilirim. Senin açmana imkan yok” dediğin de genç kız şaşkınlıkla bakmıştı.
“Ne demek bu?” genç adam onun bu sorusuna gülümsemekle yetinmişti. Genç kız sinirlenerek “Sana ne demek istediğini sordum?” diye sesini yükseltmişti. “Bu şu demek, bu eve girebilirsin ama ben izin veremediğim sürece çıkamazsın. Bu kapıyı sadece ben açabilirim demek” dedi alaycı bakışlarını ona yöneterek. Misaki onun sözlerine gülmeden yapamamıştı.
“Ben çıkarım ve senden izin almama gerek yok” Misaki kapının kolunu indirmesi sonucu çalmaya başlayan alarmın alışılmadık sesi ile korkmuş ve anından kapıyı geri kapatmıştı. Seichi onun bu haline gülmeye başlamıştı. “Seni adi herif bu da ne böyle?” diye sormuştu. Seichi ise gülmesini kesmeden “Bu ev sence sıradan bir ev mi? Burada gördüğün hiçbir şey basit değildir. En küçük bir parçanın bile milyonlarca değeri vardır. Çünkü bu ev Seichi’nim kendine yaptığı dünyadır.” Dediğinde alarmın sesini kesmek için birkaç düğmeye dokunmuştu.
Misaki ona bakarak kulak tırmalayıcı alarmı susturmasını beklemişti. Genç adam kapıyı sonuna kadar açarak “sakın geç kalma. Bu evin kapıları ondan sonra kimseye açılmaz. Ondan önce eve giremezsen seni içeriye almam” dediğinde Misaki sinirden dişlerini sıkmıştı. “Bu gece annemde kalırım bende” dediğinde Seichi ona ters bir bakış atarak “Bu işi hafife almayın bayan. Siz gece de çalışan bir elemansınız. Bana hizmetiniz yirmi dört saat olacak” dediğinden Misaki şaşkınlık ile kendisine bakmıştı.
“Bu da ne demek?” onun sorusu karşısından Seichi omuz silkerek “Bu şu demek, ben gece kahve fazla tüketirim ve bu da senin görevin. Seni ne zaman çağırsam bana kahve getirmek için hazır olmanı istiyorum” dedi. Misaki ona aldırış etmeyerek saatine bakmış ve “Ben geç kalıyorum” diyerek hızla evden ayrılmıştı. Seichi ise kapının alarm saatini kurarak salona geçmişti.
Oldukça yoğun bir çalışmaya başlayan genç adam zamanın nasıl geçtiğini bile anlamamıştı. Yanında bulunan düğmeye basarak Misaki’yi çağırmak istemiş ve sonradan onun evde olmadığını hatırlayarak sıkıntı ile yerinden kalkmıştı. Mutfağa yönelirken sadece içeceklerin olduğu dolaba yönelirken, aklına ailesi gelmişti. Bu mutfakta bir kez bile yemek yapılmamıştı. Bunun için annesini bekliyordu ve asla yemek olmayan bu evin sıcaklığı sadece o zaman gerçek anlamda hissedilecekti. Genç adam düşüncelere dalmışken kapıdan gelen tıkırtı ile duraksamıştı.
Sessizce açılan kapının ardından çıkan parlak gözler ile bir araya geldiğinde ise hafif bir gülümseme oluşmuştu dudağına. Sadece “Hoş geldin!” diyen genç adam karşısında ki kişiye kollarını açarak beklemişti.
****
hikaye hakkında ne düşünüyorsunuz?