Teklif

1581 Words
Birazcık toparlanabilmiştim sonunda. Hâlâ başıma gelenlere inanamıyordum. Resmen ölümün kıyısından dönmüştüm. Şimdi yavaş da olsa toparlanmaya başlayınca bu gerçeği idrak ediyordum. “Günaydın asker, nasılsın?” diye sordu komutan. Konuşabildiğim zamandan beri her gün soruyordu bunu komutan. Oysa daha birkaç hafta öncesine kadar konuşmaya çalıştığımı bile anlayamamıştı. “Bugün daha iyiyim komutanım,” dedim ben de. Otomatik pilota bağlamış gibi cevap veriyordum komutana artık. “Güzel,” dedi komutan da. Sesine yansıyan memnuniyet her geçen gün daha da kuvvetleniyordu. Sanırım hastaneden çıkıp gitmemi dört gözle bekliyordu diye düşünsem de hazır cevabımı söyledim ben de. “Sağ olun komutanım,” deyişimi duyar duymaz komutan odadan çıktı. Yalnız kalınca rahatladım. Neredeyse 6 aydır askeri hastanede tedavi görüyormuşum. Annem ve babam ben uyanana kadar buradaymış. Babamın işleri olmasaydı daha da kalırlardı da ben onları daha fazla yormak istemedim. Biraz nankörce olacak farkındayım, ama ben artık sadece Egemi istiyorum. Hâlâ gelmedi. Neden ona da haber vermediler anlamış değilim. Oysa onu görmek beni ilaçlardan daha hızlı tedavi ederdi. Biri komutana bunu söylese belki o da memnun olurdu. * Günler geçip gidiyordu. Benimse tedavim henüz bitmemişti. Komutan bugünkü sorularını sorduktan sonra doktorumla konuşabilmek için odamda biraz daha kaldı. Konuşmaları sonlanır sonlanmaz ben de eşimin neden hâlâ buraya getirilmediğini sormaya karar verdim. Günleri, haftaları geçtim aylar olmuştu. “Komutanım,” diye seslendim önce. Tekin Bey çok saygı duyduğum ve örnek aldığım bir asker. Yine de üstüm olduğu için bir şey istemek güç. Takdirini kullanıyormuşum gibi görünmek istemem. Bana bakınca boğazımı temizledim. “Annem ve babam evlerine döneli haftalar oldu. Eşimi de aylardır görmüyorum. Sizce de artık eşimi çağırmanın vakti gelmedi mi?” Gözlerim umutla bakıyordu Tekin Bey’e. Beni anlayacağını düşünüyordum. Hastane odasında kim bir başına kalmak isterdi ki? Ama bir şey oldu. Tekin Bey gözlerini kaçırdı. Odadaki görevlileri bir baş hareketiyle odadan gönderdi. “Sanırım artık bu konuyu konuşmamızın vakti geldi Ebru.” “Hangi konuyu komutanım?” 6 ay çok uzun bir süre. Yoksa ben hastanede bilinçsizce yatıyorken Egeme bir şey mi olmuştu? İçim sıkıldı bu düşünceyle. Kalbimi bir şey kıstırıyordu sanki. “Ebru sakin ol önce,” deyip bir sandalye çekti yatağımın yanına. Bir şey olmuştu belli ki. Komutan bile lafa girmekte zorlanıyordu. “Kocanı buraya çağıramayız Ebru.” “Neden?” diye sormam uzun sürmüyor. Resmen komutanımın lafını kesmiş oldum ama artık umurumda değil. O da zaten bozulmuş görünmüyor. “Aslında sana bunu taburcu olduğunda söyleyecektik ama madem konu açıldı bir kere gizlemenin âlemi yok.” “Komutanım korkutmayın beni. Yoksa eşime bir şey mi oldu?” Gözlerime bakıp “hayır,” dedi. En azından bir nebze olsun rahatladım. “Peki, o hâlde sorun ne?” “Sorun şu ki Ebru kocan seni öldü biliyor.” İşte bunu hiç beklemiyordum. Egem kim bilir nasıl üzülmüştür? Ama artık acısı mazide kalacak. “Komutanım, ben yaşıyorum,” dedim tebessüm ederek. “Yakında tamamen iyileşeceğim de.” “Biliyorum Ebru.” “Ee o zaman sorun ne? Neden eşimi buraya çağırıp ona gerçeği açıklamıyoruz?” “Bak Ebru, senin şu an öldü bilinmen senin için daha iyi.” “Ama annem ve babam yaşadığımı biliyor.” “Evet, biliyorlar. Ama onlara çoktan durumunu anlatıp gizlilik sözleşmesi imzalattık.” “Tamam, eşime de imzalatırız. Bu zor bir şey değil. Eşim mahvolmuştur zaten. Gerçeği öğrenince kim bilir nasıl sevinecek?” “Ebru, eşine güvenemeyiz. Güvenemezsin,” dedi birden. Duyduğumu anlamakta zorlandım. Eşime güvenmeyeceğim de kime güveneceğim ki ben? O, benim ikinci ailem. “Ege’den sır çıkmaz merak etmeyin,” dedim komutanıma güvence vermek için. Ama o, hâlâ ikna olmuyordu. Neden bu kadar diretiyordu ki sanki? Yakında evime dönünce eşim de gerçeği öğrenmeyecek miydi? Ertelemenin anlamı neyse artık? “Ebru, bu söyleyeceklerim canını yakabilir. Ama madem ısrar ediyorsun sana neden Ege’yi buraya aldırmadığımızı söyleyeyim.” “Buyurun komutanım, dinliyorum.” “Ege’yi çağıramadık, çünkü sen çok uzun bir süre komadaydın, yaşam mücadelesi veriyordun ama güvenlik gereğinden dolayı ve uyanma ihtimalin çok düşüktü diye dışarıda öldü biliniyordun.” “Eee,” dedim hiç istifimi bozmadan. Durumumu ezberlemiştim artık. “Durum şu ki,” diye devam etti komutan. “Biz sen uyanınca eşini almaya gittik. Tıpkı annenleri aldığımız gibi. Ama,” deyip sustu. Koskoca komutan yüzüme bakamadı. O kadar kötü müydü söyleyeceği? “Ama eşin gelmedi.” “Nasıl gelmedi?” “Basbayağı gelmedi Ebru.” “Doğru kişiyle konuştuğunuza emin misiniz? Başka Ege olmasın o?” “Hayır Ebru, biz kocanla konuştuk. Ona cenazene götüreceğimizi söyledik. Aynı annenlere yaptığımız gibi, bizimle gelseydi ona da gizlilik sözleşmesi imzalatacaktık. Sonra da hastaneye getirecektik. Ama o ben gelemem, işlerim var dedi.” “Hayır, yalan söylüyorsunuz!” Duygularım o kadar karmaşıktı ki istemeden komutana sesimi yükselttim. Ya benden beklemediği için ya da hâlâ tam olarak iyi olmadığımdan, komutan bu çıkışımı görmezden gelmeyi seçti. “Bizden ölüm belgeni istedi. Evrak işlerini yapacağını söyledi.” “Evrak işleri mi?” diye sordum. Ne gibi bir işleri olabilirdi ki? “Bunu sana söylemek ne kadar doğru bilmiyorum ama bir yerde de öğrenmek hakkın.” Hiçbir şey demeden öylece baktım komutana. Neden bahsediyor olabilirdi ki? “Kocan sana hayat sigortası yaptırmış. Hem de çok yüksek bir meblağdan.” “Akıllılık etmiş,” deyip rahat bir nefes aldım. “Tabii tabii, akıllılık etmiş. Kocan yüzünden ne kadar zorlandık haberin var mı?” Evet, bunu ancak tahmin edebilirim. Ceset de gösteremeyeceklerine göre gerçekten zorlanmış olmalılar. “Haklısınız komutanım. Ben askeriye açısından düşünemedim,” dedim. Komutanın da yüz ifadesi bir nebze olsun yumuşadı. “Ayrıca nikâh akdini düşürtmüş, evi ve bankadaki paranı miras almış. Sen hastanede hayat mücadelesi veriyorken kocan bunlarla uğraşıyordu işte. Nasıl ona güvenelim?” “Bir yanlış anlaşılma olmalı,” dedim hemen. Komutanıma çıkışacak değildim. “Ne yazık ki Ebru gerçek bu. Ailen bile duyduğunda küplere bindi. Ama senin sağlığından endişe duydukları için bu gerçeği senden sakladılar.” Kulaklarıma inanamadım. Tamam, gerçekten ölmüş olsaydım Ege’nin de bir zaman sonra önüne bakabilmesini isterdim. Ama bu kadar kısa sürede nasıl her şey çok normalmiş gibi davranabilir? Yasımı tutmamış olamaz, değil mi? Hayır, bu işte bir terslik var. Buradan çıktığım zaman gerçeği nasılsa öğreneceğim. “Peki, komutanım, öyle olsun,” dedim. Düşüncemi kendime sakladım. Komutanı ikna edemezdim. Sonuçta o Ege’yi tanımıyordu. Beni nasıl sevdiğini bilmiyordu. Ege’nin mantıklı bir açıklaması illa vardır. “Aslında seninle konuşmamız gereken bir başka konu daha var asker.” “Buyurun komutanım.” Gözlerimi Tekin Bey’e dikmiştim. Ege’den başka önemli nasıl bir konu vardı, merak ettim. “Bildiğin üzere sen şu an resmiyette ölüsün. Öyle de kalman gerekiyor.” “Evet, komutanım.” “Bu yüzden zorunlu emekli de edildin.” “Evet, komutanım.” “Ama sen hâlâ bizim askerimizsin.” “Evet, komutanım.” “Özel bir görev var ama süresi belli değil. Onun için askeriye seni görevlendirmek istiyor.” Bu yaşta emekli olmak istemezdim zaten. “Dinliyorum, komutanım,” dedim hemen. Hastanede yat yat yeterince sıkılmıştım. “Yakın korumalığını yapmanı istediğimiz biri var. Ama bu kişi koruma altında olduğunu, izlendiğini bilmemeli. Bilmeyecek.” “Evet, komutanım.” “O yüzden onunla evlenip onu gözetecek birine ihtiyacımız var.” Şaşkınlıktan ne tepki vereceğimi bilemedim. Komutanın yüzüne boş boş baktım. Ben zaten âşık, evli bir kadındım. Nasıl yeniden evlenebilirdim ki? Hoş, yapabilsem bile bu çok başka bir şeydi. Hayır, böyle bir görevi kabul etmem mümkün bile değil. “Komutanım ben zaten evliyim, görev şartlarını karşılamıyorum,” dedim. Hayır, demenin usturuplu yolu. “Evli olan Ebru resmiyette ölü. Sen buradan çıkarken zaten başka bir kimlikle çıkacaksın.” “Öyle bile olsa bu görev beni aşar komutanım. İtaatsizlik etmek istemem ama evlilik, çok başka bir durum.” Komutan düşünceli bir hâlde başını kaşıdı. Aklında bir şeyler vardı. Ama ne kadarını bana söyleyeceğini kestirmeye çalışıyordu. “Korumalığını yapmanı istediğimiz adam Kutay Kılıç,” dedi birden. Sanki görevi kabul etmişim gibi detayları vermeye başlaması çok garipti. Daha garip olan ise ismin bana aşina gelmesiydi. Nerede duymuştum ki ben bu ismi? “Kutay’ın dedesi Ilgaz, emekli askerdi. Emekli olmadan önce bir kaçakçı çetesini alt etti. Aldığı tazminatla bir şirket kurdu. Oğlu Nihat işleri büyüttü. Ama asıl etkiyi Ilgaz’ın torunu Kutay yaptı. Yakın zamanda alt edilen kaçakçı çetesine dair faaliyet girişimi istihbarı aldık. Aynı zamanda Ilgaz’dan intikam almak istediklerini de ön görüyoruz. Hem çeteyi büyümeden ortadan kaldırmak hem de askeriyenin vefa duyduğu bir askerin torununu korumak için bu operasyonun yürütülmesi gerekiyor. Ailelerinde kimse Ilgaz’ın geçmişini askeri gizlilikten ötürü bilmiyor. O yüzden Kutay’ın da haberi olmadan korunması gerekiyor. Geçmişteki görevlerini düşünürsek, ve elbette özel durumunu, bu göreve senden daha uygun kimse yok.” “Teklifinizden ötürü onur duydum. Ama ben madem zorunlu emekli edildim, bu emekliliğimi hakkıyla yaşamak isterim. Ölümden dönmek, hayatın ne kadar anlamlı olduğunu gösterdi bana. Zamanımızın kısıtlı olduğunu idrak ettirdi. Ben de ne kadar ömrüm varsa bu zamanı sevdiklerimle geçirmeyi arzuluyorum.” “Yaşadıklarından ötürü seni zorlamayacağız. Ama hastanedeyken biraz daha düşünmeni bekliyoruz.” “Ama,” dememe kalmadan komutan elini havaya kaldırdı. Beni konuşturmadı. Ayaklandı ve gitti. Görevi kabul etmeyecek de olsam komutanın anlattıkları beni etkilemişti. İşin içinde evlilik gibi bir şey olmasaydı son derece heyecanlı bulduğum bu göreve balıklama atlardım. Askeriyenin böyle vefalı olabileceğini düşünmezdim. Tanımadığım Ilgaz Bey’e karşı da aşırı saygı duydum. Ama şu torun, neydi adı? Kutay Kılıç? İsmi bir yerlerde duyduğuma eminim. Nereden duymuş olabilirim ki? Ilgaz Kılıç, bahsedilen şirketin kurucusu. Bu şirket Kılıç Holding olmasın sakın? Tabii ya, ismin neden tanıdık geldiğini buldum. Ege, Kılıç Holding’te çalışıyordu. Ve onun o sevimsiz patronunun adı da Kutay’dı. Vay be, dünya ne kadar küçükmüş böyle? Ah, işin içinde evlilik olmayacaktı da görevi kabul edecektim. O zaman Ege’yi de sık sık görebilirdim. Ne yazık ki görev için dahi olsa Ege’den başkasını kocam olarak düşünemem. Bu, imkânsız. Üzülerek, görevi reddedeceğim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD