İpler kimin elinde?

1527 Words
Sevgilimin isteği ne yalan söyleyeyim tuhaf geliyordu hâlâ. Sadece ona hayır demek istemediğim için teklifini kabul etmiştim. Ama şimdi nedense içimi bir endişe bulutu kapladı. Daha önce hiç kısıtlandığım olmamıştı. Eğitimlerim sırasında bile anında kendimi kurtarıp özgürlüğüme kavuşurdum. Ama şimdi durum başka. Bir yatağa bağlı olacağım. Hareketlerim kısıtlanacak. En kötüsü de Ege’ye dokunamayacak olmam. Onun yumuşak saçlarında parmaklarımı gezindirememek, yapmaya çok uğraştığı karın kaslarına dokunamamak, parmaklarımı boynundan omuzlarına doğru kaydıramamak… Tüm bunlara engel olacak isteği birazcık kalbimi kırmıştı. “Merak etme Ebru, ipleri canını yakmayacak şekilde bağlayacağım,” dedi. Sağ elimi bileğimden kavradı. Doladığı ipi yatak başlığına sabitledi. Artık Ege’ye uzanamazdım. “İpi çok sıkmadım değil mi?” diye sordu. Bir taraftan da sol bileğimi aynı şekilde yatak başlığına bağladı. Evet, artık yataktan çıkmam mümkün değildi. Belki birazcık öne doğru kalkabilirdim. Ama o da gerçekten çok az. “Son olarak,” deyip bekledi. Sevgilimin başka ne gibi bir fantezisi vardı? Yüzüme yine düşünceli bir ifadeyle bakıyordu. “Bir şey daha isteyebilir miyim?” dedi. Yine öyle mahzun bakıyordu ki gözlerimin içine, ona nasıl hayır diyebilirdim? “Tabii ki de isteyebilirsin,” dedim. Yüzü sevinçle parladı. Resmen çocuk gibiydi bu adam. Ayağa kalktı. Gardıroba gitti. Gözleriyle bir şey arıyordu sanki. Bulunca aldı, geri geldi. Kravat. Evet, gidip kravat almıştı. Rengi siyahtı. Ege işe giderken takım elbise giydiği için dolabımızda ona ait çeşit çeşit kravatı olurdu. Ama özellikle düz renkleri tercihi çok nadirdi. Genelde zarif yahut sportif desenli bir tane takardı. O yüzden elindeki simsiyah kravat biraz farklı geldi. “Onunla ne yapmak istiyorsun?” diye sordum. Hayretimi gizleyemedim. Bana arsızca sırıttı. “Gözlerini bağlayacağım,” dedi. İşte bu da beklenmedik bir istekti. Neden gözlerimi de bağlamak istiyordu ki? “Gözlerim mi?” dedim bu sefer endişelenmeye başlıyordum. “Gözlerimi bağlarsan seni göremeyeceğim ama,” deyip yüzümü ekşittim. Bu ben göreve gitmeden önceki son gecemizdi belki de, ki henüz hava kararmamıştı farkındayım elbette, ama Ege onu görmemi de istemiyordu garip bir şekilde ve evet, yine de bu bir yerde son gecemiz oluyordu işte. Ve ben sevdiğim adamın yüzünü görmekten de mahrum bırakılıyordum. “Bu sefer sadece dokunuşlarımı hissetmeni istiyorum,” diye fısıldadı. Sesi kulağıma öyle baştan çıkarıcı gelmişti ki bu beni gülümsetti. Bu tonda herhangi bir kadınla konuşsa onu anında baştan çıkarabilirdi. Ondan çok iyi jigolo da olurmuş. Neyse ki Ege sadece bana ait. Benim kocam. “Peki, bunu da kabul ediyorum,” deyip omuz silktim. Yatağa bağlıyken ne kadar becerebildim bu hareketi, tartışılır. “Yüzüne biraz hasret kalacağım ama ne yapalım?” dedim. “Yüzünü düşürme hemen,” dedi. Yatağın üzerine çıktı. Saten kumaşın geniş yüzünü gözlerimin üzerine tuttu. “Senin de hoşuna gidecek,” deyip kravatın diğer ucunu başımın arkasından geçirdi. Düğüm, kulağımın üzerinde kaldı. Artık hiçbir şey göremiyordum. Bu beni biraz daha huzursuzlandırdı. Belli etmemek için tebessüm etmeye çalıştım. Ne kadar becerebildim, bilmiyorum. “Eee, şimdi ne olacak?” Açıkçası ne kadar süre böyle kalacağımı merak ediyordum. “Elbisene veda etmekle başlayacağız,” dedi. Nasıl yani diye soramadan kesilen kumaşın sesini işittim. Ege beni bağlamadan önce elbisenin kollarını indirmeyi unutmuştu. Ya da sırf makas kullanmak için öyle yaptı. Bilemiyorum, kocam bugün tuhaf bir şekilde fantezi doluydu. “Bu elbiseyi seviyordum,” diye mırıldandım. Gömlek elbiseleri kendime ayrı bir yakıştırırdım. Belki de Ege’yle tanıştığım gün de üzerimde buna benzer bir kıyafetin olması bu model elbiseleri üzerimde daha çok beğenmeme sebep olmuş olabilirdi. Yaklaşık 1 yıl önce Yeşim’le bir kafede otururken de üzerimde gömlek elbise vardı. Kahvelerimizi yudumlarken Yeşim’in fakülteden arkadaşı Okan çıkagelmişti. Yeşim bizi tanıştırdı hemen. Okan da arkadaşı gelene kadar oturmak için izin istedi. “Şimdi bir masada tek başıma oturursam yanıma kızlar damlar,” demesi komiğime gitmişti. Esmer, uzun boylu, kaslı biriydi Okan. Hani bakan bir daha bakardı. Ama o belli ki arkadaşımdan hoşlanıyordu. Ona bakışı öyle farklıydı ki Yeşim, neden Okan’a hiç şans vermedi bugün bile anlam veremiyordum. İkisi, birlikte çok mutlu olabilirdi. “Neredesin be adam deminden beri kafede masa kesiyorum,” diyerek Ege masamıza yanaşınca gözlerim bayram etti. Evet; Okan gibi kaslı, yapılı değildi. İnce yapılıydı ama kendine baktığını anlamak için gömleğini dirseğine kadar sıyırmış olması kâfiydi. Hoş, o bile olmasa yüzüne bakınca gözleri sizi çekiyordu hemen. Şimdi hatırlıyorum da o gün ona o kadar uzun bakmıştım ki Ege ondan rahatsız olduğumu sanmıştı. Biz yeni yeni bir çift olmaya başladığımız sıralarda, bana, tanıştığımız gün için “ o gün masanıza oturacağız diye gözlerinle beni öldüreceksin sanmıştım,” demişti. Ben de tabii çok gülüp “aslında o gün gözlerimle seni bir nevi yiyordum,” diye cevap vermiştim. “O zaman çok da yanılmamışım,” deyip göz kırptığında direkt dudaklarına yapışmıştım. Ve, evet, bu bizim ilk öpücüğümüzdü. Hâlâ konusu açıldığında ilk öpücüğü benim başlatmama bozuluyordu kocam. Ben tanıştığımız günü düşünürken Ege’nin de makasla işi bitmişti. Bir süredir kulağıma makas sesi gelmiyordu. Üzerimde iç çamaşırlarından başka bir şey kalmamıştı sanıyorum. Ege, olabildiğince yavaş bir şekilde, kestiği parçaları üzerimden aldı. Şimdi ne yapacak acaba diye bekliyordum. O gün tanıştığım o nazik adamın içinde böyle arzular olabileceğini tahmin bile edemezdim. Sonuçta daha yeni evliydik. Kim bilir ona dair bilmediğim daha ne sürprizler çıkacaktı karşıma? “Kızlara yeterince rahatsızlık vermişsin zaten, hadi kalk artık,” demişti Ege. Okan, gülüp “ne rahatsızlığı yahu sohbet ediyoruz işte. Gel burada oturalım,” dedi. Ege bir Okan’a bir de sırayla bize baktı. Arkadaşına itiraz ediyordu. Ama Yeşim “buyurun, oturun lütfen. Okan haklı,” dedi. Ben de benzer bir şey söyleyince Ege, Yeşim’in yanı Okan’ın karşısına oturdu. Böylece biz de Ege’yle çapraz olarak karşı karşıya oturmuştuk. Çaktırmadan onu izliyordum sohbet boyu. Ne konuştuğumuzu o gün kafeden çıkarken bile hatırlamıyordum. O güne dair aklımda sadece Ege kalmıştı. Onun gülüşü, gözlerinin rengi, dağınık taranmış saçları… İçeceğini yudumlarken kimseyi rahatsız etmemeye çalışması, ses tonu… Kısaca o gün ona dair gördüğüm her şeyi bir hazine gibi beynimin bir köşesine saklamıştım. Şimdi bu hazine, gözlerim kapalıyken bana büyük bir hediye oldu. Yatağın gıcırdamasıyla düşüncelerimden sıyrıldım. Ege, sonunda yanıma gelmiş olmalıydı. Soluk alıp verişini tenimde hissettim. Şu an yüz ifadesinin nasıl göründüğünü görmek isterdim. Onu, beni öpmekten alıkoyan ne olabilirdi? Yine de elleri nazikçe vücudumda geziniyordu. Dokunuşları titrememe sebep oldu. “Sonunda bu an’a kavuştum,” diye mırıldandı. Ne demek istiyorsun diye soramadan dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Öpücüğü öyle şiddetliydi ki saçlarına asılamadığım için ellerim kıvrandı. Resmen acı çekiyordum. Daha buna alışamadan göğsümün sıkılmasıyla kasıldım. Ağzımı ağzıyla kapatmamış olsaydı muhtemelen inlerdim. Birden dudaklarını çekince derin bir nefes aldım. Şimdi diğer eli de boştaki göğsümü sıkıyordu. Saçları göğsümü gıdıklamaya başladı. Artık dilini memelerimde hissediyordum. Birden başını kaldırmış olmalı, çünkü hiçbir dokunuş hissedemedim. “Şu an öyle savunmasızsın ki…” dedi. Ses tonu hoşuma gitmese de bir şey demedim. Bunun da fantezisine dâhil olduğunu düşündüm. Ellerini boynumda hissettim. Bir an bastırışı canımı acıttı. İstemsizce yüzümü buruşturdum. Elleri boynumdan saçlarıma uzandı. Zaten kollarımın bağlı oluşundan kafamı kaldıramazken arkadan çekilen saçımla kafam biraz daha geriye düştü. Boynum daha bir öne çıktı. Çenemden itibaren Ege’nin dudaklarını hissediyordum. Öpmekle yalamak arasında bir şeyler yapıyordu. Boynumun gergin duruşu dudaklarından zevk almama engel oldu. Bir süre sonra boynumu eğmek istedim. Tam bu esnada saçlarıma yeniden asıldı, duruşumu değiştiremedim. Yetmezmiş gibi omzumda bir ısırık hissettim. Ağzını omzumla kollarımın arasına nasıl yerleştirdiğini anlayamadım. Derken diğer omzumda da aynı acıyı hissettim. Muhtemelen apoletler gibi omzumda iz kalacaktı. “Ege, artık kollarımı çözsen mi diyorum,” dedim. Ama Ege’den bir cevap alamadım. Onun yerine bacaklarımın ayrıldığını hissettim. Beklenmedik bu hareket baldırıma kramp girmesine neden oldu. Acıyla doğrulmaya çalıştım. Fakat karnıma bastırılan el, beni, daha kalkamadan yatağa yapıştırdı. “Ege, canımı acıtıyorsun,” diye inledim bu kez. Yine bir cevap alamayınca kafamı sağa sola hareket ettirmeye başladım. En azından gözümdeki bağdan kurtulmak istiyordum. “Kıpırdama,” diyen homurtulu bir ses eylemimi durdurdu. Ege ilk defa benimle bu tonda konuşmuştu. Şaşkınlıktan kıpırdayamadım. Bacaklarım açık bir hâlde, kafam yastığa sabit duruyordum. Yeniden Ege’nin ağırlığını üzerimde hissettim. Kulak mememi ısırmasıyla içime girmesi aynı anda oldu. Dişlerinin mi yoksa aletinin mi baskısı canımı daha çok acıttı, anlayamadım. Henüz ıslanmamıştım ama Ege içimdeydi. Aletini hareket ettirip duruyordu. Korunmamıştı da. Kendini geri çekecek sanmıştım ama içime boşaldı. En azından bittiğini düşünüp rahatladım. Ege’nin yanıma uzandığını hissettim. “Artık beni çözebilirsin herhalde,” dedim. Dudaklarımla tebessüm etmeye çalıştım. Ama Ege’den yine bir yanıt alamadım. Yataktan kalktığını hissettim. Odanın kapısının açılıp kapandığını duydum. Ege, içeri mi gitmişti? Yalnız mıydım artık? Bilmiyordum. Kafamı yeniden hareket ettirmeye başladım. Göz bağından olsun kurtulmak istiyordum. “Bakıyorum, birileri lafımı dinlemez olmuş.” Ege’nin sesini duyunca durdum. Bakışlarımı sesin geldiği tarafa çevirmek istiyordum ama gözlerimin gördüğü sadece karanlıkken öylece durdum. “Ege, beni serbest bırak. Kollarım ağrıdı. Karanlığa bakmaktan da yoruldum,” diye inledim. Bana mı öyle geldi yoksa yaşadığım rahatsızlık mı böyle algılamama sebep oldu anlayamadım ama sanki bir gülüş duymuşum gibi geldi. Ege, benim huzursuzluğumdan keyif alacak değildi ya, sonuç olarak bana öyle geldiğine kanaat getirdim. “Dur Ebru, henüz başlamadım bile.” Ege daha ne yapacak diye beklerken ayaklarımdan birinin çekildiğini hissettim. Ayak bileğimde hissettiğim bir iple neyin geldiğini anladım. Ege, şimdi de ayaklarımı yatağa sabitlemek istiyordu. Böylelikle ben, onun içime rahatça girip çıkabildiği bir pozisyonda kalmış olacaktım. Bu nasıl bir arzuydu böyle? Her şeyi geçtim; sadece yatakta çıplak yatan, gözleri bağlı kalmış karısına bakarak mı sertleşecekti Ege? Bu, beni yatakta sabit kalmaktan daha çok düşündürdü. Yine de aklımdan geçeni dillendiremeyecek kadar seviyordum onu. O, bu hayatta bana verilmiş en büyük lütuftu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD